Seçkinler yeni ABD-Irak diyalogunu nasıl görüyor?

Dördüncü ve son diyalog turu terörle mücadele dosyalarına, enerji ve doğalgaz sorununa, yatırım fırsatlarının geliştirilmesine odaklanacak.

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
TT

Seçkinler yeni ABD-Irak diyalogunu nasıl görüyor?

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)

Sabah Nahi
ABD ve Irak arasında 26 Temmuz'da düzenlenecek dördüncü ve son stratejik diyalog turu için Washington’u ziyaret edecek olan Iraklı müzakereci Mustafa Kazimi büyük umutlar taşıyor. Bu sırada Washington, Yeşil Bölge’nin merkezinde bulunan dünyadaki en büyük büyükelçiliklerinden birinin İran'a bağlı milisler tarafından defalarca hedef alınmasına öfkeli.
Bu milis gruplar, Demir Kubbe'ye sığınmış büyükelçilik çalışanlarının başlarına Katyuşa füzeleri yağdırmayı, seksenli yılların başında Tahran’da ABD Büyükelçiliği binasına düzenlenen baskın ve çalışanlarının rehin alınması hadisesini hatırlatırcasına büyükelçilik binasının önünde gösteri yapmayı, Yeşil Bölge’yi basıp içeri girme girişiminde bulunmayı alışkanlık haline getirdiler. Bu tür girişimler, dönemin ABD başkanı Jimmy Carter'ın ikinci dönem başkanlığı kaybetmesi gibi, herhangi bir Amerikan başkanının kamuoyu önündeki pozisyonuna ve prestijine bir tehdit oluşturuyorlar.

Irak’ın talepleri
Kazimi Washington'a ulaşmadan önce, eski Irak başbakanı Haydar İbadi liderliğindeki Zafer Koalisyonu, Irak heyetine taleplerini içeren bir bildiri yayınladı. Bildiri, Koalisyonun baskılardan ve mevcut kriz anı olarak adlandırdığı şeyden kurtuluş, diğer tüm çıkarlardan uzakta Irak'ın çıkarlarını gerçekleştiren akıllı ve cesur stratejik pozisyonların benimsenmesi taleplerini de içeriyordu.
Zafer Koalisyonu, Kazimi’ye ulusal çıkarları ve egemenliği koruyan, devletin birliğini ve kurumlarının prestijini pekiştiren, Irak'ı bölgesel ve uluslararası çatışma tehlikelerinden koruyan kapsamlı bir yol haritası olarak İbadi’nin önerdiği 10 eksenli “Irak’ın egemenliği” inisiyatifine bağlı kalınması çağrısı yaptı.
Birçok Iraklı politikacı ve gözlemci, yabancı (muharip) kuvvetlerin Irak ordusunun eğitimi, muharebe yeteneklerinin geliştirilmesi ve danışmanlık görevleriyle ilgili açık ve yasal bir anlaşma ile birlikte Irak'tan çekilmesi için bağlayıcı bir zaman çizelgesi benimsenmesi gerektiğinin altını çiziyor. Ayrıca terörle mücadele için bir istihbarat iş birliğini öngörmesi, iki ülke arasında imzalanan “stratejik anlaşma”nın şartlarının, özellikle ekonomi ve ticaretle ilgili olanların aktifleştirilmesini, tüm alanlarda yeni bir yapıcı iş birliği aşamasının başlatılmasını içermesi gerektiğini de vurguluyorlar.

Geri çekilme tahliye anlamına gelmiyor
Irak Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Dr. Gazi Faysal el-Sukuti, "Muharip güçlerin geri çekilmesi, danışmanlar ve eğitmenler gibi muharip olmayan güçlerin geri çekilmesi anlamına gelmiyor. Yine ABD’nin Irak’a desteği ve askeri yardımları, başta hava kuvvetleri ve savunması olmak üzere Irak ordusunun çeşitli sınıflarının askeri yeteneklerinin geliştirilmesi için yaptığı yardımı keseceği anlamına da gelmiyor” dedi.
Bunun, Irak’ta muhtemelen ABD kuvvetlerinin yerini alacak NATO kuvvetleri ve Uluslararası Koalisyona katılan ülkeler için de geçerli olduğunu belirtti. Gazi Faysal’a göre onlar da muharip olmayan kuvvetlerini çekmeyecekler, ancak bu, operasyonlarda ve misyonların yerine getirilmesinde Irak kuvvetlerine daha çok güvenileceği anlamına geliyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Gözlemciler, müzakere turlarının terörle mücadele, enerji ve doğalgaz, Irak'taki Amerikan şirketleri, yatırım fırsatlarının geliştirilmesi konularının yanı sıra eski eserlerle ilgili kültürel yönlere, bilimsel ve eğitimsel iş birliğine, ülkenin yeniden inşasına odaklanacağını tahmin ediyorlar.

Irak'tan çekilme Afganistan gibi olmayacak
Gallup Danışmanlık Şirketi’nin Direktörü Munkız Dagir, Independent Arabia’ya, “Bence bu önceki yaklaşımı tamamlamaya dönük bir tur, ancak geri çekilme mutabık kalınan bir şekilde gerçekleşecek ve Amerikan güçlerini içeren NATO güçleri Irak’ta var olmaya devam edecek” diye konuştu. Ayrıca Irak'ın Afganistan olmadığını ve oradaki geri çekilme sahnesinin tekrarlanamayacağını vurguladı.  
Pek çok gözlemci, 2003'ten bu yana Irak'taki siyasi sürecin sponsoru olan ABD'nin deneyimlerini sunmasını umuyor. Ülkedeki yaygın yolsuzluğa karşı mücadeleye, Irak'ın kaynaklarını çalma konusunda uluslararası deneyime sahip yozlaşmışların kovuşturulmasına, yurtdışına kaçırılan ve Irak'ın kontrolü dışındaki bankalara yatırılan devlet fonlarının iade edilmesine katkıda bulunmasını bekliyorlar. Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih’in parlamentoya “çalınan fonları iade etme” adında bir yasa tasarısını sunduğunu da hatırlatmadan geçmeyelim. Yasa tasarısı üst düzey görevler üstlenen tüm Iraklı devlet görevlilerinin sorgulanmasını içeriyordu ve o dönemde yasa tasarısının uluslararası talep üzerine hazırlandığı söyleniyordu.
Öte yandan, bulaşıcı hastalıklarla mücadele danışmanı Doktor Hüseyin Casim el-Şimri, mevcut korona dalgasıyla yüzleşmek için Kazimi’ye sağlıkla ilgili bazı fikir ve önerileri gündemine dahil etme çağrısında bulundu.
Doktor Hüseyin, Irak'ta bulunan mutant varyantları tespit edecek bir cihaz sağlaması için Amerikan tarafı ile anlaşmanın gerekliliğine işaret etti ve şunu ekledi, “Kazimi'nin önümüzdeki Ekim ve Kasım aylarındaki şiddetli dalgayla yüzleşmek için Amerikalıları Irak’a milyonlarca doz Pfizer ve Moderna aşısı tedarik etme konusunda ikna etmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Keza Iraklı doktorlar için bazı Amerikan kuruluşlarında eğitim kursları ve atölyeleri düzenlenmesi ve doktorların burada elde edecekleri deneyimleri diğer Iraklı meslektaşlarına ve sağlık ekiplerine aktarmaları gerektiğini de.”

Çeşitli bakış açıları ve farklı niyetler
Washington’a giden Irak delegasyonu ortak bir perspektif taşımıyor. Toplum dördüncü tura güvenenler ile kötüleyenler arasında bölünmüş durumda. Sözgelimi kendisini reddedenler arasında yer alan yazar Hüseyin Tahir bu turu sert bir şekilde, “Sınırlı bir algıya sahip, safça hareketlerde bulunan bir başbakan ile söz ve vaatlerini yerine getirme açısından etik sadakatleri şüpheli kişilerden oluşan kabinesinin bir mekik gezisi” olarak niteledi.
Ardından şunu ekledi, “Şimdiki delegasyon bize, imparatorluklara bağlılıklarını beyan etmek için küçük bölgelerden gelen itaat heyetlerini hatırlatıyor ve devleti bizim iyiliğimizi istemeyenlere altın bir tabakta teslim edilebilecek tüm devlet kurumlarını içermesi ile öne çıkıyor”.
Independent Arabia’ın görüşüne başvurduğu yazar Hamad Şahap ise, “Son turda, kalıcı askeri varlıktan danışmanlara kadar terimler üzerinde manipülasyona odaklanılacak. Askeri üsler ise oldukları gibi kalacaklar çünkü İsrail, kendisi için bir tehdit kaynağı bulunduğundan ABD'nin Irak'tan çekilmesini kabul etmeyecek. Bu yeni tehdit kaynağı, İranlı milisler. Ziyaretin ne bir ilerleme ne de gerilemenin kaydedilmeyeceği bir protokol ziyareti olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.
2003-2011 yılları arasında Irak'ı işgal eden ve ardından geri dönmemecesine çekilen ABD, bugün iki ülke arasında stratejik ortaklık adını verdiği bir şeyin peşinde. Bu ortaklık kesinlikle eşitsiz ve birçok zorlukla karşı karşıya bulunuyor. Bunların en önemlisi, Iraklıların ülkelerinde yaşanan tam yıkımın bu işgalin ürünü olduğu hissi. Milyonlarca Iraklının bakış açısına göre bu işgal, gerçek olmadığı kanıtlanmış kitle imha silahlarının var olduğu iddiasını temel almıştı.
Stratejik İttifak Anlaşması ile onaylanan iş birliği projesinin, Iraklıların günlük yaşamlarında hiçbir etkisinin görülmemesi ise işleri daha da kötü hale getirdi. Halbuki Başkan Joe Biden pek çok kez, “Irak ile siyasi, ekonomik ve güvenlik konularında ikili iş birliğini güçlendirmeye can attığını” vurguladı. Ancak, Irak Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi üyesi Zafer el-Ani'nin, "Irak'ı ikinci bir Afganistan'a dönüştürecek ve resmen milislerin kontrolüne sokacak" olarak tarif ettiği bir geri çekilmeden, pek çok Iraklı ve özellikle de Sünniler korkuyor.
Zafer Ani’nin açıklamaları, bilhassa içeriği, diyalogun dördüncü turunu özellikle Şii güçler için bir çıkış yolu olarak gören birçok Iraklı gücün çabalarıyla kesiştiği için halen devam eden bir suçlama ve saldırı dizisi başlattı. Söz konusu güçlerin böyle düşünmelerinin nedeni, ABD ile ilişkilerin diplomatik yönlerle sınırlanması, büyükelçiliğin boyutunun küçültülmesi taleplerini Şii güçler için bir çıkış yolu olarak görmeleri. Keza önde gelen ılımlı Şii koalisyonlarından biri olan Zafer Koalisyonu'nun talep ettiği kuralları da. Bu kurallar arasında şunlar bulunuyor; herkesin gerek iç gerekse dış konularda devletin askeri ve güvenlik bağlamlarına bağlı kalması. Irak’ın güvenlik, askeri ve siyasi iç meselelerine hiçbir yabancı müdahalenin kabul edilmemesi. Diplomatik misyonlara yönelik herhangi bir saldırıdan tamamen kaçınılması. Irak egemenliğinin herhangi bir şekilde ihlal edilmesi halinde uluslararası bağlamlara başvurulması.
Ancak Irak kota kuvvetlerinin farklı eğilimleri var. Tek bir parlamento ve kabine içinde yer alsalar da diyalog konusunda onlar için şu ünlü Irak atasözü geçerli “Dost yüzler, ayrı kalpler.”



Gazze'de termobarik mühimmat mı kullanıldı? İsrail ABD'den aldığı silahlarla 3 bin Filistiniliyi buharlaştırmış

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)
İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)
TT

Gazze'de termobarik mühimmat mı kullanıldı? İsrail ABD'den aldığı silahlarla 3 bin Filistiniliyi buharlaştırmış

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)
İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)

İsrail, ABD'nin sağladığı termal mühimmatla 3 bine yakın Filistinliyi küle çevirmiş.

Katar merkezli medya kuruluşu El Cezire'nin haberinde, İsrail ordusunun Gazze savaşında yüksek ısı üretebilen termal ve termobarik bomba kullandığı öne sürülüyor. 

Gazetenin "Hikâyenin Geri Kalanı" adlı araştırmasına göre, Gazze Sivil Savunma ekipleri savaşın başladığı Ekim 2023'ten bu yana 2 bin 842 Filistinliyi "buharlaşmış" diye belgeledi. 

Bu kişilerden geriye yalnızca duvarlara sıçramış kan izleri veya küçük doku parçaları kaldığı belirtiliyor.

Gazze Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, kayıtların sahadaki adli incelemelere dayandığını, olay yerinde "eleme yöntemine" başvurduklarını belirtiyor: 

Hedef alınan bir eve giriyoruz ve içeride olduğu bilinen kişi sayısını çıkarılan cesetlerle karşılaştırıyoruz. Aile içeride beş kişi olduğunu söylüyorsa ve biz yalnızca üç sağlam ceset bulabiliyorsak, kapsamlı aramalar sonucunda sadece biyolojik izler kaldığını gördüğümüzde, diğer iki kişiyi 'buharlaşmış' olarak kaydediyoruz.

Haberde, bu durumun termal ve termobarik silahların sistematik kullanımından kaynaklandığı iddia ediliyor. "Vakum bombası" diye de bilinen bu silahlar 3 bin 500 santigrat dereceye varan ısı üretebiliyor. 

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı Genel Direktörü Dr. Münir el-Burş, insan bedeninin yaklaşık yüzde 80'inin sudan oluştuğunu hatırlatarak şunları söylüyor: 

3 bin dereceyi aşan enerjiye, yoğun basınç ve oksidasyon eşlik ettiğinde vücut sıvıları anında kaynar. Dokular buharlaşır ve küle dönüşür. Bu kimyasal olarak kaçınılmazdır.

Rus silah uzmanı Vasily Fatigarov, bombanın yanma süresini uzatmak için karışıma alüminyum, magnezyum ve titanyum tozları eklendiğini, bunların ısıyı daha da artırdığını belirtiyor. 

ABD yapımı bazı bombalarda kullanılan tritonal maddesinin de çok yüksek ısı ürettiği vurgulanıyor.

Araştırmaya göre yaklaşık 900 kilogramlık MK-84 "Hammer" bombası, tritonal içeriyor ve 3 bin 500 santaigrat dereceye varan ısı üretebiliyor. 

Sığınak delici" BLU-109 bombalarınınsa içerdiği PBXN-109 patlayıcı karışımı sayesinde kapalı alanlarda büyük ateş topu oluşturarak içeridekileri yaktığı ifade ediliyor. 

İsrail ordusunun bu bombaları, Eylül 2024'te "güvenli bölge" ilan ettiği El-Mevasi'de kullanıldığı ve 22 kişinin kalıntı bırakmadan öldürüldüğü savunuluyor. 

AFX-757 patlayıcısının kullanıldığı GBU-39 hassas güdümlü bomba da Ağustos 2024'teki Tabiin Okulu saldırısında kullanılmış. Yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı okul binasına atılan bu bomba, basınç dalgası ve yüksek ısıyla öldürüyor. Rus uzman Fatigarov'a göre mühimmat, binayı nispeten sağlam bırakıp içindekileri yakarak yok etmek için tasarlanmış. 

Gazze'deki Sivil Savunma ekiplerinin, "buharlaşmış" cesetlerin olduğu alanlarda GBU-39'a ait kanat parçaları bulduğu aktarılıyor.

Georgetown Üniversitesi'nin Katar kampüsünden hukukçu Diana Buttu, bu tür silahların kullanımının yalnızca İsrail'i değil tedarikçileri de sorumlu kıldığını vurgulayarak şunları söylüyor: 

Bu sadece İsrail'in işlediği değil, küresel çapta yapılmış bir soykırımdır.

Buttu, "Bu silahların ABD ve Avrupa'dan sürekli olarak gönderildiğini görüyoruz. Bu silahların savaşçıyla çocuk arasında ayrım yapmadığını bilmelerine rağmen, göndermeye devam ediyorlar" diye ekleyerek, bunun savaş suçu sayılacağını belirtti. 

Birleşmiş Milletler'e bağlı İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun geçen yıl eylülde yayımladığı raporda, İsrail'in Gazze Şeridi'nde Filistinlilere karşı soykırım yaptığı sonucuna varılmıştı. Tel Aviv yönetimiyse raporun bulgularını "yanlış ve çarpıtılmış" diye nitelemişti.

Independent Türkçe, El Cezire, The Cradle, New Arab


İsrail Cumhurbaşkanı: Avustralya'daki Yahudi karşıtlığı 'korkutucu ve endişe verici'

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı: Avustralya'daki Yahudi karşıtlığı 'korkutucu ve endişe verici'

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)

Avustralya'yı ziyaret eden İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ülkedeki antisemitizmi “korkutucu” ve “endişe verici” olarak nitelendirirken, “barış isteyen sessiz çoğunluk Avustralyalılar”a da dikkat çekti.

Herzog, Sidney'deki Bondi Plajı'nda meydana gelen ölümcül silahlı saldırının kurbanlarına taziyelerini sunmak ve Yahudi topluluğunu teselli etmek için pazartesi günü Avustralya'ya dört günlük bir ziyaret başlattı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre bugün Melbourne'a (güneydoğu) gitmeden önce Seven TV'ye verdiği demeçte, 14 Aralık'ta 15 kişinin öldüğü saldırının ardından antisemitik nefret “dalgasının” zirveye ulaştığını söyledi.

Bunun “korkutucu ve endişe verici” olduğunu vurgulayan Herzog, “barış isteyen, Yahudi topluluğuna saygı duyan ve elbette İsrail ile diyalog kurmak isteyen sessiz bir Avustralya çoğunluğu da var” diye belirtti.

Pazartesi günü, Herzog'un Sidney'e gelişini protesto eden Filistin yanlısı göstericiler ve polis arasında çatışmalar çıktı.

AFP muhabiri, polisin göstericileri dağıtmak için biber gazı kullandığını ve yürüyüş önceden belirlenmiş rotadan sapmaya çalıştığında Fransız basın muhabirleri de dahil olmak üzere, gazetecilere göz yaşartıcı gaz atıldığını bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Melbourne'deki Flinders Street İstasyonu önünde İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ziyaretine karşı düzenlenen gösteri için toplanan protestocular (EPA)

AFP muhabiri, yürüyüşçüler ile polis arasında çıkan çatışmalarda en az 15 protestocunun gözaltına alındığını bildirdi.

Yürüyüş, Herzog'u Gazze Şeridi'nde “soykırım” yapmakla suçlayan ve Canberra'nın uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak soruşturulmasını talep eden Palestine Action grubu tarafından düzenlendi.

Avustralya'daki Yahudileri temsil eden ana kuruluş olan Avustralya Yahudileri Yürütme Konseyi ziyareti memnuniyetle karşılarken, Avustralya Yahudi Konseyi ziyareti reddetti ve İsrail cumhurbaşkanını, Gazze Şeridi'nin “süregelen yıkımından” sorumlu tuttu.

Görsel kaldırıldı.
Pazartesi günü, Sydney'de Herzog'un gelişini protesto eden Filistin yanlısı göstericiler ile polis arasında çatışmalar çıktı (EPA)

Bu arada ABC, Melbourne Üniversitesi'ndeki bir binaya “Herzog'a ölüm” yazısının yazıldığını bildirdi.

2025 yılında, bağımsız bir BM soruşturma komisyonu, İsrail'in 7 Ekim 2023'te Hamas'ın Yahudi devletine saldırmasının ardından patlak veren savaşın başlangıcından bu yana Gazze'de “soykırım” işlediğine karar verdi.

Birleşmiş Milletler adına konuşmayan komisyona göre, Herzog ve diğer İsrailli liderler Filistin topraklarında “soykırımı kışkırttı”, ancak İsrail bunu ‘kesinlikle’ reddetti, “önyargılı ve yanlış bir rapor” olarak kınadı.


Rusya adına casusluk yapan Ukraynalıların sayısı neden artıyor?

Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
TT

Rusya adına casusluk yapan Ukraynalıların sayısı neden artıyor?

Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)

Ukrayna’da bir papazın kızı Rus istihbaratına casusluk yapmaktan 15 yıl hapse mahkûm edildi

19 Temmuz 2024 günü öğleden kısa bir süre sonra, bir papazın kızı 19 yaşındaki Hristina Garkavenko, Ukrayna’nın doğusundaki Pokrovsk kentinde bulunan bir kiliseye geldi. Dindar olmasına rağmen bu kez kiliseye ibadet için gitmemişti.

Babasının burada görev yapması nedeniyle binayı iyi tanıyan genç kadın, ikinci kata çıkarak odalardan birine girdi. Perdelerle kapatılmış pencerede cep telefonunu canlı yayın kamerası olarak yerleştirdi ve cihazı, doğudaki cephe hatlarına gidip gelen Ukrayna askeri birlikleri ve araçlarının kullandığı yola doğru çevirdi. CNN’in aktardığına göre, görüntüler doğrudan Rus istihbaratına iletildi.

Ukraynalı savcılara göre Garkavenko’nun Rus istihbaratı adına yürüttüğü tek faaliyet bu değildi. Genç kadın yıl boyunca bir Rus ajanıyla temas halinde kalarak, stratejik öneme sahip Pokrovsk’taki Ukrayna askerleri ve askeri teçhizatın konumlarına ilişkin bilgiler aktardı.

Binlerce kişiden biri

Vatana ihanet suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırılan Garkavenko’nun, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) ve diğer Rus istihbarat birimleri tarafından ülkesi aleyhine casusluk yapmak üzere devşirildiği düşünülen binlerce Ukraynalıdan biri olduğu ifade edilidyor.

Ukrayna Güvenlik Servisi’ne (SBU) göre Rusya’nın Şubat 2022’de başlattığı kapsamlı işgalden bu yana 3 bin 800’den fazla vatana ihanet soruşturması açıldı. Bu davalarda bin 200’den fazla kişi suçlu bulunarak hüküm giydi.

Hüküm giyenler ortalama 12 ila 13 yıl arasında ceza alırken, bazı sanıklar müebbet hapisle cezalandırılıyor.

CNN’in ulaştığı FSB ise konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

Şarku'l Avsat'ın CNN’den aktardığına göre Ukraynalı avukat ve uluslararası insancıl hukuk uzmanı Andriy Yakovliv yaptığı açıklamada, Kiev yönetiminin “adil yargılama için gerekli koşulları sağladığını” ve ülke mahkemelerinin genel olarak usul kurallarına uyduğunu belirtti. Yakovliv, savcılığın yeterli delil olmadan dava açmadığını ve mahkûm etmek üzere herhangi bir bahaneye başvurmadığını belirtti.

En yaygın ihanet türü

SBU’ya göre savaş döneminde en yaygın vatana ihanet türü, bilgilerin Rus istihbaratına sızdırılması.

SBU’nun açıklamasına göre “Cephe hattına yakın bölgelerde en sık, Ukrayna ordusunun hareketleri ve konuşlandığı yerler hakkında bilgi toplayıp bunları sızdıran ajanları yakalanıyor. Ukrayna’nın batı ve orta kesimlerinde ise askeri tesisler ve kritik altyapı hakkında bilgi toplanıyor, bunları sızdırıyor ve enerji santralleri, polis binaları ile demiryolu hatları yakınında sabotaj girişimlerinde bulunuluyor.”

Ukraynalılar neden casusluğu kabul ediyor?

CNN’nin haberine göre Rusya’nın devşirdiği Ukraynalılar farklı kesimlerden geliyor. Ukraynalı istihbarat yetkililerine göre ideolojik nedenlerle hareket edenlerin sayısı azalıyor. Casusluğu kabul edenlerin çoğu için temel motivasyon para.

SBU, Rus istihbaratının öncelikli olarak işsizler ya da uyuşturucu, alkol veya kumar bağımlılarını veya paraya acil ihtiyacı olan kişileri hedef aldığını belirtiyor.

SBU’da görevli bir karşı istihbarat yetkilisi CNN’e yaptığı açıklamada, Telegram kanallarının devşirmede kullanılan en yaygın araçlarından biri olduğunu söyledi. Yetkiliye göre Ruslar, “hızlı ve kolay kazanç” vaat eden ilanlar yayımlıyor ve görevleri kademeli olarak veriyor.

Yetkili, ilk aşamada oldukça basit olan görevler verildiğini belirtiyor, “Örneğin kahve satın almak ve kafedeki fişi fotoğraflamak gibi. Bunun karşılığında para banka kartına yatırılıyor ve devşirme süreci adım adım ilerliyor. Daha sonra demiryolu hatları boyunca kamera yerleştirmek, askeri tesisleri görüntülemek gibi daha hassas görevler veriliyor” dedi.  

Yetkili ayrıca, kişinin bir aşamada iş birliğini reddetmesi durumunda Rus ajanların şantaja başvurduğunu ve önceki yazışmaları SBU’ya iletmekle tehdit ettiğini belirterek, “O noktadan sonra geri dönüş imkanı kalmıyor” değerlendirmesinde bulundu.