Tunus’ta yeni yol haritası nasıl belirlenecek?

Cumhurbaşkanı Said ‘demokratik süreci koruma’ sözü verdi. Nahda Hareketi’nin de yer aldığı bir ulusal diyalog başlatılması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Said, sendika ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle görüşüyor (Tunus Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Said, sendika ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle görüşüyor (Tunus Cumhurbaşkanlığı)
TT

Tunus’ta yeni yol haritası nasıl belirlenecek?

Cumhurbaşkanı Said, sendika ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle görüşüyor (Tunus Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Said, sendika ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle görüşüyor (Tunus Cumhurbaşkanlığı)

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said 25 Temmuz akşamı Anayasanın 80’nci maddesine dayanarak aldığı yürütmeyi feshetme ve yasamayı askıya alma kararını uluslararası topluma karşı savunmak için yeni adımlar atıyor.
Cumhurbaşkanı Said ve Dışişleri Bakanı Osman Cerandi, ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken de dahil olmak üzere dünyadaki bazı üst düzey yetkililerle bu çerçevede telefon görüşmeleri yaptılar.
Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı ‘çoğulcu demokratik süreci desteklemeye’ devam edeceklerini, istisnai kararların, anayasayı kaldırmak veya ülkeyi militarize etmek için değil, ‘koşullar gereği’ ve ‘düzeltme ve reform amaçlı’ olduğunu vurguladılar.
Şarku’l Avsat’ın Tunus siyaset kulislerinden edindiği bilgilere göre siyasi güçlerin, - Said’in kararlarına ilişkin tutumları ne olursa olsun - ‘bir yol haritasının belirlenmesi’ talepleri artarken, bu yol haritasının nihai hedefi, beklenen eylemlerin düzeyi ve zaman çizelgesi konusunda farklı görüşler var.
Said, avukatlar, hakimler, gazeteciler ve iş insanları dernekleri ile işçi ve köy sendikalarının temsilcileriyle yaptığı bir dizi toplantıda, ‘demokratik sürece’ bağlılığı konusunda güvence verirken meclis çalışmalarının dondurulması, Hişam el-Meşişi hükümetinin görevden almasının yanı sıra yolsuzlukla suçlanan çok sayıda milletvekilini yıllardır aleyhlerinde açılan dosyalar nedeniyle yargıya sevk etme niyetini duyurusunun gerekçelerinin açıkladı.

Ulusal diyalog süreci
Tunus Ulusal Barolar Birliği Başkanı İbrahim Budırbale, Cumhurbaşkanı ile Kartaca Sarayı'nda diğer yetkililerin de yer aldığı görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Said’in bir sonraki aşamada Nahda Hareketi ve diğer muhalefet partilerin liderleri de dahil olmak üzere tüm siyasi partilerle kimseyi dışlamadan ulusal bir siyasi diyalog başlatmak istemesine övgüde bulundu.
Ulusal diyalogun dışında kalacak olanların yalnızca haklarında ‘yolsuzluk şüpheleri’ olan kişiler olduğunu belirten Budırbale, bu kişilerin aralarında kaçakçılık, vergi kaçakçılığı, rüşvet ve şüphelilerden maddi ve manevi destek almakla suçlananlar da dahil olmak üzere çok sayıda siyasetçi ve mevcut ve eski milletvekilinin yer aldığını söyledi.

25 Temmuz kararları bir darbe mi?
Öte yandan aralarında akademisyen Selsebil el-Kuleybi, hukukçu Selva el-Hamruni ve akademisyen es-Sagir ez-Zekravi’nin yer aldığı Tunus’taki bazı üst düzey anayasa hukuku uzmanları, Cumhurbaşkanı Said'in 25 Temmuz akşamı açıkladığı ve Tunus'taki ve yurtdışındaki bazı siyasi parti liderlerinin ‘anayasaya ve parlamento seçimlerinin sonuçlarına karşı bir darbe’ olarak nitelendirdiği kararlara destek verdi.
Kuleybi, Hamruni, Zekravi ve bazı meslektaşları, kararların, Arap ve Afrika ülkelerinin daha önce tanık olduğu darbelerde olduğu gibi ‘anayasanın iptaline ve iktidarın orduya devredilmesine yol açmadığını’ belirterek ‘darbe’ tanımını reddettiler. Muhalif ekonomist Cemal Uveydidi de ekonomik ve sosyal koşulların ‘feci durumda olması ve ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasi güvenliğini tehdit etmesini’ göz önünde bulundurarak kararlardan duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Yeni yol haritası için farklı talepler
Demokratik Akım Partisi lideri ve eski bakan Gazi eş-Şuvaşi gibi Cumhurbaşkanı Said'in kararlarına karşı çıkan veya onları bazı çekincelerle destekleyen politikacı ve ekonomistlerin çoğu, Cumhurbaşkanı’ndan yeni hükümetin kurulması, seçim yasasında değişiklik yapılması ve erken genel seçimleri düzenleme senaryoları, anayasa değişikliği ve parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçilmesi konularında referandum düzenlenmesi de dahil olmak üzere devletin bir sonraki aşamada alacağı önlemleri ortaya koyan bir yol haritası açıklamasını istediler.
Bazı sivil toplum kuruluşları da dün yayınladıkları açıklamalarda, Cumhurbaşkanı Said’in söz verdiği “kurtarma planını” uygulamak için bahsettiği bir aylık sürenin sona ermesinden sonra istisnai önlemlerin hukuka aykırı bir şekilde uzatılması senaryosuna karşı uyardılar.
Ancak muhalefet liderleri Ahmed Necib eş-Şabi ve Muhsin Merzuk gibi bazı politikacılar, tüm kesimlere ve hukukçulara verilen güvencelere rağmen, bir ay sonra ülkenin ‘olağanüstü hal ve istisnai kararlar aşamasından’ çıkarılıp çıkarılmayacağını sorguladılar.
Şabi ve Merzuk gibi siyasiler ve hukukçular, “Kays Said’in ‘kurtarma planı’ çerçevesinde ‘Müslüman Kardeşler (İhvan) ile mücadelenin yanı sıra yargı, yönetim, finans ve iş sektörlerindeki yolsuzluk baronlarıyla mücadelenin” uzun bir zamana ihtiyaç duymasından ötürü mevcut “istisnai durumun” bir ay ile sınırlı kalacağının düşünülmemesi çağrısında bulundu.
Feshedilen Meşişi hükümetine sekülarist sert muhalefetiyle tanınan Özgür Anayasa Partisi Genel Başkanı Abir Musa da Cumhurbaşkanı Said’i uygulayacağı siyasi yol haritasını açıklamaya çağırdı.

Said’in hedefi Devrimden sapmayı engelleyip rayına oturtmak
Ancak Cumhurbaşkanı Kays Said, ne 25 Temmuz kararlarına muhalefet eden siyasi partilerle ne de kararlarını memnuniyetle karşılayan ve bir ‘reform için yol haritası’ veya ‘kurtuluş planı’ belirlenmesini talep edenlerle aynı fikirde değil.
Said, Kartaca'daki cumhurbaşkanlığı sarayında halka, muhalefete ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerine hitaben yaptığı konuşmada, sadece bir kurtarma planı ile ilgilenmediğini daha ziyade, ‘dünyanın gözlerini kamaştıran Tunus devriminin gidişatını kapsamlı bir şekilde düzeltmek için bir yol haritası’ ile ilgilendiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Said, Nahda Hareketi de dahil olmak üzere bazı partilerin liderlerini isim vermeden bir kez daha ‘ihanet’ ile suçladı ve onları ‘komisyoncular, hainler ve yolsuzluk yapanlar’ olarak nitelendirdi. Said, bu kişileri, ‘gençliğin devrimini çalmak, marjinalleştirilmiş ve işsiz gençlerin sorunlarıyla mücadele etmemek ve Gafsa, el-Kassarin, el-Kaf ve Tatavin gibi yoksul şehirlerin kalkınma projeleri de dahil olmak üzere sosyal, ekonomik ve politik önceliklerini değiştirmekle’ suçladı.

Cumhurbaşkanı’nın öncelikleri ve diğer güçlerin hesapları
Cumhurbaşkanı Said’in yanında iki yıldır yer alan, 217 sandalyeli Meclis’te 15 sandalyesi bulunan  Halk Hareketi Partisi’nin (PM) Genel Sekreteri Züheyr el-Magzavi, Cumhurbaşkanı için önemli olan tek yol haritasının, ‘yolsuzluğu durdurmak, bazı kaçakçılık ve yolsuzluk şüphelilerini yargıya sevk etmek ve siyasi sistemin ülkenin her türlü kalkınma sorununu çözememesi nedeniyle 11 yıl önce patlak veren gençlik devrimini hedeflerine ulaştırmak olduğunu” belirtti.
Cumhurbaşkanı Said'in ‘demokratik süreci savunacağını’ vurguladığını belirten Magzavi, ‘Cumhurbaşkanı’nın Nahda Hareketi ve Tunus’un Kalbi partileri tarafından yönetilen Hişam el-Meşişi hükümeti altındaki yozlaşmış demokrasiyi savunmasına gerek olmadığını’ söyledi.
Cumhurbaşkanı Said’e muhalif olanları ve Nahda Hareketi liderliğini ‘darbeciler’ olarak nitelendiren Magzavi, “Siyasiler olarak kendileriyle aynı fikirde olmayan herkese ihanet etmeye ve onları darbeci olarak tanımlamaya alışığız, ama 2011 yılından bu yana Tunus gençliğinin yaptığı devrime sırt çevirdikleri için gerçek darbeciler onlar” ifadelerini kullandı.



ABD, Gazze planında kararlı: 200 milyon dolarlık fon ayrıldı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

ABD, Gazze planında kararlı: 200 milyon dolarlık fon ayrıldı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD yönetimi, Gazze'de kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) için 206 milyon dolar fon ayıracak.  

Reuters, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kongre'ye gönderdiği 30 Temmuz tarihli iki bildiriyi inceledi.

Bildirilerde, 200 milyon doların ISF'nin teçhizatı, altyapısı, araçları ve operasyonel masrafları için kullanılmasının planlandığı belirtiliyor.

6 milyon dolarlık kaynaksa ISF'yi desteklemek üzere ABD zırhlı araçlarının yeniden tahsis edilmesine ayrılacak. Bu kapsamda ABD'nin Nepal'e göndermeyi planladığı 9 zırhlı personel taşıyıcısını ISF'nin kullanımına sunacağı ifade ediliyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde oluşturulan Barış Kurulu, Gazze Şeridi'nin kapsamlı yeniden inşasında fon sıkıntısı yaşıyor.

Trump, Barış Kurulu için 17 milyar dolarlık taahhütte bulunsa da bu miktarın çok azı tahsil edilebildi. Refah bölgesinde yaklaşık 25 bin kişiyi barındıracak yerleşim projesini desteklemek için Birleşik Arap Emirlikleri, 100 milyon dolar fon sağlamıştı.

Analizde, 206 milyon dolarlık fonun ABD'nin ISF için yaptığı ilk somut harcama olduğuna dikkat çekiliyor.

Bunun, İsrail ve Hamas arasında henüz anlaşma sağlanamasa bile Beyaz Saray'ın Gazze için belirlediği yol haritasını uygulamaktaki kararlılığını gösterdiği yorumu yapılıyor.

Kongre'ye gönderilen bildirimlerden birinde, ISF'nin Gazze'de "güvenlik operasyonlarını yöneteceği, kapsamlı bir silahsızlandırma sürecini destekleyeceği, insani yardım ve yeniden inşa için kullanılacak malzemelerin bölgeye güvenli şekilde ulaştırılmasını sağlayacağı" ifade ediliyor.

Şu ana kadar Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk, Trump'ın 21 maddelik barış planı kapsamında kurulacak ISF'ye asker gönderme taahhüdünde bulundu. Mısır ve Ürdün ise Gazze'de görev yapacak polis birliklerine eğitim verileceğini açıklamıştı.

Diğer yandan ISF'nin Gazze'deki faaliyetlerine ne zaman başlayacağı belirsizliğini koruyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Barış Kurulu'nun Hamas'ın silah bırakmasını ve İsrail'in bölgeden çekilmesini öngören teklifini reddetmişti.

Tel Aviv yönetimi, bölgeden askerlerini çekmeden önce Hamas'ın tüm silahlarını tek seferde bırakmasını talep ediyor. Filistinli örgüt ise silahları kademeli olarak bırakmayı ve Gazze'nin yönetimini Barış Kurulu'nun denetimindeki Filistinli teknokratlara devretmeyi kabul etmişti. Ancak Hamas, kademeli silahsızlanma sürecine eş zamanlı olarak İsrail'in de askerlerini bölgeden çekmesini istiyor.

Trump'ın damadı ve başdanışmanı Jared Kushner, Netanyahu'yla pazartesi günü görüşmüş ancak konuya ilişkin başlıklarda anlaşma sağlanamamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Guardian


Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters

İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, İsrail'in Suriye'deki Ebu el-Zuhur hava üssünü bombalamasından birkaç gün önce telefon görüşmesi gerçekleştirerek Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştü.

Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgilere göre Mossad başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos'ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü. Görüşme, İsrail ile Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti arasında bugüne kadar yapılan en üst düzey temaslardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in salı günü Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti.

Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye'nin Suriye'ye askeri destek sağlama konusunun gündemin ana başlığı olduğunu belirtirken, kaynaklardan biri görüşmenin "İsrail'in, (Türkiye'nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konulardaki soruları" üzerine odaklandığını söyledi.

Üst düzey bir yetkili olan ikinci kaynak ise Gofman'ın bu görüşmeyi, Türkiye'nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını ifade etti. Konuya yakın üçüncü kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Ne olmuştu?

Türkiye, Suriye'de 2024'te Beşar Esad yönetiminin sona ermesinden bu yana Şara yönetimini destekleyen ülkeler arasında öne çıkarken, Ankara'nın Suriye'deki etkisi İsrail'de de güvenlik endişelerine neden oldu.

ABD ile yakın ilişkiler geliştiren Şara, temmuz ayında Suriye'nin İsrail'le bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini ve İsrail'in Suriye'ye yönelik politikasının daha dengeli olması için farklı ülkelerin desteğini aradığını açıklamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise İsrail'in açıklamalarını "mesnetsiz iddialar" olarak nitelendirerek, saldırıların Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirtti.

Türkiye ise belirli bir asker konuşlandırma planına ilişkin açıklama yapmadan, Suriye hükümetiyle iş birliğini sürdüreceğini ve ülkenin istikrarsızlaştırılmasına karşı olduğunu bildirdi.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemeye yönelik bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını ve taraflar arasındaki bilgi paylaşımı ile diyaloğu kolaylaştırdığını açıkladı.

Independent Türkçe, Reuters


ABD'nin Libya girişimi: Seçimler sonunda ertelemeden kurtulacak mı?

Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri
Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri
TT

ABD'nin Libya girişimi: Seçimler sonunda ertelemeden kurtulacak mı?

Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri
Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri

Ben Fishman

29 Haziran'da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Saddam Hafter'i Dışişleri Bakanlığı binasının yedinci katında, bir askeri komutanı ağırlamak için alışılmadık olan bir mekanda kabul etti. Doğu Libya'da şiddet ve muhaliflere karşı hoşgörüsüzlük ile dolu geçmişine rağmen, Hafter, Trump yönetiminin ülkeyi birleştirme girişiminin umut bağladığı kilit isimlerden biri haline geldi.

Başkan Trump’ın Afrika’dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (Tiffany Trump'ın kayınpederi) ile bağlantılı olan ABD girişimi, her bölgeden liderleri üst düzey hükümet pozisyonlarını paylaşmak üzere seçerek doğu ve batı Libya'yı birleştirmeyi amaçlıyor. Trump yönetimi, ABD enerji şirketleri için fırsatları genişletecek ve Libya'nın petrol üretimini artıracak bir istikrar sağlamayı hedefliyor. Ancak, Saddam Hafter bir yana, herhangi birini başkan veya başbakan olarak atamak, siyasi kaos için bir reçete niteliğindedir. Hafter'in Washington ziyaretinden bu yana birçok Libyalı Boulos’un girişimine karşı çıktı. Elektrik krizi ülkenin kötü yönetimini ortaya koyarken, Libya'nın batısındaki Zaviye şehrinde patlak veren çatışmalar milislerin devam eden etkisinin boyutunu gösterdi. En önemlisi, bu plan, BM öncülüğünde Libya'daki siyasi karar alma yetkisini asıl sahiplerine, yani Libya halkına geri verme yönündeki bir başka girişimi fiilen ortadan kaldıracaktır.

Libya, 2011'de Muammer Kaddafi'nin devrilmesinden bu yana siyasi meşruiyet eksikliğinden muzdarip. Başbakan Abdulhamid Dibeybe, 2021'den beri görevde bulunuyor; kendisi BM himayesindeki 74 üyeli Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun 39 üyesi tarafından seçilmişti. Görev süresinin sadece bir yıl sürmesi bekleniyordu, ancak seçimlerin 2022 yılında süresiz olarak ertelenmesinin ardından bugün hâlâ görevde bulunuyor. Dibeybe ve etkili yeğeni İbrahim, Boulos’un sunduğu planda büyük olasılıkla Saddam Hafter'in muadilleri olacaklar.

Trump yönetiminin, Libyalıları atlayarak ve ülkenin iki ana güç ekseni olan Hafter ve Dibeybe aileleri arasında bir anlaşmayı resmileştirerek kestirme bir yol izlemesi şaşırtıcı değil

Libya'nın iki yasama organı ise (doğuda bulunan Temsilciler Meclisi ve Trablus'taki Yüksek Devlet Konseyi) daha da zayıf bir meşruiyete sahip. Akila Salih, 2014'ten beri Temsilciler Meclisi'nin başında bulunuyor ve küçük bir seçim bölgesinden binin altında oyla seçilmişti. Pozisyonunun kendisine sağladığı önemli nüfuzu siyasi değişimi engellemek için kullandı; öyle ki ABD, Libya'da barış ve istikrarı baltaladığı gerekçesiyle kendisine yaptırımlar uyguladı.

İktidara sarılma ve bölünmeleri derinleştirme

Libya, siyasi elitlerin yeni bir hükümete siyasi meşruiyet kazandırabilecek her türlü girişimi engellediği kısır bir döngüye hapsolmuş durumda. Yolsuzlukla dolu rant ekonomisinde siyasi elitler kaybetmemek için iktidara ve zenginliğe sıkıca tutunuyorlar. Aynı şekilde komşu ülkeler, bölgesel güçler ve Batı ülkeleri de dahil olmak üzere dış aktörler, ya savaşan tarafları destekleyerek ya da siyasi ilerlemeyi engellemek için nüfuzlarını kullanarak Libya'daki bölünmelerin derinleşmesine katkıda bulundular.

cvfgbhyju
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Libya Ulusal Ordusu Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ve Trump’ın Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (@US_SrAdvisorAF/X)

Bu zorluklar göz önüne alındığında, Trump yönetiminin Libyalıları atlayarak ve ülkedeki iki ana güç ekseni olan Hafter ve Dibeybe aileleri arasında bir anlaşmayı resmileştirerek kestirme bir yol izlemeye meyilli olması şaşırtıcı değil. Ancak Boulos'un da hızla vurguladığı gibi, belirtilen amaç iktidar paylaşımı ve seçimlere hazırlık olarak ülkeyi birleştirmek ise, bu iki taraftan daha güvenilmez iki taraf hayal etmek zor. Halife Hafter 2019'da Trablus'a savaş açtı ve Ağustos 2015'ten beri resmi yardımcısı olan oğlunun, ulusal düzeyde iktidarın kendisine verilmesi durumunda iktidardan vazgeçmesi pek olası değil. Dibeybe'ye gelince, asıl görev süresi dolduktan sonra yıllarca iktidarda kaldı. İkisinin de geçmişi Libya halkının yönetim ve idaredeki temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda onları ehil kılmıyor; mevcut elektrik ve enflasyon krizleri bunu gösteriyor.

Libyalılar yıllardır geçici çözümlerden bıktıklarını söylüyorlar. ABD girişimi de siyasi elitlerin seçimleri süresiz olarak ertelemelerine olanak tanıyan bir başka geçiş aşaması öngörerek, tam olarak bu türden bir çözüm olmakta kararlı

Seçimleri ve ekonomik reformları desteklemek

Peki alternatif nedir? Haziran ayında, BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), 120 Libyalının katıldığı ve ülkenin siyasi, ekonomik ve güvenlik geleceğine dair bir vizyonun oluşturulduğu yapılandırılmış diyaloğu tamamladı. Bir yönetim grubu, anayasal çerçeveyi tanımlama ve seçimleri düzenleme seçeneklerini sunarken, daha küçük bir grup da seçim yasası ve prosedürlerinin ayrıntıları üzerinde çalışıyor. Üyeleri düzenli olarak bir araya geliyor ve nihayet seçim komisyonunun başkanı ve üyelerinin atanması için bir mekanizma üzerinde anlaştılar. BM ve diyalog grubu, düzenlemeleri kesinleştirmeli ve seçimler için bir tarih belirlemeli. ABD ve ortaklarının da yukarıdan yeni bir siyasi yapı dayatmak yerine, bu süreci desteklemesi daha faydalı olacaktır; zira yeni bir yapının, mevcut yapıdan bile daha az istekli olması muhtemeldir.

Seçimleri desteklemenin yanı sıra, ABD, Saddam Hafter’in meşru bir rol oynayabileceği bir süreç olan orduyu birleştirme çabalarına ek olarak, ekonomik reformlar için de baskı yapmaya devam etmeli.

cdfgthyj
Libya'nın Sirte şehrinde düzenlenen Flintlock-2026 tatbikatının açılış töreninde Libya Müşterek Kuvvetleri askerleri, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)

Nisan ayında, Amerikalı uzmanlar on yıldan uzun bir süredir ilk kez birleşik bir bütçenin müzakeresine yardımcı oldular. Kaotik harcama modelleri ve petrol gelirleri konusunda hesap sormanın yokluğu, Libya dinarının istikrarını tehdit ediyor. Ancak bütçe sadece ilk adım. Genel harcama rakamlarını belirliyor ve tesadüfen Dibeybe ve Hafter ailelerinin etkisi altında olan doğu ve batıdaki kalkınma “kurumları” tarafından kontrol edilen kalkınma projelerine ayrılan fonlar için fiilen bir çıta belirliyor. ABD ve ortakları, Libya'nın nispeten küçük nüfusunun yolsuzluk ve ekonomik kötü yönetimin bedelini ödemek yerine ülkenin petrol zenginliğinden faydalanmasını sağlayacak daha fazla mali şeffaflık ve reformlar için baskı yapmaya devam etmeli.

İkinci olarak, ordunun birleştirilmesine yönelik devam eden çabalar, Libya silahlı kuvvetleri ile ülkenin batısındaki muadilleri arasında daha iyi bir entegrasyon gerçekleştirebilir. ABD Afrika Komutanlığı, Nisan ayında Libya'da büyük bir bölgesel tatbikat düzenledi ve yönetim de her iki tarafla görüşmeleri ilerletmeye devam ediyor. Batıdaki güvenlik güçlerinin düzenli askeri birliklerin yanı sıra milisleri de içermesi nedeniyle birleşme görüşmeleri dengesiz olsa da, süreç iki tarafı savaşmak yerine diyalog içinde tutuyor. Bir diğer önemli adım ise her iki tarafın da silah alımlarını açıklamalarını zorunlu kılmaktır. ABD ayrıca, sahadaki en etkili iki ülke olan ve ikisi de başka bir savaş istemeyen Türkiye ve Mısır ile yakın askeri diyaloğu sürdürmeli.

Libyalılar yıllardır geçici çözümlerden bıktıklarını söylüyorlar. ABD girişimi de siyasi elitlerin seçimleri süresiz olarak ertelemelerine olanak tanıyan bir başka geçiş aşaması öngörerek, tam olarak bu türden bir çözüm olmakta kararlı.