John Bolton: Afganistan dünyanın sorunu… İran’daki patlamaların arkasında İsrail var

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
TT

John Bolton: Afganistan dünyanın sorunu… İran’daki patlamaların arkasında İsrail var

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)

İsa Nehari (Gazeteci)
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın tartışmalı görev süresi boyunca, İran'a karşı en sert Cumhuriyetçi şahinlerin başında John Bolton geliyordu. Bu yüzden Kuzey Kore liderine bile müsamaha gösterse İranlılara göstermeyeceği söylendi. 1960'lı yıllarda ‘mollalar yönetimini’ yıkmak amacıyla kurulan Halkın Mücahitleri Hareketi’nin önde gelen destekçilerinden biri olan Bolton’ın 2018 yılında ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanması, Tahran için tam bir kabustu. İran muhalefetinin konferanslarına düzenli bir şekilde konuşmacı olarak katılan Bolton, yaklaşık dört yıl önce, bu konferanslardan birinde, 2019 yılında Tahran’da rejimin düşüşünün kutlanacağını müjdeledi.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton, Independent Arabia'ya verdiği röportajda, İran rejiminin düşüşüne ilişkin öngörüsünün neden henüz gerçekleşmediğini ve neyin değiştiğini anlattı. Nasıl Başkan Trump’a ABD’ye ait bir insansız hava aracının (İHA) düşürülmesine ve Tahran'ın Washington'ın müttefiklerine karşı düşmanca uygulamalarına karşılık olarak İran’a hava saldırıları düzenleme önerisinde bulunduğunu da anlatan Bolton, Trump’ın önerisine kulak asmadığını, bunun yerine kendisine karşı daha fazla tavır aldığını ve daha sonra onu ABD'yi Ortadoğu'da yeni bir savaşa itmekle suçladığını söyledi.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Bolton, eski ve mevcut ABD yönetimlerinin, Irak, Suriye ve Yemen’deki sıcak çatışma bölgelerine yönelik politikalarına ilişkin tutumunu da açıkladı. ‘Stratejik bir hata’ olarak gördüğü ABD ordusunun Afganistan'dan çekilmesi kararını eleştiren Bolton, Çin tehdidine odaklanmanın ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarına mal olmaması gerektiğinin altını çizdi. Bolton, röportajda ABD Genelkurmay Başkanı’nın Başkan Trump'ın 2020’deki başkanlık seçimlerinden sonra iktidarı barışçıl bir şekilde devretmemesinden duyduğu endişeye ilişkin olarak, eski Başkan’ın bir darbe planlayıp planlamadığı, bunu uygulayıp uygulayamayacağı da dahil olmak üzere bir takım iç meselelere değindi.

Trump, İran rejimini değiştirmeyi düşündü mü?
Amerikalılar, Bolton'ı İran’ın Washington ve müttefiklerine yönelik faaliyetlerini durdurmak için askeri müdahaleye olan tutkusuyla tanıyorlar. Bolton açık açık Tahran'daki teokrasiyi devirmek için rejim değişikliğini bir çözüm olarak görüyor. Trump, uzun bir süre, ‘ABD’yi yeni bir savaşa itmeye çalışmakla’ suçladığı Bolton'ı dinlememekle övündü. Bazıları 70 yaşındaki diplomatın, başta İran ile ilgili olanlar olmak üzere, fikirlerini aktarmak umuduyla Trump yönetimine katıldığına, ama Trump’ın birçok dosyada onu dinlemeyi reddetmesinin Bolton’ı istifaya ittiğine inanıyorlar.
Bolton'ın, ABD’nin İran’a uyguladığı azami baskı stratejisinin, Tahran'ın davranışlarını kontrol etmede yeterli olacağını düşünmediğinden Trump yönetiminin İran'la ilişkilerinde bir rejim değişikliği politikası izlemesini istediği açıktı. Ancak Bolton, özellikle 2017 yazında Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanmasından aylar önce Trump’ı fikirlerini benimsemeye ve bunları Ortadoğu'da İran rejiminin olmadığı yeni bir gerçekliğe dönüştürmeye ikna etme yeteneğini biraz abartmış olabilir. Bolton, 2017 yazında Paris'te İran muhalefeti tarafından düzenlenen konferansa katılan binlerce kişiye, “Rejimin düşünü 2019 yılında Tahran'da birlikte kutlayacağız” dedi ve ABD’nin İran rejimine karşı olan bir başkan seçtiğini vurguladı.
Bolton, rejimi devirmekten neden bu kadar emin olduğu ve şimdi neyin değiştiği sorusuna, “Böyle olacağını tahmin etmemiştim. Humeyni'yi iktidara getiren 1979 devriminin 40. yıl dönümünde hedefin rejimi devirmek olması gerektiğini söyledim” yanıtını verdi. Bolton, her ne kadar o zamanlar, özellikle çok taraflı yaptırımlar daha önce başarısız olduğundan ABD'nin anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin ve İran'a yönelik tek taraflı yaptırımların etkili olup olmayacağı konusunda bazı şüpheler olsa da “Trump yönetiminin 2015 yılında İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi doğru yönde atılmış önemli bir adımdı. ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırımlarının yeniden uygulanmaya başlaması, rejimin kendisi üzerinde yıkıcı bir etki yarattı” dedi.
İran muhalefetine verdiği destekle bilinen Bolton, İran’da rejimin düşmesi için onun davranışlarından etkilenen ülkeler arasında güçlü bir koordinasyon kurulması ve halkın içinde bulunduğu kötü yaşam koşullarının farkında olduklarından ordu içinde Devrim Muhafızları’nın çekirdeğinde bölünmeler aranması gerektiğine inanıyor. Bolton, popülaritesi 1979 devriminden bu yana tüm zamanların en düşük seviyesinde olan rejimin, insanların düşündüğünden daha zayıf hale geldiğini vurguladı.
Trump yönetiminin bir rejim değişikliği politikası için baskı yapmayı düşünüp düşünmediği sorulduğunda ise Bolton şu yanıtı verdi:
"Hayır, ama benim birkaç yıldır tutumum bu yönde. Ancak Trump bunu dikkate almaya hazır değildi. Diğerleri ise sadece uzun bir süre boyunca ekonomik baskı uygulamanın yeterli olmasını umuyordu. Belki de yeterli olabilirdi. Fakat Avrupa Birliği (AB) nükleer anlaşmaya bağlı kalsın ya da kalmasın İran’ın anlaşmanın şartlarını ihlal edeceğinden endişeliydim ve hala da endişeliyim.”
Bolton, ABD’nin önceki yönetiminin kurduğu uygulama mekanizmaları sayesinde yaptırımların rejim üzerindeki olumsuz etkileri olduğunu doğrularken yaptırım politikasının yeterli olmadığına inandığı belirterek, “Tahran’daki mollalar, güçleri olduğu sürece politikalarını değiştirmeyecekler” dedi. AB’yi, İran halkının ne tür bir hükümet istediklerini seçmelerini sağlamak için bir rejim değişikliği politikasını benimsemeye çağıran Bolton, ‘sivil ve insan haklarını ihlal eden resmi bir katil’ olarak nitelendirdiği İbrahim Reisi'nin cumhurbaşkanı seçilmesini ise kınadı.
İran’da sadece Dini Lider ve birkaç kişinin karar mercii olmasından ötürü yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesinin İran rejiminin politikalarını değiştirmeyeceğini düşünen ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, “Tahran rejiminin yüzü en az birkaç yıl daha gülmeyecek. Şuan Huzistan ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşanan büyük su sıkıntısı çerçevesinde, rejimin gerçek yüzünü ve hükümetin başarısız olamaya devam ettiğini görüyoruz” dedi.
İran rejiminin uranyum zenginleştirmeye ve nükleer savaş başlığı taşımak amacıyla balistik füzeler geliştirilmeye devam ettiği konusunda uyaran ABD’li diplomat, İran’ın Ortadoğu'da süregelen çatışmalara ve dünya çapında terörizme verdiği desteğin yanı sıra bu çalışmalarının daha iyi hava durumu tahminleri için geliştirilmiş uyduların uzaya fırlatılması değil, daha ziyade İran tehdidinin nükleer ve füze alanlarında büyümesi anlamına geldiğini söyledi.

İran’daki patlamalar
İsrail'in İran’ın nükleer tesislerini hedef almak için belirlediği, bir takım olası askeri planları hakkında ortada dolaşan söylentilere ilişkin tutumu sorulduğunda Bolton, “Bunları destekliyorum. Aslında, tıpkı Natanz Nükleer Tesisi’nde olduğu gibi, şuan İran tesislerini hedef alanlar var. İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğuna inanılan başka tesislere de sabotaj saldırıları olduğuna dair haberler geliyor” ifadelerini kullandı.
 
Bolton, krizler karşısında askeri seçeneklere yöneliyor (Getty)
İran’ın nükleer tesislerindeki patlamaların ve yangınların sayısındaki artışın, bunların tesadüfen meydana gelmediklerini gösterdiğini düşünen ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, bunların arkasında kimin olduğuyla ilgili olarak ise şunları söyledi:
“Bu olayların arkasında kesinlikle İsrailliler var. Arap dünyasından başka aktörler de işin içinde olabilir. Sadece şunu söyleyebilirim: İyi şanslar, devam edin!”

2019 gerginlikleri
Bolton, yaklaşık iki yıl önce ABD ile İran arasındaki gerilim ve o tarihte iki ülke arasında bir savaşın eşiğine gelinip gelinmediği sorusuna verdiği yanıtta, “ABD’nin, İran'ın bir Amerikan İHA'sını düşürerek, Hürmüz Boğazı çevresinde petrol tankerlerine karşı sabotaj saldırıları düzenleyerek ve Suudi Arabistan'daki petrol altyapısını hedef almanın yanı sıra Husiler aracılığıyla Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) sivil noktalara saldırarak kabul edilemez davranışlarda bulunmasına karşılık olarak atması gereken adımlar olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.
İran’ın, Irak'taki Şii milisleri kullanarak ABD’ye ait tesislere yönelik saldırılarının, Suudi Arabistan ve BAE’nin çıkarlarını hedef alan sabotaj saldırılarıyla kesiştiğini vurgulayan ve bu saldırıların özellikle ABD’ye karşı yapıldığı değerlendirmesinde bulunan Bolton, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD’nin düzenlediği hava saldırısıyla öldürülmesine işaret ederek bunun İran'a yönelik misilleme için yeterli olduğunu söyledi. Başka isimleri de ortadan kaldırmanın mümkün olduğuna dikkati çeken Bolton, “Çünkü rejim yaptıklarının yanına kar kalacağını ne kadar hissederse, İran tehdidi de o kadar artacaktır” dedi.
Bolton sözlerini tasdik etmek için, Trump, İran'a yönelik hava saldırıları konusunda kendisini dinlemiş olsaydı, 2019’un Eylül ayında Suudi Arabistan'daki iki petrol tesisini hedef alan saldırıların gerçekleşmeyebileceğini söyledi.
ABD’li diplomata şöyle devam etti:
“ABD, İranlıların düşmanca saldırılarını püskürtmüş olsaydı, daha sakin ve daha makul olanı tercih edilebilirlerdi ve ABD’nin imkanlarının kendi imkanlarından çok daha büyük olduğunu anlayabilirlerdi.”
Karşı saldırıların amacının İran'la bir çatışmaya girmek değil, onu caydırmak olduğunu vurgulayan Bolton, “Tahran rejimi, ciddi yaptırımlarla karşılaşmadan Suudi Arabistan ve BAE'deki sivil hedeflere İHA’lar ve kruz (seyir) füzelerle saldıramayacağını anlamalı. Bunlar bir terör devletinin eylemleridir” yorumunda bulundu.

2019 yılında Saudi Aramco tesislerini hedef alan füzelerin kalıntıları (Reuters)
Trump’ın 2018 yılında nükleer anlaşmadan çekildikten sonra İran’ın nükleer bomba edinmesini önleme stratejisi ve ABD yönetiminin askeri seçeneğe yönelmeyi tercih etmemesi hakkında yaptığı değerlendirme ise azami baskı politikasının, ABD’nin Cumhuriyetçi yönetiminin stratejisi olduğunu ve bunun işe yarayacağını düşünmediğini söyledi. Bolton, “Azami baskı politikasının başarılı olmasını umuyorum. Belirttiğiniz gibi uzun bir süre sonra başarılı olabilir. Ancak rejimin davranışını geçici olarak değiştirmenin yeterli olacağını düşünmüyorum. Bence rejimin kendisini değiştirmeniz ve İran halkının ne tür bir hükümet istediğini kendisinin seçmesini sağlamanın bir yolunu bulmanız gerekiyor” şeklinde konuştu.
İran’ın sadece nükleer alanda tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda rejim iktidarda kalmaya devam ettiği sürece ‘terör ve geleneksel düşmanlık tehditlerini’ de sürdüreceği konusunda uyaran Bolton, "İran'da 1979 devrimi halen gücünü koruyor. Bu, ideolojik bir devrimdir. Sadece bir dini hayat biçiminden ibaret değildir, kendi ideolojisini de geliştirmiştir. Daha uzun süre ideolojisi şiddetle savunabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Viyana’daki nükleer anlaşma müzakerelerinin geleceği
İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin kartların yeniden dağıtılmasına neden olduğu Viyana'daki dolaylı müzakere turlarının ardından Bolton, “Biden yönetimi, bir geri dönüş yolu bulmak için İran'ın tehditlerini ve mevcut anlaşmaya yönelik ihlallerini umutsuzca görmezden gelerek 6 ay boyunca tavizler verdi. Bence onlar (Biden yönetimi yetkilileri) bunu, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin görev süresi sona ermeden ve Cevad Zarif dışişleri bakanlığı görevinden ayrılmadan önce başarmaya çalıştılar” diyerek mevcut ABD yönetimini eleştirdi.
Seçilmiş Cumhurbaşkanı Reisi’nin, 3 Ağustos'ta göreve başlamadan önce yaptığı açıklamalarda, müzakerelere daha fazla devam etmek istemediğini söylediğine dikkati çeken Bolton, “Son olarak ABD’de bir İran vatandaşına yönelik suikast girişiminde bulunulmasıyla İran'ın terörist davranışlarının devam ettiğine dair örnekler görüyoruz. Bu, birkaç yıl önce İranlıların ABD'ye darbe vurmaya çalıştığı diğer bir suikast girişimine benzer bir başka vakadan ibaretti. Bu, rejimin gerçek yüzünü ve nükleer programla ilgili verdiği taahhütlere neden güvenilemeyeceğini gösteren bir davranış türüdür” dedi.

Washington, İran'ın Irak'taki vekillerini güçlendirdi
Bolton, Biden yönetimini, ‘İranlıların Şii milisleri silahlandırmasına ve onları Lübnan'daki Hizbullah gibi bir yapıya dönüştürmeye çalışmasına izin veren ve tüm bölgeyi gerçekten çok farklı bir El Kaide türü olan DEAŞ terör örgütü tehdidine maruz bırakan eski ABD Başkanı Barack Obama’nın 2019 yılında aldığı Irak’taki ABD güçlerini geri çekme kararını’ hatırlatarak Irak’taki ABD güçlerini geri çekme konusunda uyardı. ABD’li diplomata göre DEAŞ’ın ortaya çıkışı, ABD güçlerinin yeniden Irak'a geri dönmesini gerektirirken ironik bir şekilde, Şii milisler ve Kürtlerle, DEAŞ’ı püskürtmek için iş birliği yapmak zorunda bıraktı.
Bolton, DEAŞ yenilgiye uğratılmış olsa da ABD’nin, İran'ın Irak'taki kolu olan Şii milislerin güçlendirilmesine yardımcı olduğunu söyledi. Bolton’a göre eğer ABD güçleri 2011 yılında Irak’ta kalsaydı ne olurdu tam olarak tahmin etmek mümkün olmasa da ayrılmaktan ve geri dönmek zorunda kalmaktan daha kötü bir politikanın olacağını düşünmenin güç olduğunu söyledi. Aynı senaryonun Afganistan'da tekrarlanmasından büyük endişe duyduğunu ifade eden Bolton, “Bir lamba düğmesi gibi açılıp kapatılamayan bu soruna sürekli dikkat etmelisiniz” ifadelerini kullandı.

Yeni terör örgütlerinin doğuşu
ABD Başkanı Joe Biden'ın Afganistan ile ilgili bir açıklamasında “Afganistan, ABD’nin sorunu değil” şeklindeki ifadesine de değinen Bolton, “Afganistan, Taliban tarafından kontrol edilen bir ülkeden kaynaklanan terör tehdidi olması nedeniyle tüm dünyanın sorunu olacak” dedi. ABD’li diplomat, ülkesi ve NATO güçleri için tercüman olarak çalışan çok sayıda Afgan'a sığınma sağlanmasının, doğru bir adım olmasına rağmen bunun Afgan hükümetinin kırılganlığını yansıttığı konusunda uyardı.
John Bolton sözlerini şöyle sürdürdü:
“Beklenen son, Afganistan hükümetinin düşmesi ve Taliban’ın ülkenin topraklarının çoğunu veya tamamını yeniden kontrol altına alması değildi. Çünkü bu, oradaki El Kaide ve DEAŞ üyelerinin Taliban ile temasa geçmeleri ve Afganistan’ın terör eylemleri için bir kez daha teröristlere güvenli bir sığınak ve üs olacağı anlamına geliyor. Daha kötüsü ise teröristlerin eğitildiği, ABD'yi, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerini tehdit etmeye başladığı Afganistan'daki erişilemeyen bölgelerin varlığından yararlanmak isteyen ve daha ​​önce adını dahi duymadığımız yeni terör örgütlerinin ortaya çıkması olacak.”
Askerlerin, onlarca yıldır Afganistan’daki yabancı güçlere ev sahipliği yapan Bagram Hava Üssü’nü yeni Afgan yönetimine haber vermeden terk etmeleri ve hırsızların üsse saldırmalarına ve Afgan askerlerinin gelmesinden önce üste ne varsa yağmalamasına izin vermeleri hakkında ise Bolton, Afganistan'ı karanlık bir geleceğin beklediğini söyledi. Bolton, “Sonunda, ABD’nin Irak'taki muharebe güçlerinin geri çekileceği duyuruldu. Fakat bu sadece bir isim değişikliğinden ibaretti. Irak’ta gerçekten büyük bir Amerikan muharebe kuvveti yok. DEAŞ’ın bölgesel olarak yok edilmesinden bu yana Amerikan askerleri başka görevler üstleniyorlar” şeklinde konuştu.
ABD’deki AB ve müttefiklerine yönelik 21. yüzyılın en büyük tehdidinin Çin'den kaynaklandığına dair hakim görüşü destekleyen ABD'li eski yetkiliye göre ABD’nin küresel sorumluluklarının yanı sıra dünyanın dört bir yanındaki dostlarıyla kesişen çıkarlara sahip olması nedeniyle Pekin'e odaklanırken diğer bölgeleri ihmal etmemeli.
AB’ye Çin'in yarattığı tehditlere odaklanırken Ortadoğu'daki mevcut tehditleri ve stratejik çıkarları görmezden geldiği eleştirisinde bulunan Bolton, ABD’de sık kullanılan bir ifade olan “Aynı anda hem yürüyebilmeli hem de sakız çiğneyebilmelisiniz” deyimini kullanarak Washington'ın ise hem Çin hem de diğer bölgelerle aynı anda başa çıkabileceğini vurguladı.

Trump’ın Suriye’nin kuzeydoğusundan çekilme kararından en çok yararlanan ülke Türkiye oldu
Bolton'ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinde bulunduğu Cumhuriyetçi yönetim, Trump’ın Suriye’nin kuzeydoğusundaki Amerikan güçlerinin geri çekilmesi kararıyla Demokrat Obama yönetiminin Irak'ta yaptığına benzer bir adım attı. Peki, bu askeri geri çekilme Rusya'ya bir zafer kazandırdı mı?
Bolton bu soruyu şöyle yanıtladı:
“(ABD’nin geri çekilmesi) Türkiye'ye diğerlerinden daha fazla zafer kazandırdığını düşünüyorum. Bu yanlıştı. Çünkü (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan'a istediğini verdi. Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü sonrası tarihe bakıldığında Türklerin uzun zamandır Suriye-Türkiye sınırındaki bölgenin Türkiye’nin egemenliğinde kalması gerektiğine inandıklarını görebiliriz.”
ABD'li yetkiliye göre daha da önemlisi güçleri geri çekme kararı, Suriye’nin kuzeydoğu bölgesini Ruslara ve İranlılara açık bıraktı. Bu da Esed rejiminin güçlenmesine yardımcı oldu.
Bolton, Suriye’nin kuzeydoğusundan geri çekilmenin, ABD’nin düşmanlarının bu bölgede başka türlü sahip olamayacakları bir avantaj elde etmelerine izin veren ‘aptalca ve hiçbir hedefi olmayan bir hata’ olduğunu vurguladı. ABD’li diplomat, Suriye'nin kuzeydoğusunun artık ABD ordusu ve müttefiki olan ülkelerin güçlerinin bulunduğu zamanki kadar istikrarlı olmadığını da sözlerine ekledi.

“Suriye krizinin çözümü, İran sorununu çözmekle başlar”
ABD'nin DEAŞ’ı kalıcı olarak ortadan kaldırmak isterse Beşşar Esed rejimine yönelik yaklaşımını değiştirmesi gerekip gerekmediğiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan ABD'li eski yetkili, “Sorunu Esed yaratıyor. İran ve Rusya Esed rejimini destekliyor. Eğer Tahran'daki ana sorunla ilgilenirsek Suriye'deki durum tamamen farklı olacak. Ruslar, deniz ve hava üsleri için Suriye'de kalmayı ve onların kalmasına izin verecek bir yöneticinin olmasını istiyorlar. Bunun ABD'nin çıkarına olduğunu düşünmüyorum, ama Suriye’de istikrarı yeniden sağlamanın olası yolu bu. Bu da ancak İran'a bağlı olmayan birinin iktidarda olmasıyla gerçekleşebilir” ifadelerini kullandı. İran’ın Suriye’deki birinci tehdit olduğunu, Rusya tehdidinin ikinci sırada geldiğini vurgulayan Bolton, ABD'nin ikisiyle de etkili bir şekilde ilgilenmediği konusunda uyardı.

Trump ve Biden'ın Yemen ile ilgili anlamadıkları konular
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı, Biden yönetiminin Yemen savaşını sona erdirme politikasını eleştirirken, görev aldığı Trump yönetimi, son günlerinde, Husileri Yabancı Terör Örgütleri Listesi’ne ekleme kararı dışında Yemen kriziyle ilgili hiçbir şey yapmadı. Bolton, “Trump yönetimi Yemen dosyasını farklı şekilde ele almalı mıydı?” sorusunu, “Evet, bu konu çok tartışıldı” diye yanıtladı.
İranlıların Suudi Arabistan, BAE ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin arka bahçelerindeki varlıklarını stratejik açıdan önemli gördüklerini söyleyen Bolton, “Trump yönetiminin bunu fark ettiğini veya buna göre hareket ettiğini sanmıyorum. Elbette aynı durum Biden yönetimi için de geçerli” dedi.
Yemen’deki insani krizi mümkün olan en kısa sürede çözmenin yollarından birinin, ülkedeki istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan ve BAE'nin Husilere karşı yürüttükleri savaşı tamamlamasından geçtiğini vurgulayan ABD’li diplomat, “Washington ve Birleşmiş Milletler'in (BM) New York'taki merkezinde Yemen’deki insani krizle ilgili duyduğumuz genel anlatı, başta İranlılar ve Husiler olmak üzere bazı tarafların amaçlarına ulaşmak için gıda sıkıntısını silah olarak kullandıkları, halkı tecrit ettikleri ve onları canlı kalkan yapmak için rehin aldıkları yönündeydi ve bu hiç kimse tarafından kabul edilemezdi. Husiler, İran'dan eğitim alanında ve mali olarak destek almasaydı, herkesin bildiği gibi, büyük bir tehlike oluşturmazlardı” dedi.

Yıllardır devam eden Yemen savaşı, sorunları çözme çabalarını engelleyen bir takım sorunlar barındırıyor (Getty)
Bolton şöyle devam etti:
“Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in yönetimindeyken de Yemen bir insan hakları cenneti değildi. Ama istikrarlıydı ve insanların günlük hayatları iç savaştan etkilenmiyordu. Fakat bu da Husilerin ve İranlıların, oyunu uluslararası savaş kurallarına göre oynamak için değil, sivilleri canlı kalkan yapmak için rehine haline getirebildikleri bir ortam oluşturdu.”
İran'ın Yemen'deki askeri varlığı devam ettiği sürece ülkenin barışa ve istikrara kavuşamayacağı konusunda uyaran Bolton, aynı zamanda ‘yurtdışındaki birçok insanın insani duygularını sömürdüklerine’ dikkati çekti.
John Bolton, Biden yönetiminin Suudi Arabistan ve BAE'ye silah satışlarını dondurma kararının riskleri ve ABD’nin müttefiklerinin bu boşluğu doldurmak için Rusya veya Çin'e yönelmesi ihtimali ile ilgili değerlendirmesinde, “ABD’nin silah satış kurallarıyla uğraşmanın sinir bozucu olabileceğini biliyorum, ancak bu satışların gerçekleşmesi için büyük bir destek var” dedi. Rusya ve Çin’in çok fazla koşul öne sürmedikleri için cazip alternatifler gibi görünebileceğini söyleyen Bolton,  ancak burada iki noktaya dikkati çekti. İlk olarak ‘ABD’den çalıntı kopyalar ve kötü imal edilmiş ürünler’ olduğunu düşündüğü Çinlilerin silahları hakkında uyarıda bulunan Bolton, ikinci olarak Pekin ya da Moskova ile anlaşma imzalamanın siyasi bir bedeli olduğunu vurgulayarak bu konuda ABD ile uğraşmak diğer alternatif sağlayıcılarla uğraşmaktan daha kolay olduğundan Körfez ülkelerini ABD’nin silahlarına yönelmeye çağırdı.
Bolton, ABD’nin yeni üslerle ilgili planına ve Katar'daki üslerini kapatarak Ürdün'e taşınmasına ilişkin ortada dolaşan söylentilerle ilgili olarak, değişikliklerin zaman içinde tüm dünyadaki askeri üsleri etkileyeceğini öne sürdü. Almanya ve Avrupa'daki ABD güçlerinin dünyanın diğer bölgelerine sevk edilmesini isteyenlerin olduğuna dikkati çeken Bolton, bu değişikliklerin ‘stratejik veya kasıtlı olduklarını’ düşünüyor. Bolton, “Sonunda Biden’ın Afganistan’da olduğu gibi Irak’tan çekilme kararı almasından korkuluyor. ABD’nin Körfez'deki askeri varlığını azaltması büyük bir hata olur” diye konuştu.

Üç devletli çözüm
Eski ABD yönetiminin Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgili politikasının geçtiğimiz Mayıs ayındaki en son askeri gerilimin önünü açtığına dair söylentilere de cevap veren eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, “Bu varsayımı doğrulayacak somut bir kanıt olmadığı için bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Lakin asıl sorun İran'ın silah temin ederek ve mali olarak desteklendiği terörist grup Hamas'tır.  İran'ın azmettiriciliğine son verirseniz, pek çok soruna çözüm bulabilirsiniz” dedi.
Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs'te bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını öngören iki devletli çözüme dair umudunu yitirdiğini söyleyen Bolton, Gazze Şeridi'nin yeniden Mısır’ın egemenliği altına girmesini sağlayan, Batı Şeria üzerindeki egemenliği Ürdün ve İsrail'e paylaştıran ‘üç devletli bir çözüm’ önerisinde bulundu.
Sunduğu alternatif öneri ile ilgili olarak Bolton, “Evet, bu öneri pek çok nedenden ötürü birçok kişi tarafından kabul görmüyor, nedenini anlıyorum, ama başka önerilere de açığım. Uzun zamandır iki devletli çözümü uygulamaya çalışıyoruz ve hiçbir ilerleme olmadı. Bu yüzden bir noktada politika yapıcılar belki alternatiflere bakmalıyız demeliler. Bu nedenle ben de alternatif olarak üç devletli bir çözüm önerisinde bulundum” ifadelerini kullandı.

ABD Mike Pence’e borçlu
Bolton, geçtiğimiz yaz yayınlanan "The Room Where It Happened" (Olayın Gerçekleştiği Oda) adlı kitabı Donald Trump'a yönelik sert bir dille yapılmış eleştirileriyle gündemi sarsmıştı. Kitap ABD’de bir tartışma fırtınasına neden oldu. Bolton’ın, Trump'a karşı olduğu biliniyor. Çünkü ABD’nin Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinden Trump’ın politikalarına itiraz ederek istifa etmişti. Ancak basına verdiği son röportajlardan birinde, Trump’ın yardımcısı Mike Pence'in, özellikle görev süresinin bitiminden önceki son günlerde, Trump ile arasının iyi olmadığını ima etti. Peki, Pence istifa etmeyi düşündü mü?
Bolton bu soruyu şöyle yanıtladı:
“Bunun cevabını bilmiyorum, çünkü Eylül 2019 sonlarında görevimden ayrıldım. Fakat biliyorsunuz (eski) Başkan Yardımcısı yönetimdeki herkesten farklıydı.  O seçilmiş bir yetkiliydi.  Biz (Beyaz Saray'ın) Batı Kanadı'nda Trump'ın istifa edemeyen tek danışmanının Başkan Yardımcısı olduğu konusunda şaka yapardık. Pence, başkan ve başkan yardımcısı arasındaki yakın ilişkinin önemini anlamıştı. Başkan yardımcısının görevi devralmasını gerektiren bir durum olduğunda, buna tamamen hazırlıklı olması gerektiğini kavramıştı.”
Eski Başkan Yardımcı Pence’in dört yıl boyunca Trump'ın yanında yer aldığını ve Trump yönetimi altında ABD'yi doğru yolda tutmak için dünyanın bilmediği birçok şeyi Trump için yaptığını vurgulayan Bolton, “Amerikan halkı ona borçludur” dedi.

“Trump, darbe planı yapacak kapasitede değil”
Eski ABD Başkanı Trump, her ne kadar 2024 yılında ikinci kez başkan olmak için aday olma niyetinde olduğunu ima etse de Bolton, Trump’ın aday olmayacağına inanıyor.  Ancak Trump’ın seçimlere kadar sürekli olarak bunu dile getireceğini de belirten Bolton, “Çünkü (Trump’ın) hayatta istediği tek şey kaybeden olmamaktır. Muhtemelen dört yıl sonra başkanlık seçimine girerse kaybedeceğini de biliyor. Trump, gündemde kalmak için aday olmaktan bahsetmeye devam edecek. Fakat arka planda asıl yapmak istediği, Cumhuriyetçi Parti’de büyük bir desteğe sahip olan Florida Valisi Ron DeSantis gibi birçok potansiyel aday arasında Cumhuriyetçi Parti'nin kralı olmak. Ancak henüz çok erken ve elbette çok sayıda aday göreceğiz” yorumunda bulundu.
ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley’nin, Trump'ın 2020 yılındaki başkanlık seçimlerinin ardından bir darbe gerçekleştirmeyi planladığına dair endişeleriyle ilgili son açıklama ve bunun Amerikan demokrasisinin sağlığına yansımasına ilişkin değerlendirmesinde Bolton, “Trump’ın anormal bir durum olduğuna inanıyorum. Dünyanın dört bir yanında insanlar, özellikle de Amerikalıların dostları, onun kendisinden başka bir şeyi temsil etmediğini anlamalılar. Onun Beyaz Saray’da kalmak istediğini siz de biliyorsunuz” şeklinde konuştu.

Bolton, Trump yönetiminde Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini üstlendi (Reuters)
Bolton sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onun (Trump) bir darbe planlayabilecek veya bu planı uygulayabilecek kapasitede olduğunu düşünmüyorum. 6 Ocak olayı ABD için bir trajedi ve çok üzücü bir gündü, ama demokratik düzene veya anayasaya yönelik bir tehdit değildi.”
Trump’ın görevden azledilmesi sürecinde onun aleyhine ifade vermediğinizde hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin sert eleştirilerine maruz kalan ve eski Başkanı devirme şansı olmasına ve görevini yaparken birçok zahmetten kendisini kurtarabilecek bir fırsat yakalamasına rağmen bunu kullanmayan Bolton’a Trump aleyhine tanıklık etmediği için pişman olup olmadığı sorulduğunda ise şu yanıtı verdi:
“Hayır, pişman olmadım, çünkü tüm suçlama sürecinin kötü bir şekilde yönetildiğini düşünüyorum. Kaldı ki sonuç ana amaca aykırıydı. Bu da bir sorun olduğuna işaret ediyordu.”
Trump’ın görevden azledilmesini savunanların, aynı zamanda Trump'ı cezalandırmak veya ona bazı kısıtlamalar getirmek istediklerine de dikkati çeken Bolton, “Buna rağmen tıpkı seçimlerden sonra da olduğu gibi, eski Başkan’ı caydırmayan, aksine daha da cesaretlendiren Senato'da onu cezalandıramadılar” dedi.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Sonunda, Senato'ya duruşmada tanıklık edeceğimi söyledim, ama onlar tanıklık etmem yönünde oy kullandılar. Bunun birçok insan için sinir bozucu olduğunu biliyorum, benim için de sinir bozucuydu. Ama doğru bir sonla bittiğine inanıyorum.”



Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
TT

Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)

Mahmud Ebubekir

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bazı yetkililerine vize yasağı getirme kararını “sert ve orantısız” olarak nitelendirip, reddetti.

TPLF, 19 Haziran 2026 Cuma günü yayınladığı resmi açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'ni Tigray'daki gerçekleri göz ardı etmekle ve Etiyopya hükümetini sorumluluktan muaf tutmakla suçladı.

ABD’nin 18 Haziran'da bazı TPLF yetkililerine ve ailelerine vize vermeyi reddetmesinin ardından yayınlanan açıklamada TPLF; “Durumun hatalı ve orantısız bir değerlendirmesine dayanan, Etiyopya federal hükümetinin Pretoria Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyi sürekli ihmal etmesini göz ardı eden, tüm sorumluluğu Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne yükleyen son vize yasağından derin endişe duyuyoruz” diyerek kararı eleştirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, “Etiyopya hükümeti ile TPLF arasındaki artan gerilimlerin, kuzey Etiyopya'da ve bütün bölgede barış ve güvenliği tehdit eden bir çatışmayı tetikleyebileceğini” vurgulamıştı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, vize kısıtlamalarının “Tigray bölgesindeki krize çözüm bulunmasını engellemeye çalışan veya onlarla iş birliği yapan kişileri hedef aldığı” belirtildi.

Amerikan anlayışı

Etiyopya Başbakanı'nın Afrika Boynuzu İşlerinden Sorumlu Danışmanı (ve eski Tigray bölgesel hükümeti başkanı) Getachew Reda ise Washington'un TPLF üyelerine ve ailelerine uyguladığı yaptırımların, Amerikan yönetiminin Etiyopya'daki siyasi gerçekliği anladığını teyit ettiğini ve ABD yönetiminin TPLF liderlerini kuzey Etiyopya'daki artan gerilimlerden sorumlu tuttuğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Etiyopya Başbakanlığı veya Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ise Washington'un önlemleri hakkında yorum yapmadı.

Bu durum, Afrika Birliği'nin TPLF ile Etiyopya federal hükümeti arasında Pretoria Barış Anlaşması'nın uygulanması yollarını görüşmek üzere müzakereler başlatma çabalarıyla eş zamanlı olarak geldi. Bu arada, TPLF, federal hükümeti kasıtlı ve sistematik olarak anlaşmanın uygulanmasını engellemekle ve bölgenin yıllık bütçesini önlemekle, ayrıca Başbakan Abiy Ahmed’i anlaşmada belirtilen taahhütlere uymadan General Tadesse Worku'nun Tigray bölgesel hükümeti başkanlığı görevini uzatmakla suçlayarak, anlaşmanın hükümlerini dondurduğunu açıkladı. Buna karşılık federal hükümet, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi liderliğini, anlaşmayı engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor.

Washington, Mekelle'nin anlatısına karşı Addis Ababa'nın tarafını tutarak onun anlatısını mı desteklemeye başladı? Bazı TPLF liderlerine vize yasağı getirilmesi, ABD'nin TPLF’yi anlaşmayı dondurmaktan geri adım atmaya zorlamayı amaçlayan bir tutumunun habercisi mi?

Önleyici kınama

Etiyopya işleri uzmanı Behun Gidawon ise ABD'nin tutumunun, özellikle de anlaşmayı baltalamak ve merkezi hükümete karşı sert tutumlar benimsemekle suçladığı bazı TPLF figürlerinin adını açıklaması nedeniyle, Tigray'daki gerilimleri artırmaktan sorumlu tarafı net bir şekilde belirlediğine inanıyor.

Etiyopya işleri uzmanı, “Bilhassa Etiyopya'daki yönetimi sırasında ve daha sonra bölgedeki savaş (2020-2022) sırasında uzun bir zaman Amerikan desteğine ve himayesine sahip olan TPLF’nin, şimdi resmi bir Amerikan eleştirisiyle karşı karşıya olduğunu ve sorumluluğun kendisine yüklendiğini” belirtti. “TPLF'nin Washington'daki müttefiklerinin çoğunun Demokrat kamptan olduğunu ve Washington'daki mevcut Cumhuriyetçi yönetimin ittifak faktörünü bir kenara bırakarak meseleleri objektif olarak yeniden değerlendirdiğini” kaydetti.

Etiyopya işleri uzmanı, önümüzdeki dönemde vize yasaklarının ötesine geçen ve hatta TPLF içindeki etkili liderlerin, özellikle de bölgenin Addis Ababa ile ilişkilerini gerginleştirmeye önemli ölçüde katkıda bulunan askeri figürlerin banka hesaplarının dondurulmasına kadar uzanabilecek baskılara tanık olunacağı öngörüsünde bulundu; nitekim bu figürler Eritre rejimiyle olan ittifaklarını da gizlemiyorlar.

Gidawon, Etiyopya'nın diplomatik çabalarının şimdi meyve vermeye başladığına ve ABD yönetiminin Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Eritre rejimi ve Amhara bölgesindeki bazı silahlı örgütler arasında “Tessmedo” olarak adlandırılan ittifaka artık şüpheyle baktığına dikkat çekti.

Asmara'nın kazanma kartları

Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, hükümetinin Asmara ile ilişkileri yeniden değerlendirme ve yeni bir sayfa açma niyetini teyit etmesinin ardından, “Tessmedo” projesinin beklenen ABD-Eritre diyaloğunun gündeminde yer alacağı tahmin ediliyor. Rubio, ABD'nin çabalarının nihayetinde Asmara ve Addis Ababa arasında bütün çözülmemiş sorunlar hakkında doğrudan diyalog ile sonuçlanabileceği belirtti. Bu nedenle, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin, Eritre rejiminin Addis Ababa ile olası diyaloğunda pazarlık kozu haline gelmektense, Afrika Birliği tarafından önerilen Etiyopya ile ikili diyaloğu kabul ederek, bu tür bir sürecin önüne geçmesi akıllıca olacaktır.

Gidawon, Asmara'nın Washington ile ilişkilerini geliştirmek için büyük olasılıkla Tigray ve Amhara'daki Etiyopyalı güçler ile ittifaklarını kullanmaya çalışacağını söyledi.

Olası yaptırımlar

Yine Gidawon, son ABD kararının bir sonucu olarak, bilhassa TPLF liderlerinin Washington ve New York'ta önemli miktarda banka hesabı bulunduğu yönünde gelen sürekli bilgiler göz önüne alındığında, yaptırımlardan olumsuz etkilenen bir kanat ile yaptırıma maruz kalmaktan kurtulmaya çalışan diğer kanat arasında TPLF içinde iç çatışmaların yaşanacağını öngördü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bahsi geçen bilgiler sadece suçlamalardan ibaret olmayıp, bunların ötesine geçiyor. Nitekim 2018 yılında geçiş hükümeti tarafından kurulan denetim komiteleri, TPLF'nin Addis Ababa'yı yönettiği otuz yıl boyunca eski Etiyopyalı yetkililere ait ve Washington da dahil olmak üzere, Batı başkentlerinde büyük miktarda paraların aktarıldığı hesapların olduğunu doğruladı.

Gidawon şunu da belirtti: “Etiyopya'yı yönettiği dönemde TPLF, siyasi söylemini sürekli olarak destekleyen ve yaygın insan hakları ihlallerini haklı çıkaran Amerikalı lobicilere muazzam miktarda para ödedi. 2020'den itibaren karar alma merkezlerinden dışlanması, onu mali kaynaklardan ve Etiyopya ile ilgili karar alma süreçleri üzerindeki etkisinden mahrum bıraktı.”

Sınırlı önlemler

Tigraylı siyasi analist Mehari Solomon ise “bazı TPLF liderlerine yönelik vize yasaklarıyla ilgili Amerikan önlemlerinin, merkezi hükümet ile bölge arasındaki gerilimin nedenleri konusunda Addis Ababa'nın söylemini destekleyen taraflı bir Amerikan duruşu olarak değil, TPLF içindeki etkili figürleri diyaloğa zorlamak için sınırlı bir girişim olarak yorumlanması gerektiğini” değerlendiriyor.

Solomon şuna da işaret etti; “Washington Etiyopya'nın tutumunu destekleyen herhangi bir resmî açıklama yapmadı. Aksine, Başkan Trump'ın Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı ve bölgedeki devam eden çatışmalarla ilgili açıklaması da dahil olmak üzere, Amerikan hükümetinin en üst düzey isimlerinin, Etiyopya'nın resmi tutumlarını eleştiren bazı açıklamaları var. Bu nedenle, meseleyi bir tarafı cezalandırmak ve diğerini ödüllendirmek olarak göstermek bir yanılgıdır.”

Solomon, “Addis Ababa ile Washington arasındaki ilişkilerde açık bir soğuma ve gerçek bir kriz yaşandığına, zira son Trump-Sisi görüşmesinde de görüldüğü gibi, ABD'nin başkanı aracılığıyla, Etiyopya'ya karşı Mısır'ı desteklediğini deklare ettiğine” dikkat çekti.

Bunun Amerikan yönetiminin, “Etiyopya'nın Mısır'a haksızlık ettiğini” kamuoyu önünde ilk kez kabul ettiği bir durumu temsil ettiğini, Washington'un bu sorunu çözmek için çalışacağını ve Etiyopya ile ABD arasındaki tarihsel olarak gergin ilişkilerdeki krizin büyüklüğünü gösterdiğini de belirtti.

Solomon, “ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Tigray Halk Kurtuluş Cephesi içindeki bazı kişilere uyguladığı vize kısıtlamalarının, Addis Ababa hükümetinin Washington ile diğer konularda, özellikle Nil meselesinde karşılaştığı zorluklarla karşılaştırıldığında önemli bir sorun teşkil etmediğini” belirterek sözlerine devam etti.

Uluslararasılaşmanın önemi

Tigray işleri uzmanı Solomon, TPLF ile Washington arasında meselelerin adil bir şekilde yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayabilecek doğrudan diyalog kanallarının mevcut olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “TPLF'nin Amerikan önlemlerine verdiği yanıt sakin ve dengeli görünüyordu, bu da Etiyopya'nın bölgenin ABD ile ilişkilerinde bir kriz olduğu yönündeki algısının kırılganlığını ortaya koyuyor.”

Solomon, her iki taraf üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, Washington'un Pretoria Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin mekanizmalar konusunda gidişatı düzeltmek için müdahale etmesinin Tigray'ın çıkarına olduğunu düşünüyor.

TPLF'nin “anlaşmanın uygulanmasını askıya alma” açıklamasının öncelikle uluslararası toplumun ve özellikle de ABD'nin dikkatini, anlaşmanın uygulanmasında karşılaşılan zorluklara çekmeyi amaçladığını, özellikle de uluslararası toplumun İran, Ukrayna ve Gazze'deki savaşlar gibi diğer krizlerle meşgul olduğu bir dönemde bunun önem taşıdığını belirtti.

 Açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı: “Krizi uluslararası arenaya kaydırmak Tigray'ın aleyhine değil, onun çıkarınadır; çünkü anlaşmanın en iyi şekilde uygulanması Tigraylıların çıkarınadır. Addis Ababa ise yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü, bölgesel hükümetin seçimine TPLF’nin katılması, yıllık bütçenin gönderilmesi ve temel malzemelerin sağlanması gibi yükümlülüklerin yerine getirilmesini geciktirme, bu konuda oyalama eğiliminde.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Venezuela, son 126 yılın en güçlü depremlerinden biriyle sarsıldı... Çifte depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
TT

Venezuela, son 126 yılın en güçlü depremlerinden biriyle sarsıldı... Çifte depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)

Venezuela Devlet Başkan Vekili Delcy Rodríguez, bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, Çarşamba akşamı ülkeyi vuran iki güçlü depremin bilançosunun en az 164 ölü ve 971 yaralıya yükseldiğini duyurdu.

Rodríguez günün erken saatlerinde ulusa sesleniş konuşmasında, “Şu ana kadar elimizdeki bilgilere göre 32 kişi hayatını kaybetti ve 700’den fazla kişi yaralandı” demiş, ancak başkente yakın ve en ağır hasarı alan bölgelerden biri olduğunu belirttiği La Guaira eyaletine ilişkin henüz net verilerin bulunmadığını ifade etmişti.

Rodríguez, yaptığı açıklamada, büyüklükleri 7,2 ve 7,5 olarak ölçülen iki güçlü depremin ardından meydana gelen 20 artçı sarsıntının başkent Karakas’ta çok sayıda binanın çökmesine neden olduğunu ve başkente hizmet veren Maiquetía Uluslararası Havalimanı’nın altyapıda oluşan ciddi hasar nedeniyle kapatıldığını söyledi.

dfvdfvfd
Arama-kurtarma ekipleri, Venezuela'nın kuzey-orta kesimini vuran ve büyüklükleri 7,2 ile 7,5 olarak ölçülen iki ardışık depremin ardından Karakas'ta enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)

Chacao Belediye Başkanı ise Karakas’ta gece boyunca çalışan arama-kurtarma ekiplerinin hâlâ enkaz altında mahsur kalan ve hayatta olduğu düşünülen kişilerin seslerini duyduğunu açıkladı.

Gustavo Duque, Instagram üzerinden yayımladığı videoda, “Şükürler olsun ki hayatta olan insanların seslerini duyuyoruz ve onları kurtaracağız” dedi. Duque, şu ana kadar 23 kişinin enkazdan sağ çıkarıldığını ve kurtarılanların yerel sağlık merkezlerinde tedavi altına alındığını belirtti.

Ayrıca Almanya Jeolojik Araştırmalar Merkezi (GFZ), bugün internet sitesindeki verileri güncelleyerek Çarşamba günü Venezuela’yı vuran iki güçlü depremden ikincisine ilişkin bilgileri revize etti. Kurum, bugün 7,43 büyüklüğünde yeni bir deprem kaydedilmediğini bildirdi.

Duque, “Kurtarabileceğimiz son kişiyi de kurtarana kadar bölgeden ayrılmayacağız. Bunu başaracağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

1900’den bu yana en güçlü depremlerden biri

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun (USGS) verilerine göre, söz konusu iki deprem Venezuela’da son yüzyıldan uzun bir süredir meydana gelen en güçlü depremler arasında yer alıyor.

USGS kayıtlarına göre 29 Ekim 1900’de, Karakas’ın kuzeydoğusunda Venezuela açıklarında meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki deprem ciddi hasara yol açmıştı.

dfghyju
Venezuela'nın Barinas eyaleti milletvekili Wilmer Azuaje'nin resmî Instagram hesabında yayımlanan görüntüde, Simon Bolivar Havalimanı'nın bazı bölümlerinin insanların üzerine çöktüğü anlar yer alıyor. (AFP)

Kuruma göre Karakas’taki binaların yıkılmasına neden olan ve komşu Kolombiya’da da hissedilen depremler, birbirinden yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki iki farklı noktada ve farklı derinliklerde, yalnızca bir dakika arayla meydana geldi.

Çifte depremin ardından Karakas’ın kuzeyindeki La Guaira bölgesindeki birçok bina ağır hasar gördü. AFP muhabiri, elektrik kesintisinin yaşandığı bölgede çok sayıda kişinin karanlıkta enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalıştığını aktardı.

sdvferg
Venezuela'nın La Guaira kentinde meydana gelen depremlerin ardından yaralanan kişiler, sahra hastanesinde tedavi görüyor. (Reuters)

Yetkililer, depremin merkez üssünün ülkenin Karayip kıyısındaki Morón kasabasının batısında, Karakas’ın yaklaşık 168 kilometre batısında ve 13 kilometre derinlikte bulunduğunu açıkladı.

Kurtarma çalışmaları sürerken şok hâkim

Karakas’ta sarsıntıdan etkilenen birçok binadan vatandaşlar tahliye edilirken, çok sayıda kişi güvenlik gerekçesiyle geceyi dışarıda geçirdi.

Bazı binaların duvarlarının tamamen çökmesi sonucu evlerin içindeki eşyalar sokaktan görülebilir hâle geldi. Başkentin restoran ve ticari faaliyetleriyle bilinen iki semtinde yoğun toz bulutları yükseldiği gözlendi.

778ıkı89l
Depremin ardından Venezuela'nın başkenti Karakas'ta hasarın görüldüğü bir sokak. (AFP)

Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello, depremin birçok eyalette hissedildiğini belirterek, Karakas’ın Altamira bölgesinde ev ve binaların çökmesi nedeniyle “endişe verici durumlar” yaşandığını söyledi.

Vatandaşlara binalardan uzak durmaları çağrısında bulunan Cabello, artçı sarsıntıların hasarlı yapılarda yeni yıkımlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Devlet televizyonuna konuşan Cabello, “Bazı insanların panik yaşadığını biliyoruz. Ancak yardım ve kurtarma çalışmalarını devreye sokmak ve ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için belirlenen prosedürler doğrultusunda hareket ediyoruz” dedi.

ty55j6uk7
Karakas’ın yaklaşık 30 kilometre kuzeybatısındaki La Guaira eyaletine bağlı Catia La Mar’da meydana gelen depremin ardından, hasar gören bir binanın yakınında enkaz arasında duran insanlar görülüyor. (AFP)

Cabello ayrıca, “Çocuklar ve yaşlılar konusunda son derece dikkatli olun. Kimsenin zarar görmediğinden emin olmak için yakınlarınızla iletişim kurun” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi, Virgin Adaları için tsunami uyarısı yayımladı. Dominik Cumhuriyeti yetkilileri de ada için benzer bir uyarı yayınlarken, Porto Riko için daha önce yapılan tsunami uyarısı kısa süre sonra kaldırıldı.


İran UAEA müfettişlerinin geri dönüşü için nihai anlaşmaya varılmasını şart koştu

Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
TT

İran UAEA müfettişlerinin geri dönüşü için nihai anlaşmaya varılmasını şart koştu

Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)

İran dün Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin nükleer tesislerde yeniden denetimlere başlamasını ABD ile varılacak nihai anlaşmaya bağladı. Bu açıklama, Washington'ın Tahran ile nükleer denetim konusunda uzlaşıya varıldığını teyit etmesine karşın geldi.

UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, uygulama düzenlemelerinin tamamlanmasının ardından denetimlerin’kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini’ söyledi.

Ancak İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Tahran'ın şu an nükleer tesislerini erişime açmaya yönelik herhangi bir planının bulunmadığını belirterek bu meselelerin yalnızca nihai bir anlaşma çerçevesinde ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik adımların atılmasının ardından ele alınacağını vurguladı.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın denetimleri kabul ettiğini açıkladı. Fox News'e verdiği röportajda ABD’li müfettişlerin İran’daki nükleer tesisleri incelemek üzere UAEA müfettişlerine eşlik edeceğini belirtti. Tahran'ın ayrıca Washington'a Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere herhangi bir geçiş ücreti uygulamayı düşünmediğini bildirdiğini de aktaran Trump, bunun aksinin kanıtlanması halinde müzakerelerin derhal sona erdirileceği uyarısında bulundu.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise İslamabad’da varılan mutabakatı ‘ABD’nin yenilgisinin ilanı’ olarak nitelendirdi. Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de gerçekleşen İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği (İSİPAB) toplantısında konuşan Kalibaf, Lübnan'daki savaşın sona erdirilmesinin İran açısından İran'daki savaşın bitirilmesi kadar önem taşıdığını söyledi.

Pakistan ise nükleer program, yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı düzenlemelerine ilişkin müzakerelerin sürdürülmesi amacıyla teknik görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlayacağını duyurdu.