Sudan’da İslamcılarla uzlaşı tartışması

Gözlemciler, ülkenin siyasi sisteminde reform yapılması için uzlaşmadan bahsetmek yerine büyük bir ulusal diyalog başlatılmasına ihtiyaç duyulduğu görüşündeler.

Analistler, siyasal İslamcılara karşı tarafa sunabilecekleri ve kendilerini topluma entegre etmeye zorlayan alternatif bir vizyon ve öneriye sahip olmaları tavsiyesinde bulunuyorlar. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Analistler, siyasal İslamcılara karşı tarafa sunabilecekleri ve kendilerini topluma entegre etmeye zorlayan alternatif bir vizyon ve öneriye sahip olmaları tavsiyesinde bulunuyorlar. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan’da İslamcılarla uzlaşı tartışması

Analistler, siyasal İslamcılara karşı tarafa sunabilecekleri ve kendilerini topluma entegre etmeye zorlayan alternatif bir vizyon ve öneriye sahip olmaları tavsiyesinde bulunuyorlar. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Analistler, siyasal İslamcılara karşı tarafa sunabilecekleri ve kendilerini topluma entegre etmeye zorlayan alternatif bir vizyon ve öneriye sahip olmaları tavsiyesinde bulunuyorlar. (Independent Arabia - Hasan Hamid)

İsmail Muhammed Ali (Sudanlı gazeteci)
Sudan basınının gündeminde siyasal İslamcılarla ilgili tartışmalar var. Basında, çeşitli sosyal medya siteleri ve diğer iletişim mecralarında eski Sudan rejiminin Aralık 2018’de başlayan halk devrimi ile 11 Nisan 2019 tarihinde devrilmesinden bu yana muhalefet kanadını iktidardaki geçiş hükümetini eleştirmek için bir platform olarak kullanan siyasal İslamcılarla uzlaşının sağlayacağı yarar ve gerekliliği hakkında tartışmalara tanık oluyor.
Çok sayıda siyasetçiye ve gözlemciye göre Sudanlıların, İslamcıları kamusal ve siyasi hayatta kabul etmesi, insanlığa karşı işlenen suçlar ve uygulamalar ile diğer yolsuzluk vakalarına tanık olunan eski rejime yönelik tutumlarına bağlı. Bu da yapıcı bir vizyona sahip olmalarının yanı sıra insanlara demokrasiye düşman olmadıklarını göstermeleri için aynı hataları yapmayacaklarının garantisini vermelerini ve eleştiriye açık olmalarını gerektiriyor.
Diğer yandan siyasal İslamcılar, diğerini kabul etmeye ve siyasi eylemde kitlesel bir varlığı olan tüm ulusal oluşumlara, partilere ve gruplara eşit fırsatlar vermeye dayalı bir demokratik çağda yaşadıklarını düşünüyorlar.

Hataların kabul edilmesi
Sudan Milli Ümmet Partisi'nin Devlet İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Abdulcelil el-Paşa konuya ilişkin değerlendirmesinde, ülkeyi saran tehlikelerden kaçınmanın, tabanda birliğin oluşmasının ve halkın kaynaşması için ulusal uzlaşının sağlanmasının bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Mevcut geçiş döneminin, geçiş hükümetinin siyasi referansı olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG), olarak bilinen bu aşamanın ortaklarını tanımlayan Anayasal Bildiri anlaşması ile yönetildiği biliniyor. Paşa, Sudan'ın demokrasi ve çoğulculuğa dayalı parlak bir geleceğe doğru gittiğine, dolayısıyla belirli konularda mutlaka uzlaşıya ihtiyaç duyduğuna dikkat çekti.
Abdulcelil el-Paşa sözlerini şöyle sürdürdü:
“İslamcıların ülkeyi yönettikleri 30 yılda (1989-2019) çeşitli ihlallerin, yolsuzlukların ve her türlü ekonomik, siyasi, sosyal ve psikolojik suçu işlediklerini görüyoruz. Bu nedenle, bu süre zarfında yolsuzluğa karışmış ve suçlu sayılan herkes yargı karşısına çıkarılmalı. Herhangi bir suça bulamamış olanları ise öz eleştiri yapmaya çalışmalı, Sudanlılara karşı işledikleri hataları kabul etmeli ve demokratik sisteme olan inançlarını yönetimin temeli olarak gördüklerini ilan etmeliler.”

Alternatif öneri
Sudan'ın İslamcı yönetim deneyiminin ‘oldukça kötü’ bir deneyim olduğunu vurgulayan Paşa, ayrıca, o dönemde hüküm süren demokratik yönetimin askeri darbeyle devrilmesini, ‘tehlikeli ve üstesinden gelmesi zor bir deneyim’ olarak niteledi. Paşa, “İslamcılar, ülkeyi siyasi olarak istikrara kavuşturmak için mevcut hareket çerçevesinde başkalarını onları benimsemeye zorlayan alternatif bir vizyona ve öneriye sahip olmalılar” dedi.
Paşa sözlerini şöyle sürdürdü:
“Genel olarak ulusal uzlaşı büyük bir zorunluluktur. Ancak bu geçiş döneminin temellerinin kurulmasından, İslami hareketin ikna edilmelerinden, Sudan halkının seçimlerine bağlı kalmalarından ve yönetimleri sırasında uyguladıkları dışlayıcı düşüncelerden geri adım atmalarından sonra gerçekleşebilir. Bu nedenle, önümüzdeki aşamalardan birinde İslamcılarla uzlaşılmalıdır.”
Uzlaşma konusunun geçiş hükümetinin siyasi referansı olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) düzeyinde gündeme getirilmediğini, lakin belirli bir vizyona ulaşmadan Sudan’daki tüm partilerin koridorlarında tartışma konusu olmaya devam ettiğini vurgulayan Paşa, derin devletin (eski Beşir rejimi) yönetimin eklemlerini kontrol ettiğinden halen varlığını koruduğunu söyledi.
Ümmet Partisi'nin Devlet İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, eski iktidar partisi Ulusal Kongre Partisi'nin (UKP) kapatıldığını ve Anayasal Bildiri anlaşması uyarınca herhangi bir siyasi faaliyette bulunma hakkına sahip olmadığını hatırlattı. Fakat eski parti liderlerinin ve tabanının dış dünyanın zihninde İslam dininin ve Sudan’ın imajını çarpıttığını kabul etmelerinin ve demokrasinin ülkeyi yönetmek için en iyi seçenek olduğuna inandıklarını teyit etmelerinin önemli olduğunu vurguladı.

Tümüyle reddetme
Diğer yandan Sudanlı siyasi analist Abdullah Adem Hatir, önceki rejime direnmenin uzun bir süreç ve deneyim birikimi olduğunu, eski siyasal İslamcı rejimine tamamen karşı olunmasının bu insanların, başarıların veya herhangi bir normal durumun reddedilmesi değil, Sudan halkına zarar veren, küçük düşüren, Sudanlılara fiziksel, ruhsal, duygusal ve psikolojik işkenceler yapan ve gözaltında çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine neden olan siyasi güvenlik oluşumu başta olmak üzere üç oluşum tamamen reddedilmesi anlamına geldiğini söyledi. Hatir’e göre ikinci sırada gelen ekonomik yoksullaşma ve toplumsal aşağılama oluşumu, devletin doğrudan ve dolaylı olarak rüşvetler alarak ve vergiler koyarak vatandaşı yoksullaştırmaya itmiş, vatandaşların, özellikle de gençlerin çoğunluğunun yurt dışına göç etmesine neden olmuştur. Marjinal alanlarda çalışmayı Sudanlıların yaşamının bir parçası haline getiren üçüncü oluşum ise medya üzerinden yapıla çarpıtmalardır. Beşir rejimi döneminde devlet kurumlarının çoğu, vatandaşları birlikte üretmeye ve birlikte çalışmaya teşvik etmek yerine kasıtlı olarak yanıltma, nefret, şiddet ve kavga ruhunu yayma yöntemini izledi. Bu oluşumların kamusal yaşamdaki etkisinin sona ermesinin ‘uzun zaman alabileceğinin’ altını çizen Hatir ancak Sudan devriminin, gelecek için bir vizyon oluşturan, şiddeti ve kavgayı suç sayan, hukukun üstünlüğünü ve vatandaşlığı hak ve görevlerin temeli, yani ‘adaleti bir kural haline getiren’ bir yaklaşım geliştirdiğini söyledi.

Adaletin uygulanması
Sudan halkının eski rejimden intikam alacağına kesin gözüyle bakan ama kesinlikle bazı insanlara karşı, suçlu ilan etme, hakaret etme veya kötü bir vatandaşlık modeli olma dışında hiçbir kişisel öç beslenmediğini vurgulayan Hatir “Dolayısıyla gelecekte Sudanlıların huzurunu hiçbir şey bozamayacak” dedi. Sudanlıların eski Cumhurbaşkanı İbrahim Abud (1958-1964) ve yine eski Cumhurbaşkanı Cafer Numeyri (1969-1985) rejimlerinin devrilmesinden sonra, ‘Allah geçmişi affeder’ sloganını takip ettiği belirten Hatir söz konusu rejimlerin liderleri için mahkemeler kurulduğunu hatırlattı. Şimdi de mevcut geçiş döneminde, Anayasal Bildiri anlaşmasına çerçevesinde Sudan halkının zenginliklerini Beşir rejiminin üyelerinden yasal yollarla geri almaktan sorumlu, eski rejimi devlet kurumlarından söküp atacak olan bir komite kurulduğunu kaydetti.
‘Adaletin sağlanmaya devam edeceğini ve genel durumun geçerli olacağını’ vurgulayan Hatir, en önemlisi de mevcut hükümetin, Sudan'ın uluslararası toplumdaki statüsünün geri kazanılmasıyla birlikte geçmişi daha insani yollarla aşmayı mümkün kılan bir yola girdiğini vurguladı. Ekonomik, diplomatik, basın ve insanlık açısından uluslararası toplumdaki yerini yeniden kazandığını böylece ülkenin ilerleme kaydetmeye başladığını belirtti. Bu ilerlemenin eski rejimin unsurlarının uykularından uyanabileceğinin göz ardı edilmeden kaydedildiğine dikkati çeken Hatir, “Ancak geriye dönüp bakıldığında İslamcılar ayrım gözetilmeksizin Sudan toplumunun bir parçasıdırlar. Genel olarak net verilere göre gelecekte bunlarla başa çıkma umudu da yoktur” diye konuştu.

Kutsal inek
Diğer yandan kapatılan (eski iktidar partisi) UKP’nin önde gelen isimlerinden Ömer yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Merhametli olanlar, özellikle siyasal İslamcılar ile geçiş hükümeti arasında bir siyasi uzlaşıdan bahsediyorlar. Bu çağrının asil amaçlarını kesinlikle sorgulamıyorum ve siyasi arenadaki aktörler arasındaki ilişkileri geliştirmenin yararını da küçümsemiyorum. Aralarındaki uzlaşma ve anlaşmazlık noktalarına rağmen birbirlerini kabul etmeleri demokratik sistemin bir gereğidir. Çünkü demokrasi, muhalefete değil, rekabete dayanır. Gerçek demokrasi, aynı zamanda çeşitlilik ve iş birliğini de gerektirir. Bu Marksistlerin, özellikle benimsediklerini iddia ettikleri teoriden, ilerlemenin sağlanabilmesi için bir şeyin varlığını, karşıtını ve aralarında etkileşim olmasını gerektirdiğinden öğrenmeleri gereken bir derstir. Ancak bu teori genellikle ne sağılabilen ne de yaklaşılabilen kutsal bir inek olarak karşımıza çıkıyor. Ulusal uzlaşı konusuna gelince, milletin en çok ihtiyacı olan şeyin reform olduğunu söylüyorum. Uzlaşı ise reform takviminin bir alt maddesidir. En başta devlet ve özellikle onun siyasi sisteminde reform olmalı. Zira Sudan’ın siyasi sistemi, genel örgütlenme çerçevesi, oluşumları, fikri vizyonları ve yenilenmeyen, değiştirilmeyen, gelişmeyen eski liderleriyle uzun bir süre tahrip olmuştur. Ancak büyük bir ulusal diyalogun başlaması, siyasi sistemi anayasal ve yasal çerçevesi açısından reform etmek için en büyük ihtiyaçtır. Adalet sisteminde, anayasal ve yasal çerçevelerinde, partiler ve örgütler içinde ve arasındaki seçim rekabeti sistemlerinde ve partilerin içindeki lider kadrolarında ve liderlik sistemlerinde reform yapılmalı ki ulusal düzeyde, hiçbir birey veya kuruluş, bir kişi veya kuruluş tarafından tiranlaştırılmamalı veya hakimiyet sürdürememeli.”

Dinin sabiteleri
Ömer, Siyasal İslamcılarla uzlaşı meselesiyle ilgili olarak  da şu değerlendirmelerde bulundu:
“Onlar kimseyle, bir örgütle ya da örgütsel bir ittifakla bireysel bir çekişme içinde değiller. Hiç kimsenin onlarla uzlaşmaya ya da tartışmaları üzerinde durmaya ihtiyacı yok. Yapılması gereken reformdur. Geçiş döneminin, seçim sandığı aracılığıyla gerçekten geçiş dönemi olma özelliğini yeniden kazanmasıdır.”
Ömer, siyasal İslamcıların af veya uzlaşı istemediğini, bunun yerine geçiş sürecinin sona erip adaletin sağlanmasını istediklerini vurguladı.
Kapatılan UKP’nin önde gelen ismi sözlerini şöyle sonlandırdı:
“İslamcılar şartlı ya da şartsız herhangi bir şekilde uzlaşı istemiyorlar. Bunun yerine geçiş hükümetinin insanların din, gelenek ve yaşam tarzlarındaki seçimleri üzerinden elini çekmesini istiyorlar. Çünkü bunlar bir geçiş süreci meselesi değildir. Silahlı hareketlerin tercihleri, insanların çoğunluğunun dini, geleneksel ve yaşam tarzlarıyla ilgili tercihlerinden daha iyi değildir. İster barış adına olsun ister başka herhangi bir argüman adına, dinin sabiteleri ihlal edilemez. Aynı şekilde siyasal İslamcılar hükümetten halkıyla uzlaşmasını ve onlarla empati kurmasını istiyorlar. Ayrıca hükümetin, halkın geçim sıkıntılarına çözüm bulmasını ve dış dünyanın ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarına cevap vermeyi öncelemesini talep ediyorlar. Eğer hükümet işlerini düzeltir ve ülkedeki siyasi sistemi reform etmek için samimi istişarelere öncülük ederse, o zaman başarılı olur. Böylece halkın tamamından ve İslamcıların bazılarından destek bulacağına şüphe yok.”



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.