Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in kumarı

ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)
ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)
TT

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in kumarı

ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)
ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)

Jude Blanchette
Şi Cinping, bir görev adamı. 2012 yılının sonlarında iktidara geldikten sonra siyasi gücünü hızla pekiştirerek Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP), içerisinde yaygın hale gelen yolsuzluktan arındırdı. Düşmanlarını uzaklaştırıp başarılı Çinli teknoloji ve finans şirketlerini boyunduruğu altına alarak iç muhalefeti ezdi. Ayrıca uluslararası arenada güçlü bir Çin etkisi dayattı. Şi, Çin’in ‘temel çıkarlarını’ korumak adı altında başta ABD olmak üzere uzağında bulunanla da komşularıyla da bir savaşa girdi. Selefleri Çin’in uygun fırsatı beklemesine ve hızlı ekonomik büyümeye ve mevcut küresel sisteme taktiksel entegrasyon yoluyla etkisinin sistematik olarak genişletilmesine odaklanmak gerektiğine inanıyor. Devlet Başkanı Şi Cinping’in hızlı davranma isteği yüksek derecede risk taşıyor. Açık bir şekilde görülüyor ki uluslararası düzene meydan okuma konusunda acil bir ihtiyaç hissediyor.
Peki, neden bu kadar acele ediyor? Gözlemcilerin büyük çoğunluğu, taban tabana zıt iki hipotezden biri üzerinde duruyor. İlk hipoteze göre Şi Cinping, dünya düzenini Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) lehine koşullarla yeniden şekillendirmekten daha azını amaçlayan çok çeşitli kamu politikası girişimlerine öncülük ediyor. İkinciye göre ise iktidardaki hakimiyetini sürdürmek için mücadele ederken, çatlamış ve büyük bir kısmı yok olmuş Leninist bir siyasi rejimi endişeyle yönetiyor. Her iki varsayımın da haklı yanları olmakla beraber hiçbiri Cinping’in aceleciliği konusunda tatmin edici bir açıklama sağlamıyor.
Daha doğru açıklama ise Şi’nin hesaplarının beklenti ve korkuları tarafından değil, zaman çizelgesi tarafından belirlendiğidir. Basitçe söylemek gerekirse; Şi Cinping gücünü önemli ölçüde pekiştirdi. Bu güçle de statükoyu istikrarsızlaştırdı. Çünkü Pekin’in birçok önemli teknolojik ve jeopolitik değişimden yararlanabileceği ve aynı zamanda büyük içi zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olacak 10 ila 15 yıllık dar bir pencere görüyor. Şi’ye göre demografik değişimlerin yakınsaması, yapısal ekonomik yavaşlama, dijital teknolojilerdeki hızlı ilerlemeler ve küresel güç dengesinde ABD'den uzaklaşan belirgin bir değişim acil ve cesur yanıtlar gerektiren, ‘bir asırdır görülmeyen derin değişiklikleri’ temsil ediyor.
Şi vizyonunu önümüzdeki 10 ila 15 yıla odaklayarak Çin siyasi sistemine bir kararlılık olgusu getirdi. Bu durum, Çin’in uzun vadeli iç zorlukların üstesinden gelmesini ve yeni bir küresel merkezileşme düzeyine ulaşmasını sağlayabilir. Başarılı olursa Çin kendisini gelişmekte olan çok kutuplu çağın mimarı olarak konumlandıracak. Ayrıca ekonomisi, ortak gelir isimli tuzaktan kurtulacak. İmalat sektörü ve ordunun teknolojik kapasitesi daha gelişmiş ülkelerle rekabet edecek.
Diğer yandan hırs ve bunu uygulama arasında fark var. Şi Cinping, ülkesini tehlikelerle çevrili bir yola soktu. Hatta Çin Devlet Başkanı ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mao Zedong sonrası dönemdeki seleflerinin başarılarını baltalamakla tehdit ediyor. Çin Komünist Partisi’nin ekonomiyi yönlendirmesi gerektiğine olan inancı ve Pekin'in özel sektörü dizginleme ihtiyacı, ülkenin gelecekteki ekonomik büyümesini kısıtlayacak. Parti kadrolarının ideolojik inanca bağlı kalmalarını ve kendisine kişisel bağlılık göstermelerini talep etmesi, rejimin esnekliğini ve etkinliğini zayıflatıyor. Genişletilmiş bir ulusal güvenlik kavramına odaklanması, ülkeyi iç endişe ve şüphe durumuna götürecek ve ‘kurt savaşçı milliyetçiliği’ daha da agresif ve izole bir Çin'e yol açacaktır. Son olarak, Şi’nin Çin siyasi sistemi içindeki karar alma rolünü giderek daha fazla tekelleştirmesi, politika alternatiflerini ve rotayı düzeltme girişimlerini boşa çıkaracak. Nitekim devlet başkanlığı dönemine getirilen kısıtlamaların kaldırılması ve süresiz olarak iktidara devam etme olasılığı ile bu sorun daha da kötüleşti.
Şi ayrıca ülkenin eski imparatorlarının yaptığı gibi Çin'in geleceğini şekillendirebileceğine inanıyor. Ancak küstahlığı güvenle karıştırıyor ve kimse ona aksini söylemeye cesaret edemiyor. Güçlü, kararlı bir liderin rahatsız edici gerçekleri duyamayacağı bir ortam, Çin'in yakın tarihinin çok iyi gösterdiği gibi bir felaket alametidir.

İşlerinde aceleci bir adam
Geriye dönüp bakıldığında Şi Cinping’in odaklandığı kısıtlı zaman çizelgesinin, görev süresinin başlamasıyla birlikte ortaya çıktığı açıkça görülüyor. Çin, selefi Hu Cintao’nun yavaşlık ve sessizliğine alışık. Birçok kişi Şi’nin ekonomik reforma daha fazla odaklanarak aynı şeyi yapmasının bekliyordu. Bununla birlikte Şi, 2012 yılında iktidara geldikten sonraki aylarda iç siyasi ve ekonomik sahneleri yeniden düzenlemeye başladı. Başlangıç noktası, ÇKP’nin içini tepeden tırnağa temizlemek oldu. Parti, iç fırtınalara dayanma yeteneğini daha önce defalarca kanıtladı. Ancak rejim içindeki baskı artıyor ve yolsuzluk yaygınlaşıyordu. Bu, halkın hoşnutsuzluğuna ve örgütsel disiplinin bozulmasına yol açtı. Parti safları hızla kalkındı. Ancak gittikçe artan bir şekilde Şi’nin etrafı, ÇKP’nin benzersiz ve özel olduğu konusundaki inancını paylaşmayan kişilerle doldu. Atalet ve kargaşa devlete ait işletmeleri, özel şirketleri ve sivil toplum kuruluşlarını ve partiyi sardı. Üst düzey karar alma organı parçalanmış ve koordinasyonsuz bir hale geldi. Bu nedenle partinin propaganda aygıtı, mesajlarını teknolojik konularda gittikçe daha karamsar bir hale gelen kabiliyetli vatandaşlara ulaştırmak için mücadele verdi.
Şi Cinping, tüm bu sorunlara aynı anda göğüs gerdi. Sadece 2013 yılında bile kapsamlı bir yolsuzlukla mücadele kampanyası başlattı. Kitle Çizgisi adı verilen bu kampanya kamuoyunda siyasi çoğulculuğu ve liberal ideolojileri ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Ayrıca parti üyeliği konusundaki artışı kısıtlayan yeni yönergeler yayınladı. Potansiyel parti üyeleri için yeni ideolojik koşullar ekledi. Şi’ye göre eğer gerçek inananlardan oluşmuyorsa parti üyelerinin çokluğunun bir önemi yoktu. Sovyet Komünist Partisi 1990’lı yılların başında, Sovyetler Birliği neredeyse çöktüğünde Çin Komünist Partisi’ne oranla daha fazla üyeye sahipti. Fakat hiçbirinin gerçekten ayağa kalkıp direnmeye cesareti yoktu.

Şi Cinping bir görev adamı
Şİ Cinping’in gündemindeki bir sonraki adımın, Çin'in çıkarlarını dünya sahnesinde savunma ihtiyacını vurgulamak olduğu görülüyor. Şi, Güney Çin Denizi'ndeki toprakları ele geçirmek ve bir hava savunma tanımlama bölgesi kurmak için hızla çalışmalara başladı. Oraya kim girecek olursa kendisini Doğu Çin Denizi'nde bulunan tartışmalı bölgeler üzerindeki Çin hava savunma sistemine tanıtması gerekecek. Yeni Kalkınma Bankası'nın (bazen BRICS Bankası olarak da adlandırılır) kurulmasına yardımcı oldu. Bir Kuşak ve Bir Yol Girişimi (BRI) olarak bilinen devasa uluslararası altyapı projesini açıkladı. Asya’ya ait Altyapı Yatırım Bankası'nın kurulmasını önerdi.
Birinci görev döneminin geri kalanında da mevcut durumu sürdürmeye devam etti. İkinci döneminin sonuna yaklaşırken herhangi bir geri adım atma belirtisi de göstermedi. Gerçek siyasi rakiplere sahip olmaması nedeni ile gücünü kesintisiz olarak pekiştirmeye devam etti. Devlet Başkanlığı süresinin sınırlarını kaldırdı. Müttefikleri ve destekçilerini önemli pozisyonlara atadı. Ayrıca yazışmalarını ve konuşmalarını incelemek için yeni araştırma merkezleri tahsis etti. Parti yetkilileri, onun bilgeliğine ve erdemine açık bir şekilde övgülerde bulunuyorlar. Parti düzenlemeleri ve hükümet planlama belgeleri giderek artan bir şekilde Şi Cinping’in düşüncelerine dayandığını ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra ÇKP’nin egemenliği Çin toplumunun ve ekonomik yaşamının büyük bir bölümüne etki ediyor. Hatta güçlü iş ve teknoloji devlerini partiye yeterince bağlı olmamaları nedeni ile af dilemeye zorladı. Diğer yandan aşırı güç, ekonomik baskı kullanımı, ayrıca uluslararası ve çok taraflı kuruluşlara derin entegrasyon yoluyla Çin'in uluslararası arenada etki alanını genişletmeye devam etti.
Başlangıçta ben de dahil olmak üzere çok sayıda yabancı gözlemci, partinin koronavirüs (Kovid-19) salgınını kontrol altına alamamasının Çin rejimindeki kusurları ortaya çıkardığını düşündü. Fakat 2020 yılının yazına gelindiğinde Şi Cinping, salgının yerel boyutta yayılmasını hakimiyet altına alma konusunda merkezi kontrolün başarısını vurgulayabildi. Şimdi ise Pekin’in virüsle mücadele konusundaki kararlı yaklaşımı, Şi’nin siyasi otoritesini baltalama aracından çok ulusal bir gurur kaynağı haline geldi.

Eşsiz bir an
Şi Cinping’in hızlı temposu jeopolitik, demografik, ekonomik, çevresel ve teknolojik değişkenlerin bir kombinasyonunun sonucudur. Bu değişkenler büyük riskler taşır. Ancak henüz varoluşsal bir tehlike oluşturma noktasına gelmedi. Bu nedenle Pekin, ölümcül hale gelmeden önce bununla başa çıkma ve devasa potansiyel faydalarından yararlanma şansına sahip.
İlk önemli değişiklik, Pekin’in Batı’nın gücünün ve etkisinin hızlı bir düşüş dönemine girdiği yönündeki değerlendirmesidir. Bunun sonucunda Çin’in sevdiği şeylerle daha uyumlu hale getirebileceği yeni bir çok kutupluluk dönemi başladı. Bu görüş, Afganistan ve Irak'taki Amerikan savaşlarının bir bataklığa dönüşmesiyle sağlamlaştı. Çin yönetiminin, ABD'nin küresel düzeydeki prestijinin ölümünün bir işareti olarak gördüğü 2008 mali krizinin ardından da iyice yerleşti.
İngilizlerin 2016 yılında düzenlediği Avrupa Birliği’inden (AB) ayrılma (Brexit) oylaması ve Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi; ABD’nin ve genel olarak Batı’nın bir geri çekilme hali içinde olduğu yönündeki hakim görüşü güçlendirdi. Bu, Çin'in stratejik sabrı seçebileceğini ve Amerikan gücünün azalmasına izin verebileceğini gösterebilir. Diğer yandan Başkan Joe Biden yönetiminin gelişiyle ABD liderliğinin yenilenmesi olasılığı ve 2035'te 82 yaşına girecek olan Şi'nin olası ölümüyle ilgili endişeler söz konusu. Bu, Pekin'in, Batı'nın içinde bulunduğu gerileme aşamasının ne kadar süreceğini bekleyip görmek istemediği anlamına geliyor.
Şi'nin karşı karşıya olduğu ikinci önemli baskı, göreve geldiğinde Çin'in demografik ve ekonomik beklentilerinin bozulmasıdır. Çin nüfusu aynı anda hem yaşlanıyor hem de azalıyordu. Ülke, yakın bir zamanda emekli sayısında büyük bir artışla karşı karşıya kaldı. Bu, ülkenin nispeten zayıf olan sağlık ve emeklilik sistemlerine aşırı yük bindirecektir. Çin Sosyal Bilimler Akademisi, ülke nüfusunun 2029 yılında zirve noktasına ulaşacağı tahmininde bulundu. Ancak The Lancet Dergisi’nde yakın zamanda yayımlanan bir araştırma, Çin nüfusunun bu yüzyılın sonuna kadar yaklaşık yüzde 50 oranında azalacağını öngördü. Pekin, katı bir şekilde uyguladığı tek çocuk politikasını 2016 yılında sonlandırmasına rağmen (nüfusu aile başına bir çocukla yetinmeye zorlamıştı) ülke halen doğum oranında düşüş kaydediyor. Bu oran, son 12 ayda yüzde 15’e ulaştı. Bu arada hükümet, 2033 yılına kadar nüfusun yaklaşık üçte birinin 60 yaşın üzerinde olacağını öngörüyor.
Ayrıca bu tablo, küçülen işgücü ve 2005'ten bu yana ortalama yüzde 10 artan ücretler ile daha da kötüleşiyor. Daha yüksek ücretler işçiler için faydalı olsa da küresel üreticilerin faaliyetlerini Çin'de giderek artan sayıda vasıfsız işçiyi geride bırakarak, düşük maliyetli ülkelere taşımasına neden oluyor. Bu durum da işsizlerin veya düşük maaşlı işçilerin sayısının artmasına yol açıyor. Çin iş gücünün en fazla yüzde 12,5’i üniversite mezunu. ABD’de ise bu oran yüzde 24’e ulaşıyor. Ülkenin, gelecekte işgücünün büyük kısmını yüksek vasıflı işler için rekabet edebilecek bir konuma yükseltmesi çok zor olacak.
Çin ekonomisindeki yavaşlama, bu endişe verici demografik tabloyla doğrudan ilişkilidir. 2007'de yüzde 14 olan yıllık GSYİH büyümesinin yaklaşık yüzde 5’e düşmesiyle birlikte uzun süredir ele almaktan kaçındığı birçok sorun, şimdi Pekin’i dikkat ve çabasını ekonomik ve siyasi sıkıntılara odaklamaya zorluyor. Söz konusu sorunlar, borç yükü altındaki çok sayıda şirketin tasfiyesinden başlayarak şirketler ve bireylerin devletin vergi kasalarına daha fazla para aktarmalarını talep etmeye kadar uzanıyor. Düşük üretkenlik, Çin'in büyüme sorunlarının merkezinde yer alıyor. Mao sonrası reform döneminin ilk birkaç on yılı boyunca verimlilik kazanımlarına ulaşmak nispeten kolay görünüyordu. Planlı ekonomi piyasa güçleri lehine dağılırken çok sayıda vatandaş, daha yüksek ücretli işler vaadi ile gönüllü olarak kırsal kesimden kentsel ve kıyı bölgelere göç etti. Daha sonra yabancı şirketlerin ülkeye yatırım, teknoloji ve bilgi getirmesiyle endüstriyel verimlilik artmaya devam etti. Son olarak altyapıya, özellikle karayollarına ve demiryollarına yapılan büyük harcamalar, ulaşımı ve dolayısıyla üretkenliği artırdı. Bütün bunlar tarıma dayalı ve zayıf ülke ekonomisinin, daha gelişmiş ekonomileri hızla yakalamasına yardımcı oldu.
Diğer yandan, Şi'nin hükümetin dizginlerini ele geçirmesiyle birlikte politikacılar tıpkı 2008 küresel mali krizinde olduğu gibi yüksek borçlanma olmaksızın büyüme ivmesini sürdürmenin giderek daha zorlaştığı bir durumla karşılaştılar. Dahası ülke zaten ulaşım altyapısına doymuştu. Bu nedenle bir mil karayolu veya yüksek hızlı demiryolu eklemek, büyümeye fazla bir şey katmayacaktı. Neredeyse tüm güçlü işçiler zaten kırsal kesimden kentsel alanlara taşınmış olduğundan emeğin yeniden konumlandırılması da üretkenlikteki düşüşü durduramazdı. Son olarak, Çin'in önceki büyüme modelinin sosyal ve çevresel maliyetleri, şaşırtıcı hava kirliliği, çevresel yıkım ve Çin vatandaşları arasında şiddetli bir öfkeye yol açtığı için hem sürdürülemez hem de istikrarsız hale gelmişti.
Şi’nin iktidarındaki en fazla sonuç alınan değişimler, yapay zekâ, robotik ve biyomedikal mühendislik ve benzeri yeni teknolojilerdeki ilerlemelerdir. Şi, bu yeni aletlerin ‘hâkim tepelerini’ ele geçirmenin Çin’in ekonomisinde, askeri gücü ve jeopolitik kaderinde kritik bir rol oynayacağını düşünüyor. Ülkeyi ileri teknoloji üretim santrali hâline getirmek için ÇKP’de seferberlik ilan etti. Bu program, yarı iletkenlerden bataryalara kadar millî güvenlikte kritik kabul edilen alanlarda ülkenin Ar-Ge üretim kapasitesini geliştirmek için büyük meblağları harcamayı da kapsıyor. Şi Cinping’in 2014’te dediği gibi; ilk davranma üstünlüğü “bilim ve teknoloji inovasyonu öküzünün burnunu tutanın olacaktır.”
Şi ayrıca yeni teknolojilerin, ülkenin karşı karşıya olduğu iç zorlukların neredeyse tamamının üstesinden gelme veya en azından hafifletilmesi konusunda ÇKP’ye yardımcı olacağını umut ediyor. Küçülen bir iş gücünün olumsuz etkilerinin, endüstriye doğru güçlü bir baskıyla hafifletilebileceğine ve geleneksel endüstrilerdeki iş kayıplarının daha yeni, yüksek teknoloji sektörlerindeki fırsatlarla dengelenebileceğine inanıyor. Bu bağlamda Şi, 2014'te yaptığı açıklamada “Uluslararası arenada direnme ve 'orta gelir tuzağını' atlatabilme yeteneğimizin büyük ölçüde bilim ve teknolojide yenilik yapma yeteneğimizi geliştirmemize bağlı” ifadelerini kullanmıştı.
Yeni teknolojiler başka amaçlara da hizmet eder. Yüz tanıma araçları ve yapay zeka, Çin'in iç güvenlik organlarına vatandaşları denetlemek ve muhalefeti bastırma konusunda yeni imkanlar sunuyor. Partinin ‘askeri-sivil entegrasyon’ stratejisi bu yeni teknolojileri, Çin ordusunun savaş yeteneklerini önemli ölçüde desteklemek için kullanmaya çalışıyor. Yeşil teknolojideki ilerlemeler aynı zamanda hem ekonomik büyüme hem de kirliliğin azaltılması için potansiyel sunuyor. Bunlar da Pekin'in genel olarak uyumsuz olduğunu düşündüğü iki hedef olarak ön plana çıkıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping dünyaya karşı açıklık imajını korurken içeride ise gücü elinde toplamaya çalışıyor. (HRW)
Çİn siyaseti ve Paranoya

Genel çerçevede bu değişim ve gelişmeler, 2012 yılında kimin iktidara geldiğine bakılmaksızın gerçekleşecekti. Belki de başka bir lider de benzer şekilde cesur bir gündem üstlenirdi. Yine de çağdaş Çin siyasi figürleri arasında Şi, bürokratik iç çatışmalar konusunda rakipsiz bir beceri sergiledi. Şi Cinping açıkça ÇKP'nin kaderinin bağlı olduğu tarihi öneme sahip bir figür olduğuna inanıyor.
Şi, önemli bir değişimi ilerletmek için ÇKP’nin gücünde ve otoritesinde büyük bir artışla desteklenen yeni bir siyasi düzenin inşasını denetledi. Ancak belki de Şi'nin en önemli mirası, parti gücünün bu yükselişinin ötesinde ulusal güvenliği kapsamlı bir şekilde yeniden tanımlaması olacak. ‘Kapsamlı bir ulusal güvenlik konsepti’ savunuculuğu 2014 yılının başlarında ortaya çıktı. O yılın nisan ayında yaptığı konuşmada Çin’in tarihindeki en karmaşık iç ve dış faktörlerle karşı karşıya olduğunu duyurdu. Bu açıkça abartı olsa da – Kore’de ABD ile yapılan savaş ve 1950’lerin sonunda ülke genelinde yaşanan kıtlık daha karmaşıktı- Şi’nin siyasi sisteme mesajı Parti’nin yeni bir risk ve belirsizlik çağı ile karşı karşıya olduğudur.
Diğer yandan ÇKP’den ayrılmalar, darbe denemeleri ve dış güçler tarafından zayıflatılmaya çalışılması konularındaki deneyimleri, onu Mao döneminde doruk noktasına ulaşan şiddetli paranoyaya karşı savunmasız hale getiriyor. Ve şimdi Şi bu paranoyayı kurumsallaştırma riskiyle karşı karşıya. İç ve dış güvenliği birbirine karıştırılmasının sonuçlarından biri de tehdidin abartılmasına neden olmaktadır. Şu an parti kadroları risklerin ve suçların düşük olduğu alanlarda çalışmakta, terörizm, ‘renkli devrimler’ ve ‘Hıristiyan nüfuzu’ uyarıları yapmaktadırlar.
Sincan'da, tüm bölgeyi distopik bir yüksek teknoloji hapishanesine çevirmeyi haklı çıkarmak için ayrılıkçılık korkusu kullanıldı. Şi, Hong Kong'da yerel yasaları görmezden gelebilecek ve Pekin'in demir yumruklu yönetimine yönelik algılanan tehditleri ortadan kaldırırken tam bir gizlilik içinde çalışabilecek bir "ulusal güvenlik" bürokrasisi kurdu. Şi Cinping her iki bölgede de partinin temel çıkarlarının tehlikede olduğunu hissettiğinde, uluslararası öfkeye direnmeye istekli olduğunu gösterdi. Ülke içinde Çin’i düşmanlar tarafından kuşatılmış olarak tasvir ederek milliyetçi duyguları harekete geçiriyor. Bunu yaparken de geçmişe yönelik oldukça çarpıtılmış duygusal bakış açısını kullanıyor. Şi ayrıca Çin’in İkinci Dünya Savaşı’nda Japonlara, Kore Savaşı’nda ise ABD’ye karşı elde ettiği zaferlerle övünüyor. Şi Cinping Çin’in ‘düşman yabancı güçlerin’ neden olduğu bir tehlike dönemine girdiği konusunda uyarıda bulunarak vatandaşlarını gelecekte daha zor koşullarla karşı karşıya kalma ve ÇKP’yi istikrarın garantörü olarak görme fikrine adapte etmeye çalışıyor.
Diğer yandan Pekin, ABD’nin küresel meselelerden geri çekilmesiyle ortaya çıkan fırsattan yararlanmak amacı ile birden fazla dış politika cephesinde güçlü adımlar attı. Bunlar arasında Güney Çin Denizi’ndeki bölgesel çıkarlarını savunmak için ticari balıkçı tekneleri kullanmak ve Cibuti’de Çin’in ilk denizaşırı askeri üssünü kurmak gibi ‘gri bölge’ taktiklerinin kullanımı da yer alıyor. Ayrıca Çin’in geniş iç pazarı, Şi’nin kendisine siyasi ve diplomatik olarak itaat etmeyen ülkeleri tehdit etmesine olanak sağladı. Pekin’in Kanberra’nın koronavirüs (Kovid-19) salgınına neden olan virüsün kökenlerine ilişkin bağımsız bir soruşturma çağrısına yanıt olarak Avustralya’ya yönelik yürüttüğü uygulama ve son ekonomik baskı kampanyası bunu kanıtlıyor. Benzer bir şekilde Şi, Çinli diplomatlardan oluşan ‘kurt savaşçılarını’ Çin’i eleştiren ve düşmanlık eden ülkeleri sindirmeye ve taciz etmeye teşvik etti. Pekin bu yılın başlarında Sincan'ı inceleyen İngiliz antropolog ve siyaset bilimci Jo Smith Finley ve bir Alman düşünce kuruluşu olan, ayrıca ÇKP’nin çalışmalarının ‘Çin'in egemenliğine ve çıkarlarına ciddi şekilde zarar verdiğini’ iddia ettiği Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü'ne yaptırım uygulamıştı.
Mao Zedong ve Deng Şiaoping (Mao Zedong sonrası, Çin'in 1970'lerdeki ekonomik açılım politikasıyla anılır) uluslararası arenada Çin'in çıkarlarını savunmada stratejik sabır gösterdiler. Nitekim Mao, ABD Başkanı Richard Nixon'a Çin'in Tayvan'ı geri almak için 100 yıl bekleyebileceğini söylemişti. Deng de vaadi gereğince Hong Kong’un iadesi konusunda müzakerelerde bulundu. Ardından Şi, bölgeye 50 yıl boyunca özerklik verdi. Her iki lider de Çin'in göreceli kırılganlığına ve dikkatli, incelikli devlet adamlığının önemine dair derin bir anlayışa sahipti. Ancak Başkan Şi, onların ayıklığı ve uzun vadeli çözümler konusundaki güvenine sahip değil.
Bu durum, Şi Cinping’in Halk Kurtuluş Ordusu'nun kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2027 yılına kadar Tayvan'ı zorla ele geçirmek için son derece tehlikeli bir manevraya girişeceği yönündeki korkuları artırdı. Bununla birlikte Çin kıyılarının yaklaşık 110 mil açığında ABD ile askeri bir çatışmaya girmesi pek de olası görünmüyor. Halk Kurtuluş Ordusu'nun Tayvan'ın savunması ve ayrıca olası ABD müdahalesinin üstesinden gelmede başarılı olduğunu varsayarak Şi, belirsiz bir direniş karşısında askeri bir işgal yürütmek zorunda kalacak. Tayvan'ı ele geçirme girişimi, Şi'nin neredeyse tüm diğer küresel ve yerel emellerini baltalayacaktır. Şimdilik daha uç senaryolar olası değil. Ancak Şi, Çin'in kendi bölgesinde gücünü sergilemeye ve çıkarlarının peşinden dışarıya doğru ilerlemeye devam edecek. Görev süresi boyunca birçok sorununun nihai bir çözüme kavuştuğunu görmek istiyor gibi görünüyor.

Sistem adamı
Şi'nin Çin'in gidişatını doğru bir şekilde belirleyebileceğine olan inancı akla ekonomist Adam Smith'in 'sistem adamı' tanımını getiriyor. Bu tanıma göre söz konusu lider, 'kendi ideal hükümet planının sözde güzelliğine o kadar aşıktır ki onun herhangi bir kısmından en ufak bir sapmaya tahammül edemez.'  Şi, kısa vadeli hedeflerini gerçekleştirmek için piyasanın 'görünmez eli olma' fikrinden vazgeçti. Bu, piyasa güçlerinin birbirleriyle etkileştiği ve otomatik olarak dengeye yol açtığı fikriydi. Önceden belirlenmiş hedeflere ulaşmak amacıyla hükümet aktörlerine dayanan bir ekonomik sistem formüle etti.

Şi Cinping, 2018 yılının kasım ayında Papua Yeni Gine’yi ziyaret etti. (Reuters)
Bu tabloyla devam edersek; Şi'nin sanayi politikasına güvenmesi, bu dönüşüm için çok önemliydi. Bu politika, selefi Hu Cintao'nun görev süresinin sonuna doğru, Pekin teknolojik inovasyona kendi yaklaşımını şekillendirmeye başladığında ilginin azaldığı bir ekonomik devlet idaresi aracıdır. 2015 yılı, sanayi politikasında yalnızca teknoloji sektörünün veya belirli bir endüstrinin ilerlemesiyle sınırlı olmayan devasa programların benimsenmesiyle önemli bir dönüm noktası oldu. Hatta tüm ekonomik yapı yeniden şekillendirildi. Bu, birçok önemli sektörde üretim kapasitesini yükseltmeyi amaçlayan 'Made in China 2025' planını, bilgi teknolojisini geleneksel endüstrilere entegre etmeyi amaçlayan bir planı temsil eden 'Internet Plus' stratejisini ve Çin'in yabancı teknoloji girdilerine bağımlılığını azaltmak için iddialı bir gündemin ana hatlarını çizen 14'üncü Beş Yıllık Planı içeriyordu.
Pekin bu politikalar aracılığıyla stratejik öneme sahip olduğunu düşündüğü şirketlere, teknolojilere ve sektörlere onlarca trilyon yuan kanalize ediyor. Bunu da doğrudan sübvansiyonlar, vergi indirimleri ve yanlış bir şekilde pazar odaklı gibi görünen ancak aslında risk sermayeli devlete ait şirketlere benzeyen 'hükümet rehberlik fonları' aracılığıyla yapıyor. Pekin'in bu alandaki sicili halen kesinlikle çok karışık. Birçok durumda yapılan büyük yatırımlar çok az getiri sağladı. Ancak ekonomist Barry Naughton, “Çin sanayi politikaları o kadar büyük ve o kadar yeni ki henüz onları değerlendirecek durumda değiliz. Başarılı olabilirler ancak felakete dönüşmeleri de mümkündür” uyarısında bulunmuştu.
Şi’nin birkaç yıl önce gözlemcilerin siyasi ve sosyal değişimin potansiyel ajanları olarak gördüğü bir dizi teknoloji ve finans devi de dahil olmak üzere Çinli özel sektör şirketlerine yaklaşımı bu sanayi politikasıyla bağlantılı. Teknolojik yenilik, Ant Group ve Tencent gibi firmalara önemli yeni veri akışlarının ve finansal teknolojinin kontrolünü sağlıyor. Şi Cinping’in bunun kabul edilemez bir tehdit oluşturduğunun farkında olduğu açık. Çin Komünist Partisi’nin, kurucusu Jack Ma ve birçok kişi tarafından yapılan partiyi eleştiren yorumların ardından Ant Group'un ilk halka arzını engellemeye başvurması da bunun bir göstergesi oldu.
Bir başka açıdan bakacak olursak Başkan Şi, ÇKP'nin çıkarlarını korumak ve iş dünyasının seçkinlerine, partinin öncelikli olduğuna dair bir sinyal göndermek için Çin'in uluslararası mali konumundan vazgeçmeye hazır görünüyor. Ancak bu bir Davud ve Golyat hikayesi değil. Özel Çinli şirketler arasındaki isim ve siyasi sistem açısından yakın ve kalıcı bağlar göz önüne alındığında bu daha çok bir aile kavgasına benziyor. Gerçekten de Çin'in en başarılı girişimcilerinin neredeyse tamamı ÇKP üyesidir ve birçok şirket için başarı, yabancı rekabetten korunma da dahil olmak üzere parti tarafından sağlanan iyiliklere bağlıdır. Önceki Çinli liderler özel sektöre geniş özgürlük tanırken Şi bu ise katı sınırlar koydu. Bu da ülkenin yenilik yeteneğini daha da kısıtladı. Pekin'in politikacıları ve hükümet yatırımcıları ne kadar sofistike olursa olsun canlı bir özel sektör olmadan sürdürülebilir inovasyon ve üretim kazanımları yaratılamaz.

Büyük strateji mi yoksa büyük trajedi mi?
Şi, geçici avantajlardan yararlanmak ve iç zorluklarla mücadele etmek için kendini 15 yıllık bir yarış mücadelesi ile karşı karşıya getirdi. Ayrıca şu an rakipsiz bir şekilde yönettiği rejimin muazzam yeteneklere sahip olmasını sağladı. Başkan Şi’nin dar zaman çizelgesi hızla ilerlerken Pekin'in politika gündemini, risk toleransını ve uzlaşmaya istekliliğini tanımlayacak bir aciliyet duygusunu zorunlu kılıyor. Bu, Çin'in davranışını şekillendirmeyi ümit eden veya ‘kurt savaşçısı’ tavrının doğal olarak geri çekileceğini ümit eden ülkelere sunulan seçenekleri daraltacaktır.
ABD, Amerikan toplumunun direncini güçlendirerek ve Amerikan hükümetinin verimliliğini artırarak Pekin'in demokrasisinin zayıfladığı ve Washington'ın yıldızının söndüğü iddiasını çürütebilir. ABD ve müttefikleri, inovasyona ve insan sermayesine yatırım yaparsa, Şi'nin gelişmekte olan ve önemli teknolojilerde ilk hamle avantajını elde etme çabalarını önleyebilirler. Aynı şekilde küresel düzeni şekillendirmede daha aktif ve ileriye dönük bir ABD rolü, Pekin'in liberal olmayan fikirleri ve Çin sınırlarının ötesine yayma yeteneğini sınırlayacaktır.
Şi, farkında olmadan ülkenin birçok güçlü yönünün kendisinin rejime soktuğu hastalıkların ne ölçüde üstesinden geleceğini belirleyecek bir yarışta Çin’i kendisiyle karşı karşıya getirdi. İktidara geldiğinde ÇKP, gücün düzenli ve barışçıl geçişi için oldukça öngörülebilir bir süreç oluşturmuştu. Önümüzdeki sonbaharda partinin 20’inci kongresi yapılacak. Başkan Şi ile benzer bir süre boyunca görev yapan liderler genelde böyle bir kongrede görevden ayrılırlar. Bununla birlikte Şi’nin görevi bırakması beklenmiyor. Aslında bu yalnızca ÇKP için değil tüm ülke açısından oldukça riskli bir senaryo. Görünürde bir halefi bulunmayan Şi’nin önümüzdeki 10 yıl içinde ölmesi durumunda ülke kaosa sürüklenebilir.
Şi, sağlık durumu iyi olsa ve iktidarda kalsa bile görev süresi uzadıkça ÇKP, Mao döneminde olduğu gibi, bir kişilik kültüne benzeyecektir. Bu eğilimin işaretleri şimdiden ortaya çıkmaya başladı. Çin'in siyasi sınıfı arasında dalkavukluk gözle görülür bir şekilde yaygınlaştı. ‘Şi Cinping Düşüncesi’nin büyüklüğüne övgüler, yabancılara sadece ilginç ve hatta komik gelebilir. Ancak parti içindeki karar verme ve bilgi akışının kalitesi üzerinde gerçekten zararlı bir etkiye sahip.
Partiyi ve ülkeyi kurtarma misyonuna sahip bir lider olan Şi'nin her ikisini de tehlikeye atması ironik ve trajik olurdu. Çin Devlet Başkanı’nın mevcut rotası, ülkenin son kırk yılda kaydettiği büyük ilerlemeyi baltalamakla tehdit ediyor. Sonuç olarak Şi, önümüzdeki on yılın Çin'in uzun vadeli başarısını belirleyeceği konusunda haklı olabilir. Fakat Şi’nin muhtemelen anlamadığı şey, bu başarıya en büyük engelin yine kendisinin olabileceğidir.

*Independent Arabia’da yer alan bu makale Şarku’l Avsat tarafından çevrilmiştir.

 


İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.