Malezya siyaseti uçurumun kıyısında mı?

Kovid-19 salgını ve ekonomik baskıların ortasında Malezya siyaseti.

Malezya'nın eski Başbakanı Mahathir Muhammed (sağda) ve ana muhalefet lideri Enver İbrahim hükümet karşıtı yürütülen gösteri sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundular. (AFP)
Malezya'nın eski Başbakanı Mahathir Muhammed (sağda) ve ana muhalefet lideri Enver İbrahim hükümet karşıtı yürütülen gösteri sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundular. (AFP)
TT

Malezya siyaseti uçurumun kıyısında mı?

Malezya'nın eski Başbakanı Mahathir Muhammed (sağda) ve ana muhalefet lideri Enver İbrahim hükümet karşıtı yürütülen gösteri sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundular. (AFP)
Malezya'nın eski Başbakanı Mahathir Muhammed (sağda) ve ana muhalefet lideri Enver İbrahim hükümet karşıtı yürütülen gösteri sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundular. (AFP)

Muhammed Garavi (Gazeteci ve Yazar)
Malezya siyaset sahnesi, siyasi drama ve çok taraflı çatışmalarda yeni bir döneme girdi. Bu da ülkedeki mevcut durumu, özellikle koronavirüsün (Kovid-19) yeni bir varyantının ülkede görülmesinden sonra salgının daha önce görülmemiş bir krize dönüşmesi ile daha da karmaşık hale getirdi. Diğer yandan Başbakan Muhyiddin Yasin hükümeti, kurulduğu günden bu yana sürekli olarak meclis çoğunluğunu elde ettiğine ilişkin şüphelerle karşı karşıya kalırken, içeride ve dışarıda attığı büyük adımlarla daha uzun bir süre iktidarda kalma mücadelesi veriyor.

Seçilmeden iktidar olan hükümet
Malezya’nın siyaset sahnesindeki gerilim, eski Başbakan Mahathir Muhammed’in herhangi bir gerekçe göstermeden geçtiğimiz yıl şubat ayında aniden istifa etmesiyle başladı. Eski Başbakan, Umut İttifakı (PH) hükümetinin düştüğünü ve muhalefet saflarına geri döndüğünü duyurdu. Umut İttifakı’nda seks skandalı nedeniyle birkaç yıl hapiste kalan Enver İbrahim'in eski rakibi Mahathir’in kurucusu olduğu Birleşik Yerli Partisi’nin (PPBM) yanı sıra Enver İbrahim liderliğindeki Halkın Adaleti Partisi’ndeki (PKR) Enver karşıtı kanat, Demokratik Hareket Partisi (DAP) ve Milli Emanet Partisi (Amanah) yer alıyordu. 
2018'de gerçekleşen genel seçimler, ülkenin bağımsızlığını kazanmasından bu yana 60 yıldır ülkeyi yöneten Birleşik Malay Ulusal Örgütü (UMNO) için tarihi bir kayba neden oldu. Daha önce Mahathir Muhammed tarafından yönetilen ve yerine mevcut Başbakan Muhyiddin Yasin'in geçtiği PPBM partisi artık muhalefet partilerinin oluşturduğu Umut İttifakı’nın bir parçası değil. Bununla birlikte Mahathir, Muhyiddin’i kendisini ve hükümeti devirmeye çalışmakla suçladı.
Mahathir'in iktidara gelmesinden iki yıl sonra, seçimlerin kazanılmasında büyük rolü olan ortağı Enver İbrahim’e verdiği sözü yerine getirmek ve iktidarı devretmek zorundaydı. Ancak ani bir kararla istifa etti. Bunun üzerine uzun zamandır beklediği makamı elde etme fırsatını kaçıran Enver, başbakanlık makamını Muhyiddin Yasin'den daha fazla hak ettiğini kanıtlamak için mücadele etmek zorunda kaldı.
Malezya Kralı Sultan Abdullah Riayatuddin El-Mustafa Billah Şah, erken genel seçim çağrısı yapmak yerine Muhyiddin Yasin'i yeni bir hükümet kurmakla görevlendirdi. Mahathir ve Enver, söz konusu dönemde Muhyiddin'in kraliyet görevini yerine getirmek için gereken meclis çoğunluğuna sahip olmadığını iddia ettiler. Muhyiddin, Ulusal İttifakı ile birlikte mecliste ülkeyi yönetmeye yetecek çoğunluğa sahip olduğunu kanıtlamak için siyasi partileri ve bazı parlamenterleri bir araya getirmeye çalıştı. Ancak başbakanı olduğu mevcut hükümet şu ana kadar meclis çoğunluğunun desteğini aldığını kanıtlamayı başaramadı.
Muhyiddin hükümetini, Malezya İslam Partisi’nin (PAS) yanı sıra koalisyon içindeki en büyük blok olan UMNO ve Mahathir'in kurucusu olduğu ancak dört milletvekili ile birlikte ayrıldığı PPBM ile ittifak oluşturarak 2020 yılının mart ayı başlarında kurmayı başardı.
Meclis çalışmalarının askıya alınması için OHAL ilan edildi
Analistler, Malezya Kralı Sultan Abdullah Şah’ın Kovid-19 salgınının patlak vermesinin ardından geçtiğimiz yılın sonunda milletvekillerini hükümetin bütçesini desteklemeye çağırarak, ülkenin siyasi istikrarını korumaya çalıştığını düşünüyorlar. Malezya Kralı, Başbakan Muhyiddin'in geçtiğimiz ocak ayında olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmesi talebini de onaylamıştı.
OHAL, muhalefet kanadı ve yakın zamana kadar UMNO liderleri tarafından yönetilen iktidardaki Ulusal İttifak'ın yanında yer alan partiler tarafından tepkiyle karşılandı. Birçoğu OHAL’in ilan edilmesini, Başbakan Muhyiddin’in şimdiye kadar iktidarda kalması için bir bahane olarak gördü. Ayrıca OHAL ile meclis çalışmalarının askıya alınması mevcut iktidarın başına da iş açtı. Günden güne güçlenen muhalefet kanadı, Başbakan Muhyiddin ve hükümetinin istifa taleplerine daha fazla destek bulmayı başardı.

Hükümet tutumunu korurken halk protesto gösterileri düzenliyor
Malezya, son birkaç gündür hükümet karşıtı eylemcilerin ve milletvekillerinin yanı sıra doktorların düzenlediği protesto gösterilerine tanık oldu. Genç eylemciler, hükümete olan öfkelerini ifade etmek için ‘Kara Bayraklar’ adlı gösteriler düzenlediler ve Başbakan Muhyiddin’in istifasını istediler. Ayrıca bir buçuk yılı aşkın bir süredir devam eden kapanma çerçevesinde sözleşmeli çok sayıda doktor, daha fazla ayrıcalık ve kadrolu doktorlarla eşitlik talep etmek için bir grev düzenledi.
Buna karşın hükümet, kapsamlı yurt dışı ziyaretleriyle uluslararası meşruiyetini aramaya çalışarak tutumunu koruyor. Hükümet, yaklaşık 600 günlük karantina nedeniyle çöküşün eşiğinde olan ekonomisine destek aramak için dost ve zengin ülkelerden yabancı yatırım çekmeye yönelik ziyaretlerle özellikle Ortadoğu'daki eski müttefiklerine yöneldi.
Muhyiddin Yasin, dikkati özellikle teşvik paketleri aracılığıyla küresel pandemiyle mücadeleye, ekonomiyi canlandırmaya ve salgının önünü kesmek için hareketleri kısıtlayan yasaların uygulanmasına verdi. Ancak muhalefet, tamamen kapanmanın ekonominin çarkını felç ettiğine, bunun salgının yayılmasını engelleyemediğine ve kapanmanın arkasındaki asıl amacın hükümetin ömrünü uzatmak olduğuna inanıyor.

Sarayla karşı karşıya
Malezya Kralı Sultan Abdullah Şah’tan meclis oturumlarının yeniden başlamasını gerektiren açık ve doğrudan bir talep gelirken saray, OHAL süresinin uzatılmasına gerek olmadığını duyurdu. Hükümet, milletvekillerinin hararetli tartışmalara sahne olan meclise dönmelerine izin verdi. Ancak milletvekilleri ve meclis çalışanları arasında Kovid-19 vakalarındaki artış nedeniyle iki oturumdan sonra geri adım atan hükümet, meclis çalışmalarını süresiz olarak askıya aldı. Hükümetin kararı, saraydan yapılan ve Sultan Abdullah Şah’ın, Parlamento ve Hukuk Bakanı Takiyuddin Hasan’ın, olağanüstü meclis oturumunda, hükümetin OHAL'in uzatılmayacağı yönünde tek başına karar alabileceğini söylemesinden rahatsızlık duyduğunu belirtilen açıklamasının hemen ardından geri çekildi. Açıklamada Kral’ın, bakanın açıklamasından duyduğu memnuniyetsizlik dile getirilirken ‘milletvekillerini yanıltan bu karara’ katılmadığı vurgulandı.
Gözlemciler, Başbakan Muhyiddin’in meclis toplanmadan önce UMNO partisi lehine bir kabine değişikliği yaparak Malezya’nın en büyük siyasi partisini meclisin önüne geçirme girişimlerinin parti sekreteryasını ve önde gelen isimlerini tatmin etmediğine inanıyorlar. Buna karşın iktidar koalisyonu üyesi partilerden UMNO hükümet koalisyonuna verdiği desteği çektiğini açıkladı.

Siyasi krizin geleceği
Başbakan Muhyiddin ve hükümetin bu kararla krala saygısızlık yaptığı gerekçesiyle istifa çağrıları yapılsa da Muhyiddin Yasin'in hükümeti kısa vadede ayakta kalabilecek durumda. Hükümet, anayasaya olan bağlılığını ve 1 Ağustos'tan sonra OHAL yasalarını yürürlükten kaldırma yetkisinin artık kralın elinde olmadığını vurguladı.
Bu durum, Malezya Kralı'nın Bakan Takiyuddin’in açıklamasına karşı öfkesini alenen ifade etmesine rağmen hükümeti görevden alma yetkisine sahip olmadığı gerçeğiyle destekleniyor. Bu nedenle, geçen hafta yapılmaya çalışılan gensoru önergesi ile hükümeti devirme yetkisine sahip olan kurumun ülkenin meclisi olduğu vurgulandı. Başbakan tarafından yapılan açıklamaya göre şartlar uygun olursa meclis toplantılarının en erken önümüzdeki eylül ayında başlaması planlanıyor.
Anayasa uzmanları, UMNO’nun hükümet koalisyonuna desteğini geri çekmesinin, milletvekilleri tarafından Kral’a gönderilen yazılı mektuplarla (yasal beyannameler) doğrulanması gerektiğini belirttiler. Burada ‘Muhyiddin hükümetinin düşmesi durumunda Malezya erken genel seçimlere gidebilir mi?’ sorusu ortaya çıkıyor. Saravak, OHAL’in bu ayın başlarında biter bitmez altmış gün içinde eyalet seçimleri yapmaya hazır olduğunu duyurdu.
Ancak pandemi sırasında rekor sayıda vaka kaydedilen Sabah eyaletinde seçimlerin düzenlenmesi halen uzak bir ihtimal olarak görülüyor. Malezya şu an bir milyonu aşkın vaka ve tehlikeli delta varyantının yayılmasıyla daha önce tanık olmadığı bir sağlık krizinden geçiyor. Bu durum, takımadaları etkileyen salgın krizi sona erene kadar ülkede erken seçimlerin yapılması düşüncesini güçleştiriyor.

 


Trump, Şi’yi olağanüstü bir törenle karşılıyor: Washington zirvesi kırılgan ticaret ateşkesini sınayacak

ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
TT

Trump, Şi’yi olağanüstü bir törenle karşılıyor: Washington zirvesi kırılgan ticaret ateşkesini sınayacak

ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)

ABD’nin başkenti Washington, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping için dikkat çekici bir karşılama hazırlığı yapıyor. ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba akşamı Andrews Hava Üssü’nde karşılayacağı Şi’yi perşembe günü Beyaz Saray’da ağırlayacak. Burada iki liderin görüşmeleri öncesinde geniş kapsamlı bir devlet töreni düzenlenecek. Söz konusu görüşmeler, dünyanın en büyük iki ekonomisinin liderleri arasındaki en önemli temaslardan biri olarak görülüyor.

Gözler, protokol kapsamındaki görkemli karşılamanın Washington ile Pekin arasındaki kırılgan ateşkesi sağlamlaştırıp daha istikrarlı bir mutabakata dönüştürüp dönüştüremeyeceğine çevrildi. Aksi halde bu törenlerin, çözümü hâlâ mümkün olmayan derin stratejik anlaşmazlıkların ortaya çıkmasını yalnızca ertelemesi bekleniyor.

Beyaz Saray tarafından açıklanan programa göre Şi ve eşi Peng Liyuan, çarşamba akşamı Andrews Hava Üssü’ne ulaşacak. Trump ise alışılmadık bir adım atarak çifti bizzat karşılamak üzere üsse gidecek.

Perşembe günü ise ABD Başkanı ve First Lady Melania Trump, Beyaz Saray’da resmi karşılama törenine ev sahipliği yapacak. Törene ABD Silahlı Kuvvetleri’nin farklı birimlerinden 479 asker katılacak. Programda iki ülkenin milli marşlarının çalınması, iki liderin konuşmaları ve Gül Bahçesi’nde askeri geçit töreninin yanı sıra bir B-2 bombardıman uçağı ile dört F-22 savaş uçağının katılacağı hava gösterisi de yer alacak.

gthyju
Çin Devlet Konseyi Başkan Yardımcısı He Lifeng (solda), 20 Eylül 2026’da New York’ta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile yaptığı görüşmenin ardından ayrılırken (AFP)

Törenin ardından Trump ile Şi arasındaki kapalı görüşmeler başlayacak. Bu sırada Melania Trump ve Peng Liyuan, Ulusal Asya Sanatı Müzesi’ni ziyaret edecek. Çin Devlet Başkanı perşembe akşamı Beyaz Saray’a dönerek Doğu Salonu’nda düzenlenecek yemeğe katılacak. Ziyaret programı cuma günü Trump ve eşinin ev sahipliğinde düzenlenecek özel çay davetiyle devam edecek. Ardından iki lider Ulusal Arşiv’i birlikte ziyaret edecek ve Şi için uğurlama töreni düzenlenecek.

Bu törenlerin sembolik anlamı, geleneksel bir çalışma ziyareti çerçevesinin ötesine geçiyor. Trump, Şi ile arasındaki ilişkinin kişisel boyutunu öne çıkarmaya çalışırken Çin Devlet Başkanı, Washington’a on yılı aşkın sürenin ardından ilk kez geliyor. İki güç, ekonomik ve teknolojik rekabetlerinin açık bir çatışmaya dönüşmesini engellemeye çalışıyor.

Beş kritik dosya

Askeri geçit töreni ve kırmızı halının ardında, tek bir zirvede çözülmesi zor çok sayıda anlaşmazlık başlığı bulunuyor. Gümrük vergileri ve ticaretten nadir toprak elementlerine, yapay zekâdan Tayvan’a ve İran savaşına kadar uzanan bu dosyalar, iki liderin görüşmelerinin ana gündemini oluşturuyor.

Ticaret dosyası, mevcut gümrük ateşkesinin 10 Kasım’da sona ermesine yaklaşılması nedeniyle görüşmelerin ilk sırasında yer alıyor. Washington, Pekin’in ABD tarım ürünleri ve uçaklarına yönelik alımlarını artırmasını sağlamaya çalışırken Çin ise bazı gümrük vergileri ile teknoloji alanındaki kısıtlamaların hafifletilmesini talep ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press’ten aktardığı habere göre daha önce varılan mutabakatların uygulanması konusunda iki tarafın performansı farklılık gösteriyor. Çin’in ABD’den tarım ürünleri alımları beklenen seviyelerin altında kalırken Boeing’den 200 uçak satın alınmasına ilişkin anlaşma da henüz sonuçlanmadı. Karşılıklı güvenlik endişelerinin devam etmesi nedeniyle yatırım konseyi kurulması yönündeki girişim de sekteye uğradı.

Ancak müzakerelerde güç dengesini yeniden şekillendiren asıl konu nadir toprak elementleri oldu. Reuters’ın haberine göre Çin’in küresel madencilik faaliyetlerinin yüzde 70’ine varan bölümünü ve rafinaj kapasitesinin yüzde 85’inden fazlasını kontrol etmesi, Pekin’e Washington’ın tam anlamıyla hazırlıklı olmadığı bir baskı aracı sağladı.

Çin’in daha önce uyguladığı kısıtlamalar, ABD’nin gümrük vergilerine verilecek karşılığın yalnızca misilleme niteliğinde vergilerle sınırlı kalmayabileceğini gösterdi. Pekin, otomobillerden çiplere ve ABD savunma sanayisine kadar kritik sektörlerde kullanılan malzemelerin tedarikini de kısıtlayabiliyor.

fgt
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 16 Eylül’deki resmi ziyareti öncesinde Beyaz Saray’ın kuzey revakında hazırlıklar (AP)

Yapay zekâ ise rekabet ile iş birliği ihtimalini aynı anda barındıran dosyalardan biri olarak öne çıkıyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, zirve öncesinde New York’ta yaptıkları görüşmede, ulusal güvenliği etkileyebilecek yapay zekâ kaynaklı ciddi gelişmeler konusunda tarafların birbirini bilgilendirmesine yönelik bir mekanizma kurulmasını ele aldı. Bu girişim, iki güç arasında bir tür “güvenlik bariyeri” oluşturma çabasının parçası olarak değerlendiriliyor.

Tayvan ise özellikle ABD’nin adaya silah satışları konusunda devam eden anlaşmazlık ve Pekin’in Washington’ı kendi taleplerini daha fazla dikkate alan bir tutum benimsemeye yöneltme çabaları nedeniyle en hassas konu olmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra İran dosyası da Trump yönetiminin Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde gündeme geliyor. Çin ise İran’ın başlıca ticaret ortaklarından biri olmayı sürdürüyor.

Washington Post’a göre ABD Başkanı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında yürüttüğü diplomatik temaslara, bir dizi müttefikiyle ilişkilerinde gerilimin yaşandığı bir dönemin ardından giriyor. Şi ise diğer ülkelere Çin’i daha istikrarlı ve öngörülebilir bir ortak olarak sunmaya çalışıyor.

Çin Devlet Başkanı Washington’a Kırgızistan, Mısır ve Hindistan’ı kapsayan bir turun ardından geliyor. Bu ziyaret, Pekin’in ülkesini geniş seçeneklere ve ortaklıklara sahip istikrarlı bir güç olarak konumlandırma ve ekonomik büyümesinin küresel ekonomiye katkı sağladığı, güvenilir bir ortak olarak sunma çabasının daha geniş bir parçasını oluşturuyor.

New York Times ise iki liderin sahip olduğu zaman perspektiflerinin farklılığına dikkat çekti. Trump, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin yarattığı siyasi baskı ve İran’la yürütülen yıpratıcı savaşın maliyetiyle hareket ederken Şi, iktidardaki Çin Komünist Partisi’nin başındaki dördüncü dönemine hazırlanıyor. Böylece beş yıl daha liderlik koltuğunda kalması bekleniyor. Bu farklılık, iki lidere ilişkilerin yeni bir karşılıklı tırmanma sürecine sürüklenmesini önlemek konusunda farklı ancak kesişen motivasyonlar sağlıyor.

Beklentiler sınırlı

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanı Scott Kennedy, dünyanın en büyük iki gücünün ilişkilerin tamamen çökmesini engellemek konusunda doğrudan çıkarı bulunduğu için zirvenin başarısız olamayacak kadar önemli olduğunu belirtiyor. Ancak Kennedy’ye göre zirve, ekonomi ve teknolojiden savaşlara ve küresel güvenliğe kadar uzanan sorunların büyüklüğü karşısında yetersiz kalacak kadar da sınırlı.

Kennedy, görüşmenin gerçekleşmesi ve diyalog kanallarının açık tutulmasının dahi başlı başına bir kazanım olduğunu düşünüyor. Ancak karşı karşıya olunan sorunların büyüklüğü ile beklenen sonuçların sınırlılığı arasındaki farkın küresel liderlikte daha geniş bir boşluğa işaret ettiğini belirtiyor. Merkezdeki bazı araştırmacılar da zirvenin teknoloji rekabetini kapsamlı biçimde düzenleyen bir anlaşmaya ulaşmaktan ziyade risklerin yönetilmesine yönelik sınırlı kuralların oluşturulması için fırsat sağlayabileceğini düşünüyor.

Merkezin bir başka analizinde ise Asya’da denizlerde artan sürtüşmelerin göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısı yapılıyor. Analize göre güvenlik meseleleri diyalog çerçevesinin dışında kaldığı sürece yalnızca ticaret, uzun vadeli istikrarı güvence altına almaya yetmeyecek.

Brookings Enstitüsü araştırmacısı Ryan Hass ise Pekin’in Trump’tan gelen uzlaşmacı mesajlara kanmadığını ve ABD ile stratejik rekabeti uzun vadeli bir gerçeklik olarak gördüğünü belirtiyor. Enstitüde yayımlanan analizinde Hass, bir çelişkiye dikkat çekiyor: Trump, Şi’ye yönelik daha olumlu bir dil kullanırken yönetimi Çinli şirketlere yönelik kısıtlamaları sürdürüyor, teknoloji kontrollerini sıkılaştırıyor ve diğer ülkeler üzerinde Çin tedarik zincirlerine bağımlılıklarını azaltmaları için baskı kuruyor.

Buna karşılık Pekin de nadir toprak elementlerinin tedariki ve ABD’den yapılacak alımlar dahil olmak üzere ekonomik taahhütlerinin bir bölümünü tam olarak yerine getirmiş değil. Hass’a göre iki ülke ilişkileri “rahatsız edici bir sakinlik” döneminden geçiyor. Zirvenin en muhtemel sonucu mevcut anlaşmazlıkların çözülmesi değil, ticaret ateşkesinin uzatılması ve kırılgan istikrarın korunması. Buna ek olarak yapay zekânın oluşturduğu riskler konusunda sınırlı bir diyaloğun başlatılması da mümkün.

Ticaret ateşkesinin uzatılması

Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) de beklentileri düşük tutuyor. Enstitünün değerlendirmesine göre zirve ticaret ateşkesinin uzatılmasını sağlayabilir ancak rekabetin temel yönünü değiştirmesi beklenmiyor. Washington’ın gümrük vergilerinden ve gelişmiş çiplere yönelik kısıtlamalardan kolayca vazgeçmeye hazır olmadığı, Pekin’in de kritik mineraller kozundan taviz vermeye yanaşmadığı görülüyor.

Buna karşılık İran, Tayvan ve diğer jeopolitik başlıklarda büyük ilerleme sağlanması ihtimali sınırlı görünüyor. Enstitüye göre en gerçekçi olumlu sonuç, rahatsız edici bir ateşkesin sürdürülmesi ve ticaret savaşının yeniden alevlenmesinin önlenmesi olacak.

Şi’nin ziyaretini çevreleyen temel çelişki de burada ortaya çıkıyor: Karşılama töreni ne kadar görkemli olursa, elde edilebilecek sonuçların sınırlılığı da o kadar belirginleşiyor.

Trump, Çin’in ABD’den yaptığı alımları artırmasını, fiyatların ve tedarik zincirlerinin istikrara kavuşmasını, nadir toprak elementlerinin tedarikinin güvence altına alınmasını ve belki de İran konusunda Çin’in iş birliğini veya en azından itidal göstermesini istiyor.

Şi ise ABD’nin gümrük vergileri ve teknoloji kısıtlamalarını hafifletmesini, Çin ekonomisi için daha geniş bir hareket alanı oluşturulmasını ve Tayvan konusunda güvence verilmesini amaçlıyor. Bunun yanı sıra Pekin’in Washington’ın tek taraflı şartlar dayatamayacağı bir güç haline geldiğinin ABD tarafından fiilen kabul edilmesini sağlamaya çalışıyor.


Diana’nın kardeşi 30 yıl sonra konuştu: Elizabeth’e eleştiri, Charles’a suçlamalar

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
TT

Diana’nın kardeşi 30 yıl sonra konuştu: Elizabeth’e eleştiri, Charles’a suçlamalar

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer, bugün (salı) yayımlanan ve günlerdir İngiliz basınında geniş yankı uyandıran kitabında, Galler Prensesi’nin ölümünden yaklaşık 30 yıl sonra İngiliz kraliyet ailesiyle, özellikle de Kral 3. Charles’la hesaplaşıyor. Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre kitapta kraliyet ailesine yönelik dikkat çekici suçlamalar yer alıyor.

Ulusal gazeteler 16 Eylül’den bu yana “Swan Song: Diana, My Sister” (Kuğu Şarkısı: Diana, Kız Kardeşim) adlı kitaptan bölümler yayımlıyor. Bu bölümlerden biri Buckingham Sarayı’nın yanıt vermesine yol açtı.

3. Charles’a suçlama

Spencer, Diana’nın eski eşi ve prensesin hayatını kaybettiği sırada İngiliz tahtının veliahtı olan Charles’ın, 31 Ağustos 1997’de Paris’te Diana’nın ölümüne yol açan kazanın ardından kendisiyle yaptığı telefon görüşmesinde dikkat çekici ölçüde neşeli göründüğünü ve adeta piyangoyu kazanmış gibi davrandığını belirtiyor.

Diana, Ağustos 1997’de Fransa’nın başkenti Paris’teki Alma Tüneli’nde geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş, kendisine eşlik eden Mısırlı milyarder Muhammed el-Fayed’in oğlu İmad Dodi el-Fayed de kazada yaşamını yitirmişti.

Dünya genelinde büyük üzüntüye yol açan ve geniş bir hayran kitlesine sahip olan Diana, hayatını kaybettiğinde 36 yaşındaydı.

Spencer’a göre Charles, Diana’nın ölümünü “sevdiği kadınla”, yani mevcut Kraliçe Camilla ile evlenebilmek için bir fırsat olarak gördü.

Diana’nın kardeşi kitabın başka bir bölümünde, Prensler William ve Harry’nin annelerinin cenaze töreninde tabutun arkasından yürümesi konusunda Charles’la yaşadığı anlaşmazlığı anlatıyor. Spencer, Charles’ı “Diana’yı küçümsemekle” ve prensesin “yakında unutulacağını” söylemekle suçluyor.

Buckingham Sarayı, nadir görülen bir adımla bu suçlamalara yanıt vererek iddiaları kesin bir dille reddetti.

cdfgthy
İngiltere Prensesi Diana’nın kardeşi Charles Spencer (Reuters)

Kralın sözcüsü yaptığı açıklamada, “Bir erkek veya kız kardeşini kaybetmenin acısı zihni bulanıklaştırabilir, olaylara ilişkin muhakemeyi etkileyebilir ve hatıraları değiştirebilir” dedi.

Spencer (62), basına verdiği röportajda ise sözlerinin arkasında durdu ve kralın anlattıklarını sorgulamasını eleştirdi.

Spencer, Diana’nın Charles’ın Camilla için satın aldığı bir bilekliği bulmasının ardından prensle olan evliliğini sona erdirmeyi düşündüğünü de belirtti.

Ayrıca intiharı düşündüğü dönemlerde Diana’nın İngiltere’nin güneyinde bulunan ve denize doğru uzanan Beachy Head kayalıklarına birkaç kez otomobiliyle gittiğini aktardı. Ancak yazdığına göre Diana’nın oğullarına duyduğu sevgi, “daha ileri gitmesini engelledi”.

Elizabeth’e de eleştiriler

Spencer, 2022’de hayatını kaybeden Kraliçe 2. Elizabeth’in Diana’nın kazasını ilk öğrendiğinde öfkelendiğini ve durumun ciddiyetini anlamadan önce “Başka ne yaptı?” diye sorduğunu aktarıyor.

Diana’nın ölümünün ardından 2. Elizabeth’in, 1996’da Charles’tan boşanmasının ardından elinden alınan “Kraliyet Altesleri” unvanını yeniden vermeyi teklif ettiği öne sürülmüştü. Ancak Diana’nın kardeşi bu öneriyi reddetti.

O dönemde kraliçe, Diana’nın ölümünün ardından sergilediği görünen soğukkanlılık nedeniyle eleştirilmişti. Elizabeth’in tutumu, Diana’nın ölümünün dünya genelinde yarattığı büyük üzüntüyle tezat oluşturmuştu.

Saraydan yanıt

Buckingham Sarayı, Charles’ı hedef alan açıklamalara verdiği yanıt dışında Spencer’ın kitabının içeriği ve özellikle BBC’ye verdiği röportajlar konusunda sessizliğini korudu.

Bazı medya kuruluşları, saraya yakın kaynakların Diana’nın kardeşini “ikiyüzlülükle” suçladığını aktardı. Bu kaynaklar, Spencer’ın hayatı boyunca Diana’yı rahatsız etmekle suçladığı gazetelere şimdi onun özel hayatına ilişkin ayrıntıları açıklamasını eleştirdi.

Spencer ise Diana’nın kardeşi ve olaylara tanıklık etmiş biri olarak bu kitabı yazmanın “görevi” olduğunu düşünüyor. Ayrıca zaman içinde yerleşen “yalanları düzeltmek” istediğini belirtiyor.

Spencer, kitabı kaleme alırken “Diana’nın adına konuşmayı ve bunu açık, olumlu bir dille yapmayı” hedeflediğini belirterek, çalışmanın amacını “Diana hakkındaki gerçeği kardeşinin gözünden ortaya koymak” şeklinde ifade etmişti.

Spencer ayrıca kitabın, Diana’yı şöhretinin zirvesinde olduğu dönemde hatırlamayan gençlerin de ilgisini çekmesini umduğunu söyledi.

Harry ve Meghan

Spencer, pazar günü yayımlanan BBC röportajında, İngiliz magazin basınının Prenses Diana’ya yönelik tutumuyla son yıllarda küçük oğlu Harry ve eşi Meghan’a yönelik tutumunu karşılaştırdı. Harry ve Meghan kısa süre önce İngiltere’ye dönmüştü.

Spencer, kız kardeşinin cenazesinde yaptığı konuşmada da dile getirdiği yıpratıcı ve zehirleyici olarak nitelendirdiği etkiden duyduğu rahatsızlığı ifade etti.

Kraliyet görevlerinden çekilmesinin ardından güvenlik korumasından mahrum kalan Harry’nin güvenliği konusunda endişeli olduğunu belirten Spencer, bu durumun kendisini kaygılandırdığını söyledi.

Spencer kitabında ayrıca Diana’nın, kazada hayatını kaybeden Dodi’nin babası Muhammed el-Fayed’i “sevmediğini” yazdı.


ABD'nin İran havacılığına yaptırımları yarın yürürlüğe giriyor

İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
TT

ABD'nin İran havacılığına yaptırımları yarın yürürlüğe giriyor

İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)

ABD'nin İran hava yolu şirketleri ile İran'a uçuş düzenleyen şirketlere yönelik öngördüğü yaptırım yarın (çarşamba) yürürlüğe giriyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington'ın İran havacılık sektörüne yönelik uyguladığı ikincil yaptırımlar nedeniyle İran'da faaliyet gösteren tüm hava yolu şirketlerinin önümüzdeki iki gün içinde faaliyetlerini durdurmasını beklediğini söyledi.

Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile pazartesi günü gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından ABD merkezli CNBC'ye verdiği röportajda, İran hava yolu şirketlerinin 23 Eylül'den itibaren faaliyetlerini durduracağını söyledi.

Bessent, “Bir İran uçağı herhangi bir havalimanına indiğinde ona yakıt sağlayamaz, iniş hizmeti veremez veya bilet satamazsınız. Aksi takdirde dolar merkezli finans sisteminden dışlanırsınız” dedi.

Uçuşlar sürüyor

Şarku’l Avsat’ın İran Mehr Haber Ajansı'ndan aktardığı habere göre bugün (Salı) Iran Air şirketi, Türkiye, Azerbaycan ve Irak'taki sivil havacılık kurumlarından İstanbul, Bakü ve Necef seferlerinin durdurulması veya askıya alınmasına ilişkin şu ana kadar herhangi bir bildirim almadı.

Iran Air'in açıklamasına göre söz konusu destinasyonlara uçuş izinlerinde veya seferlerin gerçekleştirilme koşullarında herhangi bir değişiklik olması halinde bu durum, ilgili havacılık makamlarının karar almasının ardından şirkete resmi bildirim yoluyla iletilecek.

Açıklamada, mevcut koşullar dikkate alındığında ve herhangi bir resmi bildirim alınana kadar İran hava yolu şirketinin İstanbul, Bakü ve Necef hatlarındaki uçuş programının mevcut prosedürler doğrultusunda sürdürüleceği vurgulandı.

Iran Air ayrıca resmi bir bildirim alınması ve uçuş programında değişiklik yapılması halinde yolcuların şirketin resmi kanalları aracılığıyla bilgilendirileceğini belirtti.

Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu üyesi Şirvan Doberdeni ise Iran International'a yaptığı açıklamada, Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmasının ardından Irak'ın İran'ın dolara erişimi için geriye kalan tek güzergâh haline geldiğini söyledi.

Yaptırımların arka planı

Bu gelişme, ABD Hazine Bakanlığı'nın 8 Eylül'de aldığı ve 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulanmasını öngören kararın ardından yaşandı. Bakanlık söz konusu adımı ekonomik izolasyon operasyonu olarak nitelendirdiği baskı politikasının bir parçası olarak açıkladı.

Listede Iran Air Tour, Iran Aseman, Qeshm Air, Kish Air ve Sepehran gibi büyük şirketler de yer aldı. Şirketler İran hükümetine ve askeri faaliyetlere destek vermekle, aralarında silah, personel ve yasa dışı sevkiyatların taşınmasının da bulunduğu faaliyetlere katılmakla suçlandı.

Buna paralel olarak Bakanlık, İran hava sahası üzerinden bazı uçuşlara izin veren üç havacılık yetkisini de askıya aldı. Söz konusu izinler, ABD dışındaki hava yolu şirketlerinin ABD menşeli ticari uçakları İran'a yapılan seferlerde kullanmasına da olanak sağlıyordu. Bakanlık, hava güvenliğine ilişkin başvuruların ise her vaka özelinde değerlendirileceğini belirtti.

Bakanlık ayrıca listede yer alan İran hava yolu şirketlerine uçak taşımacılığı, kargo hizmetleri ve satış acentesi desteği de dahil olmak üzere hizmet sağlayan yabancı şirketlerin de ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Bölgesel yansımalar

Sahada kararın etkileri kısa sürede görülmeye başladı. İran medyasında yer alan haberlere göre Irak hükümeti, 23 Eylül'den itibaren İran'la tüm hava yolu seferlerini durdurma ve İranlı hava yolu şirketlerine yer hizmeti sunmayı kesme kararı aldı. Kaynaklar, bu adımın ABD yaptırımlarına uyma ve ikincil yaptırımlara maruz kalma endişesinden kaynaklandığını belirtti.

Türkiye ve Gürcistan da İranlı hava yolu şirketlerine yönelik hizmetlerini durdurarak benzer adımlar attı.

Pekin'le koordinasyon

Bessent, Tahran'ın en önemli ekonomik ortağı olan Çin'in yeni kısıtlamalara uymasını sağlamak amacıyla Pekin'le yoğun görüşmeler yürütüldüğünü açıkladı.

Çinli yetkililerin İran'a yönelik ekonomik baskı sürecine büyük ölçüde dahil olduğunu belirten Bessent, Washington'ın Çin Merkez Bankası Başkanı Pan Gongsheng'in de aralarında bulunduğu Çinli mali yetkililerle İran'a yönelik ABD yaptırımlarına uyulması konusunda olumlu görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Washington'da yapılması beklenen zirveden iki gün önce yaşanıyor. İran'a yönelik yaptırımlar, ticari anlaşmazlığın yanı sıra zirvenin gündemindeki başlıklardan birini oluşturuyor.

İran'ın havacılık sektörü, uzun yıllardır uygulanan ve ülkenin yeni uçak ve yedek parça satın almasını engelleyen yaptırımlar nedeniyle zaten ciddi ölçüde yıpranmış durumda. Yeni yaptırım paketi, ülkenin hava filosundan geriye kalan kapasitenin de büyük ölçüde devre dışı kalması riskini beraberinde getiriyor.