Sudan’da değişim başarıya ulaşacak mı?

Geçiş hükümeti, seçimlerin yapılmasını talep eden halk kuşatması altında devrimci hakları korumaya çalışıyor.

Sudan Mülteciler Komisyonu. (Independent Arabia - Hasan Hamad)
Sudan Mülteciler Komisyonu. (Independent Arabia - Hasan Hamad)
TT

Sudan’da değişim başarıya ulaşacak mı?

Sudan Mülteciler Komisyonu. (Independent Arabia - Hasan Hamad)
Sudan Mülteciler Komisyonu. (Independent Arabia - Hasan Hamad)

Mana Abdulfettah
Sudan, bağımsızlığını kazanmasından bu yana askeri darbelerin ortasında, sivil bir devlet kurmak için siyasi çözüm girişimlerine sahne oldu. Birbirini takip eden ulusal hükümetlerin her döneminin dezavantajları olmasına rağmen Aralık 2018 ayaklanmasından sonraki süreçte değişime ulaşma yolunda büyük umutlar yeşerdi. Ancak Afrika Boynuzu’nda krizler baş gösterdi ve diğer sorunlar da daha fazla şiddetlendi. Bu sınır ötesi sorunlar, kabile savaşları sisteminde tarihsel olarak aktif olan, Sudan’ın çok etnikli ülkelerle olan ilişkisinin bir sonucu. Modern formda devletlerin oluşumundan sonra kabile ve etnik çatışmalar bu savaşların ateşlenmesi için en büyük tehdit olmaya devam ederken siyasi şiddet benimsendi. Etiyopya ve Eritre arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasıyla Afrika Boynuzu’nda barış ve istikrarın yeniden sağlanmasına yönelik uluslararası çabalar sarf edildi. Ayrıca Somali’deki çatışmanın şiddetinin azaltılması ve Eritre ile Cibuti arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi anlaşması yapıldı. Ancak bunlara rağmen Sudan, iç sorunları ve Etiyopya ile olan sınır anlaşmazlığı ile Afrika Boynuzu’nun kaderini şekillendiren bölgesel ittifaklar arasında yer alıyor.
Bu durum Sudan’ı ayaklanmanın ardından uluslararası alana açılmaya başladığı bir dönemde, bölgesel eksenler politikasını takip etmeye zorlayacak. Bu da kendisini destekleyen uluslararası arenadan yararlanma etkinliğini etkileyecek. Yapılan değerlendirmeler siyasi dinamiklerin gelişimi ışığında, bölgedeki barış ve güvenlik geçiş hükümetinin Afrika Boynuzu ile ilgili gündemine ve zaman zaman bölgedeki diğer güçlere alternatif bir pozisyon alma eğilimine bağlı olmayabileceği yönünde.

Çatışma kapsamı
Etiyopya, Eritre, Somali ve Cibuti’den oluşan Afrika Boynuzu, iç karışıklıklara ve çatışmalara sahne oluyor. Hemen hemen bölgedeki her ülke siyasi veya toplumsal şiddettin yanı sıra sınırları aşan çatışmaların bir tarafı. Etiyopya’daki Tigray çatışması, Afrika Boynuzu’ndaki diğer olayları gölgede bıraktı. Bu da çatışma denklemini, ‘güçleri komşu Etiyopya Afar bölgesine genişlemeye başlayan’ Tigray Halk Kurtuluş Cephesi lehine çevirdi. Çatışma kapsamını da Etiyopya ve Somali’yi de kapsayacak şekilde genişletti. Bu kapsam, hükümet karşıtı Somalili grupların Etiyopya’dan ona uzanan uluslararası yolu kapattığı Cibuti Limanı’na kadar uzandı.
Bu geniş alanda, uluslararası silahlı çatışmalar ile iç silahlı çatışmalar arasındaki ayrım ortadan kalktı.
1996 yılında kurulan, merkezi Cibuti’de bulunan ve 8 ülkeyi (Sudan, Güney Sudan, Etiyopya, Eritre, Somali, Cibuti, Kenya ve Uganda) içeren IGAD (Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi), kitlesel yerinden edilme ve sığınma da dahil olmak üzere şiddetin etkilerini savuşturmayı başaramadı. IGAD, o dönemde bir dizi Afrika ülkesinin mustarip olduğu kuraklık ve çölleşmeyle mücadele amacıyla kuruldu. Daha sonra gıda güvenliğini sağlamak, çevreyi korumak, güvenlik ve barışı sürdürmek, insan haklarını, iş birliğini ve ekonomik entegrasyonu teşvik etmek için faaliyet göstermeye başladı.
Belki de bu durumun Sudan’daki etkisini çevreleyen önem, Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk’a IGAD başkanı sıfatıyla bölgedeki bir dizi devlet başkanıyla temas kurması çağrı yapılması oldu. Çağrı, Afrika Boynuzu’ndaki siyasi durumu görüşmek üzere Hamduk’un Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Gulle, Somali Devlet Başkanı Muhammed Abdullah Fermacu, Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile temasa geçmesini kapsıyordu.

Bedel
Sudan, meşruiyetten yoksun zayıf devletler ve hükümetlerle çevrili. Yaşamsal krizlerin bu ülkelerin ekonomisini tehdit etmesi, halklarını transit ülke olarak Sudan’a sığınmaya zorluyor. Ayrıca bu ülkelerin halkları arasındaki iç çatışmalardan kaynaklanan şiddet eylemleri de mevcut.
Bu şiddet döngüsü, yayılma özelliğinden beslenen silahlı terör gruplarının yayılmasına destek veriyor. Şiddet, içeride başlıyor ve hızla bölgesel bir çatışmaya dönüşüyor. Bu durum, terör örgütleri tarafından tırmandırılan kasıtlı bir yayılmadır.
Güney Sudan’daki iç savaşta görülen iç zorlukları ve isyan hareketlerini desteklemek için yapılan bölgesel müdahaleler devletlerin zayıflığı ile pekişti. Durum Sudan’ın 1956’daki bağımsızlığından bu yana benzer koşullar altında hüküm sürdü. Bölgesel güvensizlik ise baskın olan görüntü oldu. 1990’lı yıllarda Sudan, Ömer el-Beşir liderliğindeki askeri darbenin üçüncü demokratik dönem üzerindeki etkilerinden mustaripken bölgesel olaraksa Somali’nin parçalanması ve Etiyopya ile Eritre arasındaki çatışma ile çevriliydi.
Böylece Sudan’ı çevreleyen yaşamsal alanın iç karışıklıkları ve parçalanması, Sudan tarihinin iki önemli döneminde, yani 1986’dan 1989’a kadar olan üçüncü demokratik dönemde ve Aralık 2018’de ayaklanmanın patlak vermesinden sonraki süreçte değişimi zorlaştırdı. Hareketsiz ve kavgacı siyasi partilerle çevrili bir demokratik sistemin kurulması için mevcut hükümetin üstlendiği yüksek maliyetlere ek olarak çatışmalar da yakın görünüyordu ve bölgeye yayılan bir örüntüye sahipti. Bu nedenle bölgesel kaostan etkilenen devletin kırılganlığı devam etti.

Engelleyici faktörler
Sudan’ın Afrika bölgesine yaklaşımının gündemine baktığımızda arzu edilen iç değişimin gerçekleşmesini engellemeye katkıda bulunabilecek çevresel faktörlerin olduğunu görüyoruz. İlk faktör, Afrika Boynuzu meselelerinde birleşik bir pozisyon formüle etmedeki başarısızlıktır. Öyle ki Nahda (Rönesans) Barajı’yla ilgili görüş ayrılıkları mevcut. Resmi tavır, barajın Sudan ve Mısır’ın çıkarlarına zarar verdiği yönünde. Barajın, Sudan’a faydasını kanıtlamaya çalışan bazı tarafların benimsediği bir başka görüş daha var. İkisi desağlam teknik ve bilimsel görüşlere dayanmıyordu. Bu tavırlara, siyasi görüşler hakim.
İkinci faktör, Batılı ülkelerin Kovid-19 krizi ve sonrasında takip etmeye başladıkları dış yardımları azaltma politikası. Bu durum, kendilerine büyük ölçüde bağımlı olan Afrika ülkelerini, özellikle de Afrika Boynuzu ülkelerini etkiliyor. Sudan da istisna olmayacak. Demokratik geçişe yardımcı olmak için ekonomik ve gelişimsel olarak destekleme ve borçları kapatma vaatleri umut verici olsa da bölge ülkelerinin koşullarının kötüleşmesi ve halkların Sudan’a kaydırılması, bu yardımdan istenilen faydayı azaltacak.
Üçüncü faktör ise bölgesel rekabet. Öyle ki Etiyopya, son yıllarda Batı’nın gözünde büyük bir önem kazandı, uluslararası olarak desteklenen bir dizi bölgesel örgütün merkezi ve Afrika Boynuzu’nun sorunlarını çözmek için tercih edilen istasyon olarak kaldı. Ancak bu gerçek, Etiyopya’nın Nahda Barajı konusunda uzlaşmaz bir tavır alması, insan hakları örgütleri tarafından insan haklarına aykırı olarak sınıflandırılan suiistimalleri ve ‘Tigray Kurtuluş Cephesi’ ile çatışmasına ilişkin savaş suçları işlemesiyle değişti.
Diğer yandan Sudan, aralık ayaklanmasından sonra bölgesel ve uluslararası açıdan ortak öneme sahip bir bölge olarak ortaya çıktı. Şu an Tigray topraklarına yardım sağlama ve uluslararası yardımın teslimi için bir kanal olmaya aday olarak yanıtlara tabi. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) Başkanı Samantha Power, Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk ile bu meseleyi görüştü. Bu duruma olan güven, daha binlercesinin gelmesi beklenirken Sudan’ın Etiyopya’daki çatışmadan yaklaşık 80 bin mülteciye ev sahipliği yaptığı gerçeğinden kaynaklanıyor.

Çıkış kapıları
Geçiş hükümeti, seçimlerin yapılmasını ve demokratik geçiş aşamasına geçişi talep eden halk kuşatması ışığında, bazı devrimci hakları korumaya çalışıyor. ‘Ülkenin batı sınırlarında Libya ve Çad sınırlarına kadar faaliyet gösteren’ silahlı hareketler ve merkezi hükümet arasında önceki rejimin neden olduğu kargaşayı hızla toparlamaya çalıştı. Başta doğuda bazı kabilelerin dışlanmasından kaynaklanan etnik şiddet, eski rejime mensup bazı unsurların diğerine karşı güçlenmesi ve Sudan ile Etiyopya arasında Fuşka bölgesine dair sınır çatışması olmak üzere ülkenin doğusundaki sorunları da çözmeye çalıştı.
Bu olayların bazılarını çözmede göreceli başarı ve bazılarında da başarısızlık yaşadı. Silahlı hareketlerle siyasi kotalara dayalı barış anlaşmaları yapmak ve çözüm düzeyinde ilerleme sağlamak için çabalar sarf etti. Bunlara rağmen ihtiyatla lekelenen durumu sürdürmek ve radikal çözümleri geciktirmek, geçiş hükümetinin seçeneği olarak kaldı. Bu da bu krizleri sivil yönetime devretmenin mümkün olduğunu gösteriyor.
Güneye gelince... Kuzeyle arasındaki çatışmanın kalıntıları bölgesel istikrar açısından bir tehdit olarak kaldı. Güney Sudan’ın ayrılmasından sonra petrol zengini Abyei bölgesiyle ilgili anlaşmazlık devam etti. Bu etkilerin uzantılarından biri de Sudan hükümetinin BM siyasi ilişkiler ve barış gücü heyetinin, BM Abyei için Geçici Güvenlik Gücü (UNISFA) kapsamındaki Etiyopya güçlerini başka kuvvetlerle değiştirmesini talep etmesidir. Buna tepki olarak Etiyopya, Sudan’ın son seçimlerini ve diğer pozisyonlara tepkileri takip eden komitede temsil edilmesini engelledi.
Hükümet, eski rejim gölgesinde güvenlik tarafından kontrol edilen ulusal kurumların maruz kaldığı zararı da gidermeye çalışıyor. Çok sayıda komşu ülke vatandaşının göç etmek için başvurması, altyapı üzerindeki baskıyı artırdı. Batı Afrika’dan bazı milletler, silahlı hareketlere katıldı. Eski rejimin bu ülkelerin vatandaşlarına Sudan vatandaşlığı alma hakkı vermesi, durumun daha da kötüleşmesine katkıda bulundu.

*Independent Arabia’da yer alan bu analizin çevirisi Şarku’l Avsat tarafından yapılmıştır.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.