Tunus’ta cumhurbaşkanı partilerden bağımsız bir yol haritası çiziyor

Yolsuzluk soruşturmaları Nahda Hareketi ile el-Şahid ve el-Meşişi hükümetlerindeki liderleri hedef alıyor

Tunus cumhurbaşkanı, Ağustos ayı başlarında başkentin merkezindeki Habib Burgiba Caddesi’ndeki turu sırasında kendisini karşılayanları selamlıyor. (AFP)
Tunus cumhurbaşkanı, Ağustos ayı başlarında başkentin merkezindeki Habib Burgiba Caddesi’ndeki turu sırasında kendisini karşılayanları selamlıyor. (AFP)
TT

Tunus’ta cumhurbaşkanı partilerden bağımsız bir yol haritası çiziyor

Tunus cumhurbaşkanı, Ağustos ayı başlarında başkentin merkezindeki Habib Burgiba Caddesi’ndeki turu sırasında kendisini karşılayanları selamlıyor. (AFP)
Tunus cumhurbaşkanı, Ağustos ayı başlarında başkentin merkezindeki Habib Burgiba Caddesi’ndeki turu sırasında kendisini karşılayanları selamlıyor. (AFP)

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, dün Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve yabancı yetkililerle yaptığı görüşmede "anayasal, yasal ve siyasi meşruiyet"e ve 25 Temmuz'da aldığı kararlara bağlılığını ifade etti. Said, Batılı yetkililerle yaptığı telefon görüşmelerinde ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı danışmanı Enver Karkaş’ı kabulü sırasında, ülkeyi tehdit eden birçok tehlikeden kurtarmak için "tarihi bir sorumluluk" üstlendiğini söyledi. Ülkeyi kurtarmaya yönelik bir “yol haritası” olarak parlamentonun çalışmalarını askıya aldığını, hükümeti feshettiğini ve bir dizi karar aldığını aktardı.
Tunus cumhurbaşkanının kardeşi ve seçim kampanyasının yöneticisi olan anayasa hukuku uzmanı Nevfel Said, dün (Cumartesi) resmi sayfasında şunları yazdı: "25 Temmuz treni başladı ve kapıları kapandı... Fırsatçılar için hiçbir teselli yok.” Bu açıklama, bazı siyasi partiler, özellikle de iki haftadır Said'in kararlarını ve diyalog ve sakinlik taraftarlarının ifadelerini eleştirmeye davet eden Nahda Hareketi için bir tehdit olarak değerlendirildi.

“Yolsuzluk yapanlarla" diyaloğu reddetme
Kays Said, Nahda Hareketi de dahil olmak üzere parti liderleriyle siyasi diyalog düzenleme çağrılarına, partilerin temizliği hakkında şüphe uyandırarak ve onları tekrar yolsuzlukla suçlayarak yanıt verdi. Bu partileri "kanserojen buğdayı Tunus'a getiren kaçakçılara” benzeten Said, “Çünkü kanserojen siyasi pozisyonları teşvik ediyorlar" dedi. Tunus cumhurbaşkanının danışmanı Velid el-Haccam da Kays Said'in yolsuzluk yapan hiçbir kimseyle diyalog kurmakla ilgilenmediğini açıkladı. Dün Tunus’un başkentindeki bir otelde yapılan basın toplantısında "25 Temmuz Hareketi" ve "Kays Said Koordinasyon Komiteleri" grupları, cumhurbaşkanını, 25 Temmuz 2021 hareketinden sonra ve Ocak 2011 devriminden önce, içlerinde Bin Ali döneminin iktidar partisinin önde gelen isimlerinin, iş adamı ve medya patronu Nebil el-Karvi tarafından yönetilen “Tunus’un Kalbi” partisinden ve Abir Musa’nın yönettiği “Özgür Anayasa” partisinden bazı liderlerin olduğu yolsuzluğa bulaşmış kimselerle çalışmamaya davet ettiler.
İlgili bir bağlamda, Halk Partisi lideri (Kartaca'daki cumhurbaşkanlığı sarayına yakın olan milliyetçi Arap ve Nasırcı) ve Parlamento Üyesi Bedreddin el-Kamudi, Özgür Anayasa Partisi lideri Abir Musa’ya sert bir şekilde karşı çıkan açıklamalar yaptı. Bazı gazetelerce bir sonraki hükümetin başkanlığına aday gösterilen El-Kamudi, partisinin geçen 25 Temmuz'daki gösterileri "Kays Said Koordinasyon Komiteleri" ile birlikte organize ederek siyasal İslam güçlerinin dışlanması ve parlamento ve devlet kurumları üzerindeki kontrollerinin sınırlandırılması adına önemli bir rol oynadığını ifade etti. El-Kamudi, Cumhurbaşkanı Kays Said'in, 2019 seçimleri öncesinde ve sonrasında egemen ulusal kararlara dış devletlerin müdahalesini sağlamak amacıyla onlardan finansman alarak yolsuzluğa bulaşmakla suçladığı siyasi parti, sendika ve sivil toplum liderleriyle diyalog kurarak zaman kaybetmediğini, bunun yerine yolsuzlukla mücadelede iyi bir yönetim gösterebilmek için bir yol haritasını uygulamaya koyduğunu aktardı.

Partilerden bağımsız yol haritası
Tunus cumhurbaşkanı danışmanı Velid el-Haccam, Cumhurbaşkanı Kays Said ve cumhurbaşkanlığı kurumunun daha sonra açıklanacak bir "yol haritasını" tamamlama sürecinde olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanlığı, son iki hafta içinde yayınlanan ve özellikle parlamentonun “askıya alınmasına”, yeni yetkililerin devletteki en üst düzey resmi görevlere atanmasına ve Hişam el-Meşişi hükümetinin, danışmanlarının ve bakanlarının çoğunun görevden alınması ve bir kısmının soruşturmaya sevk edilmesine dair bir dizi cumhurbaşkanlığı kararları ve kararnameleri aracılığıyla bu yol haritası için hazırlanmaya başladı. Beklenenin aksine Kays Said henüz bir başbakan atamadı. Daha çok bakanlık ve hassas sektörlerin bakanlıklarına denetçiler atadı. Son olarak da aralarında “genel koordinatör” olarak görev yapacak bir başbakanın adını açıklayacak. Yeni başbakan, cumhurbaşkanlığından ziyade parlamentonun denetimlerine bağlı olan eski başbakanların sahip olduğu kadar çok yetkiye sahip olamayacak.
Cumhurbaşkanı Kays Said’in anayasa ve seçim yasasını değiştirmek adına onay almak için halk referandumuna sunacağı iki taslak şimdilik “cumhurbaşkanlığı uzman komitesi” tarafından hazırlanma aşamasında bulunuyor. Kays Said tarafından yapılan açıklamaya göre, bu iki taslak, mevcut parlamentonun düzinelerce üyesini "yolsuzluk ve yüz milyarlarca liralık kaçakçılık suçlarıyla" ihraç ettikten sonra mevcut parlamentoya sunabilir.

Kartaca Sarayı'ndaki kararların merkezileştirilmesi
Bu senaryoda, eski bakan ve Halk Partisi lideri Muhammed el-Musilini, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada cumhurbaşkanlığının muhtemelen işlerin gidişatını izleyeceğini ve "başkanlık kararnameleri ve kararları yoluyla" iki hafta önce başladığı üst düzey pozisyonlarda onlarca görevden alma ve yerlerine yeni isimler atama kararlarının açıklanmasına benzer şekilde işleri yürüteceğini söyledi. Cumhurbaşkanının ayrıca, Tunus yasalarına göre ev hapsine alma ve güvenlik nedeniyle seyahat yasağı koyma yetkisi olan İçişleri Bakanlığı aracılığıyla adli bir soruşturma iznine gerek kalmadan diğer davaları takip edebileceğini aktardı. Dün Cumartesi, Mali Yargı Başkanlığı sözcüsü Muhsin El-Dali, eski Ulaştırma Bakanı ve "Nahda Hareketi" lideri Enver Maruf gibi üst düzey siyasetçilerin ve bakanların kararnameler kapsamında ev hapsine alındığını, haklarında soruşturma dosyası olmamasına rağmen İçişleri Bakanlığı tarafından gözaltına veya ev hapsine alınmaları yönünde emir verildiğini ifade etti.
Enver Maruf, bir yıldan fazla bir zaman önce 16 yaşındaki kızının bakanlığın aracı ile kaza yapması sonucu bakanlık malına maddi hasar vermekle suçlanmasının ardından yargıya sevk edilmişti. Öte yandan bazı politikacılar, eski Bakan Enver Maruf'u 2019 seçimleri arifesinde İletişim Teknolojileri Bakanı iken Nahda Hareketi’ne seçmen ağı hakkında bilgi vermekle suçluyor.
Aynı bağlamda, Tunus Yargı Başkanlığı’nın sözcüsü Muhsin el-Dali dün (Cumartesi) Tunus basınına, yargı kurumunun yakında Kays Said’in iki hafta önce görevden aldığı Hişam el-Meşişi hükümetinden ve ondan önceki Yusuf el-Şahid hükümetinden birçok bakana ve üst düzey politikacıya karşı tutuklama, ev hapsine alma veya seyahat yasağı koyma kararları alacağını aktardı. Öte yandan medya kaynakları dün, eski Başbakan Yusuf el-Şahid, danışmanı Bakan Mehdi Ben Gharbia ve medya danışmanı Mufdi el-Masadi hakkında “yolsuzluk ve yetkiyi kötüye kullanma” suçlamalarıyla ilgili soruşturmaların yeniden açıldığını doğruladı. Ancak Yargı Başkanlığı’nın sözcüsü Muhsin el-Dali, yargı tarafından tutuklama veya ev hapsine alma konusunda henüz resmi bir talimat verilmediğini söyledi. Aralarında Tunus'un Kalbi Partisi Milletvekili Cevher el-Muğayribi’nin de bulunduğu bir grup hukukçu ve politikacı, Cumhurbaşkanı Kays Said’in 25 Temmuz'da aldığı kararlara itiraz etmek için idari yargıya başvurma kararı aldıklarını açıkladı. El-Muğayribi, Facebook sayfasında "diğer makamlardan bağımsız bir makam olarak idari yargıya başvurmaya" karar verdiklerini ifade etti.

Nahda Hareketi’ne karşı yeni davalar
Bu arada, Kartaca Sarayı'na yakın medya ve partiler, Nahda Hareketi liderlerine karşı yeni davalar açıldığını aktardılar. Bu yeni davalar arasında Tunus’a ve Cumhurbaşkanı Kays Said’e karşı kara propaganda yapmak için Avrupalı ve Amerikalı kurumlarla sözleşmeler yapmak ve onlardan finansman almak gibi dosyalar yer alıyor.
Tunus Adalet Bakanlığı temsilcisi, Nahda Hareketi’nin geçen hafta alınan olağanüstü kararlardan sonra Cumhurbaşkanı Kays Said’e karşı bir baskı grubu oluşturmak, kendi imajını iyileştirmek ve kamuoyunu manipüle etmek amacıyla ABD’de kendi lehine kampanya yürütmesi için uluslararası bir lobicilik şirketi ile sözleşme yaptığının ortaya çıkmasıyla harekete karşı yeni bir dava açıldığını doğruladı.
Bu arada, bir dizi avukat ve politikacı, Cumhurbaşkanı’nın “yol haritasını” ve 25 Ağustos’tan sonraki aşamayı yani istisnai önlemleri etkinleştirmek için Kays Said tarafından konulan son tarihten sonrasını etkilemek için bir dizi yerel ve yabancı mahkemelerde bazı siyasi partilere karşı dava açtı.



Darfur Valisi: Milis gruplarının çoğalması Sudan’ı tehdit ediyor

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
TT

Darfur Valisi: Milis gruplarının çoğalması Sudan’ı tehdit ediyor

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, milislerin ve devlet kurumlarının dışında faaliyet gösteren paralel güçlerin yayılmasının Sudan’ın birliğini tehdit ettiğini ve ülkeyi birbiriyle çatışan nüfuz bölgelerine dönüştürebileceğini söyledi. Minawi, bütün silahlı oluşumların hukuka tabi kılınması ve birleşik bir ulusal ordunun kurulması gerektiğini vurguladı.

Aynı zamanda Sudan Kurtuluş Hareketi’nin liderliğini yürüten Minawi, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, sahada üstünlüğün ordunun elinde olduğunu ve güç dengesinin ordu lehine değiştiğini belirtti. Çatışmalarda karşılıklı ilerleme ve geri çekilmelerin sürdüğünü kaydeden Minawi, mensubu olduğu Ortak Güçler’in Sudan Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde savaştığını ifade etti. Güvenlik düzenlemelerinin tamamlanması için kurumların reformdan geçirilmesi, silahlı güçlerin orduya entegre edilmesi ve yeniden yapılandırılması gerektiğini ifade etti.

Minawi, olası bir ateşkesi sivillerin korunmasını, yerinden edilen kişilerin geri dönüşünü ve ülkenin bölünmesinin önlenmesini sağlayacak güvencelere bağladı. Sudanlıların özgürce ve eşit koşullarda katılımını güvence altına alacak şartlar oluşana kadar siyasi diyaloğun ertelenmesi çağrısında bulundu. Paralel yönetimlerin kurulmasına karşı da uyarıda bulunan Minawi, dış müdahaleler ve bölgesel çıkarlar karşısında ülkenin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladı.

Minawi, generallerin çıkarlarının ötesine geçilerek, Sudan halkının sorunlarına ve devletin birliğine odaklanan çözümler geliştirilmesi çağrısı yaptı. Savaşın genişleyerek daha fazla aktörün dahil olduğu bir çatışmaya dönüştüğünü belirten Minawi, mevcut durumun artık yalnızca iki askeri lider arasındaki bir mücadele olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Sahra bölgesi, Libya, Yemen ve Somali’deki çatışma deneyimlerine atıfta bulunan Minawi, savaşın sonuçlarını kalıcılaştıran ve ülkenin bölünmesini pekiştiren bir ateşkesin tehlikelerine dikkat çekti. Böyle bir ateşkesin sivilleri korumak ve ülkede güvenlik ile istikrarı yeniden tesis etmek yerine mevcut ayrışmayı derinleştirebileceği uyarısında bulundu.


Lübnan, Hizbullah’ın patlayıcılarına karşı harekete geçti

İsrail’in hava saldırısına uğrayan ve Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit beldesinde düzenlenen hava indirme operasyonuyla eş zamanlı İsrail saldırısı noktasında Hizbullah bayrağı. (Arşiv– AFP)
İsrail’in hava saldırısına uğrayan ve Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit beldesinde düzenlenen hava indirme operasyonuyla eş zamanlı İsrail saldırısı noktasında Hizbullah bayrağı. (Arşiv– AFP)
TT

Lübnan, Hizbullah’ın patlayıcılarına karşı harekete geçti

İsrail’in hava saldırısına uğrayan ve Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit beldesinde düzenlenen hava indirme operasyonuyla eş zamanlı İsrail saldırısı noktasında Hizbullah bayrağı. (Arşiv– AFP)
İsrail’in hava saldırısına uğrayan ve Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit beldesinde düzenlenen hava indirme operasyonuyla eş zamanlı İsrail saldırısı noktasında Hizbullah bayrağı. (Arşiv– AFP)

Lübnan, Hizbullah’ın Suriye’den ülkeye ya da ülke içindeki farklı noktalara taşıdığı patlayıcılara karşı önlem alıyor. Ülkenin doğusundaki Dahr el-Baydar kontrol noktasında yarım ton patlayıcı ele geçirilirken, bu gelişmeden bir gün önce Suriye’den başka bir patlayıcı sevkiyatının kaçak yollarla ülkeye sokulmasının engellendiği açıklandı.

Bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, perşembe akşamı iki kişinin bulunduğu bir aracın aranması sırasında 250 kilogram TNT, 250 kilogram yüksek patlayıcı özelliğine sahip C-4 ile bir miktar küçük metal bilye ve çivi ele geçirildiğini belirtti.

Yargı kaynaklarından birinin aktardığına göre gözaltına alınan iki kişi Hizbullah üyesi olduklarını ve patlayıcıların örgüte ait olduğunu kabul etti. Şüphelilerin, Hizbullah’ın Bekaa bölgesindeki sorumlularından birinin kendilerine söz konusu sevkiyatı teslim ettiğini ve patlayıcıları Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine götürmelerini istediği kaydedildi.

Soruşturma kapsamında sevkiyatı gönderen ve teslim alacak kişilerin kimliklerinin belirlenmesi, olaya karışmış olabilecek diğer kişilerin faaliyetlerinin incelenmesi ve patlayıcıların Beyrut’a gönderilme amacının ortaya çıkarılması hedefleniyor.


‘Gazze sakinlerini Sina’ya nakledin’... Biden’ın özel temsilcisi McGurk, ABD talebinin ayrıntılarını açıkladı

ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk (AP)
ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk (AP)
TT

‘Gazze sakinlerini Sina’ya nakledin’... Biden’ın özel temsilcisi McGurk, ABD talebinin ayrıntılarını açıkladı

ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk (AP)
ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk (AP)

İnci Mecdi

ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk, Joe Biden döneminde Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin Sina Yarımadası’na nakledilmesi ve savaşın sona erdirilmesine yönelik bölge ülkeleri arasındaki müzakereler konusunda perde arkasında yaşananları yeni kitabında anlattı. ‘Brink: Inside the Race to Free the October 7th Hostages’ (Eşik: 7 Ekim Rehinelerini Kurtarma Yarışının İçinden) başlıklı kitapta, bu süreçte yaşananlara ilişkin ayrıntılara yer verildi.

McGurk, son günlerde ABD medyasına verdiği röportajlarda, bu ay yayımlanan kitabında aktardığı pek çok ayrıntıyı paylaştı. McGurk, Gazze Şeridi’ndeki savaşa ilişkin Mısır ve bölgedeki diğer ülkelerle yapılan görüşmelerden söz etti. Bunlar arasında, kitabında ‘kilit bir isim’ olarak nitelendirdiği eski Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kâmil ile yaptığı görüşme de bulunuyor. McGurk, Kâmil’den Gazze sakinlerinin geçici olarak Sina Yarımadası’na nakledilmesini istediğini, ancak bu talebin kesin bir dille reddedildiğini belirtti.

McGurk, Ortadoğu’da Amerikan diplomasisinin önde gelen isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. George W. Bush, Barack Obama, Donald Trump ve Joe Biden dönemlerinde çeşitli görevlerde bulundu. 7 Ekim 2023 saldırıları gerçekleştiğinde ise Beyaz Saray’ın Ortadoğu’dan sorumlu dış politika başdanışmanıydı. McGurk, anı niteliğindeki kitabında, aralarında 12 ABD vatandaşının da bulunduğu rehinelerin serbest bırakılması amacıyla Mısır ve Katar üzerinden Hamas ile yürütülen dolaylı müzakerelere katılımının ayrıntılarını aktarıyor.

Mısır’ın kesin reddi

McGurk, ABD merkezli CBS News’e verdiği röportajda, kitabında Filistinlilerin Gazze dışına nakledilmesine ilişkin yer alan bölümleri değerlendirirken, “Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kâmil’i aradım ve kendisine, ‘Bakın, Gazze sakinlerinin geçici olarak Sina’ya geçmesine izin verecek bir yol bulmalıyız’ dedim. Aldığım yanıt kesin bir ret oldu” ifadelerini kullandı. McGurk, savaş sırasında Gazze Şeridi’ndeki durumu ele aldığı esnada sivillerin sığınabileceği hiçbir yer bulunmadığına dikkat çekti. McGurk, sivillerin korunmak amacıyla sığınabileceği fiilî bir alan olmadığını belirterek, “Yer altındaki tesisler yalnızca Hamas’a tahsis edilmişti. Hamas liderleri de bunu açıkça ortaya koymuştu” dedi.

Mısır Eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kâmil (AFP)
Mısır Eski stihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kâmil (AFP)

7 Ekim saldırılarının ardından savaşın başlamasından bu yana Kahire, Gazze sakinlerinin Sina Yarımadası’na nakledilmesine veya yurt dışına göç etmelerinin teşvik edilmesine yönelik İsrail’in açık girişimlerine ve baskılarına karşı çıktı. Ekim 2023’te yayımlanan bir haberde, İsrail İstihbarat Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Gazze Şeridi sakinlerinin Kuzey Sina’ya nakledilmesini öneren bir konsept belgesi ortaya çıkarılmıştı. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in de aralarında bulunduğu İsrailli yetkililer ise 2024’ün başlarında Filistinlilerin göç etmesinin teşvik edilmesi çağrısında bulunmuştu.

Kahire’nin bu konudaki tutumu, geçici yerinden edilmenin kalıcı bir sürgüne dönüşebileceği yönündeki kaygılara dayanıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Mısır, böyle bir adımın Filistin davasının tasfiye edilmesi tehlikesini doğurabileceğini ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini zayıflatabileceğini savunuyor. Ayrıca çok sayıda Filistinlinin Sina’ya nakledilmesinin beraberinde getirebileceği güvenlik ve siyasi sonuçlar da Mısır’ın itirazlarının temel nedenleri arasında yer alıyor.

Hamas tünel ağı

McGurk, CBS News’e yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler’in (BM) bu konuda İsrail ile iş birliği yapmayı reddettiğini belirterek, “BM, bu konuda İsrail ile çalışmayı reddetti. Biz de aynı tutumu sergiledik. Çünkü ‘Hayır, insanları belirli bir bölgeye gitmeye zorlayamazsınız’ dedik. Ancak asıl soru, insanların nereye gideceğiydi. Dolayısıyla bu meselenin genel çerçevesi son derece korkunç. Savaş, hem siviller arasında hem de İsrail askerleri saflarında ağır can kayıplarına yol açtı. Bu, gerçek bir savaştı” ifadelerini kullandı. Hamas’ın Gazze’nin altında 20 yıl boyunca askerî bir altyapı inşa ettiğini belirten McGurk, “DEAŞ'a karşı yürütülen harekâta katıldım. Irak’ın Musul kentindeydim ve olayları yakından gördüm. Daha önce bunun gibi bir şeyle hiç karşılaşmamıştım” ifadelerini kullandı.

Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar, Gazze Şeridi’nin altındaki tünellerden birinde (Reuters)
Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar, Gazze Şeridi’nin altındaki tünellerden birinde (Reuters)

Hamas’ın yer altında böylesine bir askerî altyapıya sahip olduğu dikkate alındığında, askerî harekâtın son derece yıkıcı olmasının beklendiğini kaydeden McGurk, “Başından beri beni endişelendiren buydu. Durum, Musul ve Rakka’da gördüklerimizden farklı. Oralarda yer altı altyapısı yoktu ve yaklaşık on yıl süren bir hazırlık dönemi de yaşanmamıştı. Bu, son derece korkunç bir durum” değerlendirmesinde bulundu.

Biden ve Netanyahu’nun kucaklaşması

Hamas saldırılarının üzerinden bir haftadan biraz fazla zaman geçtikten sonra ABD Başkanı Joe Biden, Tel Aviv’de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya sarıldı. McGurk, kamuoyundaki tablonun henüz netleşmediği bir dönemde Biden’ın İsrail’e gitme önerisini kendisinin de ‘inanılmaz’ bulduğunu ve Biden’ın şaka yaptığını düşündüğünü belirtiyor. McGurk, Biden’ın İsrail’e gitme konusundaki ısrarını, Netanyahu’yu dizginleyebileceğine ve daha geniş çaplı bir bölgesel savaş başlatmasını engelleyebileceğine inanmasına bağlıyor. Niyetleri ne kadar iyi olursa olsun, söz konusu sarılma, Biden’ın Gazze Şeridi’ne yönelik savaşa fiilen sınırsız destek verdiği yönünde bir işaret olarak algılandı.

New York Times’ın aktardığı alıntılara göre McGurk, bu gelişmenin ardından rehinelerin durumuna ilişkin müzakereler veya savaşın yönetimi konusunda Netanyahu üzerinde gerçek bir nüfuza sahip olamadı. McGurk, “İsrail’i kara harekâtı başlatmaktan vazgeçirebileceğimizi bir şekilde ummaya devam ettim. Bunu, İsrail’in askerî bir örgüt olarak Hamas’ı yok etme konusunda meşruiyetten yoksun olması nedeniyle değil, askerî ilerleyiş sırasında sivillerin göreceği zararı sınırlamaya yönelik uygulanabilir bir planımız henüz bulunmadığı için istiyordum” ifadelerini kullandı. McGurk ayrıca, Biden’ın savaşın nasıl sona ereceğine ilişkin ikna edici bir açıklama sunamadığını da kabul etti.

İsrail’in el-Ehli Hastanesi’ni bombalamakla ilgili suçlamalardan aklanması

McGurk, o dönemde Biden’ın Amman’da Ürdün Kralı 2. Abdullah, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmesinin planlandığını, ancak el-Ehli Baptist Hastanesi’nin bombalanmasının bu buluşmayı engellediğini ifade etti. Bunun üzerine ABD Başkanı, bölge ziyaretini yalnızca İsrail’le sınırladı.

Savaş, Gazze Şeridi’ni harabeye çevirdi. (Reuters)
Savaş, Gazze Şeridi’ni harabeye çevirdi. (Reuters)

McGurk, yüzlerce Filistinlinin ölümüne yol açan saldırıdan Tel Aviv’in sorumlu olmadığını savunan İsrail anlatısını benimsedi. McGurk, “İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısında 500 Filistinlinin öldüğünü bildiren haber başlıkları yayıldı. Ancak bu bilginin daha sonra doğru olmadığı ortaya çıktı” dedi. Bunun üzerine Ürdün Kralı, ABD tarafında planlanan görüşmelerin iptal edilmesini istedi. McGurk, “Gerekçeleri anladık. Ziyaretimizi yalnızca İsrail’le sınırladık ve söz konusu görüşmeleri gerçekleştirmedik” ifadelerini kullandı.

Hamas’ın acımasız oyunları

Siyasi amaçlı kaçırmaların korkunç mantığında rehinelerin bir bedeli vardır, ancak kendilerine özgü bir değerleri yoktur. Bir yandan, rehineleri kaçıranlar onları para, mahkûmlar veya siyasi tavizler gibi istedikleri herhangi bir şey karşılığında takas edebileceklerini varsayar. Diğer yandan, rehineler neredeyse insan olarak görülmez; son derece özel bir piyasada alınıp satılabilen mallara indirgenirler. McGurk, özünde taşıdığı vahşet bir yana, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’deki yerleşim yerlerine düzenlediği saldırının, bu piyasanın işleyişine ilişkin yanlış bir anlayışa dayandığını belirtiyor. New York Times’ın kitaptan aktardığı bölümlere göre, o gün Hamas tarafından rehin alınan 251 kişinin serbest bırakılması için ABD hükümetinin yürüttüğü çalışmalara liderlik eden McGurk, söz konusu saldırıyı ‘tarihteki en kötü toplu rehine alma olaylarından biri’ olarak nitelendirdi.

McGurk, Hamas’ın arabulucularla acımasız bir oyun oynadığını, kendi iç hesapları doğrultusunda umutları yükseltip ardından söndürdüğünü ve bu hesapların hâlâ tam olarak anlaşılamadığını söylüyor. McGurk ayrıca, saldırılardan kısa süre sonra Biden ile yaptığı bir görüşmede, Netanyahu’nun rehinelerin kurtarılmasını sağlamaya yönelik herhangi bir fikir ortaya koymadığını aktarıyor. Netanyahu’nun bu konudaki tek yaklaşımının, rehinelerin serbest bırakılmasını İsrail’in Gazze’ye düzenleyeceği kara harekâtının ikincil bir sonucu olarak görmek olduğunu belirtiyor. McGurk, Şubat 2024’te Netanyahu ile yaptığı başka bir görüşmeye ilişkin notlarında ise İsrail Başbakanı’nın 30 dakikadan uzun süre rehinelerden hiç söz etmediğini kaydediyor. McGurk, Netanyahu’nun askerî harekâtı tartışırken heyecanlı ve enerjik göründüğünü, rehineler konusuna gelindiğinde ise çok daha isteksiz davrandığını, hatta bu konuya değinmeyi tercih edip etmediğinin bile belirsiz olduğunu ifade ediyor.

Hamas ile Netanyahu’nun iş birliği

McGurk, Filistin meselesinin ihmal edildiğini ve bu süreçte Netanyahu’nun Hamas’la iş birliği yaptığını belirtti. McGurk, “Biden’ın göreve başlamasından kısa bir süre sonra, İsrail’in Hamas ve sivil yöneticiler tarafından idare edilen bakanlıkları yararına Gazze’ye her ay milyonlarca dolar aktarılmasını öngören mevcut bir politika izlediğini öğrendim. Önceki Trump yönetimi de bu politikayı desteklemiş, Katar’ın bir terör örgütüne para aktarması nedeniyle cezalandırılmasını veya yaptırımlara maruz kalmasını önlemek amacıyla istisnalar tanımıştı” diye yazdı. McGurk’ün bu yıkıcı politikaya yönelik eleştirisi ise “Geriye dönüp bakıldığında, Washington bu yaklaşım hakkında daha sert sorular sormalıydı” demekle sınırlı kaldı.

Husi bombardımanı ve Nasrallah’ın öldürülmesi

İsrail’in Hizbullah’a yönelik operasyonları ve Hasan Nasrallah’ın öldürülmesi hakkında konuşan McGurk, Washington’ın çağrı cihazı operasyonundan önceden haberdar olduğu iddiasını reddetti. Kudüs Gücü komutanlarından ve Hizbullah’ın güçlendirilmesi ile silahlandırılmasından sorumlu olan Muhammed Rıza Zahidi’nin hedef alınmasını ise örgütün Lübnan’dan İsrail’e yönelik her gün düzenlediği saldırılar karşısında meşru müdafaa eylemi olarak değerlendirdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre McGurk, Zahidi’nin Şam’da hedef alınmasından kısa süre önce kendisine bilgi verildiğini de kabul etti.

McGurk, Biden yönetiminin Ocak 2024’te Umman’ın arabuluculuğuyla, Irak ve Suriye’deki Amerikan güçlerini hedef alan saldırıları durdurmak amacıyla İran’la dolaylı bir iletişim kanalı açmaya çalıştığını açıkladı. Bu girişim, Husilerin Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşti. McGurk, Biden’ın aralarında İranlı bir komutanın hedef alınmasının da bulunduğu askerî seçenekleri değerlendirmesine rağmen öncelikle diplomatik yolu denemeyi tercih ettiğini ve 10 Ocak’ta Umman’a gittiğini söyledi. McGurk’ün aktardığına göre Biden, saldırıların sürmesinin doğrudan bir çatışmaya yol açabileceği konusunda İranlıları uyardı. Ancak İranlılar saldırılardan sorumlu olduklarını reddederek doğrudan müzakereye girmeyi kabul etmedi; temaslar arabulucular üzerinden mesaj alışverişiyle sınırlı kaldı. Görüşmenin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ABD, ertesi gün Husilere yönelik saldırılara başladı.

McGurk, buna rağmen Amerikan güçlerine yönelik saldırıların devam ettiğini, 28 Ocak’ta düzenlenen bir İHA saldırısında üç Amerikan askerinin öldürülmesi ve bazılarının yaralanmasının ardından Biden’ın İranlı bir komutanı ve Tahran’a yakın milis grupların liderlerini hedef alan saldırılar emrettiğini belirtti. McGurk’e göre bu saldırıların ardından Amerikan güçlerine yönelik saldırılar sona erdi. McGurk, bu deneyimi diplomasinin kendisini destekleyecek bir güce ihtiyaç duyduğunun kanıtı olarak sunuyor. Ona göre İran ve vekil güçleri, gerçek bir askerî baskıyla karşı karşıya kalmadıkları sürece taviz vermeye hazır değildi. McGurk bu değerlendirmeyi rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik müzakerelerle de ilişkilendirerek, Hizbullah, Husiler ve İran destekli milislerin İsrail ile ABD’ye askerî baskı uyguladığını gördüğü sürece Hamas’ın müzakerelere ciddi biçimde katılmaya hazır olmadığını söyledi.