Irak’ta erken seçimler: Reform mu yoksa siyasi bir tıkanıklık göstergesi mi?

Siyaset koridorlarında, Sadr Hareketi’nin öncülüğünde seçimlere katılmayı boykot edenleri kararlarından vazgeçirmeye yönelik adımlar sürüyor.

Irak hükümetinin Bağdat'taki merkezinde, 7 Ağustos’ta toplantı gerçekleştirdi. (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak hükümetinin Bağdat'taki merkezinde, 7 Ağustos’ta toplantı gerçekleştirdi. (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Irak’ta erken seçimler: Reform mu yoksa siyasi bir tıkanıklık göstergesi mi?

Irak hükümetinin Bağdat'taki merkezinde, 7 Ağustos’ta toplantı gerçekleştirdi. (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak hükümetinin Bağdat'taki merkezinde, 7 Ağustos’ta toplantı gerçekleştirdi. (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Ahmed Süheyl (Muhabir)
Irak'ta erken seçim fikri, Ekim 2019'daki halk ayaklanması sırasında ülkedeki gerginliği azaltmaya yönelik bir girişim olarak ortaya atılmıştı Nitekim söz konusu dönemde aktivistlerin talepleri, siyasi rejimin düşmesine yönelik çağrılara kadar varmıştı. Ancak şu an milislerin nüfuzu devam ederken ve halkın ayaklanmadaki talepleri karşılanmamışken erken seçimlerin siyasi reformun gerçekleştirilmesine ne kadar katkı sağlayabileceği sorgulanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Inependent Arabia’dan çevirdiği haberde yer alan bilgilere göre ayaklanma güçleri her ne kadar erken seçim fikrini kabul etseler de öncesinde yerine getirilmesi gereken bazı şartlar öne sürdüler. Bu şartların başında protestocuların katillerinin adaletin karşısına çıkarılması, bütün silahların devletin elinde toplanması, milislerin dağıtılması ve 2003 yılından bu yana ülkedeki suçluların cezasız kalmasına son verilmesi geliyor.
Yaklaşan seçimlerin Ekim 2019'dan bu yana Irak sokaklarındaki tansiyonu yükseltme olasılığını artıran durum belki de halk ayaklanmasının hiçbir şartının yerine getirilmemiş olmasıdır. Şartların yerine getirilmemesi başta Ulusal Ev Partisi olmak üzere protestodan doğan ana partileri seçimleri boykot etme seçeneğine yöneltti.
Görünen o ki Irak’taki önemli siyasi blokların boykot kervanına katılması, erken seçim konusunda işleri daha da karmaşıklaştırıyor. Bu kervana katılanların başında Irak Komünist Partisi’nin yanı sıra Şii din adamı Mukteda es-Sadr’ın liderlik ettiği Sadr Hareketi ve eski Başbakan İyad Allavi'nin Irakiye bloğu var.

Hummalı bir siyasi hareket
Önümüzdeki seçimlere ilişkin boykot ve geri çekilme kampanyalarının artmasıyla birlikte Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi seçim sürecini başarılı bir şekilde atlatma çabaları sürüyor. Kazımi, siyasi güçleri boykot kararlarından vazgeçirmek için hummalı bir harekete önderlik etmeye başladı. Seçimlerin 10
Ekim’de yapılması bekleniyor.
Başbakan da dahil olmak üzere seçimleri gerçekleştirmeyi oldukça fazla isteyen siyasi güçlerin boykot konusunda iki noktadan korktukları görülüyor. Bunlardan ilki, Sadr Hareketi’nin liderinin tutumunda ısrarcı olması. Bu durum, Sadr Hareketi destekçilerini seçimlerin zamanında yapılmasını engelleyecek bir gerginlik çıkarmaya itebilir. İkincisi de aktivistlerin ve gazetecilerin uluslararası toplumu, gelecek seçimlerin gayrimeşru oluşunun yanı sıra seçimlere gitmenin siyasi rejimi büyük bir çıkmaza sürükleyecek geniş çaplı bir protesto dalgasına yol açacağına ikna etmeye yönelik sürdürdükleri çabalar.
Kazımi, 7 Ağustos Cumartesi günü siyasi güçlerle düzenlenen toplantıya başkanlık yaptı. Taraflar söz konusu toplantıda seçimlerin vaktinde yapılmasında uzlaştılar.
Irak Başbakanlık Basın Ofisi tarafından toplantıya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Hükümet Sarayı’nda Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin gözetiminde ulusal güçler toplantısı yapıldı. Toplantıya Parlamento Başkanı Muhammed El-Halbusi, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Seçim Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu (UNAMI) katıldı. Seçim Komisyonu toplantı sırasında seçimleri 10 Ekim şeklinde belirlenen tarihte gerçekleştirme gücü ve teknik hazırlıkları hakkında ayrıntılı bir açıklama yaptı. Ulusal siyasi güçler oybirliğiyle seçimlerin 10 Ekim'de yapılması ve bu tarihe bağlı kalınması konusunda uzlaştılar.”
Kazımi de hükümetin aynı bağlılığa sahip olduğunu vurgulayarak ‘seçimleri yüksek bir dinamizmle yapmak için uygun ortamı sağlayabileceklerine’ işaret etti. Başbakan ve siyasi güçler seçimleri boykot eden siyasi bloklara kararlarından vazgeçme çağrılarını yinelediler. Kazımi seçimleri boykot eden bloklar ile diyalog kurmak ve önümüzdeki dönemde çabaları birleştirmek üzere, kararlarından vazgeçirmek için ulusal siyasi güçlerden oluşan bir komite kurulmasını önerdi.

Yeni bir ayaklanma katalizörü
Irak sahnesindeki değişimler, seçimlerin yapılmasının faydası ve doğuracağı sonuçlar hakkında birçok soruyu gündeme getiriyor. Gözlemciler, seçimlerin siyasi süreç için bir reform alameti oluşturmayacağını düşünürken bazıları daha da ileri giderek seçimlerin Irak kamuoyundaki gerginliği artıracağını savunuyorlar. Irak ayaklanmasının taleplerine bir yanıt olması istenen seçimler, halkın önce hükümetin ayaklanma şartlarını yerine getirme yönündeki adımlarına halen güvenmemesi sorunuyla karşı karşıya. Bu durum, ülkenin Ekim 2019’dakinden daha büyük protestolara yol açacak bir kıvılcım oluşturacak gibi duruyor.
Bağımsız Araştırmalar Grubu Başkanı Mungız Dagir konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Irak’ın Sadr Hareketi’nin ve ayaklanma güçlerinin büyük bir kısmının seçimleri boykot ettiği, sokaklardaki boykot girişimlerinin arttığı, hükümete ve Seçim Komisyonu’na güvenin azaldığına yönelik işaretler görüldüğü ve milislerin nüfuzunun devam ettiği şu durumda Irak’ın seçimlere gitmesi tehlikeleri hesaplanmamış bir macera niteliğinde. Her ne kadar hükümet ve uluslararası toplum seçimleri başarılı bir şekilde gerçekleştirmeye çabalasa da göstergeler gelecek seçimlerin hiçbir reform yapamayacağını gösteriyor. Bu da seçimleri belirlenen zamanda yapmakta ısrar edilmesinin, bir yükümlülüğü yerine getirme girişiminden başka hiçbir şey olmadığı anlamına geliyor.”
Dagir yaklaşan seçimlerin önünde en büyük engel olarak nitelediği iki soruna dikkat çekti. Bunlardan ilki, Irak’taki siyasi rejimin halen iktidarı elinde tutan büyük siyasi güçlere bağlı olmasıyken ikincisi Ekim ayaklanmasının Irak'taki derin devlete paralel güçler geliştirememesi.

Seçimler rejimi devirebilir
Son aylar, Kazımi hükümeti için en büyük sınamalardan biri oldu. Nitekim suikastlarda ve suçluların cezasız kalması durumunda bir artış oldu. Bu da ayaklanmadan doğan partileri seçimleri boykot etme seçeneğine itti.
İktidar güçleri dengesinde herhangi bir değişiklik olmaması ve İran yanlısı milislerin nüfuzunun devam etmesi, Iraklı protestocuların yaklaşan seçimleri ‘içi boşaltılmış bir olay’ olarak görmelerine yol açmış olabilir. Bu durum gözlemcilerin siyasi rejimi devirebilecek büyük bir protestonun patlak vermesi olasılığı üzerinde durmalarına sebep oluyor.
Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şemri konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle geleneksel güçlerin ülkedeki siyasi rejimi kontrol ettiğine dair göstergelerin devam ettiği göz önüne alınırsa, yaklaşan seçimler siyasi süreç için bir reform kıvılcımı oluşturmayacaktır. Geleneksel güçlerin araçları, devlet kurumlarının kontrol edilmesini sağlıyor. Ayaklanma güçlerinin ve diğer bağımsız güçlerin yükselişe geçmemesi, seçimlerin planlanan tarihte yapılmasının anlamsızlığını artırıyor.”
Şemri'nin ifade ettiği gibi siyasi tıkanıklık hali, seçim sonrası dönemin en belirgin özelliği olacak gibi duruyor. Şemri bu tıkanıklığın iktidarı elinde tutan güçler yükselmeye devam ettikçe daha da kötüleşeceğine ve bunun da kamuoyu ile ülkenin siyasi rejimi arasında daha büyük bir kopuşa sebep olabileceğine işaret etti.
Şemri ayrıca erken seçimlerin siyasi güçlerin zaman kazanması için bir can simidi ve ayaklanma sonrasında meşruiyetlerini yeniden kazanma girişimi olduğunu savundu.
Ayaklanma güçlerinin ve bağımsız seçkinlerin boykotunun devam etmesiyle birlikte önümüzdeki seçimlerin oldukça tahmin edilebilir olacağını vurgulayarak boykotun devam etmesinin sokaklarda büyük bir tıkanıklığa yol açma olasılığına ilişkin endişeleri artırdığına şaret eden Şemri sözlerini şöyle sürdürdü:
“2018 yılında yapılan seçimlere duyulan güvensizlik, Ekim 2019 ayaklanmasının fitilini ateşleyen en büyük etkenlerden biriydi. Seçimlerin şu anki koşullarda yapılması halinde böyle bir durumun daha da hızlı gerçekleşmesi bekleniyor.”
Sadr Hareketi’ni ikna etme çabaları
Son zamanlarda siyasi koridorlardaki hareketlerin, daha çok Sadr Hareketi’ni seçimlerden çekilme kararından vazgeçirmeye odaklandığı görülüyor.
Medya profesörü Galip ed-Dami konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Önümüzdeki seçimler ülkedeki çatışmayı erteleyecek ama bitirmeyecek. Daha önce seçimlerin yapılmasına karşı çıkan blokları, iktidardaki varlıklarını mümkün olduğunca korumak için seçimlerin yapılmasında ısrar etmeye iten şey de bu. Washington ve Tahran’ın yanı sıra diğer bölgesel ve uluslararası güçler de şu anki dönemde ülkede yaşanan kaosa son vermek için seçimlerin zamanında yapılmasını istiyorlar. Sadr Hareketi’nin önümüzdeki seçimlere katılmaması büyük bir sorun teşkil ediyor. Çünkü bu, seçimleri engellemek için harekete geçebilecek büyük bir muhalif kitlenin var olduğu anlamına geliyor.”
Dami, ayaklanma güçlerinin seçimleri boykot etmesine ilişkin de “Bunun herhangi bir yararı olmayacak. Ayaklanma güçleri siyasi sahneye etkili güçler çıkarmayı başaramadı” dedi.
Sadr Hareketi’nin önünde iki seçenek olabileceğini belirten Dami “Sadr Hareketi ya kararından vazgeçecek ya da Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr seçimlere katılıp katılmama kararını hareketin adaylarına bırakıp onlara kulis arkasından destek sağlayacak” ifadelerini kullandı.
Sadr Hareketi’nin seçim yarışına geri dönmesine ilişkin bölgesel ve uluslararası bir istek olduğuna dikkat çeken Dami sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD, İran yanlısı grupların siyaset sahnesini kontrol edeceğinden korkarken İran da Sadr Hareketi’nin, sahip olduğu kitleden ve Şii birliğinde kaos yaratma olasılığından kaçınmak için seçim yarışına geri dönmesini istiyor.”

 


İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.