Koronavirüs varyantlarıyla ilgili insanlığı bekleyenler

Delta varyantının süper gücü yayılma yeteneğinde saklı. Uzmanlar, dünyanın yeni varyantlar karşısında savunmasız olduğu konusunda uyarıyorlar.

Koronavirüs, aşı olanlarda dahi burun içerisinde kendisini kopyalayabiliyor. (AFP)
Koronavirüs, aşı olanlarda dahi burun içerisinde kendisini kopyalayabiliyor. (AFP)
TT

Koronavirüs varyantlarıyla ilgili insanlığı bekleyenler

Koronavirüs, aşı olanlarda dahi burun içerisinde kendisini kopyalayabiliyor. (AFP)
Koronavirüs, aşı olanlarda dahi burun içerisinde kendisini kopyalayabiliyor. (AFP)

Kovid-19 hastalığına neden olan SARS-CoV-2 virüsü yayılmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yeni endişe verici mutasyonları adlandırmak için Yunan alfabesindeki harfleri kullanırken bir dizi varyant daha ortaya çıktı.
Virüsün geçirdiği mutasyonlardan bazıları, insanlara enfeksiyon bulaştırma veya aşıların sağladığı korumayı etkisiz hale getirme özelliklerine sahip.
Bilim adamları halen dünyanın çeşitli yerlerinde adeta orman yangını gibi yayılan ve baskın hale gelen Delta varyantını inceliyorlar. Ancak bunun yerini alabilecek olan diğer varyantları da gözden kaçırmamaya çalışıyorlar.

Delta varyantının süper gücü
Bilim adamlarının ilk kez Hindistan’da gözlemlediği Delta varyantı birçok ülkede çok sayıda aşı olmuş kişiyi enfekte etti. Önceki varyantlara göre aşı olan kişileri daha fazla enfekte etme yeteneği göstermesi sebebiyle en fazla endişe veren varyant olmaya devam ediyor.
WHO Delta varyantını ‘endişe verici’ varyant olarak sınıflandırıyor. Bu sınıflandırma, hızla yayılma, daha fazla sayıda akut vakaya neden olma veya aşı ve tedavilerin etkinliği azaltma yeteneği kanıtlanan varyantlar için kullanılıyor.
San Diego’da bulunan La Jolla İmmünoloji Enstitüsü’nde virolog ve profesör olan Shane Crotty, Delta varyantının süper gücünün bulaşıcılık yeteneği olduğunu söylüyor.
Çinli araştırmacılar, virüsün Delta varyantı ile enfekte olan kişilerin burunlarında, virüsün orijinal hali ile enfekte olunmasına kıyasla bin 260 kat daha fazla çoğaldığını tespit etti. ABD’de yapılan bazı araştırmalar, Delta ile enfekte olan aşılı olanlardaki viral yükün, aşı olmamış kişilerle aynı olduğunu gösteriyor. Ancak yine de bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.
Virüsün orijinal hali ile enfekte olunduğunda semptomların ortaya çıkması 7 güne kadar sürerken Delta ile enfekte olduğunda bu süre iki ila üç gün daha hızlı görülebiliyor. Dolayısı ile bağışıklık sisteminin virüse yanıt vermesi ve savunma yapması için daha az zaman kalmış oluyor.
Delta varyantı da mutasyon geçiriyor gibi görünüyor. Zira bağışıklık korumasından kaçabilen Delta Plus varyantının gözlemlendiğine yönelik raporlar bulunuyor.
Hindistan haziran ayında Delta Plus’ı endişe verici bir varyant olarak sınıflandırdı ancak ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ve WHO henüz böyle bir sınıflandırma yapmadı.
Kovid-19 hastalığına ilişkin açık veri tabanı olan Outbreak.info internet sitesi, Delta Plus’ı en az 32 ülkede gözlemlendi. Uzmanlar, söz konusu varyantın daha tehlikeli olup olmadığına yönelik henüz net bir bilgi olmadığını belirtiyorlar.

Lambda varyantı azalıyor
Lambda varyantı olası bir yeni bir tehlike kaynağı olarak dikkat çekmişti. Ancak bazı bulaşıcı hastalık uzmanlarının Reuters’e aktardığı bilgilere göre ilk kez aralık ayında Peru’da tespit edilen Lambda varyantı geriliyor olabilir.
WHO, söz konusu varyantı dikkat edilmesi gerekenler arasında sınıflandırıyor. Bu grupta, bulaşıcılık konusunda bir değişikliğe yol açtığından veya daha ciddi hastalığa neden olduğundan şüphelenilen varyantlar bulunuyor. Bununla birlikte söz konusu varyanta yönelik araştırmalar devam ediyor. Laboratuvar çalışmaları, Lambda’nın aşı kaynaklı antikorlara direnen mutasyonlara sahip olduğunu gösteriyor.
Kaliforniya’da bulunan La Jolla’da Scripps Araştırma Enstitüsü müdürü ve moleküler tıp bölümü görevlilerinden Profesör Dr. Eric Topol, SARS-CoV-2 varyantlarını izleyen veri tabanı GISAID’e bildirilen yeni Lambda vakalarının yüzdesinin azaldığını ve bunun varyantın gerilediğinin bir işareti olduğunu söyledi.
Bulaşıcı hastalık uzmanları, ABD Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC) ile yakın zamanda telefon yoluyla gerçekleştirilen bir görüşmede Lambda varyantının virüsün yayılma yeteneğinde bir artışa neden olmadığını aktardılar. Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi’nden bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. William Schaffner aşıların söz konusu varyantı yenebileceğini belirtti.

İzlenmesi gereken bir varyant: B.1.621
İlk kez ocak ayında Kolombiya’da ortaya çıkan ve ülkede geniş çaplı bir salgına neden olan B.1.621 varyantı henüz Yunan alfabesinden bir harf ile isimlendirilmedi.
Avrupa Bulaşıcı Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) B.1.621’i dikkat çekici varyant olarak sınıflandırdı. İngiltere Halk Sağlığı Kurumu’nun sınıflandırması ise araştırılmakta olan bir varyant oldu. Söz konusu varyant, bulaşıcılığın artması ve bağışıklığın azalması ile bağlantılı olan E484K, N501Y ve D614G de dahil olmak üzere birkaç anahtar mutasyon taşıyor. Son zamanlarda yayınlanan bir hükümet raporuna göre şimdiye kadar Birleşik Krallık’ta bu varyant ile enfekte olan 37 doğrulanmış vaka tespit edildi. Ayırca Florida’daki bir dizi hastada da bu varyant görüldü.

Daha fazlası geliyor
Beyaz Saray Sağlık Danışmanı Dr. Anthony Fauci geçtiğimiz günlerde, daha fazla ABD’li aşı olmadığı sürece ülkenin sorunlarla yüzleşebileceğine yönelik uyarıda bulundu. Aşı olmamış büyük bir topluluğun bulunmasının, virüsün yayılması ve yeni varyantlara dönüşmesi için daha fazla fırsat sağladığını vurguladı.
Zengin ülkelerin dünya genelinde daha fazla aşı doz dağıtımı sağlaması gerektiğini savunanlar, aynı senaryonun yalnızca az sayıda kişinin aşı olduğu yoksul ülkelerde, kontrol edilmeyen yeni varyantların ortaya çıkmasıyla da söz konusu olabileceği görüşündeler.
Bununla birlikte, Mayo Clinic’ten aşı uzmanı Gregory Poland, temel sorunlardan birinin mevcut aşıların ciddi hastalıkları engellemesi ancak enfeksiyonu önleyememesi olduğunu söyledi. Aşı uzmanı bunun nedenini, virüsün aşılı insanlar arasında bile burunda çoğalma kabiliyetine sahip olmasına bağladı. Bu kişiler daha sonra hastalığı aerosollar halindeki damlacıklar ile başkalarına bulaştırabiliyorlar.
Poland, SARS-CoV-2’yi yenmek için, virüsün başkalarına aktarılmasını engelleyen yeni nesil aşılar üretilmesinin gerekli olduğunu vurguladı. Ayrıca bu gerçekleşene kadar dünyanın yeni koronavirüs varyantlarının artışına karşı savunmasız kalacağı uyarısında bulundu.



Burada herkes kraliçe: Japonya'daki karınca türü şüpheleri doğruladı

T. kinomurai'nin yuvası, dişi formdaki genç, kanatlı olanlarla ara formdaki kraliçeleri (açık kahverengi) ve koyu kahverengi T. makora konak işçilerini içeriyor (Current Biology)
T. kinomurai'nin yuvası, dişi formdaki genç, kanatlı olanlarla ara formdaki kraliçeleri (açık kahverengi) ve koyu kahverengi T. makora konak işçilerini içeriyor (Current Biology)
TT

Burada herkes kraliçe: Japonya'daki karınca türü şüpheleri doğruladı

T. kinomurai'nin yuvası, dişi formdaki genç, kanatlı olanlarla ara formdaki kraliçeleri (açık kahverengi) ve koyu kahverengi T. makora konak işçilerini içeriyor (Current Biology)
T. kinomurai'nin yuvası, dişi formdaki genç, kanatlı olanlarla ara formdaki kraliçeleri (açık kahverengi) ve koyu kahverengi T. makora konak işçilerini içeriyor (Current Biology)

Japonya'ya özgü nadir bir karınca türünün, ne işçi ne erkek içeren ve yalnızca kraliçelerden oluşan tek tür olduğu keşfedildi.

Karınca kolonileri genellikle üreme yeteneğine sahip dişiler (kraliçeler diye de biliniyor), üreyemeyen dişi işçiler ve çiftleştikten kısa süre sonra ölen erkeklerden oluşuyor.

Bu modelden sapmalar olduğu biliniyor; örneğin, işçi barındırmayan parazitik karıncalardan oluşan veya erkek içermeyen bazı koloniler var.

Araştırmacılar nadir görülen parazitik karınca Temnothorax kinomurai'nin sadece kraliçeler ürettiğinden neredeyse 40 yıldır şüphelense de bununla ilgili hiçbir kanıt bugüne kadar bulunamamıştı.

Yeni bir çalışma hem işçileri hem de erkekleri olmayan ve sadece kraliçelerden meydana gelen bir karınca türünün ilk kanıtını sundu.

Parazitik karınca Temnothorax kinomurai'nin, yakın akraba bir tür olan Temnothorax makora'nın işçilerini, kendi ana kraliçelerini öldürmeleri için kandırdığı daha önce belgelenmişti.

Bu şaşırtıcı bir keşifti çünkü karınca kolonilerinde işçiler tüm hayatlarını kraliçeyle ilgilenmek, yiyecek aramak, yuvayı savunmak ve yavruları beslemekle geçirir.

Kraliçe, koloninin hayatta kalmasında merkezi konumda olduğu için karıncaların kendi kraliçelerini öldürmesi doğada son derece nadir görülen bir davranış.

Son araştırma, T. kinomurai'nin konak kraliçeyi öldürmekle kalmayıp eşeysiz üremeyle kendi klonlarını ürettiğini ve hayatta kalan konak işçileri kandırarak yavrularını onların yetiştirmesini sağladığını gösteriyor.

Bilim insanları araştırmada T. kinomurai kraliçelerine sahip 6 koloniyi toplayıp onları laboratuvardaki kutularda yetiştirdi.

Laboratuvarda 43 T. kinomurai kraliçe yavrusu yetiştirebilen araştırmacılar, karıncaları daha ayrıntılı incelediklerinde hiçbirinin erkek olmadığını gördü.

Bu kraliçeleri laboratuvar koşullarında daha fazla inceleyerek yumurtlama süreçlerini düzenli takip ettiler.

Bilim insanları yumurtaların erkek karınca tarafından döllenmeden yeni kraliçelere dönüştüğünü saptadı.

Daha sonra kraliçe karıncaları mikroskop altında inceleyince çiftleşme yapılarının kullanılmadığını, yani yavruların hepsinin esasen klon olduğunu belirlediler.

Araştırmacılar türün birçok kolonisini ve popülasyonunu gözlemledikten sonra bu türün işçi ve erkek karıncalardan tamamen yoksun olduğunu doğruladı.

Bilim insanları hakemli dergi Current Biology'de yayımlanan çalışmada şöyle yazıyor: 

Verilerimiz, T. kinomurai'nin yaşam öyküsünün, işçisiz parazitlik ve döllenmemiş yumurtalardan dişi yavrular üretme yeteneği anlamına gelen partenogenezin benzersiz bir kombinasyonuyla tanımlandığına işaret ediyor.

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda, karınca türlerinde işçilerin ve erkeklerin ortadan kalkmasını hangi koşulların desteklediğini anlamayı umuyor.

Independent Türkçe


ABD yönetimi hastane gemisine Grönland'a gitme talimatı vermemiş

ABD Başkanı Trump'ın hafta sonu Danimarka'nın ada bölgesi Grönland'a hastane gemisi gönderileceğini iddia etmesine rağmen, Pentagon'un Grönland'a hastane gemisi gönderme emri almadığı bildiriliyor (Truth Social/@realDonaldTrump)
ABD Başkanı Trump'ın hafta sonu Danimarka'nın ada bölgesi Grönland'a hastane gemisi gönderileceğini iddia etmesine rağmen, Pentagon'un Grönland'a hastane gemisi gönderme emri almadığı bildiriliyor (Truth Social/@realDonaldTrump)
TT

ABD yönetimi hastane gemisine Grönland'a gitme talimatı vermemiş

ABD Başkanı Trump'ın hafta sonu Danimarka'nın ada bölgesi Grönland'a hastane gemisi gönderileceğini iddia etmesine rağmen, Pentagon'un Grönland'a hastane gemisi gönderme emri almadığı bildiriliyor (Truth Social/@realDonaldTrump)
ABD Başkanı Trump'ın hafta sonu Danimarka'nın ada bölgesi Grönland'a hastane gemisi gönderileceğini iddia etmesine rağmen, Pentagon'un Grönland'a hastane gemisi gönderme emri almadığı bildiriliyor (Truth Social/@realDonaldTrump)

ABD Başkanı Donald Trump'ın hafta sonu bir geminin "yolda" olduğunu iddia etmesine rağmen, Pentagon'un Grönland'a hastane gemisi gönderme emri almadığı bildiriliyor.

Wall Street Journal'ın haberine göre ordu herhangi bir Donanma gemisi konuşlandırma emri almadı ve Donanma'nın iki hastane gemisi de Alabama'daki bir tersanede demirli.

The Independent, yorum için Donanma, Pentagon ve Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Cumartesi günü Başkan Trump, Donanma'nın USNS Mercy hastane gemisinin bir görüntüsünü paylaşarak, Danimarka'nın özerk topraklarına bir misyonun yolda olduğunu iddia etmişti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazmıştı:

Louisiana'nın harika Valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insana bakmak için Grönland'a harika bir hastane gemisi göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşım yaptığı gün, Danimarka ordusu Grönland yakınlarındaki ABD denizaltısının mürettebat üyesini tıbbi sebeple acilen tahliye ederek, tedavi için adanın başkenti Nuuk'taki bir hastaneye helikopterle götürmüştü.

Grönland ve Danimarka liderleri, hastane gemisine ihtiyaç olduğu yönündeki iddiayı reddetti.

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen pazar günü Facebook'ta, "Bizden 'hayır, teşekkürler' cevabı gelecek" diye yazdı.

"Başkan Trump'ın Grönland'a ABD hastane gemisi gönderme fikri dikkate alındı" diye ekledi.

Ancak vatandaşlara ücretsiz sağlık hizmeti sunan bir kamu sağlık sistemimiz var.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ayrı bir açıklamada, "Herkes için ücretsiz ve eşit sağlık hizmetine erişimin olduğu bir ülkede yaşamaktan mutluyum" diye yazdı.

Danimarka'da doğru tedaviye erişimi belirleyen şey sigorta ya da gelir düzeyi değil. Grönland'da da aynı yaklaşım geçerli.

vfe
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, adada sağlık hizmetleri zaten ücretsiz olduğu için ABD'nin hastane gemisine ihtiyaç duyulmadığını söyledi (AFP)

ABD'nin Grönland özel elçisi görevini de yürüten Landry, yetkililerin kınamasına öfkeyle tepki gösterdi.

Pazar günü X'te, "Başbakan Jens-Frederik Nielsen'e yazıklar olsun!" diye yazdı.

"Birçok Grönlandlıyla karşılaştıkları günlük sorunlar hakkında konuştuktan sonra, bir konu öne çıktı: Sağlık hizmetleri" diye ekledi.

Birçok köy ve küçük kasaba, Amerikalıların çoğu için sıradan sayılan temel hizmetlerden yoksun.

Hastane gemisi misyonuyla ilgili kafa karışıklığı, Başkan Trump'ın yerel yetkililerin ve Avrupalı ​​ortakların muhalefetine rağmen Grönland'ı ele geçirmek veya belki de istila etmek istediğini ima eden tekrarlanan hamleleri göz önüne alındığında, ABD'yle kuzeydeki komşusu arasında daha büyük gerilimler yaşanırken geldi.

Ocak ayında Trump, Grönland'a askeri güç kullanmaktan vazgeçmiş ve bu girişime karşı çıkan ABD müttefiklerine gümrük vergisi uygulama tehdidinden geri adım atmıştı.

ABD ve NATO müttefiklerinin Arktik ada bölgesiyle ilgili "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" oluşturduklarını söylemişti.

Independent Türkçe


2 bin 800 yıllık toplu mezar, kadın ve çocuklara uygulanan şiddeti gözler önüne serdi

Demir Çağı'ndan kalma toplu mezarda bulunan kişilerin çoğu akraba değildi (Sara Nylund)
Demir Çağı'ndan kalma toplu mezarda bulunan kişilerin çoğu akraba değildi (Sara Nylund)
TT

2 bin 800 yıllık toplu mezar, kadın ve çocuklara uygulanan şiddeti gözler önüne serdi

Demir Çağı'ndan kalma toplu mezarda bulunan kişilerin çoğu akraba değildi (Sara Nylund)
Demir Çağı'ndan kalma toplu mezarda bulunan kişilerin çoğu akraba değildi (Sara Nylund)

Sırbistan'da keşfedilen 2 bin 800 yıllık toplu mezar, Demir Çağı Avrupası'nda kadın ve çocuklara uygulanan şiddeti açığa çıkardı.

Toplu mezar, bugünkü Sırbistan'da yer alan Karpat Havzasındaki Erken Demir Çağı yerleşimi Gomolava'da bulunmuştu.

MÖ 6. binyılda Sava Nehri kıyısında kurulan Gomolava, hem yerleşik hem de göçebe gruplar tarafından yüzlerce yıl kullanılmıştı.

Edinburgh Üniversitesi'nden Linda Fibiger ve ekibi, Gomolava'daki küçük bir toplu mezardan çıkarıldıktan sonra Vojvodina Müzesi'nde korunan kalıntıları inceledi.

2,9 metre çapa ve 50 santimetre derinliğe sahip mezarda 77 insan iskeletinin yanı sıra seramik kaplar, bronz aksesuarlar ve hayvan kemikleri tespit edilmişti. 

Daha önce yapılan bir çalışmada ölümlere bir salgının yol açtığı öne sürülmüştü ancak yeni araştırma bu düşünceyle çelişen güçlü kanıtlar ortaya koydu.

Bulguları Nature Human Behaviour'da dün (23 Şubat) yayımlanan çalışmaya göre 77 kişiden 51'i çocuk ve ergendi. Biyolojik cinsiyeti belirlenebilen 72 kişinin 51'iyse kadındı.

Bilim insanları makalede "Gomolava'daki toplu mezarda kadın ve genç bireylerin ağırlıklı olarak bulunması, Avrupa tarih öncesi döneminde istisnai bir durum" diye yazıyor.

Araştırmacılar ayrıca kalıntılarda, baş bölgesine kasıtlı ve ölümcül darbeler indirildiğini gösteren izler tespit etti.

Fibiger, "Yaraların büyük bölümü kafada ve çoğu yakın temas sonucu oluşmuş gibi görünüyor. Yaraların büyüklüğü, ölçüsüz bir kuvvete işaret ediyor. Yani burada kaza değil, kasıtlı öldürme sözkonusu" diyerek ekliyor: 

Bence epey vahşi bir olaydı.

Bilim insanları, kurbanlar arasındaki ilişkileri anlamak için DNA'nın yanı sıra diş minesindeki stronsiyum, oksijen ve karbon izotoplarını da analiz etti. Bu izotoplar, çocukluk dönemindeki çevresel koşulları anlamaya yardımcı oluyor.

Bulgular, mezardaki kişilerin çok azının akraba olduğunu ve üçte birinden fazlasının Gomolava dışında büyüdüğünü gösteriyor.

Çalışmanın yazarlarından Barry Molloy, "Çoğu, 12 nesil geriye gidildiğinde bile akraba değildi" diyor.

Araştırmacılar akraba olmayan kadın ve çocukların neden bu şekilde öldürülüp gömüldüğünden emin değil ancak bazı tahminleri var. 

Katliamın gerçekleştiği MÖ 9. yüzyılda, toprağı mevsimsel olarak kullanan göçebe çobanlar, Karpat Dağları'nın diğer tarafındaki Avrasya bozkırlarından Gomolava'ya geliyordu. Aynı dönemde bölge halkı da kapalı yerleşimler kuruyor ve çevredeki toprakları işliyordu.

Bilim insanları toprak kullanımıyla ilgili anlaşmazlığın topluluklar arasında çatışmaya yol açmış olabileceğini düşünüyor. 

Molloy şu ifadeleri kullanıyor: 

Kadın ve çocukların öldürülmesi, bize burada şiddet içeren savaş hakkındaki alışılagelmiş yorumumuzdan epey farklı bir şeyin yaşandığını düşündürüyor. Normalde odak, savaş alanında olur.

Bir grubun, diğerinin çocuklarını öldürerek mesaj göndermeye çalışması muhtemel. Öte yandan mezarda kişisel eşyalar, yeme-içme için kullanılan seramik kaplar, inek gibi hayvanlar bulunması farklı bir tablo çiziyor. Ayrıca mezarın üzerine tahıl öğütmek için kullanılan kırık taşlar ve yanmış tohumlar yerleştirilmişti.

Bu nedenle araştırmacılar bu eylemlerin, çatışmayı zorla çözmeyi ve topluluklar arasındaki güç dengesini yeniden kurma amacı taşıyor olabileceğini söylüyor.

Öte yandan insanları öldürenlerle cenaze ritüellerini gerçekleştirenlerin farklı kişiler olabileceğini de belirtiyorlar.

Independent Türkçe, Live Science, New Scientist, Nature Human Behaviour