Suriye rejimi, müzakereciler üzerinde baskı oluşturmak için Dera’daki ablukayı sıkılaştırmakla suçlanıyor

Suveyda’da yerel gruplar arasındaki gerilimi azaltma çabaları sürüyor

Dera'ya ulaşan bir yardım konvoyunun fotoğrafı (Ahbar Dera)
Dera'ya ulaşan bir yardım konvoyunun fotoğrafı (Ahbar Dera)
TT

Suriye rejimi, müzakereciler üzerinde baskı oluşturmak için Dera’daki ablukayı sıkılaştırmakla suçlanıyor

Dera'ya ulaşan bir yardım konvoyunun fotoğrafı (Ahbar Dera)
Dera'ya ulaşan bir yardım konvoyunun fotoğrafı (Ahbar Dera)

4. Zırhlı Tümeni güçlerinin, Dera el-Beled, Sed Yolu ve Dera Kampı mahallelerine uyguladığı abluka 48 gündür devam ediyor. Şuan 4 binden fazla ailenin yaşadığı bu bölgelerde tüm su kaynakları tamamen kesilmiş durumda. Muhaliflere göre merkezi müzakere komitelerine ve bölge sakinlerine taviz vermeleri ve 4. Zırhlı Tümeni tarafından öne sürülen şartları kabul etmeleri için baskı yapmak amacıyla uygulanan abluka sonucu gıda ürünleri, tıbbi malzemeler, bebek maması ve un stokları neredeyse tamamen tükendi.
Dera'daki yerel kaynaklar, Dera el-Beled ve çevresindeki bölgelerin halen bombalandığını ve roketlerle hedef alındığını söylediler. 4. Zırhlı Tümeni güçlerinin Salı gecesi el-Menşiye semtinde el-Kaziye Askeri Noktası’na baskınlar düzenlediği ve bombardımanlar gerçekleştirdiğini ifade eden kaynaklar, Dera’nın doğusundaki Sed Yolu mahallesinde de çatışmalar yaşandığını aktardılar. Dera el-Beled’den gelen Mustafa el-Kassem Grubu’ndan Askeri Güvenlik Teşkilatı'nın yerel üyelerinin bazılarının, el-Menşiye semtindeki el-Kaziye Askeri Noktası’na sızmaya çalıştıkları sırada yaralandıklarını bazılarının ise öldüğü bildirildi.
Horan Free’nin (Teccemmu Ahrar Havran) aktardığı bilgilere göre Dera'nın merkez bölgesi kırsalındaki Şeyh Miskin beldesindeki bir askeri kontrol noktasına düzenlenen saldırıda rejim güçlerinden yaralananlar olurken bölgede güvenlik alarmı verildi. Şarku'l Avsat'a konuşan Dera el-Beled’deki  Merkezi Müzakere Komitesi'nden bir kaynak, merkezi müzakere komiteleri, aktivistler, siyasi ve sivil güçler, bölgenin kötüleşen askeri ve insani koşullarını görüşmek üzere Pazartesi günü Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile bir araya geldiğini söyledi. Kaynağın aktardığı bilgilere göre Pedersen görüşmede, mevcut tabloyu BM Genel Sekreteri'ne mutlaka aktaracağını ve ekibinin Şam ile iletişim kurmakla görevlendirileceğini belirtti. Pedersen aynı ekibin, gerçekleri öğrenmek amacıyla Dera el-Beled’i ziyaret edeceğini de ekledi.
Kaynaklar ayrıca Rus tarafıyla yapılan görüşmelerin, ‘Esedullah’ adıyla bilinen ve Temmuz 2018'de Rusya aracılığıyla Esed rejimi ile muhaliflerin arasında anlaşmaya varılan bölgelerin yönetiminden sorumlu Rus generalin, Deralıları geçtiğimiz günlerde, muhalif grupların Suriye rejimine bağlı Güvenlik Komitesi’nin taleplerini reddetmeleri halinde bölgeye İranlıları getirmekle tehdit etmesinin ardından görevinden alınması nedeniyle ertelendiğini kaydettiler. Esedullah, geçtiğimiz Temmuz ayı sonlarında da Dera el-Beled ve çevresinde başlayan gerginliğin öncesinde müzakere sürecinde, birkaç kez Rus savaş uçaklarını kullanmakla tehdit etmişti. Esedullah’ın, her zaman Suriye rejim güçlerinin, özellikle de 4. Zırhlı Tümeni güçlerinin istekleri doğrultusunda hareket ettiğini söyleyen bir kaynak, bu tutumun Dera'daki durumun alevlenmesi ve daha da ağırlaşmasının nedenlerinden biri ve Rus tarafının Dera'nın 2018 yılı anlaşmasına tabi olan bölgelerinde oynadığı tek rol olduğunu belirtti.
Rus tarafıyla son toplantının Hmeymim Hava Üssü’ndeki Tarafları Uzlaştırma Merkezi’nden Rus generallerin, Havran’ın önde gelenlerinin ve merkezi müzakere komitelerinin katılımıyla 6 Ağustos’ta yapıldığını aktaran kaynak, Rus general Esadullah meselesi de dahil olmak üzere bölgedeki tüm sorunların ve öne çıkan meselelerin gündeme getirildiğini belirtti. Kaynak, görüşmede Rus tarafının ateşkes için derhal çalışmaya koyulacağına ve Dera el-Beled, Sed Yolu ve Dera Kampı mahallelerindeki kuşatmanın kaldırılması yönünde sözler verdiğini ifade etti.
Öte yandan Dera'daki Uzlaşı Merkezi (Deralı Merkezi Komite), 4. Zırhlı Tümeni’nin, askeri operasyonların sona erdirmek ve bölgeden geri çekilmek zorunda kalacağı bir anlaşmaya varılması korkusuyla Dera’da herhangi bir ilerleme kaydetmek ve bir takım kazanımlar elde etmek için devam eden girişimlerinin ortasında, Rus tarafı ve Suriye'nin güneyindeki anlaşma bölgelerini yönetmek üzere yeni görevlendirilen general ile yaptığı toplantıdan duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Bu arada ‘Dera'ya Özgürlük Kampanyası’nın aktivistleri, geniş kapsamda Suriye halkını ve özelde Havran halkını 12 Ağusto Çarşamba ve 13 Ağustos Perşembe günleri, ‘Hamza el-Hatib Yürüyüşü’ adı altında ‘2011 yılında Dera el-Beled ablukasını kırmak için ellerinde zeytin dalıyla yürüyen Havranlıların yanında yürürken Suriye rejim güçleri tarafından işkence görerek şehit olan bu çocuğun aradığı asil değerlere olan inançla’ düzenlenen onur yürüyüşüne katılmaya çağırdılar.
Dera’dan yerel haberleri aktaran ‘Annabaa’ haber sitesi, rejime bağlı 4. Zırhlı Tümeni unsurları ve yabancı milislerin, Dera'nın güney ve güneydoğudaki bölge sakinlerini çiftliklerinden kovduktan sonra onlarca eve el koyduklarını, evlerin, rejimin keskin nişancılarının konuşlandığı askeri noktalar haline geldiğini ve insanların hiçbir eşyasını almalarına izin verilmediğini aktardı. Sitenin haberine göre rejim güçleri zaman zaman Dera el-Beled’i, çevresindeki 4. Zırhlı Tümeni gruplarının ve Arap Milliyetçi Muhafızlar milislerinin konuşlandığı çiftliklerden ve eski gümrük noktalarından gelen ağır makineli tüfekler ve tank mermileriyle hedef alıyor.
Rus subaylarından oluşan heyet ile Dera'nın ileri gelenleri arasında, gerginliğin sona erdirilmesi için yapılan görüşmelerde askeri operasyonların sona ermesinin gerektiği söylenmesine rağmen, Dera’nın çeşitli mahalleleri tank ve havan toplarıyla hedef alınmaya ve Dera el-Beled, Sed Yolu ve Dera Kampı mahallerine uygulanan abluka devam ediyor.
Diğer yandan 'Suveyda 24' adlı haber sitesinin genel yayın yönetmeni olan aktivist Reyyan Maruf, nüfusunun çoğunluğunu Dürzilerin oluşturduğu Suriye'nin güneyindeki Suveyda ilinde Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suveyda’nın güneyindeki er-Raha beldesi sakinlerinin Pazartesi günü, Suriye rejimine bağlı Ulusal Savunma Güçleri (USG) ve Hizbu’l-Liva grubunun beldeyi terk etmelerini talep ettiklerini söyledi.
Er-Raha sakinleri, Şam'da Birinci Kolordu Komutanı Tümgeneral Müfid Hassan ve rejime bağlı Güvenlik Komitesi ile yaptıkları görüşmenin ardından bu talepte bulundular. Er-Raha’da konuşlu Samir el-Hekim liderliğindeki Hizbu’l-Liva grubu, geri çekilme niyetlerine ilişkin haberlere rağmen beldede konuşlanmaya devam ediyor.
Suveyda'da yeni kurulan Hizbu’l-Liva grubunu destekleyen isimler, Şam'daki Güvenlik Komitesi’nin, Hizbu’l-Liva grubunu Salı günü saat 6.00'dan önce burayı boşaltmaması halinde er-Raha’daki karargahını havaya uçurma tehdidinde bulunduğunu iddia ettiler. Bazı taraflar,  Hizbu’l-Liva’nın varlığının bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığının yolunu kestiği ve silahlı milisler arasında bir çatışma olmadığı göz önüne alındığında gelişmelerin, sesini duyurmak isteyenlerle bu sesi sonsuza dek bastırmak isteyenler arasındaki bir savaş olarak nitelediler.
Sosyal medya kullanıcıları, Suveyda bölgesinin havadan bombalanması tehdidini ‘kabul edilemez ve devletin en yüksek makamlarına ulaşması gereken bir durum’ şeklinde yorumladılar.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.