Taliban’ın hikayesi: El Kaide, kabile ve mezhep

Taliban ve çeşitli Afgan güçleri arasındaki çatışma, önceki yönetimleri sırasında bile hiç durmadı (Getty)
Taliban ve çeşitli Afgan güçleri arasındaki çatışma, önceki yönetimleri sırasında bile hiç durmadı (Getty)
TT

Taliban’ın hikayesi: El Kaide, kabile ve mezhep

Taliban ve çeşitli Afgan güçleri arasındaki çatışma, önceki yönetimleri sırasında bile hiç durmadı (Getty)
Taliban ve çeşitli Afgan güçleri arasındaki çatışma, önceki yönetimleri sırasında bile hiç durmadı (Getty)

Mustafa el-Ensari
ABD’lileri 2001 yılında Afganistan’ı işgal etmeye iten gerekçe, Usame bin Ladin liderliğindeki El Kaide’nin, Taliban’ın ardına gizlenerek ülkeyi terör operasyonlarıyla ABD'yi ve dünyayı hedef almak için bir platform haline getirmesiydi. Taliban, kendilerine sığınan silah arkadaşları Bin Ladin’e ev sahipliği yapmış ne teslim etmeye ne de sınır dışı etmeye yanaşmıştı.
Ancak hareket ya da kendilerine verdikleri isimle ‘Afganistan İslam Emirliği’, geçmişteki hatalarından ders çıkardığını söylüyor. El Kaide ve bu sorunlu bölgedeki herhangi bir terör örgütüne işarette bulunarak hiçbir örgütün, başkalarını hedef almak için bu bölgeyi kullanmasına izin vermeyeceklerini vurguluyorlar.
Bu taahhüt, ABD’lileri eski Afgan Büyükelçisi Celal Kerim Bey’i Taliban’a duyduğu güvenden ötürü takdir etmeye teşvik etmiş görünüyor. Kabil’de art arda gelen hükümetlerin insiyatifi yeniden canlandırmak için kendi yeteneklerine güvenme konusunda yeterli ciddiyeti göstermemeleri nedeniyle oluşan umutsuz atmosfer içinde özellikle de Taliban’ın DEAŞ’la mücadele konusunda verdiği sözleri yerine getirmesi, ABD’lilere karşı saldırıların azaltılması, müttefik askerlerin güven içinde geri çekilmesine izin vermesi bu teşvike olanak sağladı.

Olay yerini çevreleyen sorular
Bununla birlikte siyasi ve entelektüel analistler için ABD’lilerin müttefiklerini, sınır ve şehirleri birbiri ardına ele geçiren Taliban lideri Hibetullah Ahundzade’nin güçleri için açık hedef haline getiren adımından daha önemli olan şey, pratikte Taliban’ın uzun bir soru listesine yanıt vermiş olmasıdır.
İlk soru, ABD'nin terör örgütü olarak kabul ettiği ilk Taliban'da ne değişti ki bugün güvenini kazanıp Pakistan, Hindistan, Çin, Rusya ve Özbekistan gibi birçok bölge ülkesine postacılığını yapar hale geldi? Önceki sorulara ek olarak Taliban’ın kadınlar ve Peştun geleneklerinin kadınlara yönelik normlarına karşı daha esnek bir hal mi aldı? Farklı azınlıklar ve partileri yönetim ortağı olarak kabul edebilirler mi?
Hareketin olay yerine hakim ileri gelenleri ve fıkıh alimleri, Kabil’in dört bir yanında peçesiz gezen kadınları, farklı iktidar partileri ve dini grupları, demokrasi, sanat, müzik ve uluslararası ilişkileri bugün oluğu gibi kabul edebilirler mi? Yoksa bunlar, geçmişte olduğu gibi Emirliğin birçok aliminin gözünde dine ihanet midir?
Eşref Gani hükümetine bağlı olanlar açısından cevap oldukça açık. Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin Taliban’ı tehdit edip onunla yüzleşmek için çeşitli güçleri seferber etmesi hakkında şu yorumda bulundu: “Taliban, yine Taliban. Yalnızca bazı biçimsel konularda küçük değişiklikler yaşandı. Temeldeki sorunlara gelince onlar hala aynı yerinde. Hala sadece güç ve silahların dilinden anlıyor. Kontrolleri altında bulunan bölgelerdeki kadınlara bakın. İslam öğretileriyle ilgili yorumlar ve dar görüşlü uygulamaları dinleyin. Sanki Kabil'deki diğer insanlar aynı dinden değilmiş gibi.”
Hareketin Sözcüsü Muhammed Naim ise bunu, ilk dönemlerden bu yana medya özellikle de Batı medyası tarafından hedef alınan Emirliği karalama olarak değerlendiriyor. Ne geçmişteki hataların ne de mevcut durumda hareketin mücahitleri olarak adlandırılan kişilerin ‘günlük hatalarının’ savunulamayacağını ifade etti.
Naim’e göre resmi tutumlar ve sahadaki gerçekler, sadece Emirlik’te değil, tüm dünyada büyük değişikler olduğunu kanıtlıyor. Muhammed Naim ayrıca, “25 yıl önce Emirlik yönetim konusunda toydu. Fakat şimdi ticaret ve bir arada yaşama konusunda faydalı tecrübelere sahip. Dolayısıyla çevreye muamele, birlikte yaşama ve kendileriyle yeni tanışan kişilere davranışları konusunda eskisinden farklı olduğunu söyleyebiliriz. Deneyimledikleri ve üzerinden 20 yıl geçen meselelere gelince bu her toplum ve zaman için gayet normal bir durum. Çünkü insan gelişip, bilgi ve kültür düzeyini arttırdıkça düşüncesini, ilişkilerini, deneyimlerle bir arada yaşama biçimini değiştirir” şeklinde konuştu.

Taliban, kadınların nehir kenarlarına gitmesini yasaklıyor mu?
Bu, örgüt üyelerinin evsiz barksız bırakılma deneyimlerinden ve kabilelere verilen zarardan sonra Taliban’ın beklediği bir şeydi. Ancak meşhur bir atasözünde söylendiği gibi ‘şeytan ayrıntıda gizlidir.’ Daha önce Hareket’in hakimiyeti altında bulunan bölgelerdeki gerçeklik hakkında söylenenleri düzeltme konusuna gelince örgütün tavırlarını değiştirmesi yeterli değil. Hareket, sosyal medya hesaplarında Helmend Vilayeti’ndeki bir nehrin kıyısında yürüyüp eğlenen bir grup insanın yer aldığı bir video yayınlamasının ardından Independent Arabia, Hareket Sözcüsü’ne muhafazakâr bir toplumda erkeklerle birlikte yüzüp yüzmediklerini sormamak için nehrin çevresindeki kamplarda kadınların bulunup bulunmadığını sordu. Sözcü bu soruya, “Orada kadınların olduğunu sanmıyorum. Bölge halkı, kadınların plajlara gitmesini istemiyor. İstemedikleri bir şeye zorlanamazlar” şeklinde yanıt verdi. O halde bu, halk isterse Hareket’in buna itiraz etmeyeceği anlamına mı geliyor?
Bu bağlamda Afgan siyasi analist Ruhullah Ömer, değişimin Hareket’in hakimiyeti altındaki bölgelerde hissedilebilir olduğunu söyledi. Tüm kız okullarının müfredatlarına müdahale edilmeksizin programlarını uyguladıklarına dikkat çekti. Karma eğitim olmadığı takdirde kız çocuklarının okula gitmelerine engel olunmadığını belirtti.


 Afgan kadınlarının Taliban'a karşı eski bir kadın gösterisinden (Reuters)

Ömer, Taliban’ın söylenildiği gibi egemenlik dayatmadan önceki gibi herkesin normal hayatına devam etmesine kadınların peçe takmamasına gerçekten izin verip vermediği konusundaki sorumuza yanıt olarak “Taliban'ın düşüncesinin doğası ve sahada gördüklerimiz hakkındaki bilgilerime göre alimlerinin fetvalarına ve Afgan geleneklerine göre Hareket, kadınların süslü kıyafetlerle dışarı çıkmasına ve karma bir okullarda eğitim almalarına izin vermeyecekler. Bu, Taliban’ın en büyük hak ihlali olarak zikredilebilir. Ancak Afganlar, her gün işgalin çeşitli ihlalleri ile karşı karşıya kalıyor. Bu ihlaller, halka bunun büyüklüğünü unutturuyor” dedi.
Ruhullah Ömer, “Fakat bir kadın, doktor, öğretmen ya da avukat olmak isterse gördüğümüz kadarıyla Hareket’in buna bir itirazı bulunmuyor. Hareket, tüm Afgan kadınlarının İslam hukukuna uygun her türlü işi ve mesleği yapmasına izin vereceğini söylüyor. Fakat buna karşı gelme konusuna gelince Hareket’in sebepleri ve koşulları ne olursa olsun baskılarla da karşılaşsa buna izin vermeyeceğini biliyoruz” şeklinde konuştu.

Zorla savaşçılarla evlendirilen kızların hikayesi
Ömer, Hareket’in Bedahşan vilayetine egemen olduğu dönemde bölge halkını 15 yaşından büyük kızlarını savaşçılarıyla evlendirmeye zorladığına dair haberlerin yanlış olduğunu ifade etti. Hareket, doğruyu öğrenmeleri için yerel ve uluslararası medyayı hakimiyeti altında bulunan bölgeyi ziyaret etmeye çağırdı. Ömer ayrıca uluslararası ve düşman medyada yayınlananların bir şey, Taliban kontrolündeki bölgelerdeki gerçekliğin başka bir şey olduğunu söyledi.
Gruplar arasındaki savaş ve çatışmalardan uzak bir şekilde Afganistan’ın güzelliklerini göstermeye özen gösteren Afgan aktivistlerden biri olan Dar Muhammed ise bizimle Twitter üzerinden yaptığı bir görüşmede “Afgan toplumunun, özellikle de kadınların, Taliban Hareketi’nin dönüşünü kabulü gerek siyasi olarak gerekse de savaşarak onunla yüzleşmekti. Afgan toplumu savaştan bıktı. Sadece barış ve uzlaşma istiyor. Hareket ise bunu istemiyor. Aksine şartlarını Pakistan’ın emriyle dikte ediyor. Kısacası, ne pahasına olursa olsun Afganistan'ı Pakistan'a teslim etmeyi düşünüyor” dedi.
Muhammed, ‘Afganistan Arabic’ isimli hesabından, pitoresk dağ manzaralarının, onlarca hatta yüzlerce yıldır barış yüzü görmeyen, stratejik konumu nedeniyle İngiliz, Sovyet, Amerikan ve ondan önce de Osmanlı İmparatorluğu’nun iştahını kabartan ülkedeki eski ve geleneksel mesleklerin fotoğraf ve videolarını yayınlayarak ülkesini bilinenden farklı bir yüzle tanıtmaya çalışıyor.
Afgan aktivist, Kabil’in Hareket’le mücadele çabalarına özellikle de kadınların, yardım malzemeleri, ilaç ve gıda maddeleriyle destek verdiğini ifade etti. Muhammed, “Taliban medyasının öne sürdüğü şeylerin çoğu yanlış ve asılsız. Şimdi yurtdışında yaşıyor olmanıza rağmen sizinle Afganistan'dan konuşuyorum” dedi.

Acımasız siyaset ve değişimin kilometre taşları
Afganistan ve radikal meselelerle ilgilenen Suudi araştırmacı Abdullah bin Bicad, ABD’nin geri çekilmesi ve Taliban’ın hızlı bir şekilde yönetime doğru ilerlemesi konusundaki tartışmaları gözlemledikten sonra 1990’lı yılların sonlarında herkesin tanıdığı Taliban’dan başka bir şey görmediğini söyledi.
Suudi araştırmacı, “Afganistan'daki iktidarın bu geçiş aşamasında medyadaki görünümüne uyacak şekilde yumuşatılmış bazı ifadeler dışında, neredeyse her şey Taliban’ın yeniden dönüşüne işaret ediyor. Aynı eski söylem ve aynı eski vahşet. Ufukta ideoloji veya vahşi siyaset düzeyinde herhangi bir köklü değişikliği müjdeleyecek hiçbir şey yok” şeklinde konuştu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Büyükelçi Celal, yaptığı açıklamada, Afgan toplumunun yapısal karmaşıklığı ile Hareket’te farklı bir yaklaşım gözlemlediğini söyledi. Büyükelçi, “Örneğin uluslararası ilişkilerinde daha pragmatik bir hale geldi. ABD, İngiltere, Çin, Rusya bölge ve farklı yönelimlerdeki komşuları gibi dünyadaki etkili güçlerle ilişkisi olmadan Afganistan’ı yönetmede güçlü bir figür olamayacağına ikna oldu. Hareket’i söz konusu ülkelerle çeşitli müzakere turları gerçekleştirirken görüyoruz” şeklinde konuştu.


Taliban ile müzakereler, sorunlarla boğuşan ülkede henüz barışla sonuçlanmadı (Reuters)

Kabil’deki hükümet hariç, Hareket ile Afgan sahnesinin çeşitli grupları arasında bir yakınlaşmanın mümkün olduğu imasında bulunan Büyükelçi, mevcut hükümetin tıpkı Taliban gibi tutumlarında ısrarcı olduğunu söyledi. Ancak mevcut tırmanışa rağmen bu konunun diyalog ve anlaşma yoluyla çözülebileceğini ifade etti. Ülkenin geleceği için önemli olanın, Taliban’ın kendisiyle aynı fikirde olmayanlarla aynı masaya oturmaya ayrıca mevcut kurumların veya Afgan Ordusu gibi bazılarının devletin inşasında, güvenliğin sağlanmasında ve ülkenin herkesin farkında olduğu yolsuzluktan arındırılmasında önemli rol oynadığına ikna olması olduğunu belirtti.
Celal açıkça söylemeden, Taliban’ın ‘ülkeyi darboğazdan çıkaran’ uluslararası kabul görmüş bir uzlaşı figürü tarafından yönetilen, Taliban dışındaki laik grupların da katıldığı bir geçiş hükümeti kurmaya istekli olduğunu dile getirdiğine dikkat çekti.
Celal, büyükelçi ve ülkesinde hükümet ile hareket arasında birkaç kez siyasi arabulucu olarak Kabil'e bağlı olmasına rağmen bu kez bağımsız bir Afgan olarak Batılı şekilde demokratik yönetimden duyduğu memnuniyetsizlikten endişe etse de ‘Taliban'ı bir çözüme engel’ olarak görmüyor. Büyükelçi, “Yönetimde alim ve akademisyenlerin rolü konusunda ısrarcı davranıyor. Ancak şimdi Hareket’in yurtdışında Avrupa, ABD ve Körfez ülkelerindeki bazı Afgan aktivistlerle iletişim kurduğunu görüyorum. Eğer niyeti samimiyse bu durum beni öncekilerden daha makul bir yaklaşım beklemeye sevk ediyor” dedi.

Taliban ve El Kaide
2012 yılının Kasım ayında ABD menşeili E-International Relations internet sitesi tarafından yayınlanan ‘Taliban ve El Kaide Arasındaki Fark’ başlıklı akademik bir çalışma, Taliban ve El Kaide arasındaki uyum ve anlaşmazlık noktalarını ele aldı. Afganistan’daki ortamda Taliban’ın normal bir hareket olarak rehabilite edilebilir mi yoksa radikal bir aşırılık yanlısı örgüt olmaktan başka çaresinin yok mu konusu değerlendirildiğinde ve bugünün şartları göz önüne alındığında bu çalışma daha da önemli bir hale gelebilir.
Independent Arabia’nın elde ettiği çalışamaya göre çeşit yönlerden benzerlik göstermelerine rağmen iki örgüt arasındaki en önemli temel fark; Taliban, yalnızca Afganistan’ı kendi iç perspektifine göre reform etmeye çalıştı. Filistinliler, Keşmirliler, Çeçenler ve başka yerlerdeki Müslümanların içinde bulunduğu durum, Taliban’ı ilgilendirmiyor. Üyelerinden bazıları bu çatışmalar hakkında herhangi bir bilgiye bile sahip olmayabilir. Savaşlarını yalnızca Afganistan ile sınırladılar. Hedefleri hiçbir zaman kendi sınırları içinde erdemli şehrin bir Taliban versiyonunu yaratmaktan öteye geçmedi. El Kaide ise bunun tam tersi şekilde hareket ediyor. Çalışmanın araştırmacısı Josh Schott’a göre Bin Ladin örgütü, Sovyet savaşından sonra çatışmayı sürdürmek ve bunu küresel savaşa dönüştürmek için kuruldu. Taliban’ın aksine El Kaide küresel bir perspektife, büyük beklentilere ve uzun vadeli hedeflere sahipti. Filistinliler, Keşmirliler, Çeçenler ve her yerdeki Müslümanların dramı onlar için büyük bir endişe kaynağıyken, Afganistan’da İslam’a yapılan saldırı onlar için Müslümanlara yapılan zulmün yalnızca bir örneğiydi. Fakat El Kaide’nin ateist işgalcileri sınır dışı etmek dışında Afganistan’la herhangi bir ilgileri yoktu.
Ancak buna rağmen ABD’lilerin işgalden sonra her iki örgütü de aynı kefeye koyması dünya kamuoyu özellikle de ABD basınında büyük yankı uyandırdı. Her iki örgüte de aynı gözle bakılıyor. Ancak araştırmacı, bunun ABD’nin ulaşmak istediği hedeflere hizmet etmediğini ifade etti. Schott’a göre El Kaide ve Taliban’ın hedefleri, eylemleri, etnik, kültürel ve coğrafi arka planları tamamen farklı. Her ikisi birbirinden tamamen farklı örgütler. Josh Schott, Bu nedenle kendilerini koşulsuz olarak Amerikan hegemonyasına tabi tutmayan farklı gruplar veya rejimler arasındaki farklılıkları görmezden gelip grupları karıştırıp, kitlesel ve şekilsiz bir terör tehdidi çatısı altında toplayarak aynı örgütmüş gibi davranmak oldukça yanlıştır. Bu durum ABD için başa çıkabileceğinden fazla düşman oluşmasına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Sözü geçen araştırmanın bahsettiği fark basit bir fark değil. Uluslararası bir örgüt olan İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) nedeniyle dünya genelinde yaşanan en büyük sorun olan siyasal İslam sorunu, bu örgütün faaliyetlerinin küreselleşmesinden kaynaklanıyor. Bu faaliyetler arasında Bin Ladin, şeyhi Abdullah Azzam ardından da DEAŞ tarafından kurulan silahlı kuvvetler de bulunuyor. Ancak akıllara takılan soru, bu durumda geleneksel Talabani akımının yöntem açısından aralarında fark bulunan El Kaide/ İhvan ile ilişkilerini ortaklık ve ittifaka yükselten bir ortak bir zeminde nasıl buluşabildiğidir. Bin Ladin ‘küresel tekfirci’ bir tutum benimserken, Taliban, Afganistan Sufi Diyubendi ekolünü benimsiyor.


Taliban’ın manevi babası Diyubendi ekolünün kalesi (Darul Ulum Diyobend -Hindistan)

Suudi araştırmacı İbn Bicad ve Mişari ez-Zeydi gibi İslami hareketlerle ilgili meselelerde uzman olan isimler için mesele pek de karmaşık değil. İslami hareketler arasında yaygın olan bir söz vardır: “Amaç, araçları aklar”. El Kaide ve Taliban’ı aynı çatı altında birleştiren en asgari şey de ideoloji ve mezhepleridir. Bu durum her iki örgütü, bugüne kadar El Kaide’nin önde gelen liderlerine ev sahipliği yapan İran rejiminden daha yakın kılıyor. Taliban, geçtiğimiz yıllarda onunla işbirliği yapmanın bir yolunu buldu. Aralarındaki ilişki, yakın zamanda Tahran’ın yakın zamanda Hareket üyelerini güler yüzle karşılamasıyla yenilendi.

Taliban’ın fıkhi referansı
İslam hukuku konusu gelince, bu, Taliban’ı diğer İslami hareketlerden farklı kılan bir mesele. Emirliğin hakimiyet kurduğu günlerdeki uygulamaları ve alimleri tarafından verilen fetvalar, Hanefi mezhebinin genişliği ve esnekliğinin tercihlerinin birçoğuna yansımadı. Bu alanda uzman Iraklı araştırmacı Reşid Hayun’a göre Hareket, bağlı olduğundan daha fazla bir rasyonalite ve esnekliğe sahip olan Hanefi fıkhından işine geldiği gibi faydalanıyor.
Hayun, bu çelişki hakkında yaptığı yorumda, “Hareket, muamele ve ibadet konusunda bağlı olduğu Hanefi mezhebini radikal bir mezhep, imamını da radikalizmin başı olarak lanse ediyor. Şimdi baktığımızda amel ve ibadetlerde uygulanandan farklı bir Hanefi mezhebi icat ettiler” dedi.
Hareket, bu suçlamalara ‘sabit ve değişmeyen ilkelere bağlı olduklarını’ söyleyerek yanıt veriyor. Davranış ve bir arada yaşama şekline gelince bu zamana ve ortama göre değişir.
Fakihlerin, oluşumlarının ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizen Hareket, bunun kendilerini Afganistan’daki diğer siyasi ve kabile gruplarından ayırdığını söylüyor. Taliban’ın iktidara, kabile liderleri ve politikacılara yanıt olarak yaptığı açıklamada, ‘İslam Emirliği liderlerinin çoğunluğunun alimlerden oluştuğu’ ifade ediliyor. Bir toplumda ilim varlığını sürdürdüğü müddetçe onu kimsenin saptıramayacağı ve kimseye tabi kılamayacağını belirtiliyor. Bu durumun da yönetimin alimlerin elinde olmasının avantajı olduğu bildiriliyor. Ayrıca Emirliğin bu uzun yolculuğundaki başarısının sırrının da bu olduğu ifade ediliyor. Aslında Hareket’in etkilenen değil, etki olduğuna dikkat çekiliyor. Taliban, hareketin etkilenen olsaydı, sorunlar, krizler ve zorluklar karşısında bu dayanıklılığa sahip olamayacağını ifade ediyor.
Ancak Hareket’in Hanefi fıkhının esnekliğin bağlılığı fakat bazı görüş ve fetvalarında ciddi gözden geçirmelerde bulunacağı tartışmalı bir konu olsa da İslam ülkelerinin dini ve fikri reformlarla ilgili deneyimleri, fıkhi inancın her zaman engel olmadığını göstermektedir. Bu mezhepsel bağlılık, Afganistan gibi muhafazakâr bir kabile toplumunda sosyal hayata etki ettiğinde engel oluşturur. Bu nedenle ilgililer, Hareket’in ‘Peştun’ geleneklerine katı bir şekilde karşı koyabileceğinden şüphe duyuyor. Çünkü Hareket, etkisini genişletmek, kasabalar ve azınlıklar üzerinde hakimiyet kurmak için bu milliyetçiliği kullanıyor.

Afgan İslamı’nın Özellikleri
Tunuslu mütefekkir Abdulmecid eş-Şerefi, kaleme aldığı meşhur yazı dizisi ‘el-İslam vahiden ve müteaddiden’ (Tekliği ve çeşitliliği ile İslam) Afgan İslamı’nın eşsiz bir İslami üslupla harmanlanmış Hint, Fars ve Çin gibi edebiyat ve sanatla ilgisi bulunan, kökleri tarihin derinliklerine uzanan medeniyetlerle olan bağlantısına rağmen ülkenin büyük ölçüde dağlık arazilerle kuşatılmış olan sert coğrafi şartlarından kaynaklı olarak asırlar boyunca en radikal ve kapalı suretleri içinde kaldığını ifade ediyor. Orta Asya’daki Taşkent, Tac Mahal, Tebriz ve İsfahan’daki cami kubbe ve türbelerinin buna delil olduğuna işaret eden Şerefi ve hatta Afgan türbe ve camilerinin kalıntılarından bile bunun gözlenebileceğini söylüyor.
Bu nedenle Afganistan uzmanı ve Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da olduğu dönemde ülkesinin İstihbarat Başkanı olan Prens Türki el-Faysal, Afganistan sahnesi hakkında herhangi bir yargılamada bulunmadan önce sabırla bekleme çağrısında bulundu. Taliban’ın yönetimi ele almasının kaçınılmaz bir durum olduğuna işaret eden Faysal, “Tarih bize Afganistan'da neler olduğunu ve gelecekte neler olacağını tahmin etmenin zor olduğunu öğretiyor” şeklinde konuştu.
Prens Türki el Faysal, es-Suudiyye kanalında Suudi yayıncı Tarık Alhomayed tarafından sunulan bir televizyon programında verdiği röportajda, El Kaide ve Taliban arasındaki ilişkinin geçmişte kalmamış olabileceğini söyledi. Prens el-Faysal, Afganistan'da hala Taliban'ın koruması altında bir El Kaide varlığı olduğuna inanıyorum” dedi.
Ayrıca olumlu ya da olumsuz yargılamada bulunmadan önce Hareket’in davranışlarının gözlemleme çağrısında bulunan Prens, değişimin insan doğasının bir parçası olduğuna dikkat çekti. Fakat görünür olmak ya da yok olmanın zaman aldığını belirtti. Afgan sahnesindeki kabile boyutuna işaret ederek, işgal sonrasında hükümet kurulurken bu faktörün dikkate alınmamasının ‘Peştunlar’ gibi güçleri kızdırdığını ifade etti. Prens el-Faysal bu durumun onların peşinde koşan Taliban’ın işine geldiğini söyledi. Afgan halkının büyük gruplarının şu an bile Taliban’ı desteklemediğine dikkat çekti.

Kabile gelenekleri ve kadınlar
Kabile tehdidi konusuna gelince Independent Arabia, Taliban’a El Kaide ve benzerlerinden kurtulduğu takdirde beklenen yönetim döneminde ‘Peştun’ kabile geleneklerine karşı koyup koyamayacağını sordu.
Hareket adına yanıt veren bir yetkili, “İslam Emirliği, daha önce hakim olduğu dönemde Afganistan tarihinde ilk kez İslam’a aykırı olan birçok kabile gelenek ve göreneklerini değiştirmiştir. Biliyorsunuz ki bazı kabilelerde kadınlar, kabile sorunlarını çözerken kurban ediliyorlar. Mesela, farklı kabilelere mensup iki kişiden biri diğerini öldürürse ve uzlaşmak isterlerse, katilin ailesi, kızını istese de istemese de kurbanın ailesine verir. Yani maktulün ailesinden biriyle evlendirir. Bu, düşmanlığın kökünün kazınacağı, iki kabile ve ailenin dostluk, akrabalık ve sıhhat içinde bulunacağı ve aralarındaki düşmanlığın sona ereceği esasına dayanmakta. Ancak Emiru’l Mü’minin Molla Muhammed Ömer, bu geleneği ortadan kaldırıp uygulanmasını da kesin bir şekilde yasakladı” ifadelerini kullandı.
Yetkili, Hareket yönetiminin ortadan kaldırdığını söylediği başka bir ihlale atıfta bulunarak “Kabilelerdeki dul kadınlar, eski eşlerinin tutsağı olduğu için kendi hayatları konusunda söz sahibi değildi. Eşinin ailesinden biri ile evlenmesi gerekiyordu. Bu aile dışından biri ile evlenme hakkına sahip değildi. Bu gelenek de Emiru’l Mü’minin’in emriyle uygulamadan kaldırıldı. Artık dul kadın, kocasının ailesi ve başka bir aileden istediği kişiyle evlenebilir. İsterse, yeniden evlenmeden de yaşamını sürdürebilir. Miras konusunda da bu gibi örnekler var fakat uzatmamak adına bununla yetineceğim” dedi.


Ebu Taliban lakaplı Samiul Hak, Pakistan’ın, Hareket’in dini ve siyasi destekçisi olduğunu düşünüyor (Getty)

Taliban, bu gibi durumları değiştirmenin özellikle de Afganistan gibi bir ülkede de kolay olmadığını söylüyor. Ancak tüm bunlarla birlikte İslam Emirliği’nin, İslami hükümlere tam bir bağlılık içinde olduğunu ve bu konuda kimseyle pazarlığa girmeyeceğinin altını çiziyor. Bu uğurda çok fedakarlık yaptıkları ifade ediliyor. Yetkili, “Evet, tüm sorunları rekor sürede ve bir anda ortadan kaldırmak mümkün değildir. Mesele zaman ve çaba gerektiriyor. Neticede 20 yılı aşkın bir süredir medyada, askeri ve siyasi olarak hedef gösteriliyoruz. Buna binaen biz tanımak isteyen herkesten düşmanların dedikoduları ve iddiaları üzerinden doğruda bizimle muhatap olmalarını rica ediyoruz” şeklinde konuştu.

‘Ebu Taliban’ ve ana ekol
Taliban Hareketi’nin dini anlamda uygulama ve inanç bakımından ‘Diyubendi’ ekolüne tabi olduğu biliniyor. Kayıtlara göre Diyubendi ekolü, Hint kökenli ve tüm Hindistan, Bangladeş ve Keşmir’e yayılmadan önce Darul Ulum Üniversitesi’nde ortaya çıktı. Ebu Taliban lakaplı Molla Samiul Hak’ın babasından miras aldığı şekilde Pakistan-Afganistan sınır yakınlarında öğrencilerine ekolün öğretilerini anlattığı Pakistan’dan bahsetmiyorum bile. Tüm iyi ve kötü yanlarıyla Taliban Hareketi işte buradan ortaya çıkmıştı.
Darul Ulum Üniversitesi, kendisinin Hindistan alt kıtasındaki en büyük ve en eski özel İslam üniversitesi olduğunu söylüyor. İngilizlerin İslam yönetimini nihai olarak ortadan kaldırması, Babür İmparatorluğunun son nefesini vermesi ve Hindistan’daki 1857 devriminin başarısız olmasının ardından 31 Mayıs 1867’ye tekabül eden 15 Muharrem 1283 tarihinde kuruldu. Üniversitenin internet sitesinin Arapça sayfasında yer alan bilgilere göre “samimi ve gayretli alimler arasında imani zekaya sahip olan isimler olmasa ve bu üniversiteyi yıkılmaz bir İslam kalesi olarak kurmasaydı, İspanya hikayesi bu topraklarda yeniden yaşanacaktı.”
Üniversite, ülkenin kuzeyinde yer alan ve başkent Yeni Delhi 150 kilometre uzaklıkta bulunan Deoband bölgesinde yer alıyor. İsmini de bu bölgeden almıştır.
Bu ekolden etkilenerek ortaya çıkan tek grup Taliban değildi. İlk Taliban’a ev sahipliği yapan Pakistan’da birçok önemli isim de bu ekole bağlı bulunuyor. Ekol ayrıca, radikalizm ve ılımlık seviyeleri farklı iki hareketin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu hareket üyeleri Ebu Hasan en-Nedevi gibi Nahda ve Sahve dönemlerinde Arap dünyasında kendine yer buldu.
Bununla birlikte ekol, her ne kadar destekçileri ve liderlerinden bazıları siyasal İslam’ın şiddet yanlısı akımları tarafından ele geçirilmiş olsa da Hindistan’da barışçıl davet niteliğiyle ünlü Tebliğ Cemaati’nin ortaya çıkmasıyla da itibar kazandı. Ancak şimdiye kadar ilk mutasavvıfların riyazet ve inziva uygulamaları ile çelişen bağlılık ritüelleri ve kitlesel seferberliğe olan düşkünlüğüne rağmen, sufi ve barışçıl karakteriyle benzersizdir.
Birçok yazar tarafından 2021 yılında kaleme alınan ‘Hindistan alt kıtasındaki Diyubendi ekolü’ isimli bir çalışma Taliban Hareketi’nin ‘bölgesel ve küresel olarak dünyanın en büyük ve en tanınmış silahlı grubu olan Diyubendi grubunu temsil ettiğine işaret ediyor. 2001'de yönetiminin Afganistan İslam Emirliği’nin eline geçmesinden bu yana ekol, hareketin ana askeri pusulası. Afganistan'daki işgalci sömürgeciler ve bunlara bağlı hükümetlere karşı savaşmayı savunuyor.


Taliban’a karşı harekete geçen liderler (Afganistan Devlet Başkanı’nın Twitter hesabı)

Yeni yayınlanan çalışmaya göre Afgan Taliban modeli, Diyubendi Hareketi’nin kurucularına en yakın model gibi görünüyor. Bunun örgütün üç meseleye önem vermesiyle sağlandığı düşünülüyor: Birincisi; silahlı hareketin, geniş çaplı Diyubendi ilmi hareketiyle ilişkisini koruması. İkincisi; hareketin ilerleyişinin tarihi hiyerarşiye sahip olması. Başlangıçta hareket, çağdaş yaşam ve modernitenin etiklerinden izole edilmiş bir şekilde tamamen dini eğitim ve öğretime tabiydi. Daha sonra silahlı toplumsal bir harekete dönüştü. Ardından da sömürgeciliğin ve sömürge sonrası devletlerin siyasi izlerinden izole edilmiş serbest siyasi yükseliş kaydetti. Üçüncü olarak da hareketin, mezhepçi söylemler ve savaşlardan uzaklaştırılıp sömürgecilik ve araçlarıyla mücadeleye odaklanması. Bu, Afganistan’daki El Kaide, Nusra, DEAŞ, Fatımiler ve diğer silahlı gruplarda olmayan bir özellik.

Taliban Afganistan’da her şey değil
Hareketin kökleri Afgan kültürel ve siyasi ortamında bulunsa da bu, tüm Afgan toprakları üzerinde güç kullanarak tam etkisini genişletmesine olanak tanımıyor. Bu nedenle, Afganistan’ın eski Riyad Büyükelçisi Seyyid Celal üç senaryo öne sürerek: Muhtemelen bunlardan birinin gerçekleşebileceğini söyledi. Ya Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani’nin cumhurbaşkanlığını bırakacak ya da işgal altındaki seçilmiş hükümetin feshedilmesi Taliban talep edecek ve rızaya dayalı bir hükümet organı oluşturulacak, Muhtemel ikinci senaryo ise Gani, diğer Afgan güçlerini harekete geçirme gücünü kullanarak yaklaşık iki yıl sonra sona erecek olan görev süresinin bitimine kadar Taliban’ın şehirleri kontrol etmeye devam etmesine direnmek için Hindistan desteğini alacak.
Üçüncü ve son senaryoya gelince, Hareket, hükümetle savaşını sürdürecek ve ‘bir emrivaki empoze edene kadar daha fazla şehir ve bölgeyi ele geçirmeye çalışacak’. Savaştan bıkmış Afganların bu senaryoyu tercih etmeyeceği ancak tarafların kendi pozisyonundaki ısrarı göz önüne alındığında bunun çok da uzak bir ihtimal olmadığını söyledi. Taliban'ın, ülkedeki nüfusun çoğunlukta olduğu ana şehirlere saldırmayı bırakmış olsa da zamanla, özellikle de iki taraf arasında ABD gözetiminde gerçekleştir müzakereler başarılı olmadığı takdirde, yeniden bunu yapmak zorunda kalabilir.
Cumhurbaşkanı Eşref Gani geçtiğimiz günlerde Twitter hesabından, Afgan halkının çeşitli kesimlerinden temsilcilerin, bir araya geldiği bir fotoğraf paylaştı. Gani, Taliban'a karşı cephelerin birleştirildiğine işaret ederek paylaştığı fotoğrafa, şu ifadeleri iliştirdi: “Bugün İslam Cumhuriyeti için gururlu bir gündü. Seçkin siyasi liderler, akademisyenler, kadınlar, sivil toplum temsilcileri ve gençler bugün burada bir araya geldi. Afganistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sarsılmaz desteklerini açıkladılar.”

Bu, Radikal dirilişin başlangıcı mı?
Arap bölgesindeki ülkeler, birçok cephede El Kaide ve DEAŞ’a mağlubiyetin etkisinin biraz hafiflemesinden sonra Taliban'ın iktidara dönmesinin, Arap ve İslam sahnesinde yeni bir radikalizm dalgasının başlangıcı olmasından endişe duyuyor.
Bazı araştırmacılar, Afgan-Sovyet savaşı sırasında, meydana gelen ilk doğuş dönemlerine işarete bulunuyor. Söz konusu dönemden uzun bir süre sonra silahlı grupların fikirleri tüm bölgeyi ele geçirmişti. Bu durum, Abdullah bin Bicad gibi bir yazarın tarihin tekerrür etmesinden endişe duymasına neden oldu. Abdullad bin Bicad, “Hareket tarafından yayınlan bazı pasajlar, akla İlk Taliban Hareketi’nin insanlar, kadınlar ve siyasi partilerle ilişkilerini getiriyor. Bu, Afganistan'ın dünyadaki tüm teröristler ve radikaller için güvenli bir sığınak haline geleceğini gösteriyor. Çok sayıda ülke tarafından terörist olarak nitelendirilen İhvan-ı Müslimin grubu, birçok üye ve organını Afganistan’a göndermeyi ciddi bir şekilde düşünmeye başladı bile” şeklinde konuştu.
Bu nedenle o ve başkaları, İslam ülkelerine, bir süredir Afganistan dağlarını Kabe edinen ‘radikalizm döneminin’ geri dönüşü konusunda dikkatli olma çağrısında bulunuyor.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
TT

Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)

Bu hafta Lusaka'da düzenlenen Gana-Zambiya İş Forumu'na Batı Afrika ülkesinin lideri John Dramani Mahama da katıldı. 

67 yaşındaki Gana Cumhurbaşkanı, Afrika'nın güneyindeki Zambiya'nın başkentine çarşamba günü ulaştığında üstünde "fugu" diye bilinen geleneksel bir kıyafet vardı. 

Üç günlük devlet ziyaretine panço benzeri bu kıyafetle başlayan Mahama'yı, Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema ve beraberindeki yetkililer takım elbiseleriyle karşıladı.

Gana Cumhurbaşkanı, Zambiya'da yaşayan yurttaşlarıyla bir araya geldiğinde de üzerinde aynı kıyafet vardı

Haftanın bir gününü "Fugu Cuması" ilan ederek geleneksel kıyafetlerin giyilmesini teşvik eden Mahama, sosyal medyada alaycı yorumlara konu oldu. 

BBC'nin yorumunu aktardığı Zambiyalılardan Malama Mulenga, "hamile bluzu" derken Master G, meşhur Cazcı Kardeşler (Blues Brothers) filmine gönderme yaparak "Bluz kardeşlerimizi seviyoruz" ifadesini kullandı.

Gana Dışişleri Bakanı Samuel Okudzeto Ablakwa bu kıyafetin sosyal medyada ses getirmesinin gençlerin kültürel miraslarına sahip çıkmaya niyetli olduğunun göstergesi olduğunu savundu. 

45 yaşındaki siyasetçi, fuguyu bir kıyafetten ibaret görmediklerini, Afrika kimliği, onuru ve mirasının bir sembolü olarak saydıklarını söyledi:

Sosyal medyada bu elbiseyi merak eden gençlere: Bu kıyafeti 6 Mart 1957'de ülkenin bağımsızlığını ilan eden, Gana'nın kurucusu Osagyefo Kwame Nkrumah giyiyordu.

63 yaşındaki Zambiya lideri de mevkidaşının kıyafet tercihini destekledi. Hichilema cuma günü yaptığı açıklamada Mahama'nın kendisine bir adet fugu hediye ettiğini hatırlattı. Ancak daha fazlasını almaya niyetli olduğunu da sözlerine ekledi: 

Sosyal medyadaki yorumlardan sonra Gana'dan daha fazla fugu isteyeceğiz.

Independent Türkçe, BBC, News Ghana


David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
TT

David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)

David Beckham, Brooklyn'in ailesiyle barışma planı olmadığını açıklamasından sadece birkaç hafta sonra, en büyük oğlu hakkında düşük profilli bir gönderme paylaşmış gibi görünüyor.

26 yaşındaki Brooklyn, ocak ayında Instagram'da yayımladığı bomba etkisi yaratan açıklamada, babası David ve annesi Victoria'yı, oyuncu ve mirasyedi eşi Nicola Peltz Beckham'la ilişkisini "durmaksızın sabote etmeye" çalışmakla suçlamıştı.

"Tüm hayatım boyunca, ebeveynlerim basında ailemiz hakkındaki anlatıları kontrol etti" iddiasında bulunmuştu.

Yapmacık sosyal medya paylaşımları, aile etkinlikleri ve sahte ilişkiler, içine doğduğum hayatın değişmez bir parçası oldu.

Beckham ailesi henüz Brooklyn'in açıklamasına doğrudan yorumda bulunmadı ancak 50 yaşındaki eski futbolcu, son sosyal medya paylaşımında oğluna ince bir gönderme yaptı.

İngiltere milli takımının eski kaptanı, kariyeri boyunca kullandığı kramponların "arşivinin" fotoğrafını paylaştı; bazılarının üzerinde Brooklyn'in adı yazılmıştı.

Kramponların çoğunda Brooklyn'in küçük kardeşleri 23 yaşındaki Romeo, 20 yaşındaki Cruz ve 14 yaşındaki Harper'ın da adları yazıyordu.

sdfv
David Beckham, kişiselleştirilmiş krampon "arşivinin" fotoğrafını paylaştı (Instagram/Davidbeckham)

David, futbol kariyerine 1992'de Manchester United'da başlamış, 2003'te Real Madrid'e transfer olmuş ve daha sonra LA Galaxy'de oynamak için Atlantik'in ötesine geçmişti.

Bu hafta, Brooklyn'in babasına adanmış bir dövmesini kapattırdığı iddia edildi.

Gelecek vaat eden aşçı Brooklyn'in kolunda daha önce "Baba" kelimesi yazılmış bir çapa dövmesi vardı.

Ancak Brooklyn'in yakın zamanda çekilen bir fotoğrafında, yazının soyut şekillerle kapatıldığı anlaşılıyordu.

Brooklyn'in kayınpederi milyarder Nelson Peltz, yakın zamanda bir soru-cevap etkinliğinde aile dramasına değinerek, izleyicilere "uzun ve mutlu bir evlilikleri olmasını" umduğunu söyledi.

"Kızım ve Beckham ailesi bambaşka bir konu ve bugün burada bunun hakkında konuşmayacağız" dedi.

Şunu söyleyeyim, kızım harika, damadım Brooklyn harika ve onların uzun ve mutlu bir evlilik geçirmesini çok istiyorum.

Independent Türkçe