Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne: Biden'la birlikte Ürdün için yeni bir dönem başlıyor

Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne / Fotoğraf: AFP
Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne / Fotoğraf: AFP
TT

Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne: Biden'la birlikte Ürdün için yeni bir dönem başlıyor

Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne / Fotoğraf: AFP
Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne / Fotoğraf: AFP

Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Zahid Gül ve Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek'e konuştu: Yüzyılın Anlaşması, kapanmış bir sayfa... Kudüs, en büyük kırmızı çizgimizdir.
Ürdün son dönemlerde özellikle Kral 2. Abdullah'ın ABD ziyareti ve Ürdünlülerin fitne olarak adlandırdıkları ama kimi çevrelerce de saray darbesi olarak nitelendiren siyasi çekişmeyle gündeme geldi.
Nüfusunun yarısı kadar Suriyeli ve Filistinli mülteciye ev sahipliği yapan Ürdün, mültecilere vatandaşlık vermeyi ise düşünmüyor.
Kudüs'ün kendileri için kırmızı çizgi olduğunu ifade eden Ürdünlüler, Türkiye'den gelen kişilerin Kudüs'e İsrail üzerinden değil, Ürdün üzerinden gitmelerini istiyor.
Ürdün, ABD Başkanı Joe Biden döneminden oldukça umutlu. Biden ve ekibinin Ürdün'ü iyi bildiğini ve Ürdün'de iyi tanındığını söylüyorlar.
Trump politikalarının kendilerine dayattığı, Yüzyılın Anlaşması'nın da kapanmış bir sayfa olduğunu altını çiziyorlar.
Türkiye ile ilişkilerinde son derece başarılı bir performans sergilediklerini ifade eden Ürdünlüler, Türkiye ile ilgili gelecek perspektifine de son derece önem verdilerini belirtiyorlar.
Biz de Ürdün'deki son siyasi durumu yerinde görmek, Kral 2. Abdullah'ın ABD seyahatini konuşmak, mülteci politikasını anlamak ve Türkiye-Ürdün ilişkilerinin geleceği hakkındaki sorulara yanıt bulmak için Ürdün'e gittik.
Gerek Başbakan Dr. Bişr el-Hasavne gerek Enformasyon Bakanı Sahır Dudin'in evlerindeki sıcak, samimi ortam, gerekse de kamplara özel izinle yaptığımız seyahat sonrası Ürdün siyasetini anlamaya çalıştık.

Bizim açımızdan, Dr. Hasavne ile başkent Amman'daki evinde rahat bir ortamda röportaj gerçekleştirmek, Ürdün siyasi zihninin düşüncelerinde gezinmeye yakın bir durum.  
Daha da önemlisi, Ürdün kraliyet vizyonunun özelliklerinin ve pusulasının birçok önemli ve temel dosyada açıklığa kavuşturulmasına ve yorumlanmasına benziyor.
Bu bağlamda Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne ile yaptığımız röportaj hem yakın dönem hem de gelecek açısından birçok sorunun da cevabını da veriyor.

"Trump ile çalışan ekibin hedefindeydik"
Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne, 2018 yılında eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde ülkesi ile ABD arasındaki anlaşmazlığın zirve noktasına ulaştığı dönemlerden bahsederken, iki parmağını kullanarak atış poligonlarına çapraz bir haç şeklinde yerleştirilen işareti yaptı.
Parmaklarını kenetleyen Başbakan, "Maalesef o dönemde, Başkan Trump ile çalışan ekibin hedefiydik. Bunun sebebi elbette ki saygıdeğer Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın, Trump'ın ekibi ve Binyamin Netanyahu hükümetinin Yüzyılın Anlaşması adını verdikleri girişimi dayatma eğilimleri ile çelişen pozisyonlarıydı. Ürdün hükümetinden yapılan resmî açıklamada bu girişimin cehalet eseri olduğu ifade edilmişti" diye konuştu.
Hasavne, bugün söz konusu girişimin sona erdiğini ve Trump'ın ekibi tarafından önerilen konuların herhangi bir şekilde yeniden masaya yatırılmasının mümkün olmadığının altını çizdi. 
 
"Zor ve karmaşık bir mücadeleydi. Ekonomik ve diplomatik olarak hedefe alındık"
Başbakan Hasavne, Trump'ın ekibi ve damadı Jared Kushner ile arka planda yaşanan siyasi mücadelenin zor ve karmaşık olduğunu ifade etti. Hatta ülkesinin, bu ekip tarafından ekonomik ve diplomatik olarak hedef alındığını söyledi.
Öyle ki bu durumun Ürdün'ü izole etme girişimlerinde bulunma ve onu bir hedef haline dönüştürmeye kadar ulaştığına işaret etti. Ürdün Başbakanı, "Söz konusu dönemde Ürdün, ekonomik ve finansal açıdan kesinlikle abluka altına alınmıştı" dedi.
Hasavne hükümeti, bu ablukanın uzun bir süre Trump yönetiminin ana seçimleri kazanıp baki kalacağına inanan birkaç ülkeyle ilişkilerine zarar verdiğine tanık oldu.
Herhangi bir kardeş, dost ya da müttefik ülkeyi hedef almamaya özen gösteren Hasavne, tüm ülkeler için kendi çıkarlarının öncelikli olduğunu ifade etti.
Ancak, Trump'ın iktidarda kalması veya geri dönüşü temelinde siyasi stratejiler geliştirmeye gelince, Ürdün'ün yorumunun diğerlerine nispeten farklı olduğunun altını çizen Hasavne, süreci "zor bir aşama ve çetin bir sınavdı" diye özetliyor.
Hasavne, Ürdün ile ABD arasındaki çekişme ve anlaşmazlıkların, devlet kurumlarıyla değil, yalnızca Ürdün'ü iyi tanıyan ve bölge ile ilgili dosyalardaki derin tecrübelerini takdir eden Trump hükümetiyle yaşandığına dikkat çekti. Başbakan'a göre ülkesinin o aşamada, 'zorluklara sabrettiği', baskıyı kontrol altına almaya çalışıp zamana bırakmayı seçtiği bir sır değil. 
 
"Trump'ın danışmanları, Ürdün aklının Kudüs'ü nasıl anladığının farkında değildi"
O günlerden bahsederken, Trump'ın danışmanlarının Ürdün'e, Kudüs'ün Haşimi himayesi altına girişini garanti eden yazılı kararlar sunduklarını söyleyen Hasavne, şöyle konuştu: 
"Öyle görünüyor ki, bunu düşünen ABD'liler, Haşimi himayesinin tarihsel boyutu belgelere ihtiyaç duymadığı için Ürdün aklının meseleyi nasıl anladığının farkında değillerdi. Oysa bu, herhangi bir muhtıraya da garantiden çok daha önemlidir. Kudüs meselesi de Ürdün'deki liderler ve halk için herhangi bir siyasallaştırmaya tabi edilemeyecek ilkesel bir meseledir. Dolayısıyla burada işaret edilen 'yem' Ürdün'ün kurumsal aklı için ikna edici olmadığı gibi fayda etmişe de benzemiyor. Aksine Ürdün'ün kurumsal aklına göre bu süreçte Trump ekibinin hızlı ve aceleci oluşunun yanı sıra bölge meselelerinde gözle görülür bilgisizliği ile Ürdün'ün sabit tavrı, özellikle Filistin halkının temel hakları söz konusu olduğunda (ki Ürdün bu konuyu pazarlık konusu yapmadığı gibi hiçbir tartışma konusu veya siyasi ve diplomatik çıkar meselesi yapmaz) tüm bölgede hiçbir şekilde gerçek barış veya istikrarı oluşturacak ve sürdürecek çalışmaların yapılamamasına neden oluyordu."
Başbakan, "Bu anlamda Ürdün çabalayıp elinden geleni yaparak sabırlı davrandı bununla birlikte son büyük seçimlerde koşullar değişene kadar o ABD yönetimi için bir hedef olarak kaldı" dedi.
 
"Yüzyılın Anlaşması, kapanmış bir sayfa"
Hasavne'ye göre Yüzyılın Anlaşması'nın sayfası kapandı. Başbakan, konunun Ürdün halkı için hayati öneme sahip Filistin meselesiyle ilgili olduğunda, görmezden gelinemeyeceğini ifade etti.
Filistin meselesinin tartışmasız bir şekilde ümmetin meselesi olduğunun altını çizen Bişr el-Hasavne, burada 'Ürdün vicdanı' ve hakkaniyetini vurgulayarak, "Bazı başkentlerdeki bazı politikacılar, bazen bölgeyi ve halklarını olması gerektiği gibi okumuyor. Trump hükümetinin, bu 'tarihi bilgi cehaleti' ve bağlam dışı okumasının Ürdün yönetimi, halkı ve aynı ölçüde Filistin halkı ve haklarına düşman olanlara alenen destek veren Netanyahu'nun liderlik ettiği aşırı sağcı İsrail gündemine hizmet etmeyi hedeflediği tahmin ediliyor" dedi.
Netanyahu'nun Ürdün düşmanlığı, ülkenin İsrail'den bir miktar su satın almasından sonra bunun İran'a hizmet ettiği yönünde manipülasyonlar ortaya atma seviyesine ulaştığını ifade eden Hasavne, herkesi bu aşırılık ve düşmanlığı zihninde canlandırmaya çağırdı. 
Bişr el-Hasavne, Ürdün halkının neredeyse yarısının Filistin kökenli olduğuna ve ülkenin toplumsal yapısında en büyük Filistinli mülteci kitlesine ev sahipliği yapmasının etkisi bulunduğuna çekiyor.
Ayrıca Filistinli mültecilerin çocuklarının haklarının gözetilmesinin devletin görevleri arasında bulunduğunu ifade ediyor. 
Toplumun diğer yarısının ise Filistinli vatandaşlarla aralarında akrabalık bulunduğuna işaret eden Hasavne, iki halk arasında kan bağı olduğunu ve Ürdün'ün doğusundaki halkın İsraillilerle çatışma geçmişine sahip olduğunu, Kudüs duvarlarında, Filistin ve Batı Şeria topraklarında şehitlerin kanlarının bulunduğunu belirtti.
Bu nedenle, "Filistin halkının kabul edilmiş hakları ve Doğu Kudüs'ün Arap ve İslam kimliğini savunmadaki mücadele ve ihtiyat konusunda kimsenin önüne geçemeyeceği Ürdün halkı hakkındaki bu gerçekleri görmemek akıllıca değildir" dedi.
Hasavne'ye göre, "bu gerçekleri inkar etmek riskli ve cehalet eseridir."
 
"Kudüs, en büyük kırmızı çizgimizdir"
"Yüzyılın Anlaşması isimli proje ve uzantılarıyla patlak veren anlaşmazlık konunun Kudüs dosyasına dokunmasıyla ortaya çıktı" diyen Başbakan Hasavne şöyle konuştu:
"Karşı taraf, Ürdünlülerin Kudüs meselesinde yalnızca tek bir dil kullandığını ve Kudüs'ün kimliği ile Haşimi himayesinin hiçbir zaman ve hiçbir şekilde siyasi meşruiyet aramayan bir pusula olduğunu bilmiyordu. Kudüs, her zaman Ürdün'ün en büyük kırmızı çizgisiydi, öyle de kalacak. Bunu herkes böyle bilmeli. Saygıdeğer Kral, yurt içi ve dışındaki herkese bu bildirdi. Ürdün Kralı bunu, bir beklentiyle değil samimiyet ve inancıyla söylüyor.
Trump yönetimi, Ürdün Krallığı'nın Filistin ve Kudüs dosyalarındaki kararlılığı ve sabit tutumları nedeniyle kardeş ülke Suriye'ye ihracatı özellikle de elektrik ihracatını sürdürmesine engel oldu. Ürdün'deki yatırımlarla mücadele etti ve ekonomik izole uygulayarak Amman'ı rahatsız etmeye çalıştı"
Kraliyet Sarayı'ndan bir heyetle birlikte Trump ekibi ile doğrudan görüşen Hasavne, "Bu nedenle onlarla bir araya gelmek zor oldu" diye konuştu. 
Başbakan Hasavne, Trump'ın damadıyla yaptığı bir görüşmede, "Siz Filistin meselesini müteaahit kafasıyla çözemezseniz" demiş.
Başbakan Hasavne'ye göre Ürdün, işgal altındaki Filistin toprakları ile ilgili herhangi bir barış girişiminde, öncelikle Filistin halkı ve nesilleri tarafından daha önce kabul edilmiş uluslararası meşruiyet kararlarının göz önünde bulundurması gerektiğine inanıyor.
Uluslararası kararlara göre Filistin halkının işgal altındaki toprakların en az yüzde 22'sine hakimiyet hakkına sahip bulunuyor.
Hasavne'ye göre başkenti tartışmasız bir şekilde Doğu Kudüs olan bağımsız ve sürdürülebilir bir Filistin devleti ile sonuçlanmayan herhangi bir girişimin hiçbir anlamı yok. Bunu göz önünde bulundurmayan tüm girişimlerin İsrail sağı ve diğerlerine yönelik bir akrobasi hareketi olduğunu ifade ediyor.
 
"Filistin meselesi konusunda Arap ülkeleri için risk yönetimi ülkeden ülkeye değişiyor"
Hasavne, Filistin meselesi konusunda Arap ülkeleri için 'risk yönetim oranının' bir ülkeden diğerine değiştiğini söylüyor. Ürdün halkı ve Filistinli mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan çevre ülkelerin doğası ve gerekliliklerinin Filistin'den uzak diğer halk ve devletlerinkinden farklı olduğuna dikkat çekti.
Bu nedenle Filistin meselesi veya İsrail ile ilişkiler ve normalleşme konusunda verilen tepki ve sergilenen tutumlarda, Arap ülkeleri arasında görülen farklıkların anlaşılabilir olduğuna vurgu yaptı.
Dr. Hasavne'nin resmi bir nitelik taşımayan şahsi görüşü, Körfez ülkelerinin, Ürdün veya Lübnan'a göre bu konulardan daha az etkilendiği yönünde. Bunun yalnızca coğrafi boyutla ilgili olmadığını söyleyen Hasavne, Ürdün'ün demografik yapısıyla da ilgili olduğunun altını çizdi.
Parçalanan Filistin halkının, Mısır, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün'e dağılmış durumda olduğunu söyleyen Başbakan, fakat nüfusun büyük çoğunluğunun Ürdün'de olduğunu belirtti. Pratikte, Filistin meselesinin bir bütün olarak kardeş bir Arap ülkesinin siyasi kararı üzerinde, kendi toplumsal gerçekliğine yansıdığı kadar etkili olduğuna işaret eden Hasavne şu ifadeeri kullandı:
"Görmezden gelinmesi zor dönüşümler de gerçekleşti. Onlarca yıl önce Körfez ülkelerinde doğan Filistinliler, Körfez toplumunun kimliğine entegre edildi. Demografik ve coğrafik inceleme ve analizler yapılırken bu durum göz önünde bulunduruluyor. Dolayısıyla mesele, siyasi tutumların takibinden çok, sahadaki gerçeklerle ilgilidir. Çıkar ağları, bazı farklılıkların ortaya çıkmasına ve Filistin davasının bazen değişen öncelikleri bulunan bir sisteme sahip bir strateji olarak değil, taktik marjlarında yer almasına yol açabiliyor. Ancak herkes meşru haklar ve Filistin halkının yanında yer alıyor. Filistin halkının temel haklarının tüm kardeş ülkeler için anlaşmazlıklar ve hesapların dışında olduğuna inanıyoruz."
Hasavne, Ürdün'ün Filistin meseleleri söz konusu olduğunda sabit tutumları olan bir ülke olduğunu ve diğer ülkelerin çıkarları konusunda anlayış gösterme esnekliğine sahip olduklarını ifade etti.
Başbakan'a göre bu, bölgedeki ve dünya genelindeki dost, kardeş ve komşu ülkelerin gerektiği yerde Ürdün'ün hayati çıkarlarına anlayış göstermesi ve dostluğa zarar vermeyecek farklılıkların ortaya çıkması anlamına geliyor.
Ürdün Başbakanı, "Biz Ürdünlüler için tartışmaya açık olmayan temel ve ilave konular başta olmak üzere Kudüs'ün kimliği, bizim vesayetimiz ve Filistin halkının hakları konusunda fikir birliği sağlanmasının mümkün olduğu söylenebilir" dedi. 
 
"Kral 2. Abdullah'ın yakında zamanda Washington'a gerçekleştirdiği son ziyaret çok etkili, tarihi ve son derece başarılı"
Hasavne, ülkesinin ABD'li kurumlarla ilişkilerinin, eski ABD Başkanı Trump'ın personeli ile anlaşmazlık ve çatışma yaşandığı zamanda bile çok iyi kaldığını vurguladı.
Başbakan, Kral 2. Abdullah'ın yakında zamanda Washington'a gerçekleştirdiği son ziyaretin çok etkili, tarihi ve son derece başarılı olduğunu aktardı. Ayrıca Ürdün'ün ABD'li yetkililere bölgesel tüm meseleler ve dosyalarla ilgili deneyimlerini, ne olduğu ve ne olması gerektiği konusunda görüşlerini ilettiğini söyledi.
Ürdün Kralı'nın ABD yönetimi ile gerçekleştirdiği son görüşmelerde olumlu ve yapıcı istişarelerde bulunulmasını ayrıca temel ikili ilişkilerin Ürdün çıkarlarını ve işbirliğini artıracak şekilde korunmasını sağladı. Büyük olasılıkla bazı meseleler ve vizyonlar açık bir şekilde ele alındı.
Dr. Hasavne, bu konuda daha fazla ayrıntıya girmek istemedi. Ancak Hükümet Sözcüsü ve Devlet Bakanı Sahr Dudin ile aralarında geçen ayrıntılı diyalogdan anlaşılan, Ürdün Kralı'nın ABD Başkanı Joe Biden, ekibi ve ABD'li kurumlarla görüşmelerinin deneyim ve görüş alışverişi içinde olumlu bir şekilde sonuçlandı. 
"Amman ve Washington arasındaki görüşmelerin esas noktalarını analiz etmek mümkün. Biden yönetimi, yalnızca Ürdün ile eski ilişki ve dostluğun desteklenebileceğin değil, iki devletli çözüme de gerçekten inanıyor. Fakat Ürdün hükümeti, ilişkiler konusunda oldukça deneyimli ve 'siyasi hesaplarını vehimlere' dayandırmaz.
Dolayısıyla iki devletli çözümü desteklemek ile bunu başarmak için programlar geliştirip ona doğru ilerlemek arasında somut bir fark bulunuyor. Amman hükümeti de ABD'nin henüz birinci aşamada olduğunun farkında.
Amman'ın hesapları vehimlere dayalı değildir. Çünkü politikacıları, Netanyahu'nun çökmesi için pusuda beklediği mevcut sağcı hükümetin uzun ömürlü olmayacağının ve her türlü sürprize gebe olduğunun farkında. Dolayısıyla İsrail sahnesinin istikrarlı olmadığının, sürekli izleme ve inceleme gerektirdiğinin bilincinde."
 
"İki ülke arasında derin ilişkiler var Biden yönetimi Ürdün'de iyi tanınıyor"

Gerek Başbakan, gerek Enformasyon Bakanı gerekse de Ürdünlü üst düzey yetkililerin verdiği bilgi Biden yönetiminin Ürdün'ün mesajını aldığı yönünde:  
"Ürdünlülerin Biden yönetiminden anladıkları, İsraillilere, askeri tırmandırma politikasının kesin olarak reddedilmesi ve işgal altındaki topraklarda güvenlik gerilimine yol açabilecek askeri çatışmalardan kaçınılması başlığı altında açık bir mesajın iletildiği. Beyaz Saray'ın bu mesajı İsrail'e açık bir şekilde iletti. Ürdün, Mısır Arap Cumhuriyeti ve tüm kardeşler ile koordineli olarak barış çağrısı çerçevesinde kalacak olsa da bunun farkında. 
Amerikalılar ayrıca Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki ekonomik kalkınma ve güvenlik istikrarıyla da ilgileniyorlar. İsrailliler ve Filistinlilere verdikleri mesaj, anlaşmaya varmak üzere yeniden müzakerelerin başlatılması yönünde.
Herhangi bir anlaşmaya varılması halinde Biden yönetiminin bunu güçlü bir şekilde destekleyeceği ifade ediliyor. Bunun dışında sınırlı düzenleme ve projeler konusunda herhangi bir vehmin söz konusu olamayacağı ifade ediliyor. 
Bu örnek niteliği taşıyan bir durum değil. Fakat Amman, bunun önümüzdeki yıllar içinde geliştirilebileceğini düşünüyor."

"ABD askerleri hiçbir zaman Ürdün'de normalin üzerine çıkmadı"
Bu ziyaret sırasında, iki ülke arasında 'derin ilişkiler' bulunduğuna dair işaret ve kanıtlar ortaya çıktı.
Veliaht Prens, henüz senatörken Biden'ın ofisiyle bir uygulama programı üzerinde çalıştı. Ürdün Kralı da Özel Harekat Komutanı olduğu dönem Ürdün'de anayasal yetkinin Kral'a geçtiği dönemde mevcut ABD Savunma Bakanı ile birlikte çalışmıştı.
Hasavne'ye göre William Burns, ABD'nin Amman Büyükelçisi olarak görev yaptığı dönemde Biden yönetimi Ürdün'de tanınıyordu. 
Katar ve başka bölgelerden ABD askerlerinin Ürdün'de toplandığıyla ilgili olarak basında çıkan haberleri sorduğumuz Başbakan Hassavi, "Bu haberlerin genel olarak bir siyaset değişikliğine işaret etmediğini Ürdün'de normal olarak bulunan asker sayısının ki bu sayının 3 ile 4 bin arasında olduğunu şuan da hiçbir şekilde asker sayısının 4 bin 700 üzerine çıkmadığının" altını çizdi.
 
"Suriye rejimin devrilişine değil, davranış biçimini değiştirmeye odaklanmalı"
Dr. Hasavne, Suriye dosyası konusunda, mevcut ABD yönetiminin pozisyonunda küçük de olsa bir değişiklik olduğuna inanıyor.
Suriye rejimini devirmekten bahseden üslubun, onu alaşağı etmeye çalışma yanılsamasını sürdürmek yerine Suriye rejiminin davranış biçimini değiştirmeye odaklanarak daha gerçekçiliğe meyletmiş göründüğünü ifade eden Başbakan, bunun Ürdün Kralı tarafından alenen dile getirilen bir durum olduğuna işaret etti. 
Bişr el-Hasavne'ye göre Ürdün, Mısır ve bazı kardeş ülkelerle birlikte Suriye'nin Arap Birliği'ndeki yerine dönmesini önemsiyor.
"Çünkü yerinde olmaması verimli değil, Arap Birliği'ndeki yerlerine dönmeleri durumunda Suriyeliler için inisiyatifler oluşturulabilir ve daha iyi bir diyalog kurulabilir. Arap Birliği aracılığıyla Suriyeli kardeşler ile mültecilerin ve yerinden edilmiş vatandaşların anayurtları Suriye'ye dönüşü de dahil olmak üzere birçok önemli konu tartışılabilir."
Başbakan, "Ürdün her zaman kardeş ülke Suriye'deki çatışma durumunu sona erdirmek için kapsamlı bir siyasi çözüm çağrısında bulundu. Bugün uluslararası toplumun, Ürdün'ün yıllar önce söylediklerini dikkate almaya başladığı bir sır değil. Yıllar önce söylenenler bugün de yararlı olabilecek ifadeler" dedi.
 
"Suriyeli Mülteciler konusunda uluslararası toplum anlaşmaların sadece yüzde 7'sini yerine getirdi"
Hasavne, ülkesinin Suriyeli mülteci dosyası ve külfeti konusunda 'büyük zorluklarla' karşı karşıya kaldığını söyledi.
Uluslararası toplumun, bu yıl, bölgedeki çok sayıda Suriyeli mülteciye bakım sağlama başlığı altında Ürdün ile üzerinde anlaşmaya varılanların sadece yüzde 7'sini yerine getirdiğine dikkat çekti.
Ürdün Başbakanı, Suriye'deki tüm çevre ülkelerin çıkarlarının ve aslında uluslararası toplumun çıkarlarının, Suriyeli mülteci hikayesinin olayların ön saflarında kalmasını gerektirdiğini düşünüyor.
Bu, dünyada anlatılmaya devam edilmesi gereken ve önemini ve şurada burada insani veya yasal boyutu olan girişimlerin öncelikleri arasındaki yerini kaybetmemesi gereken bir hikaye.
Ürdün ise Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile imzalanan mutabakat muhtırasına göre kapılarını Suriyeli mültecilerin kardeşlerine açtı. Bu nedenle, buradaki tutum her şeyden önce insani, küresel ve ahlakidir.
Dr. Hasavne, ülkesinin 1950'li yılların başında imzalanan, dünya genelindeki Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme'yi ilkeli ve ahlaki bir nedenle imzalamadığını ifade etti. Bu sebebin, sözleşmenin Ürdün vatandaşlığı elde eden Filistinli mültecilerin temel haklarını iptal edebilmesi olduğunu söyledi.  
Ürdün devletinin, bu statüye sahip Ürdünlülerin mülteci statüsünün kaldırılmasıyla biten sözleşmeler imzalamakta bir çıkar görmemesi, Suriyeli sığınmacı kabul ederken UNHCR ile bir mutabakat imzalanmasına yol açtı. 
Hasavne'ye göre bu kıyasa açık bir durum. Çünkü Suriyeli mültecinin ülkesine dönme hakkı korunmalı ve dünyanın vicdanı ne zaman olursa olsun bu hakkın uygulanması gerçekliği ile meşgul olmalı.
Ürdün Başbakanı'na göre bu önemli bir konu. Suriye'nin komşu ülkelerinin buna dikkat etmesi ve Türkiye gibi bir komşu ülke ile yakınlaşma ve ortak çıkar bölgesi oluşturması gerekiyor. Gerçek bir temsil gerektirir. Çünkü Suriyeli sığınmacılar konusundaki küresel ilgiyi marjinalleştirmek, bağımsız bir Suriye devletinin çıkarları için en kötü ve en korkunç senaryodur.
 
"Suriyelilere vatandaşlık vermek mi... Allah göstermesin"
"Ürdün'e göre bu, Suriyeli mültecilerin yakında ülkelerine dönecekleri anlamına mı geliyor?"
Hasavne bu soruya, "Gerçekçi olmak gerekirse, öngörülebilir kısa vadede bunun gerçekleşebileceğini düşünmüyorum. Çünkü mesele sadece Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşü ile sınırlı değil. Dönecekleri yerlerin tam olarak belirlenmesi, daha da önemlisi o mekanın siyasi katılım da dahil olmak üzere onurlu bir yaşam için gerekli koşulların sağlanması gerekiyor. Bu nedenle Amman'a göre, mültecilerin geri dönüşünün gerçekten mümkün olması, başarılı ve istikrarlı bir geri dönüşe yol açan koşulların olgunlaşması için Suriyeli mültecilerin statüsünü korumak ve yeniden olumsuz bir durum yaşanmaması için bununla meşgul olunmalı" şeklinde yanıt verdi. 
"Ürdün, gerçekten Suriyeli mültecilere vatandaşlık verecek mi?" sorsuna duraksamadan cevap veren Dr. Hasavne, "'Allah göstermesin" dedi.
Ayrıca, bazı gerçeklere değinerek 2011 yılında Türkiye, Lübnan veya Ürdün'e sığınan kişilerin yaklaşık 10 yıldır oralarda bulunduğunu, Suriye çevresindeki mülteci bölgelerinde doğan bir çocuğun 10 yaşına geldiğini söyledi. Bunlar, Hasavne'nin derinlemesine okumayı önerdiği gerçekler. Çünkü bugün ikinci nesil Suriyeli mültecilerden bahsediyoruz.
 
"Türk kardeşlerimiz Ben Gurion üzerinden değil Ürdün üzerinden Kudüs'e gitmeli"
Ürdün Başbakanı, ülkesinin mevcut durumda Türkiye ile çok iyi ilişkilere sahip olduğunu söyledi. Ancak iki ülkenin çıkarlarını ölçmek için ortak bir Türk-Ürdün anlaşmasının kurulması bağlamında geçmişteki bazı meseleleri diplomatik ve zarif bir üslupla ele aldı.
Dr. Hasavne, Ürdün'ün Türkiye ile ticaret anlaşmasını birkaç yıl önce iptal etmesinin, yalnızca Ürdün sanayi sınıfının çıkarlarıyla bağlantılı olmasına rağmen bu konuda yapılan analiz ve okumaların abartıldığını düşünüyor. 
Hasavne, "Yakın geçmişte, Türk dernekleri Mescid-i Aksa ve Tapınak Tepesi'ne (Harem-i Kudsi) müdahale etme ve de bazen Ürdün vakıf görevlilerini meşgul etme girişimleri başlığı altında sorunlar gündeme geldi. Kudüs meselesi, Amman için çok hassas bir konu olması nedeniyle bazen ilişkilerde küçük sorunlar yaşandı. Fakat Türk kardeşlerin açıklamalar yaparak durumu aydınlatması ve Ürdün'ün bunları diplomatik olarak kabul etmesiyle bu sorunlar ortadan kalktı. Amman hükümeti Türkiye ile daha iyi ve daha derin ilişkilere önem verdiğini gizlemiyor. Daha da önemlisi Türkiye'nin Ürdün ve Haşimi vesayetine verdiği desteği takdir ediyor. Ürdün Kralı'nın kardeşleri ile birlikte İstanbul'da Kudüs için düzenlenen İslam Zirvesi'ne katılması da bunun açık göstergesi" dedi.
"Türk kurumlarının Kudüs'ü ziyaret etmek için gelen Türk gruplarını 'Ben Gurion Geçidi' ve işgal güçlerine ait başka geçitler ve kurumlar üzerinden geçirme ısrarı nedeniyle suçlamadan ziyade 'sitem' niteliği taşıyan ve siyasi özelliği bulunan bürokratik bir işarette bulunuyorlar.
Bu, iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerini biraz zedeleyen bir işaret. Ürdünlü yetkililere göre, Ankara, Kudüs meselesinin Ürdünlüler için önemini anlıyor fakat aynı tutumu sergilemeye devam ederken Amman bunu davranışsal bağlamda normal ve kardeşçe görmüyor."
Ürdünlü yetkililerin ifadesi, "Bu elbette ki düzeltilmesi gereken ayrıntı bir konudur. Çünkü Kudüs şehri ve kutsallarının, ümmet için öncelikli, bazen bazı fedakarlıklar gerektiriyor. İşgalle birlikte Kudüs'e ziyaretler düzenlemenin meşruiyetini kabul etme ihtimalini anlatan mesajlar vermemeye özen gösterilmeli" şeklinde.
Başbakan Hasavne de "Sembolik, siyasi ve dini değeri, lojistik gerekçenin çok daha üstünde olduğu için Türkiye'deki kardeşlerinin düzeltmesini umduğu bir nokta. Ürdünlüler açısından işgal geçitlerini kullanmak Kudüs'ün statüsünün kutsallığına zarar veriyor. Amman, Türk kardeşlerinin Kudüs'ü ziyaret etmelerinden memnuniyet duyuyor. Elbette bu konuyu ele alma ve bu konuda bir anlaşmaya varma konusunda umut var" diyor.
Dr. Hasavne, Türk şirketlerinin İsrail tarafı ve kurumları aracılığıyla Kudüs'e ziyaretler düzenlemesinin sebebinin Ürdün tarafının Filistin ile Ürdün köprülerinde bu tür ziyaretlere uygun altyapı eksikliğinden kaynaklandığını söylemimize itiraz etmiyor. 
Bu mesele aynı zamanda Ürdün Başbakanı'nın doğruluğu konusunda tartışmaya girmediği bir konu. Köprü bölgelerindeki altyapının geliştirilme ve çalışma aşamasında olduğunu kaydediyor. Fakat buradaki en önemli değere, Kudüs'ün kimliğine, İslami ve Arap kimliğine dikkat edilmesi gerektiği konusunda siyasi olarak dertli görünüyor.
Türkiye ile ilişkilerin sürekli gelişme halinde kalması için bu dosyanın öncelikli ve ilkeli bir şekilde ele alınmasına engel olacak herhangi bir şeyin bulunmadığını söyleyen Başbakan, Ankara ile ilişkilerin mevcut durumda da genel anlamda da mükemmel olduğuna işaret etti.  
Independent Türkçe



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.