Siber savaşlar nükleer bir savaşa dönüşür mü?

Olası küresel bir çatışmanın merkez üssü, bilgi ve düşünce dünyası olacak

ABD'nin en büyük petrol boru hatlarından Colonial Pipeline siber saldırıya uğradı (AFP)
ABD'nin en büyük petrol boru hatlarından Colonial Pipeline siber saldırıya uğradı (AFP)
TT

Siber savaşlar nükleer bir savaşa dönüşür mü?

ABD'nin en büyük petrol boru hatlarından Colonial Pipeline siber saldırıya uğradı (AFP)
ABD'nin en büyük petrol boru hatlarından Colonial Pipeline siber saldırıya uğradı (AFP)

Fidel Spiti
Bilim adamları, teknoloji uzmanları, düşünürler, filozoflar, politikacılar ve askerler, yirminci yüzyılın son yıllarından bu yana henüz çok yeni bir alan olmasına rağmen siber savaşların gelecekteki çatışmaların çekirdeği olacağını biliyorlar. Küresel çatışmanın merkez üssünün de bilgi dünyası ve içindeki insanların zihinlerini dolduracak fikirler ve bilgilerin yanı sıra rejimlerin, onlarca yıldır toplamak ve organize etmek için mücadele ettiği kişisel bilgiler olacağını biliyorlardı.
İnternetin ve sosyal medyanın ortaya çıkmasından sonra, gelecekteki savaşların artık füzeler, bombalar, muharip orduları, denizaltılar ve uçaklarla ‘geleneksel’ olmayacağı, karşı tarafın sadece dijital ortamdaki hassas bilgilerinin çalınmasıyla veya hedeflerini değiştirerek sabote etmek ya da çalışmalarını engellemek için bu dosyaların içine yanıltıcı bilgiler koyarak savaşın olacağına ilişkin bu görüş doğrulandı.

Siber savaş ne zaman başladı?
Hükümetlerin, şirketlerin, kamu kurumlarının ve vatandaşların güvenliğini tehdit eden siber saldırılar genellikle üç ana kaynak tarafından gerçekleştirilir. Bunlar, hükümetler, siber politik aktivistler ve bilgisayar korsanlarıdır. Bu saldırıları hangisinin gerçekleştirdiğini öğrenmek genellikle zordur.
Geçmiş yıllarda kaydedilen ve devlet kurumlarını, hassas öneme sahip merkezleri, büyük şirketleri ve devletlerin vatandaşlarına yönelik eylemlerinin yürütülmesinde büyük önem taşıyan milli kamu kuruluşlarını, bankaları, özel kurumları ve bireyleri etkileyen siber saldırıların sayısına bakıldığında gerek ülkeler arası diplomatik ilişkilerde, gerekse ekonomik kayıpların yaşanmasında ya da gizli bilgilerin toplanmasında dünya genelinde büyük etkilere sahip küresel bir siber savaşın başladığını ve hiç bitmeyebileceğini söyleyebiliriz. Bu gerçek artık karşı karşıya olan hükümetler tarafından çok iyi biliniyor. Bu nedenle olası saldırıları önlemek amacıyla siber ordular, istihbarat servisleri, devlet kurumları ve diğer mekanizmalarla mücadele etmeye çalışıyorlar.
Daha önce ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nda (CIA) gelişen teknolojiler analistliği yapan Yeni Bir Amerikan Güvenliği Merkezi’nden (CNAS) ABD’li araştırmacı Martijn Rasser konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Sürekli olarak güvenlik açıklarını araştıran ve dünyanın dört bir yanındaki siber ağlara saldıran hem resmi hem de gayri resmi düzeylerde bir çalışma karışımı vardır. Bu, 21. yüzyılın gerçeğidir ve bununla başa çıkmalıyız.”
New York Times (NYT) gazetesinin bir haberine göre internet ağlarına yapılan saldırılar, kaynağını ve bu saldırıların hükümetler tarafından desteklenip desteklenmediğini bilmek mümkün olmasa da ülkeler arasında bir tartışma konusu haline geldi. Bu tartışma, özellikle 2005 sonrasında siber dünya aracılığıyla düşmanlıkların ortaya çıkmasıyla ve daha sonra bilgisayar korsanlarının bu saldırılarla enerji, petrol ve gaz, sanayi, ulaşım ve sivil havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin yanı sıra nükleer tesisler, elektrik altyapısı ve bankaları hedef almaya başlamasıyla şekillendi.
Örneğin, ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in birkaç hafta önce yaptıkları ve söz konusu siber saldırılara değindikleri son görüşmelerinden sonra, iki taraf saldırganları takip etme ve bu alanda iş birliği yapma niyetlerini dile getirdiler. Ancak çok geçmeden 3 Temmuz'da tüm dünyada faaliyet gösteren 200 şubeli bir Amerikan şirketi yeni bir siber saldırıya uğradı. Küresel siber saldırılar düzenleyen 'REvil' isimli siber suç grubu, şirketlerin veya bireylerin şifreli bilgisayar sistemlerindeki güvenlik açıklarından yararlanarak sistemleri kilitledikten sonra hackledikleri sistemlerin sahiplerinden fidye talep etti.
ABD’deki bazı çevreler, ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü Christopher Wray’in ‘11 Eylül 2001 saldırıları seviyesinde bir takım yansımaları olan bir tehdit’ olarak nitelendirdiği son saldırıdan Moskova'nın sorumlu olduğuna inanıyorlar. Bu saldırılar, yazılım şirketi SolarWinds, ABD'nin en büyük petrol boru hatlarından Colonial Pipeline ve dünyanın en büyük taze et üreticisi JBS SA gibi ABD merkezli birkaç şirketi hedef alan ve ABD Federal Polisi'nin Rusya'daki hackerları suçladığı fidye yazılımıyla düzenlenen saldırıdan yaklaşık bir ay sonra düzenlendi.
Tüm bu gelişmelerle siber savaş başlamış oldu ve engelsiz bir şekilde ilerlemeye devam ediyor. Devletleri devletlerle, suçluları şirketlerle karşı karşıya getiriyor. İstihbarat servislerini, saldırıyı önlemek veya sonuçlarını olabildiğince sınırlamak için tetikte kalmaya itiyor. Ayrıca yazılımlar üreten şirketler arasında, yazılımlarındaki güvenlik boşluklarını doldurma konusunda rekabeti de harekete geçirirken şirketler programlarını daha fazla geliştirmeye çalışıyorlar. Elbette siviller, örneğin fidye almak amacıyla doğrudan hedef alınarak bu savaşın kurbanı olacaklar ya da dijital çağdaki dünyalarında dolaylı olarak zarar görecekler.

Siber savaşlar ve nükleer
Son NATO Zirvesi’nin nihai açıklamasında 25 kez ‘siber’ kelimesinin geçmesi, siber savaşın başladığını daha da netleştiriyor. NATO üyesi ülkeler aralarında ‘kapsamlı bir siber savunma politikası’ imzaladılar. Bunu imzalarken de ölümcül siber saldırıların, NATO’nun bir üyesine yapılan saldırıyı tüm üyelerine yapılmış sayan NATO tüzüğünün beşinci maddesi devreye sokulmasına neden olabileceği vurguladılar.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndaki nükleer politika programının eş direktörü James Acton’a göre siber saldırılar, nükleer silah alanını da hedef alabilir. Siber saldırıların, nükleer silahlara yönelik değil, onlarla ilgili komuta ve kontrol sistemlerine yönelik olmasından endişe edildiğini ifade eden Acton, “Nükleer silahlara komuta etmek ve kontrol etmek her şeydir, çünkü nükleer silahın aktif hale getirilmesi için bunlara ihtiyaç duyulmaktadır” dedi. Bu nedenle nükleer silahlar, ABD’nin son The Nuclear Posture Review (NPR) belgesinde, nükleer silahları kontrol eden ve komut veren sistemlerin dünyadaki en hassas altyapı olduğu vurgulanarak, bu sistemlerin herhangi bir şekilde hedef alınmasına nükleer bir saldırı ile yanıt verileceği belirtildi. Bu durum, birçok ABD komuta ve kontrol tesisinin artık yalnızca nükleer silahları denetlemekle kalmayıp aynı zamanda diğer gelişmiş sistemleri de kapsaması gerçeğiyle daha da karmaşık bir hale geliyor.
Acton, siber uzaydaki büyük gelişme ile siber alanda çatışan ülkeler arasındaki güven eksikliğinin nükleer silahların muazzam potansiyeline eklendiğini ve tüm bunların, nükleer bir savaşa yol açabilecek bir gerilimi başlatmak için yeterli koşullar oluşturduğunu kaydetti.

Siber savaşların erken belirtileri
Dünya Hükümet Zirvesi’nden çıkan ‘Siber Saldırıları Tespit Etmek İçin Pratik Bir Yöntem’ başlıklı raporda yer alan rakamlar, siber saldırıların neden oldukları zararın boyutunu gözler önüne seriyordu. Rapora göre bir veri ihlalinin bir kuruluşa verdiği zararın ortalama maliyeti 3,6 milyon dolar. Bloomberg Haber Ajansı tarafından hazırlanan bir raporda, siber saldırıların Ortadoğu’daki petrol ve gaz şirketleri için büyük bir tehdit oluşturduğu belirtildi. Rapora göre siber risklerin, 2019 ve 2020 yılları arasında dünya genelinde 5,2 trilyon dolarlık varlığı tehdit ettiği tahmin ediliyor.
Siber uzaydaki uluslararası rekabetin boyutu ve ülkelerin bu alandaki yetenekleri hakkında hala çok az veri var. Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS), tarafından küresel askeri yeteneklerin ve savunma ekonomisinin yıllık değerlendirmesini içeren ‘Askeri Denge 2020’ kitabı, ABD’nin siber yeteneklerindeki büyük gelişmeye ayak uydurmak için 2018 yılı başlarında ortak bir siber komuta merkezi kurmasının ardından, siber yetenekler alanında halen en üstün ülke olduğuna işaret ediyor. ABD’nin siber alandaki liderliğinin beş temel bileşene dayandığı vurgulanan kitapta, bunlar; Ordu Siber Komutanlığı, Siber Filo Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Siber Komutanlığı, Deniz Piyadeleri Siber Komutanlığı, Sahil Güvenlik ve Ulusal Muhafız birimleri olarak sıralanıyor.
Aynı kitapta Çin ile ilgili olarak ise Pekin'in 2015 yılında düzenleyici reformlarının bir parçası olarak Stratejik Destek Gücü'nü kurduğunu ve bu gücü uzay, siber ve psikolojik savaş yeteneklerini bir araya getirdiği belirtildi. 
Yine kitapta, Rusya’nın siber güvenlik ve siber saldırıları en geniş anlamıyla bilişim operasyonlarının bir parçası olarak gördüğü kaydedildi. Ayrıca Rusya’nın askeri anlayışının 2015 yılında siber uzayı Rusya topraklarının bir parçası olarak görmeye başladığı belirtilen kitapta, Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin de siber uzayı korumakla görevlendirildiği aktarıldı.
Kitapta, İngiltere'nin siber gücü ise Devlet İletişim Merkezi'nin (GCHQ) (İngiliz İstihbarat Servisi) bu alanda sahip olduğu yeteneklerin yanı sıra Ulusal Siber Güvenlik Merkezi’nde (NCSC) yoğunlaştığı, Fransa'da ise Savunma Bakanlığı gözetiminde 2017 yılında kurulan Fransız Siber Savunma Komutanlığı’nın,,tüm siber askeri taarruz operasyonlarını yürüttüğü kaydedildi.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve Siber Savaşlar
Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nde(ICRC) siber savaş ve uluslararası insancıl hukuk uzmanı olan Dr. Tilman Rodenhäuser, ICRC Dergisi'nde yayınlanan bir röportajda, siber savaşlar ve uluslararası insancıl hukuk hakkında bazı soruları yanıtladı. Rodenhäuser, kendisine yöneltilen ‘siber askeri saldırılar neden insani alanda bir endişe kaynağıdır?’ şeklindeki soruya, “Bir insani yardım kuruluşu olarak bizi endişelendiren, siber askeri saldırıların günümüzün silahlı çatışmalarının bir parçası haline gelmesi ve sivil nüfus için kritik altyapıyı ve hayati hizmetleri bozabilmesidir. Örneğin, sağlık sistemleri giderek daha fazla dijitalleşiyor ve internete bağlanıyor, ancak çoğu zaman korumasız olduğundan siber saldırılara karşı özellikle savunmasız durumdalar” yanıtını verdi.
ICRC uzmanına göre özellikle verilerin savaşan taraflarca kötüye kullanımı ve bilgilerin çarpıtılmasının yanı sıra yanlış bilgilerin ve nefret söyleminin yayılmasıyla çatışmadan etkilenen toplulukların hem kasıtlı hem de kasıtsız olarak zarar görme riski oldukça yüksek.
Rodenhäuser, uluslararası insancıl hukukun bu saldırılara karşı uygulanmasıyla ilgili olarak, başta siber suçlar olmak üzere siber casusluktan birçok kişinin ‘devlet destekli saldırılar’ olarak nitelediği hacklemelere kadar her gün sayısız siber saldırının gerçekleştiğini söyledi. Uluslararası insancıl hukukun, yalnızca silahlı çatışma bağlamında gerçekleştirilen siber saldırılar için geçerli olduğunun altını çizen Rodenhäuser, “Eğer silahlı çatışma zamanlarında uluslararası insancıl hukuka saygı duyulursa, siber askeri saldırıların hiçbir ayrım gözetmeyen küresel etkilerinden kaçınabilir veya en aza indirilebiliriz” ifadelerini kullandı.
ICRC uzmanı, yeni bir siber sözleşme geliştirmesi gerekip gerekmediğine dair mevcut uluslararası hukukla ilgili bir soruya verdiği yanıtta ise, “Yasanın en önemli gücü, gelecekteki biçimleri ve türleri de dahil olmak üzere her türlü savaş ve her tür silah için geçerli olacak şekilde formüle edilmiş olmasıdır” dedi.



Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
TT

Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)

Anton Mardasov

7 Eylül'de Rusya ve Kuzey Kore, iki ülke tarihinde ilk kez komşular arasında düzenli bir kara bağlantı hattı sunacak köprünün açılışını yaptılar. Tumen Nehri üzerinde inşa edilen köprü, Rusya'nın Primorsky Krayı’ndaki Khasan kasabasını Kuzey Kore'nin Tumangan kasabasına bağlıyor.

1950'lerde nehir üzerinde zaman zaman geçici ahşap köprüler inşa edildi, ancak 1959'dan beri iki ülke arasındaki tek bağlantı hattı bir demiryolu köprüsü olan Dostluk Köprüsü oldu. Köprü, Japonya'ya karşı savaşta yer alan ve Kuzey Kore'nin “Emek Kahramanı” onur unvanına layık görülen Kızıl Ordu teğmeni Yakov Novichenko'nun adını taşıyor.

Novichenko, Kuzey Kore'de özel bir yere sahip. 1946'da Cumhuriyetin kurucusu Kim Il-Sung’u bir suikast girişiminden kurtarmış ve bu arada ağır yaralanarak bir kolunu kaybetmişti. Bir halk mitingi sırasında, Kim Il-Sung'un oturduğu platforma atılan el bombasının üzerine atlayarak, patlamaya karşı kendi bedenini siper etmişti.

Yeni köprü, Kuzey Kore'ye Avrasya ulaşım ağına karadan erişim imkânı sağlıyor. Açılışının Rusya ve Kuzey Kore arasında yük trafiğinde hemen ve önemli bir artışa neden olması beklenmese de yeni rota, ulaşım rotalarının ve lojistiğin kademeli olarak çeşitlendirilmesinin önünü açıyor.

Tumen Nehri üzerine bir kara köprüsü inşa edilmesiyle ilgili istişareler, 1990'lardan beri devam ediyordu ve nihai karar, Vladimir Putin'in 2024'teki Kuzey Kore ziyaretinde alındı. Aynı ziyaret sırasında, iki taraf ciddi tartışmalara neden olan kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Anlaşmanın gizli maddelerinden biri, Kuzey Kore özel kuvvetlerinin Rusya'nın Kursk bölgesinde Ukrayna güçlerine karşı savaşa katılmasını içeriyordu.

Anlaşmadan sonraki gerçeklik

2020'lerin başlarına kadar ikili ilişkiler ciddi zorluklarla karşılaştı ve genellikle sınırlı siyasi ve ekonomik içeriğe sahip yüzeysel dostane temaslarla sınırlı kaldı. Rusya, Batı ülkeleriyle birlikte, nükleer silah geliştirme ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere Kuzey Kore'yi kınayan kararları destekledi.

Pyongyang'da bu, Sovyet döneminde geçerli olan ilişki modelinden Rusya'nın geri çekilmesi olarak görüldü. Pyongyang'ın 2014'te Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanıması gibi önemli sembolik adımlar bile pratik kazanımlar sağlamadı.

Askeri iş birliğinin genişletilmesinin temelleri 2022 yılında şekillenmeye başladı. Rusya'nın Batı ile ilişkilerinin bozulması ve ABD, Güney Kore ve Japonya'nın askeri iş birliğini güçlendirme çabalarının yoğunlaşmasıyla birlikte, Rus liderliği Batı güvenlik kavramlarının artık geçerli olmadığı sonucuna vardı ve Kuzey Kore'ye karşı daha bağımsız bir politika izlemeye yöneldi.

Bu değişim, Rusya'nın füze denemelerinin ardından Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımları sıkılaştırmayı amaçlayan ABD tarafından hazırlanan kararlara karşı veto hakkını kullanması, Pyongyang’a yönelik yaptırımları denetleyen BM Uzmanlar Paneli'nin görev süresinin uzatılmasını engellemesi, ayrıca Kore Yarımadası ile ilgili konularda Rusya'nın resmi söylemindeki değişiklikle açıkça görüldü.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması, önceki ilişkilerin doğasını temelden değiştirdi. Anlaşmanın imzalanmasından bu yana Rusya, Kuzey Kore için Çin'in yanı sıra fiilen kalıcı ve öncelikli bir ortak haline geldi.

vgh
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da iş birliği anlaşmasını imzaladıktan sonra, 19 Haziran 2024 (AFP)

Yeni anlaşmanın metni, Rusya'nın İran ile imzaladığı anlaşmadan açıkça farklı olduğunu ortaya koyuyor. Zira anlaşmaya göre, Rusya veya Kuzey Kore'ye yönelik bir saldırı durumunda, iki tarafın karşılıklı askeri yardım sağlamak için pratik önlemleri koordine etmeleri gerekiyor. Buna karşılık Rusya-İran anlaşması, yalnızca iki taraftan birine saldıran bir devlete askeri veya başka bir yardım sağlamama konusunda “esnek” bir taahhüt öngörüyor.

Rus bir diplomatik kaynak, Rusya ile Kuzey Kore arasındaki anlaşmanın kesin olarak tanımlanmış bir askeri-siyasi karaktere sahip olduğunu, İran ile yapılan anlaşmanın ise savunma yönünün otomatik olarak çatışmaya dahil olmayı gerektirmediği derin ve çok yönlü bir ortaklığa dayandığını söyledi.

Diplomat şunu da belirtti: “Kuzey Kore ile yapılan anlaşma askeri-siyasi bir bloğa ve doğrudan teknoloji ve kaynak alışverişine yönelirken, Rusya-İran anlaşması öncelikle ekonomik bir temele dayanıyor.”

Buna rağmen Rusya ve Kuzey Kore, ilişkilerini askeri ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Keza antlaşmanın 4. Maddesi uyarınca tam yardım sağlanması, ancak resmi bir savaş ilanı üzerine zorunlu hale geliyor.

Kuzey Kore askerlerinin Kursk bölgesine gönderilmesi kararı, Pyongyang için özellikle anlamlı bir adımdı; zira bu türden son Kuzey Kore müdahalesi, ABD'ye karşı Vietnam Savaşı sırasında gerçekleşmişti.

Rusya'ya gelince, Kuzey Koreliler, yarımadanın kuzey kısmını Japonlardan kurtaranın Kızıl Ordu olduğunu ve Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin daha sonra ABD ve müttefiklerine karşı Kore Savaşı sırasında Kuzey Kore'ye destek verdiğini hatırlıyorlar.

Kuzey Kore, Rusya'ya çeşitli askeri imkanlarla destek vermeye devam ediyor. Top mermileri ve itici barutların yanı sıra kendisine KN-23 füzeleri de temin ediyor. Medya tarafından aktarılan Güney Kore istihbarat tahminlerine göre, Pyongyang Temmuz 2025'e kadar Rusya'ya yaklaşık 12 milyon mermi sevk etti; bu da Rus topçularının cephelerde kullandığı mühimmatın önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik yolların kurulmasıyla yeniden eski canlılığına kavuşmaya başladı

Yine yayımlanan haberlere göre Rusya, Ağustos 2025 ile Şubat 2026 arasında Kuzey Kore'den yaklaşık 60 bin ton patlayıcı madde ithal etti. Bu tedarikler, Moskova'nın mühimmat stoklarını yenilemesine, Rus fabrikaları üzerindeki ciddi baskının gölgesinde madencilik sektörüne patlayıcı madde tedarik etmesine imkan tanıdı.

Rus kuvvetleri ayrıca, Sovyet dönemi topçu namlularında yaşanan eksikliği telafi etmek için Kuzey Kore'den tedarik edilen, alışılmadık kalibreli topçu sistemlerini kullanıyor.

Newsweek'in aktardığı, Güney Koreli bir araştırma merkezi olan Kore Savunma Analizleri Enstitüsü'nün (KIDA) tahminlerine göre Kuzey Kore, Rusya'ya mühimmat tedarik ederek, binlerce asker göndererek ve teknik destek sağlayarak 20 milyar dolardan fazla gelir elde etti. Bunun karşılığında, enstitünün verileri, Pyongyang'ın askeri yeteneklerini güçlendiren gelişmiş teknolojiler ve silahlar edindiğini gösteriyor.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'na pratik bir içerik kazandırarak Rusya, Güney Kore'ye Ukrayna'ya silah tedarikini hoş karşılamayacağına dair açık bir sinyal de göndermiş oldu. Medyada yer alan haberler, Güney Kore'nin 2023 yılında Kiev'e yüz binlerce 155 mm'lik top mermisi gönderdiğini ve o dönemde Ukrayna'nın en büyük top mühimmatı tedarikçisi olduğunu ifade etmişti.

cdvfghy
Kuzey Kore ile Rusya'yı birbirine bağlayan ve Kuzey Kore'nin Rason şehri ile Rusya'nın Khasan şehri arasındaki Tumen Nehri üzerinde yapılan ilk kara köprüsünün açılış töreninden, 7 Eylül 2026 (Reuters)

Görünen o ki Rusya'nın mesajı Seul'de karşılıksız kalmadı. Ağustos 2026'da Güney Kore'nin Yonhap Haber Ajansı, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına atıfta bulunarak, Güney Kore'nin hâlâ Ukrayna'ya silah tedarik etmekten kaçındığını bildirdi.

Ukrayna'daki savaş, Moskova ve Pyongyang arasındaki yakınlaşmanın tek nedeni olarak görülemez. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Kuzey Kore ile iş birliğinin derinleştirilmesi, Rusya açısından diğer stratejik çıkarlara da hizmet ediyor. Rusya’nın Asya ülkeleriyle bağlarını güçlendirmesi ve ekonomik ve siyasi girişimlerinin giderek artan bir bölümünü Batı'dan Doğu'ya yönlendirmesiyle birlikte, Pyongyang ile ortaklığı daha da önem kazanıyor.

Çin, uzun zamandır Rusya'nın Asyalı ortakları ağında baskın konumda bulunuyor ve bu da doğuya yönelme stratejisini daha dengesiz hale getirdi.

Buna ilave olarak, Pekin'in nüfuz alanı olarak gördüğü bölgeye girmekten Rusya’nın kaçınması, Kuzey Kore ile geniş çaplı askeri iş birliğini yeniden başlatma konusunda da uzun süre bir engel teşkil etti. Rusya'nın Asya meseleleri konusunda önde gelen askeri uzmanlarından Vasily Kashin, Rusya-Çin anlaşmaları ve nüfuz alanlarının paylaşılması sonucunda Rusya ile Kuzey Kore arasında askeri bir ittifakın mümkün hale geldiğini düşünüyor.

Kashin, “Çin'in hâlâ kaybedeceği bir şeyler var. Aynı düzeyde yaptırım baskısı altında değil ve Güney Kore ve Japonya ile aktif diplomasisi devam ediyor. Rusya ise Seul ile bazı temaslarını sürdürürken, Kuzey Kore ile ortaklık kurmada kendisine daha fazla özgür olma imkânı tanıyabilir” dedi.

Askeri iş birliğinin hakimiyeti altında

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik rotaların kurulmasıyla birlikte bir ivme kazanmaya başladı. Ancak Pyongyang ile ticaretin, ülkenin komünist ekonomik modeli içindeki ödeme mekanizmaları ve ticari iletişimle bağlantılı kendine özgü özellikleri bulunuyor.

Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir

 Bu nedenle, Rusya-Kuzey Kore ilişkilerinde büyük bir ekonomik atılım olasılığı düşük. Zira iki ekonomi yalnızca kısmen birbirine entegre. Uzman Andrei Lankov'un belirttiği gibi, Kuzey Kore'nin küresel pazarlarda rekabet avantajına sahip olduğu mallar Kremlin'in ilgisini çekmiyor.

Sibirya'daki dev doğal kaynak zenginliği sebebiyle Rusya'nın Kuzey Kore kömürü veya ham maddelerinin alıcısı olması pek olası değil. Ayrıca, Çin pazarındaki başarısına rağmen, deniz ürünleri Rus tüketicilerin ilgisini pek çekmiyor.

Öte yandan, Kuzey Koreli şirketler, Rus tedarikçilerinin ürünleri için beklediği fiyatları ödeme kapasitesine sahip değil. Ama Pyongyang hükümeti, savunma sanayilerinin ihtiyaç duydukları başta olmak üzere, temel mallar için kesinlikle fon ayırabilir. Ancak, Kuzey Kore’nin döviz ile büyük ölçekte Rus ürünleri alımları yapması beklentisi gerçekçi olmaktan uzaktır.

dfghy
7 Eylül 2026'daki açılış töreninde, Kuzey Kore kamyonları Tumen Nehri üzerinde Rusya ve Kuzey Kore arasındaki yeni kara köprüsünden geçerken Rus bayrakları rüzgârda dalgalanıyor (AFP)

Rusya'nın Kuzey Kore'ye ana ihracatı, un, şeker ve ayçiçek yağı da dahil olmak üzere gıda maddeleri ve ham maddelerden oluşuyor.

Bununla birlikte, iki ülkenin ekonomilerinin birbirini tamamladığı belirli alanlar da var. Bu alanlardan en öne çıkanlarından biri, işgücü sıkıntısı çeken Rus bölgelerinde Kuzey Kore vatandaşlarının geçici olarak istihdam edilmesidir; bu, ikili ekonomik iş birliğinin en hızlı büyüyen alanlarından biridir.

İki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca çıkarları ve niyetleriyle belirlenmediği, aynı zamanda bir dizi dış faktörden de etkilendiği için bu yeni ittifakın uzun vadede kalıcı olup olmayacağı henüz belli değil.

Ancak, Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir ve bu, Moskova ve Pyongyang'ın konumlarını güçlendirebilir, bölgedeki güç dengesinin yeniden şekillenmesine katkıda bulunabilir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
TT

Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)

ABD Senatosu’ndaki iki sandalye için çekişmeli yarışlara giren iki Cumhuriyetçi aday, dün İran savaşının bir an önce sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Bu açıklamalar, yakıt fiyatlarının yükselmesine ve özellikle motorin fiyatlarının rekor seviyelere çıkmasına yol açan savaş konusunda, koltuklarını kaybetme riski taşıyan adayların Başkan Donald Trump’tan uzaklaşmaya çalıştığının son işareti oldu.

Michigan’da Demokrat aday Abdul El-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers ile Iowa’da Demokrat Josh Tork’a karşı yakın bir yarışın içinde olan Ashley Hinson, daha önce Trump’ın Tahran’a saldırı düzenleme yetkisini desteklemiş olmalarına rağmen, dün İran konusunda daha yatıştırıcı bir söylem benimsedi.

Bu değişim, halen Temsilciler Meclisi’nde görev yapan Hinson açısından özellikle dikkat çekiciydi. Hinson, Trump’ın savaşı sürdürme yetkisini sınırlandırmayı amaçlayan Meclis girişimlerine altı kez karşı oy kullandı; bunlardan biri geçen hafta yapılan oylamaydı.

Hinson sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Iowalılar ekonomik baskı altında ve İran’daki savaşın maliyetini akaryakıt istasyonlarında ya da marketlerde ödemek zorunda kalmamalı” ifadelerini kullandı. Hinson, benzin vergilerinin askıya alınması, motorin ihracatının geçici olarak durdurulması ve başka önlemlerin alınmasının yanı sıra savaşın “başarıyla ve derhal” sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Bu açıklamalar, yaklaşık yedi aydır devam eden çatışmanın kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde siyasi bir yüke dönüşmesinden endişe eden ve koltuklarını kaybetme riski bulunan bazı Cumhuriyetçi adayların artan kaygısını gösteriyor. Ara seçimler, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki kritik çoğunluklarını koruyup koruyamayacağını belirleyecek.

Enflasyonun yükselmeye devam ettiği bir dönemde Amerikalıların Trump’ın hem ekonomiyle hem de İran savaşıyla ilgili politikalarına yönelik memnuniyetsizliği de arttı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen ve sonuçları dün yayımlanan son ankete göre Trump’ın görev onayı yüzde 32’ye gerileyerek, siyasi kariyerindeki en düşük seviyeye indi.


Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
TT

Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmak üzere bugün New York’a hareket ederken, ABD ile savaşın ortasında yapılacak toplantılarda ülkesinin tutumlarını kararlılıkla savunacağı taahhüdünde bulundu.

İran devlet televizyonunun Pezeşkiyan’ın ülkeden ayrılmadan önce yaptığı açıklamalardan aktardığına göre Pezeşkiyan, “Savaştan başımız dik çıktık. Bu hepimiz için bir onur ve gurur kaynağıdır. Bu nedenle uluslararası platformlarda tutumlarımızı kararlılıkla savunacağız” dedi.

Pezeşkiyan, “Bu fırsatı, İran’ın içinde bulunduğu zor durumu uluslararası toplumun dikkatine mümkün olan en iyi şekilde sunmak için kullanacağız. Muhaliflerimize, İran halkının tüm bu haksızlıklara rağmen direnişini sürdürdüğünü vurgulayacağız” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, şubat ayında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla Ortadoğu’da savaşın başlamasından bu yana ABD’ye giden en üst düzey İranlı yetkili konumunda. Pezeşkiyan’ın yarın BM Genel Kurulu’na hitap etmesi bekleniyor.

ABD, İran heyetinin bir bölümünün BM toplantılarına katılmasına izin verirken, Dışişleri Bakanlığı’na göre heyet üyelerine geçen yıl uygulananlara benzer kısıtlamalar getirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de ülkesinin BM Genel Kurulu toplantılarına katılacak diplomatik heyetine başkanlık etmek üzere dün New York’a ulaştı. Bu bilgi İran Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklandı.

İran devlet televizyonu, Arakçi’nin New York’a ulaşmasının ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve görüşmede Genel Kurul gündemine ilişkin görüş alışverişinde bulunulduğunu bildirdi.

İran medyası Arakçi’nin, “En önemli hedefimiz, İran halkının meşru haklarını ve çıkarlarını savunmak için bu büyük uluslararası platformdan yararlanmaktır” dediğini aktardı.

Stratejik Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ise Tahran ile Washington arasındaki anlaşmazlığın merkezindeki konulardan biri olmaya devam ediyor.

İran, ABD ve İsrail’in savaşı başlatmasından bu yana Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde kapalı tutuyor. Savaş öncesinde dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatının beşte biri bu su yolundan geçiyordu.

Buna karşılık ABD, İran limanlarına abluka uygularken, İran’ı mali açıdan sıkıştırmak amacıyla ülkeye yönelik ekonomik baskıyı artırıyor.