Lübnan halkı son 50 yılın en büyük krizini yaşıyor

Lübnan’da eski nesiller savaş günlerinde dahi daha iyi yaşam koşullarının olduğunu ifade ediyor

Lübnan halkı son 50 yılın en büyük krizini yaşıyor
TT

Lübnan halkı son 50 yılın en büyük krizini yaşıyor

Lübnan halkı son 50 yılın en büyük krizini yaşıyor

Meryem Şahin (72) Lübnan tarihinde dört kriz yaşadı. Ama günümüzde yaşadığı ‘aşağılanma, baskı ve korkuyu’ yaşamadığını ifade ediyor. “Her şey boldu” diyen Şahin, savaş döneminde yalnızca bir kez ekmek sıkıntısı yaşadıklarını söyledi. Şahin ayrıca, bu durumun da kendisini ve komşularını buğday almaya, öğütmeye ve ekmek hazırlamaya yönlendirdiğini ifade etti.
Meryem Şahin, Lübnan’ın son altmış yılda yaşadığı krizleri mevcut krizle karşılaştıran Lübnanlılardan biri. Lübnan halkı, çözümler üzerindeki siyasi kapanış, satın alma gücünün kıtlığı, temel malzemelerin kesintiye uğraması, yüksek yaşam maliyetleri ve güvenlik gerilimleri ışığında muğlaklık ve belirsizlikle çevrili benzer bir kriz yaşamadı. Bu krizler geçmişte ara ara Lübnan’ı vursa da bugün olduğu gibi değildi.
Şahin, dün ve bugün arasında zamanın değiştiğini inkâr etmiyor. “İhtiyacımız olan her şey boldu” diyen Meryem Şahin, şu anda tanık oldukları düzeyde elektriğin kesilmediğini ve lambaları yakmak için gazyağının mevcut olduğunu dile getirdi. Krizler, kaymakamlar, ‘Beyrut kabadayıları’ gibi yerel unsurlar ve sivil toplum kuruluşları, savaşlar sırasında bunların sağlanmasında rol oynadı.
“Durum daha iyiydi. Bir devlet vardı” diyen Selim Saad (68) ise şu anki durumun savaş günlerinde dahi Lübnan’da yaşanmadığını söyledi. İki yıllık savaşın kendilerini işlerinden uzak durmaya zorladığını açıklarken, ancak bu zorlu dönemin ardından geri döndüklerinde ‘devletin, işvereni 22 ay maaşlarının yarısını ödemeye zorladığını’ vurguladı. Selim, “Koronavirüs döneminde işveren bizi maaşlarımızdan mahrum etti ve şu an devlet bizi korumadığı için dava açamıyoruz” dedi.
Selim Saad, zayıflayanın yalnızca devlet olmadığını söylerken, “Savaş başladığında Beyrut’ta Korniş en-Nehr bölgesinde yaşıyorduk. Komşular birbirlerinden ayrılmıyordu. Haberler kesilirse karşılıklı bilgi alışverişi yapıyorduk. Birimizin derdi olsa bütün komşular milislerin karşısına çıkıyordu. Bugün ise insanlar krizden faydalanıyor. Örneğin karaborsada benzin satan birini, bugün 270 bin Lübnan lirası değerinde 10 litre galon almaya mecbur bıraktık” dedi. Resmi fiyat ise 20 litre için 75 bin lira. Bu durum, günümüzde insanların mevcut yardım ve mallar için savaşıyor olmasının yanı sıra en belirgin değişken. Bu, insanların mevcut mallar için savaşmayıp birbirlerine yardım etmeye özen gösterdikleri geçmişte tanık olunmayan bir şeydi.
Tony Yusuf, Lübnanlıların geçmişte bugün yaşadıkları kötü hayatı yaşamadıklarını, şu an krizlere uyum sağlayamadıklarını ve kabul edilebilir bir yaşam standardına alıştıklarını söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Yusuf, “Şu an yaşamın gereklerini sağlamak ve bunlara sahip olabilmek açısından bir önceki dönemde elde edilen her türlü ayrıcalık ortadan kalktı” dedi.
Savaş döneminde Lübnanlılara verilen insani, sağlık ve eğitim desteği gibi çeşitli nedenlerin ışığında acı, bu boyuta ulaşmadı. Lübnanlılar, uluslararası kurumların o dönemde birçok şeyi telafi ettiğini söylerken, krizin ‘dış finansal kıtlık, Lübnan devletinin finansal yeteneklerinin tükenmesi ve iş dünyasındaki gerileme ışığında’ şu an daha zor olduğunu dile getirdi.
Lübnanlı Mikhail Hamati (72) başkent Beyrut’ta bulunan bir fırına gittiğinde uzun kuyruğu görünce şaşırdı ve ülkedeki akaryakıt, ilaç ve temel malzeme krizlerine atıfta bulunarak, “Ülkede hiçbir şey kalmadı” dedi.
AFP’ye göre, Lübnanlıların çoğu arabalarını hareket ettirecek yakıt bulamadığından, bugün Beyrut sokakları her zamankinden daha sakindi.
Haftalar önce başlayan yakıt krizi, Merkez Bankası’nın akaryakıt sübvansiyonların kaldırma kararını açıklamasıyla doruk noktasına ulaştı.
Her şey akaryakıtla ilgili olduğundan ve sübvansiyonların yükseltilmesi fiyatların önemli ölçüde artabileceği anlamına geldiğinden, bu duyuru halk arasında paniğe neden oldu.
Beyrut ve diğer bölgelerdeki bazı fırınlar kapılarını kapatırken, diğerleri gerekli dizel yakıt kıtlığı ışığında satış yapmaya çalışıyor.
2019 yazından bu yana Lübnan, Dünya Bankası’na göre 1850’den bu yana dünyada yaşanan en kötü ekonomik krizlerden birini yaşıyor.
Bankalar mevduatlara limit koyuyor, dövizler piyasada tükeniyor ve Lübnan yerel para birimi dolar karşısında değer kaybediyor.
Çöküş, ağırlıklı olarak elektrik gibi yıpranmış sektörleri vurdu. Özellikle sağlık sektörü, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) patlak vermesinden sonra tökezledi ve ardından yüzlerce doktor ve hemşire ülkeden göç etti.
Son olarak, zorunlu rezervin azalmasıyla birlikte mali bozulma ve ithalat kredisi açılamaması nedeniyle tıbbi ekipman ve ilaç sıkıntısı yaşanmaya başlandı.
Son iki gün boyunca ve sübvansiyonların kaldırılması ve yakıt kıtlığı hakkındaki haberlerin etkisiyle vatandaşlar ekmek bulmakta güçlük çekmeye başladı.
Fırın sahipleri, fırınlar ve değirmenleri çalıştırmak için yeterli mazotları olmaması halinde ekmek krizi yaşanabileceği konusunda haftalardır uyarıyor.
Fırıncılar Sendikası başkanı Ali İbrahim, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Fırınlar dizel yakıt sağlayamıyor. Bize dağıtılacak mı bilmiyoruz, hiç duymadık. Bize sadece endişe ve korku içinde geçireceğimiz iki gün yetecek kadar mazot veriyorlar. Fırın ve değirmenlere en az bir aylık süre için yeterli miktarda tedarik edilmesi gerekir” dedi.
Trablusşam’da ise birçok fırın kapılarını kapattı ve çalışan birkaç fırın ise büyük bir talep görüyor.
Trablusşam’ın en büyük fırınlarından birinde çalışanlardan biri, “Dükkanlara ekmek dağıtımına tayin koyduk ve şimdi daha önceki miktarın yarısından daha azını dağıtıyoruz” diyerek yaşadıkları süreci anlattı.
Beyrut’ta bir pastanede çalışan, kendisi ve beş çocuğu için yaşam mücadelesi veren Muhammed Abdulkadir (62), “Evin kirasını ödediğimizde geriye bir şey kalmıyor” dedi.
Artık meyve ve et alamadığını söyleyerek, “Kasabı uzaktan seyredip yoluma devam ediyorum” diyen Abdulkadir, “Dün soğan ve domatesin yanında kuru ekmek yedik” diye ekledi.
Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), Lübnan nüfusunun yüzde 78’inin şu anda yoksulluk sınırının altında, yüzde 36’sının ise aşırı yoksulluk içinde yaşadığını tahmin ediyor.
Finansal çöküş yeni krizleri doğuruyor
2019'dan bu yana Lübnan, benzeri görülmemiş bir ekonomik ve finansal krize tanık oluyor. Dolarda likidite eksikliği ve çoğu sektörün çöküşüne yol açan ulusal para biriminin değerinde rekor düşüş yaşandı. Beyrut Amerikan Üniversitesi'ndeki Kriz Gözlemevi, "Lübnan'ın başarısız devletler arasında düşme tehlikesi gerçek oldu. Beş yılda 36 sıra geriledikten sonra ülke, 2021'de 179 ülke arasında en başarısız 34 ülke arasında yer alıyor" dedi.
Lübnan'da yakıt krizinin devam etmesi ve dizel yakıt yetersizliği çok sayıda hayati sektör için tehdit oluşturuyor. Özellikle de hastane ve fırınlar stoklarının tükenmek üzere olduğu konusunda uyarılarda bulundu. Bu durum, devletin elektriği karne ile dağıtmasıyla birlikte yüzlerce hastanın hayatını riske atıyor.
Lübnan'daki ilaç sıkıntısının nedeni, döviz rezervlerindeki düşüş nedeniyle ithalat yapan firmaların ilaç üreticilerine karşı biriken 600 milyon doları aşkın borçları ve geçen Mayıs ayında alınan bir karar uyarınca Lübnan Merkez Bankası’nın bu firmalara yeniden ithalat için önceden onay vermemesi olarak biliniyor.
Merkez Bankası, bir süredir Lübnan hükümetine ithalat faturalarının yüzde 85'ini 1500 Lübnan lirası (lbp) resmi döviz kuru üzerinden sağlayan ilaçlara yönelik sübvansiyonları artışlara uyumlu hale getirme planını onaylaması için çağrıda bulunuyor. Karaborsada ise bugün dolar 25 bin lbp üzerinden işlem görüyor.



Çin ekonomisi, İran savaşı şokuna nasıl dayandı?

Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)
Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)
TT

Çin ekonomisi, İran savaşı şokuna nasıl dayandı?

Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)
Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)

Çin yönetiminin, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşının küresel petrol piyasalarında yarattığı sarsıntıyı nasıl göğüslediği merak ediliyor.

Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı Çin, enerji analiz şirketi Vortexa'ya göre 2025'te günde yaklaşık 11 milyon varil petrol satın alıyordu. Bunun yarısı İran da dahil Ortadoğulu tedarikçilerden geliyordu.

Savaşın başlamasının ardından Çin'in ham petrol ithalatı, şubattan hazirana kadar yüzde 48,9 azalarak günde 5,8 milyon varile geriledi. Temmuzdaki toparlanmaya rağmen ithalat, yaklaşık 10 yılın en düşük seviyelerinde kalmayı sürdürdü.

Bu düşüşe rağmen Çin'in ekonomisi, Pekin'in devreye soktuğu çeşitli önlemlerle ayakta kalmayı başardı.

Wall Street Journal'ın analizinde, Pekin'in yakıt ihracatını sınırlamasıyla rafinerilerin ham petrol işleme faaliyetlerini azalttığına dikkat çekiliyor. S&P Global Energy Platts'a göre devlete ait 49 rafinerinin ortalama kapasite kullanım oranı mayısta yüzde 71,6'ya gerileyerek pandemiden bu yana görülen en düşük seviyeye indi.

Savaşın küresel yakıt maliyetlerini artırması uçak biletlerine de yansıdı. Buna karşılık ağırlıklı olarak kömür ve yenilenebilir kaynaklardan beslenen elektrik şebekesine bağlı demiryolu taşımacılığı, petrol piyasasındaki dalgalanmalardan daha az etkilendi.

Çin, savaş öncesinde de devasa kömür rezervlerini petrol, akaryakıt ve diğer ürünlerin üretiminde giderek daha fazla kullanmaya başlamıştı. Ülkede 2024'te kömürden üretilen rafine ürünlerin miktarı, yaklaşık 300 milyon varil ham petrolün işlenmesine eşdeğerdi.

Bu yatırımların Çin'in savaşın yol açtığı petrol kesintilerine karşı hazırlıklı olmasını sağladığı belirtiliyor. Savaş sonrasında kömürden kimyasal üreten şirketler ham petrol fiyatlarındaki yükselişe karşı bir tampon oluşturdu.  

Asya devinin ekonomisini şoklardan koruyan en önemli unsurlardan biri de büyük ham petrol stokları oldu.

Pekin rezervlerinin tam büyüklüğünü açıklamıyor ve petrolün bir bölümünü yer altında depoluyor. Ancak analistlere göre stratejik rezervler, rafinerilerdeki petrol ve ticari stoklar dahil toplam miktar 1 milyar ile 1,4 milyar varil arasında.

Çin, yaptırımların da etkisiyle ucuzlayan Rus ve İran petrolünü 2025'te stoklamaya başlamıştı. ABD Enerji Enformasyon İdaresi'ne göre ülke geçen yıl rezervlerine günde ortalama 1,1 milyon varil petrol ekledi.

Diğer yandan Pekin uzun vadede yerli petrol ve doğalgaz üretimini artırmayı hedefliyor. 2030'a kadar yerli petrol ve doğalgaz arzının 440 milyon ton petrol eşdeğerine çıkarılması öngörülüyor. Uzun mesafeli petrol ve doğalgaz boru hattı ağına 20 bin kilometrelik yeni hat eklenerek toplam uzunluğun 220 bin kilometreye çıkarılması planlanıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Global Times


ABD Hazine Bakanlığı'nın tahvil müdahalesi ne anlama geliyor?

ABD Hazine Bakanlığı'nın tahvil hamlesinin ardından dolar son üç ayın en düşük seviyesini gördü (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı'nın tahvil hamlesinin ardından dolar son üç ayın en düşük seviyesini gördü (Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanlığı'nın tahvil müdahalesi ne anlama geliyor?

ABD Hazine Bakanlığı'nın tahvil hamlesinin ardından dolar son üç ayın en düşük seviyesini gördü (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı'nın tahvil hamlesinin ardından dolar son üç ayın en düşük seviyesini gördü (Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'ın borçlanma maliyetlerinde ekonomiye zarar verebilecek bir yükselişi durdurmak amacıyla açıkladığı tahvil geri alımlarının yankıları sürüyor.

ABD Hazine Bakanlığı'ndan çarşamba günü yapılan açıklamada, 10'dan 30 yıla kadar vadeli tahvillere yönelik planlanan alımların "en az iki katına çıkarılacağı" bildirildi.

Wall Street Journal'ın analizine göre Bessent'ın bu müdahalesi, Hazine Bakanlığı'nın borç yönetiminde uzun süredir benimsediği "düzenli ve öngörülebilir" yaklaşımdan uzaklaşıldığı anlamına geliyor.

ABD'de uzun vadeli tahvil faizleri yükselirken, analizde Bessent'ın tahvil piyasasına müdahalelerinin sorunu ancak geçici olarak hafifletebileceği savunuluyor.

Problemin asıl kaynağının dünyada giderek büyüyen yeni sermaye ihtiyaçları olduğuna dikkat çekiliyor.

ABD ve diğer büyük ekonomilerin çok yüksek bütçe açıkları verdiğine işaret ediliyor. Ayrıca pandemi sonrası dönemde devlet harcamalarının yeniden yükselişe geçmesi, Avrupa ve Asya'daki hükümetlerin hem savunma harcamalarını artırmak hem de sosyal harcamaları korumak için daha fazla borçlanmasına yol açıyor.

Buna ek olarak yapay zeka sektörü de son gelişmelerde belirleyici rol oynuyor. Yapay zeka firmaları devasa veri merkezleri kurmak için büyük miktarda para harcıyor ve giderek daha fazla borçlanıyor.

Bir diğer unsur da jeopolitik gelişmeler. İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin durma noktasına gelmesiyle küresel enerji piyasalarındaki sarsıntı sürüyor.

ABD başta olmak üzere büyük ekonomiler, Çin'e ve küresel tedarik zincirlerine bağımlılığı azaltmak için üretimi kendi ülkelerine veya daha güvenli bölgelere taşımaya çalışıyor. Ancak bu süreç, daha verimsiz ve aynı yatırımların farklı ülkelerde tekrarlandığı bir sermaye harcaması dönemini beraberinde getiriyor.

Bessent'ın tahvil geri alım programını genişletmesi, bu baskıyı hafifletmeye yönelik daha geniş stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Ancak bu politika, devletin faiz artışlarına karşı daha kırılgan hale gelmesine yol açabilir.

Reuters'ın analizinde de ABD hükümetinin yüksek bütçe açıklarını finanse etmek için büyük miktarda borçlandığına, yapay zeka şirketlerinin de veri merkezleri kurmak için tahvil piyasalarından milyarlarca dolar toplamaya çalıştığına işaret ediliyor.

Bunun da mortgage ve kredi maliyetleri yoluyla tüketici üzerindeki ekonomik yükü artırabileceğine dikkat çekiliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


ABD’nin 40 trilyon dolarlık borcu... Bu rakam dünya için neden önemli?

Washington’da ulusal borcu gösteren bir elektronik ekran, 19 Ağustos 2026 (AFP)
Washington’da ulusal borcu gösteren bir elektronik ekran, 19 Ağustos 2026 (AFP)
TT

ABD’nin 40 trilyon dolarlık borcu... Bu rakam dünya için neden önemli?

Washington’da ulusal borcu gösteren bir elektronik ekran, 19 Ağustos 2026 (AFP)
Washington’da ulusal borcu gösteren bir elektronik ekran, 19 Ağustos 2026 (AFP)

ABD federal borcu, sadece dünyanın en büyük ekonomisinin artan borçlanma miktarını değil, aynı zamanda borç birikim hızını ve katlanan borç servis maliyetlerini de gözler önüne seren bir dönüm noktasına ulaşarak ilk kez 40 trilyon dolar sınırını aştı. Yalnızca beş aylık süre zarfında toplam borca yaklaşık 1 trilyon dolar daha eklenirken, bütçe açığının ise içinde bulunulan mali yılın ilk 10 ayında yaklaşık 1,8 trilyon dolara ulaştığı bildirildi.

Bu ölçekteki bir büyüklüğün ne anlama geldiği, ABD borcunun anlık bir risk oluşturup oluşturmadığı veya asıl sorunun borcun gelecekte izleyeceği seyirden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ise tartışılmaya devam ediyor.

ABD’nin borcu neden artıyor?

Hükümetin vergi gelirlerinden daha fazla harcama yapması durumunda oluşan bütçe açığı, borçlanma yoluyla finanse ediliyor. Son dönemde kaydedilen borç stoku; onlarca yıl boyunca uygulanan vergi indirimleri, artan kamu harcamaları ve Kovid-19 salgını sürecinde başvurulan olağanüstü borçlanmaların birikimi olarak öne çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre, nüfusun yaşlanması ve Baby Boomer kuşağının kitlesel olarak emekliye ayrılmasıyla birlikte Sosyal Güvenlik ile Medicare sağlık sigortası sistemine yapılan harcamaların artması da mali baskıyı derinleştiriyor.

Öte yandan, sekiz yıldan kısa bir süre önce 20 trilyon dolar seviyesinde olan ABD federal borcunun nispeten kısa bir süre içinde iki katına ulaşması dikkat çekiyor.

Sorun sadece rakamda değil

Borcun 40 trilyon dolar seviyesine ulaşması, ABD ekonomisinin ani bir finansal krizle karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor. Küresel rezerv para birimini ihraç eden ABD’nin son derece geniş ve derin bir tahvil piyasasına sahip olması, ülkeye olağanüstü bir borçlanma kapasitesi sağlıyor.

Ancak borç stoğundaki artış hızının, gelirler ve ekonomik büyüme oranlarıyla kıyaslandığında yüksek seyretmesi ana endişe kaynağını oluşturuyor. Borç miktarı arttıkça hükümet, bütçe açığını finanse etmek ve mevcut borçları çevirebilmek için daha fazla Hazine tahvili ihraç etmek zorunda kalıyor. Yatırımcıların bu tahvilleri satın almak için daha yüksek getiri talep etmesi halinde ise hükümetin borçlanma maliyetleri yükseliyor ve buna bağlı olarak faiz yükü ağırlaşıyor.

Faiz... En endişe verici konu

Mali yıl içinde borç faiz ödemelerinin 1 trilyon doları aşması beklenirken, söz konusu kalem beş yıl içinde üç kattan fazla artış gösterdi.

Bu durum mali tablodaki temel sorunu gözler önüne seriyor: Söz konusu bütçe kaynakları yeni projelere veya altyapı yatırımlarına değil, geçmişte biriken borçların maliyetini karşılamaya ayrılıyor.

Faiz oranlarının yüksek seyretmesiyle birlikte, yeni borçlanmalar ve vadesi gelen borçların yeniden finansmanı daha maliyetli hale geliyor. Bu tablonun ise artan borç stokunun daha yüksek faiz yüküne, bunun genişleyen bütçe açığına ve nihayetinde daha fazla borçlanmaya yol açtığı kısır bir döngüyü tetiklemesinden endişe ediliyor.

Yatırımcılar neden Hazine tahvillerine ilgi duyuyor?

ABD Hazine tahvilleri yalnızca hükümetin borçlanma maliyetini belirlemekle kalmıyor, aynı zamanda küresel ekonominin büyük bir bölümünü doğrudan etkiliyor.

xstryn6
New York’ta Ulusal Borç Saati’nin önünden geçen bir adam, 19 Ağustos 2026 (Reuters)

Özellikle 10 ve 30 yıl vadeli Hazine tahvil getirileri, finansal piyasalardaki borçlanma maliyetleri için temel bir referans noktası olarak kabul ediliyor. Tahvil getirilerinde yaşanan artış; konut kredisi (mortgage), taşıt kredisi ve şirket finansmanı maliyetlerinin de yükselmesine yol açıyor.

Bu durum, tırmanan borç stokunun ve yükselen tahvil getirilerinin yalnızca kamu bütçesiyle sınırlı kalmadığını, tüketicilerden şirketlere ve finansal piyasalara kadar geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.

Tahvil getirileri neden şimdi yükseldi?

Borç miktarının 40 trilyon dolara ulaşması, küresel piyasalarda uzun vadeli tahvillerde yaşanan satış dalgasıyla aynı döneme denk geldi

Yatırımcıların artan kamu borç stoku, piyasadaki tahvil arzının yükselmesi, süregelen enflasyon, tırmanan petrol fiyatları ve ABD Merkez Bankası’nın (FED) para politikasına ilişkin belirsizlikler gibi birden fazla risk faktörünü eş zamanlı olarak değerlendirdiği belirtiliyor.

Bu gelişmelerle birlikte ABD 30 yıllık Hazine tahvili getirisi bu hafta yüzde 5,3 seviyesini aşarak 2007 yılından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.

Yükselen tahvil getirileri; enflasyon endişeleri, genişleyen kamu borçlanması ve artan risk primi nedeniyle yatırımcıların ABD hükümetine borç vermek için daha yüksek bir getiri talep ettiğine işaret ediyor.

ABD Hazine Bakanlığı’nın müdahalesi tabloyu değiştirir mi?

ABD Hazine Bakanlığı, piyasa likiditesini desteklemek ve tahvil getirilerindeki sert yükselişi dizginlemek amacıyla uzun vadeli tahvil geri alım operasyonlarının tutarını işlem başına en az 4 milyar dolara çıkardığını duyurdu.

Söz konusu hamle tahvil getirilerinde geçici bir düşüş sağlasa da yükselişin temelinde yatan artan borçlanma ihtiyacı, mali bütçe açığı ve enflasyon endişeleri gibi kök nedenleri ortadan kaldırmıyor. Analistler, temel mali eğilimlerde değişime gidilmediği sürece geri alım operasyonlarının etkisinin kısa vadeli kalabileceğini değerlendiriyor.

ABD’nin borcu kritik noktaya ulaştı mı?

ABD’nin borçlanma kapasitesini koruduğu ve Hazine tahvillerinin küresel finans sisteminde en yaygın kullanılan varlıklar arasında yer almaya devam ettiği belirtiliyor. Ancak borç stokunun; ekonomik büyüme ve kamu gelirlerinden daha hızlı bir tempoda artmayı sürdürmesi halinde risklerin derinleşebileceği ifade ediliyor.

Bu doğrultuda temel riskin tek başına 40 trilyon dolarlık eşik değil, faiz oranlarının yüksek seyrettiği bir konjonktürde ABD ekonomisinin bu borç yükünü gelecekte ne ölçüde taşıyabileceği olduğu vurgulanıyor.

efrgty
ABD Hazine Bakanlığı binası (Reuters)

Özetle, 40 trilyon dolarlık borç seviyesi yalnızca bir rekoru değil, ABD’nin borçlanma maliyetlerinin; ekonomi, finansal piyasalar ve kamu bütçesi üzerinde bir baskı unsuruna dönüşmeksizin bütçe açığını finanse edebilme kapasitesinin testini temsil ediyor.

Faiz yükü arttıkça, kamu kaynaklarının daha büyük bir kısmı yatırımlar, savunma ve sosyal programlar yerine borç servisine ayrılmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla 40 trilyon dolar eşiğinin aşılmasının ardından, borç miktarının ulaştığı seviyeden ziyade, bunun yarattığı ekonomik ve siyasi maliyetler daha zorlu bir hal almadan önce bu tırmanışın ne kadar sürdürülebileceği sorusu gündemdeki yerini koruyor.