Hindistan, ABD'nin Çin'e karşı yürüttüğü ‘Büyük Oyun’a katılıyor

Hindistan Donanması, Güney Çin Denizi'nde ‘doğuya hareket’ politikasını güçlendiriyor.

Hindistan Deniz Kuvvetleri’ne ait bir INS Vikrant uçak gemisi, bir hafta önce deniz tatbikatlarına katılmaya başladı (AFP)
Hindistan Deniz Kuvvetleri’ne ait bir INS Vikrant uçak gemisi, bir hafta önce deniz tatbikatlarına katılmaya başladı (AFP)
TT

Hindistan, ABD'nin Çin'e karşı yürüttüğü ‘Büyük Oyun’a katılıyor

Hindistan Deniz Kuvvetleri’ne ait bir INS Vikrant uçak gemisi, bir hafta önce deniz tatbikatlarına katılmaya başladı (AFP)
Hindistan Deniz Kuvvetleri’ne ait bir INS Vikrant uçak gemisi, bir hafta önce deniz tatbikatlarına katılmaya başladı (AFP)

Hindistan Deniz Kuvvetleri, Güney Çin Denizi de dahil Büyük Okyanus ile Batı ve Orta Pasifik'i kapsayan bölgede tam kapasite ile faaliyet gösteriyor. Bu yüzden İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkeleri ile ABD liderliğindeki yaklaşık 20 ülkenin, bölgedeki bir güç gösterisine katılmak ve büyük çaplı deniz tatbikatları yapmak için donanma güçlerini birleştirdikleri ‘Büyük Oyun’a aktif olarak katılıyor.

Hindistan Deniz Kuvvetleri’nin ateş gücü
Hindistan Donanması tarafından yapılan açıklamada, Hindistan askerleri, iki ülke arasında Himalayalar'daki tartışmalı sınırda halen Çin Halk Kurtuluş Ordusu ile karşı karşıyayken iki ayı aşkın bir süredir Güneydoğu Asya, Güney Çin Denizi ve Batı Pasifik’te özel bir görev gücünün konuşlandırıldığı belirtildi. Hindistan Deniz Kuvvetleri’ne ait dört savaş gemisinden oluşan görev gücü, Vietnam, Filipinler, Malezya, Avustralya ve Endonezya donanmaları ile ikili tatbikatlar yapacak. Yeni görev gücü, dost ülkelerle askeri iş birliğini güçlendirirken, Hindistan'ın ‘doğuya hareket’ politikasını geliştirmeyi amaçlıyor. Hindistan Deniz Kuvvetleri Sözcüsü Vivek Madhwal yaptığı açıklamada, “Hindistan Donanması, bu görev gücünün konuşlandırılması sürecinde, Batı Pasifik'teki Japonya, Avustralya ve ABD'nin dörtlü müttefik donanması ile birlikte bu ayın sonlarında, Avustralya, Japonya ve Hindistan liderlerinin Ekim ayında bir araya geleceği ABD'de yapılması beklenen dörtlü zirveden önce gerçekleşecek olan Malabar 2021 deniz tatbikatına katılacak” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Çin Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan açıklamada, “Çin, ilgili ülkelerin savaş gemilerinin uluslararası hukuka ciddi şekilde uymalarının yanı sıra Güney Çin Denizi’ndeki ülkelerin egemenliğine, haklarına ve çıkarlarına saygı göstermelerini ve bölgesel barış ve istikrara zarar vermemelerini umuyor” ifadeleri yer aldı.

Hindistan’ın hedefleri
Hint güvenlik analisti Vaibhav Singh, Yeni Delhi’nin deniz görev gücünü bölgeye konuşlandırarak savaşı, Çin kara sularına taşımaya hazır olduğunu ilan ettiğini düşünüyor. Singh, “Hindistan donanma gemileri, Güney Çin Denizi'nin tartışmalı bölgelerinde herhangi bir çatışmaya girmeyecek olsa da, varlıkları, Çin'in Hint-Pasifik bölgesine egemen olma emellerine karşı koymaya kararlı olan Yeni Delhi'nin stratejik tutumunu ortaya koyuyor. Bu, alınmaya değer bir risk ve yapılmaya değer bir yatırımdır” ifadelerini kullandı.
Çin, son yıllarda, Hint Okyanusu’na kıyısı olan Sri Lanka ve Pakistan'daki limanların kontrolünü ele geçirirken Myanmar ve Bangladeş'te liman projeleri yürütüyor. Vaibhav Singh, “Hindistan, Güney Çin Denizi'ne savaş gemileri konuşlandırarak, Çin'in nüfuzunu artırdığı bölgelerde de varlık gösterebileceğinin sinyallerini veriyor” şeklinde konuştu.
 Hindistan, halihazırdı Güney Çin Denizi'nde Vietnam ile bir petrol ve gaz arama projesi yürütüyor.  Çin'in ihtiyacı olan da buydu ve Çin’e ait birkaç gemi ve denizaltı, yiyecek ve yakıt ikmali için Sri Lanka’nın limanlarından birine yanaşmak istedi. Ancak Sri Lanka, o tarihten bu yana, Hindistan'ın endişeleri nedeniyle Çin savaş gemilerinin limanlarını daha fazla ziyaret etmesine izin vermiyor.

Uluslararası ticaretin 5 trilyon dolarlık bölümü Güney Çin Denizi'nden geçiyor
ABD, Çin ile mücadele etmek için Güney Çin Denizi’ne düzenli deniz ve hava devriyeleri göndererek Hint-Pasifik bölgesinde geniş çağlı deniz tatbikatları başlattı. Çin'in bölge üzerindeki egemenlik iddialarına bir meydan okuma niteliğindeki bu adım, deniz seyrüsefer özgürlüğünün kısıtlanamayacağını da vurguluyor. Dünyanın en işlek su yollarından biri olan Güney Çin Denizi üzerinde, Çin, Filipinler, Vietnam ve Malezya dahil olmak üzere neredeyse tüm Güneydoğu Asya ülkeleri tarafından hak iddia ediliyor. Güney Çin Denizi, dünya genelinde uluslararası ticaretin 5 trilyon dolardan fazlasının odak noktası olduğundan denizcilik çıkarları konusunda büyük bir ilgi odağı haline geldi. Avustralya, Birleşik Krallık ve Fransa, Güney Çin Denizi’ndeki seyrüsefer özgürlüğünü savunmak için ABD’nin yanında yer aldı. Çin bölgede büyük bir askeri yığınak yaptı, ardından denizde egemenlik iddialarını savunmak amacıyla kullandığı suni adalar oluşturdu. İngiltere Kraliyet Donanması da ilginç bir şekilde Çin'i kontrol altına almak için ‘küresel hırslar’ gösteriyor. İngiliz savaş gemileri şimdiden Güney Çin Denizi sularına indi. Geçtiğimiz temmuz ayında, İngiltere Kraliyet Donanması ve Hindistan Donanması, denizcilik alanında birlikte çalışma yeteneklerini geliştirmek amacıyla iki gün boyunca Bengal Körfezi'nde ikili deniz tatbikatları gerçekleştirdi. İngiltere, Hint-Pasifik bölgesinde kalıcı olarak iki devriye gemisi konuşlandıracağını duyurdu. Bu kadar da değil.  Alman firkateyni Bayern de Çin Denizi’ne doğru yola çıktı. Firkateynin Asya yolculuğu 6 ay sürecek. Almanya Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer yaptığı açıklamada, “Mesaj açık: Ortaklarımız ve müttefiklerimizle birlikte değerlerimizi ve çıkarlarımızı savunuyoruz” dedi.
Fransa da Güney Çin Denizi'ne doğru yola çıktı. Fransa Donanması’na ait nükleer saldırı denizaltısı SNA Emeraude, Güney Çin Denizi’nde deniz devriyeleri gerçekleştirdi.
ORF Araştırma Grubu’nun kıdemli üyesi eski Hint diplomat Rakesh Sood yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Çin ile ortak sınırları olmayan ülkelerden gelen birkaç yabancı geminin bayraklarının bu şekilde sergilenmesi, Çinli savunma planlamacılarına açık bir uyarı olmalıdır. Müttefikler, ABD’nin öncülüğünde, Çin'in denizcilik alanındaki hırslarını iyi düşünülmüş bir şekilde kuşatıyorlar. Çin, Güney Çin Denizi'ndeki yabancı donanmaların varlığını düzenli olarak kınıyor. Son derece öfkeli olan ve geçtiğimiz hafta Paracel Adaları çevresindeki tartışmalı güneydoğu bölgesinde kendi deniz tatbikatlarını başlatan Pekin, karşısındaki bu uluslararası bloğa karşı Moskova ile akıllıca bir ortaklık kurdu.”
Yaklaşık 21 ülkenin donanmaları, 10 geminin katılımıyla açık denizde tatbikatlar yaparak ABD öncülüğünde Güneydoğu Asya'da yürütülen iş birliği ve tatbikata başladılar.
ABD ve Çin, bir hafta önce Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin başkanlığında çevrimiçi olarak gerçekleşen Deniz Güvenliği Toplantısı’nda karşı karşıya geldiler. Washington, Pekin tarafından Güney Çin Denizi'nde yasadışı denizcilik faaliyetleri gerçekleştirildiği iddiaları ortaya atmak için ‘kışkırtıcı eylemlerde’ bulunulduğunu öne sürdü. Pekin ise buna ABD’nin konuyla ilgili ‘sorumsuzca gözlemler’ yapma yetkisi olmadığı yanıtını verdi. Çin ayrıca, ABD'nin Güney Çin Denizi'nde barış ve istikrar için en büyük tehdit haline geldiğini de ekledi.
 



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.