Fransa’nın Sahel’den geri çekilmesinden sonra Afrika’da Afgan senaryosu tekrarlanabilir mi?

Taliban’ın zaferi, Sahel bölgesi ülkelerine uyarı niteliğinde

Malili iki vatandaş, 11 Haziran’da başkent Bamako’da Fransızların Sahel bölgesine askeri müdahalesinin sona erdiğini duyuran manşetleri okuyor (AFP)
Malili iki vatandaş, 11 Haziran’da başkent Bamako’da Fransızların Sahel bölgesine askeri müdahalesinin sona erdiğini duyuran manşetleri okuyor (AFP)
TT

Fransa’nın Sahel’den geri çekilmesinden sonra Afrika’da Afgan senaryosu tekrarlanabilir mi?

Malili iki vatandaş, 11 Haziran’da başkent Bamako’da Fransızların Sahel bölgesine askeri müdahalesinin sona erdiğini duyuran manşetleri okuyor (AFP)
Malili iki vatandaş, 11 Haziran’da başkent Bamako’da Fransızların Sahel bölgesine askeri müdahalesinin sona erdiğini duyuran manşetleri okuyor (AFP)

Hatice et-Tayyib
Afganistan’da Taliban hareketi, çok hızlı bir şekilde ve bazen silahlı çatışmalar olmadan ve hatta barışçıl yollarla Afganistan üzerindeki kontrolünü sorunsuz bir şekilde genişletmeyi ve ülkede iktidarı ele geçirmeyi başardı. Dünyayı şaşırtan bu zaferler, hedeflerine ulaşmak ve sorunlu her bölgeye hâkim olmak için fırsat kollayan, Ortadoğu ve Afrika’daki El Kaide’yle bağlantılı örgütler için çok şey ifade ediyor.
Ülkelerin El Kaide ve Taliban’dan etkilenen silahlı grupların teröründen muzdarip olduğu Afrika Sahel bölgesinde (Moritanya, Mali, Nijer, Çad ve Burkina Faso) birçok kişi şu soruların yanıtını merak ediyor; Afgan senaryosu Sahel topraklarında gerçekleşebilir mi? Yaşananlar, bu grupları ‘Taliban hareketinin başarısı gibi’ bir şey elde etmek için daha sert bir darbe indirmeye ve daha fazla genişlemeye teşvik eder mi?
Gözlemcilerin Batı Afrika’daki, özellikle Afrika Sahel ve Çad Gölü bölgesindeki durumun, Afganistan’da yaşananlarla olan etkisine ilişkin endişelerinin, bölgenin (daha önce El-Kaide ve Taliban'a bağlılık sözü veren, aynı ideolojiyi takip eden ve aynı hedeflere sahip) gruplar tarafından işlenen şiddet ve terör eylemlerinden muzdarip olması nedeniyle bir açıklaması var gibi görünüyor.

Sahel ülkelerine uyarı
Kabil’in düşmesi sonrasında sosyal paylaşım siteleri, Afganistan’daki Taliban’ın hücumunun ve hızının Afrika Sahel’deki silahlı hareketler üzerindeki etkisi ve El Kaide ve DEAŞ gruplarının benzer bir ilerleme kaydetme yeteneklerine ilişkin şüpheler arasında şiddetli bir savaşa tanık oldu.
Bazıları, bu durumun Sahel ülkelerindeki duruma yansıyacağını umarak, Afganistan’ın kurtuluşunu ve İslam Emirliği’nin kuruluşunu kutlarken, bazıları da Afgan senaryosunun Afrika’da tekrarlanmasının zor olduğunu dile getirdi. Söz konusu taraflar, ancak sorunlu ülkeler üzerinde yeni bir yük oluşturacağını, devlet yapılarını baltalamaya, istikrar ve güvenliklerini bozmaya çalışan örgütlerle savaşlarında bu ülkelere daha pahalıya mal olacağını belirtti.
Sahel bölgesi işlerinde araştırmacı Muhammed Sidya, “Afganistan’da yaşananlar, Sahel’deki silahlı grupların saldırı riskini artıracak, sivil ve askeri kayıpları çoğaltacak ve savaşı uzatacaktır” dedi.
Sidya, “Sahel’in istikrarsızlığı, özellikle silahlı gruplar tarafından kontrol edilen sınır bölgelerinde, güvenlik ve kalkınma eksikliğinden mustarip diğer kırılgan alanlarda onu, herhangi bir tehdide karşı savunmasız hale getiriyor” şeklinde konuştu. Muhammed Sidya, “Bu gibi durumlarda, Sahel’deki radikal hareket üzerindeki etkisi yıllardır açık olduğu için Taliban’ın başarılarından faydalanmak kolay. Ancak değişim Afrika’da bu kadar kolay olmasa da Kabil’in düşüşünün Sahel ülkelerine çok pahalıya mal olacağına şüphe yok” ifadelerini kullandı. Sidya, “Afrika Sahel ülkeleri, ideolojik olarak Afganistan Taliban’ı hareketine benzer silahlı gruplara karşı bir savaş veriyor. ABD ve Fransa, bu ülkelere yardım için askeri müdahalelerine rağmen bu örgütleri ortadan kaldıramadı. Egemen elitler, Sahel’deki milyonlarca dezavantajlı insan için sosyal adaleti sağlayacak siyasi reformları da uygulamadı” dedi.
Muhammed Sidya, “Başta Mali olmak üzere bir dizi Sahel ülkesi şu anda zor koşullar ve siyasi dönüşümler yaşıyor. Mali’de ordu iktidarı ele geçirdi ve sahayı kuzeyde ve merkezde silahlı gruplara bıraktı. Ardından geçiş hükümetini tepe taklak etmek için tekrar geri döndü. Çad’da silahlı gruplar 4 ay önce Cumhurbaşkanı İdris Debi’yi öldürdü ve silahlı muhalefet, Boko Haram ve DEAŞ gruplarıyla karşı karşıya kalan geçici cumhurbaşkanı olarak oğlu iktidara geldi. Terör saldırılarına en çok maruz kalan Sahel ülkelerinden biri olan Nijer ise, iktidarı seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’a devretme arifesinde bir darbe girişimi yaşadı” açıklamasında bulundu. Araştırmacı, “Burkina Faso, Fildişi Sahili, Nijerya ve Kamerun, askeri ve siyasi sınıftaki bölünmeler ve cesur siyasi reform çağrılarını görmezden gelmeleri nedeniyle Sahel komşularından daha iyi durumda değiller” dedi.

Benzerlikler ve farklılıklar
Öte yandan ‘Cemaat Nasru’l-İslam ve Muslimin (İslam’ın ve Müslümanların Zaferi Grubu) lideri İyad Ag Ğali, Afganistan’da yaşananlara değinirken, Taliban hareketini de zaferlerinden dolayı tebrik etti. Ğali, grubun El-Kaide ve Taliban’a bağlılık yeminine atıfta bulunarak, “Emirliğimiz İslam’dır” dedi.
Bu açıklama, Afrika’nın en güçlü örgütünün liderinin uzun sessizliği sonrasında geldi. Kendisi, sanki yeni bir biat sunmak ve takipçilerini motive eden ve 20 yıllık savaşlardan sonra hedefine ulaşan Taliban’ın başarılarını yücelten mesajlar göndermek istiyormuş gibi görünüyordu. Taliban ve Afrika Sahel’deki silahlı gruplar arasında kökenleri, saldırı yöntemleri, çevre koşulları ve bu örgütlerin karşılaştığı zorlukların doğası bakımından birçok benzerlik ve farklılık bulunuyor. Bir yandan ‘iktidara ulaşma ve İslam hukukunu uygulama’ olan aynı ideolojik yönelimi paylaşırlarken, aynı hedeflere sahipler. Bunu da silah taşıyarak ve kendi talimatlarına karşı çıkan herkese karşı koyarak başarmaya çalışıyorlar. Aynı şekilde bu örgütler, aşiretlerin ve etnisitelerin egemenliği ve son dönemdeki siyasi çoğulculuk açısından da siyasi ve toplumsal yapı bakımından oldukça benzer. Ayrıca mali yolsuzluğun yayılması ve yüksek yoksulluk, işsizlik ve cehalet oranları açısından aynı ekonomik zorluklarla karşı karşıyalar.
Bu örgütler, en son ve en gelişmiş araçlarla donatılmış Batı ordularıyla karşı karşıya. Ancak bu ordular, örgütlerin kararlılığı ve savaşın uzunluğu karşısında geri çekilme kararı aldı. Öyle ki Afganistan’da ABD ve NATO, bu kararı alırken, Mali ve Çad’da Fransa ve Nijer’de de Washington.
Ayrıca bu radikalizm yanlısı örgütler, ister Kabil’e geri dönmek için 20 yıl bekleyen Taliban olsun, isterse Mali’nin kuzeyinin kontrolünü ele geçiren Sahel’deki El-Kaide olsun, büyük bir yenilgiye uğradıktan sonra geri döndüler. Fransa, örgütleri caydırmak için askeri müdahalede bulunmadan önce El-Kaide, 2012’de Mali’de bağımsız bir devletin kurulduğunu ilan etti. Fransa’nın müdahalesiyle hücreleri dağıldı. 2017 yılında ise dört radikalizm yanlısı silahlı grubun birleşmesi ile ‘Cemaat Nasr el-İslam ve Muslimin’ grubunun kurulduğunu ilan etmek için tekrar geri döndü.
Bunların yanı sıra hezimete uğrayan Afgan ordusunun peşini bırakmayan finansal yolsuzluk suçlamaları baş gösterdi. Bu durum Sahel’deki Afrika orduları için de geçerli.
Öte yandan Taliban ve Sahel’deki silahlı örgütler (Nasr el-İslam ve Muslimin, Boko Haram ve DEAŞ) arasında hem savaşçı sayısı bakımından farklar var. Taliban, 75 bin savaşçıya sahipken, Afrikalı örgütler açısından ise bu sayı birkaç bini geçmiyor.
Ayrıca Afganistan’da olduğu gibi Fransızların Sahel’den çekilmesi de gerçekleşecek gibi görünmüyor. Saha, Taliban’a açık bırakıldı, ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ‘yedi yıl süren Barkhane Operasyonu’nun sona ermesinin Sahel’de bir boşluk bırakmak anlamına gelmediğini’ açıklamıştı. Öyle ki Macron, oradaki askeri operasyonları sürdürmek için Avrupa ve Afrika ülkeleriyle birlikte özel kuvvetlerin dağıtılacağını söylemişti.
Diğer bir fark ise, Sahel ülkeleri açısından hiçbir bölgesel gücün çatışmaya müdahale etmemiş olması karşısında Afganistan’a komşu ülkeler ile İran ve Pakistan gibi büyük bölgesel güçlerin çatışmaya dahil olması. İster Mali, Nijer, Çad, Nijerya ve Burkina Faso gibi doğrudan terörizmle karşı karşıya kalan ülkeler, isterse de bu koşulların sonucu olarak yerinden edilmiş yüz binlerce insanı sığınmacı olarak barındıran çevre ülkeler olsun, tüm ülkeler devam eden şiddet ve terör eylemlerinden muzdarip. Bu ülkeler, teröre karşı savaşa katılmanın, geniş sınırları takip etmenin, insan kaçakçılığı ve uyuşturucu taşımacılığı gibi yasa dışı faaliyetlerden para kazanan silahlı grupları takip etmenin yükünü taşıdığı için ekonomik ve askeri olarak acı çekiyor. Afganistan’daki durum, müzakerenin siyasi bir çözüm olarak kabul edilmesi açısından Afrika’daki benzerlerinden farklı. Taliban hareketi, hükümet güçleri ve ABD’lilerle doğrudan müzakerelere girdi. Fransa ve Sahel’deki silahlı gruplar müzakere etmeyi reddediyor. Son olarak silahlı hareketlerin karşısında siyasi diyaloğa katılımın kapısını açan Mali ve Çad’da, müzakerelere açıklık işaretleri ortaya çıktı.

Batıya bağımlılık yok
Militan gruplar konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacı olan Ahmedu Andai, “Afganistan’da elde edilenler Afrika Sahel’de olamaz” diyor. Andai, “Bununla birlikte bu durum, bize şu anda silahlı grupları saran yeni umutla başa çıkma konusunda bir ders verebilir. Taliban’ın zaferi, onu hırslarından uzaklaşmaya itecek” değerlendirmesinde bulundu.
Ahmedu Andai, “Afrika Sahel ülkelerinin Afganistan’da yaşananlardan çıkarmaları gereken ilk ders, Batılı ülkelerin sağladığı askeri yardıma paralel olarak öncelikle yerel ordulara güvenmenin öneminde yatmaktadır. Batılı müttefikler her an çantalarını toplayıp ayrılabilirler. Bu durum, özellikle savaş uzun sürerse ve çok para harcanırsa, silahlı gruplar açısından bir boşluğa yol açar. Bu faktörler savaş hayatına aşina olan, bölgelerin arazisini bilen ve kendi yöntemleriyle savaşı dayatan terör gruplarının militanlarına yük oluşturmaz” ifadelerini kullandı. Andai, “‘İnisiyatif alarak ve bölge ülkeleri arasında iş birliği yaparak, yolsuzluk ve kaosla mücadeleye odaklanarak, demokrasiyi ve iyi yönetimi pekiştirerek’ bu geniş bölgenin radikalizm yanlısı grupların eline geçmesini önlemek için terörle mücadele, birinci öncelik olmalıdır” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Ahmedu Andai ayrıca, “Silahlı gruplara karşı savaş, ulusal bir uzlaşı olmadan, ayrıca uzlaşma kapısını açan ve tüm tarafları hükümetin işleyişine dahil eden siyasi reformlar olmadan kazanılamaz” değerlendirmesinde bulundu.



Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
TT

Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)

Anton Mardasov

7 Eylül'de Rusya ve Kuzey Kore, iki ülke tarihinde ilk kez komşular arasında düzenli bir kara bağlantı hattı sunacak köprünün açılışını yaptılar. Tumen Nehri üzerinde inşa edilen köprü, Rusya'nın Primorsky Krayı’ndaki Khasan kasabasını Kuzey Kore'nin Tumangan kasabasına bağlıyor.

1950'lerde nehir üzerinde zaman zaman geçici ahşap köprüler inşa edildi, ancak 1959'dan beri iki ülke arasındaki tek bağlantı hattı bir demiryolu köprüsü olan Dostluk Köprüsü oldu. Köprü, Japonya'ya karşı savaşta yer alan ve Kuzey Kore'nin “Emek Kahramanı” onur unvanına layık görülen Kızıl Ordu teğmeni Yakov Novichenko'nun adını taşıyor.

Novichenko, Kuzey Kore'de özel bir yere sahip. 1946'da Cumhuriyetin kurucusu Kim Il-Sung’u bir suikast girişiminden kurtarmış ve bu arada ağır yaralanarak bir kolunu kaybetmişti. Bir halk mitingi sırasında, Kim Il-Sung'un oturduğu platforma atılan el bombasının üzerine atlayarak, patlamaya karşı kendi bedenini siper etmişti.

Yeni köprü, Kuzey Kore'ye Avrasya ulaşım ağına karadan erişim imkânı sağlıyor. Açılışının Rusya ve Kuzey Kore arasında yük trafiğinde hemen ve önemli bir artışa neden olması beklenmese de yeni rota, ulaşım rotalarının ve lojistiğin kademeli olarak çeşitlendirilmesinin önünü açıyor.

Tumen Nehri üzerine bir kara köprüsü inşa edilmesiyle ilgili istişareler, 1990'lardan beri devam ediyordu ve nihai karar, Vladimir Putin'in 2024'teki Kuzey Kore ziyaretinde alındı. Aynı ziyaret sırasında, iki taraf ciddi tartışmalara neden olan kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Anlaşmanın gizli maddelerinden biri, Kuzey Kore özel kuvvetlerinin Rusya'nın Kursk bölgesinde Ukrayna güçlerine karşı savaşa katılmasını içeriyordu.

Anlaşmadan sonraki gerçeklik

2020'lerin başlarına kadar ikili ilişkiler ciddi zorluklarla karşılaştı ve genellikle sınırlı siyasi ve ekonomik içeriğe sahip yüzeysel dostane temaslarla sınırlı kaldı. Rusya, Batı ülkeleriyle birlikte, nükleer silah geliştirme ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere Kuzey Kore'yi kınayan kararları destekledi.

Pyongyang'da bu, Sovyet döneminde geçerli olan ilişki modelinden Rusya'nın geri çekilmesi olarak görüldü. Pyongyang'ın 2014'te Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanıması gibi önemli sembolik adımlar bile pratik kazanımlar sağlamadı.

Askeri iş birliğinin genişletilmesinin temelleri 2022 yılında şekillenmeye başladı. Rusya'nın Batı ile ilişkilerinin bozulması ve ABD, Güney Kore ve Japonya'nın askeri iş birliğini güçlendirme çabalarının yoğunlaşmasıyla birlikte, Rus liderliği Batı güvenlik kavramlarının artık geçerli olmadığı sonucuna vardı ve Kuzey Kore'ye karşı daha bağımsız bir politika izlemeye yöneldi.

Bu değişim, Rusya'nın füze denemelerinin ardından Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımları sıkılaştırmayı amaçlayan ABD tarafından hazırlanan kararlara karşı veto hakkını kullanması, Pyongyang’a yönelik yaptırımları denetleyen BM Uzmanlar Paneli'nin görev süresinin uzatılmasını engellemesi, ayrıca Kore Yarımadası ile ilgili konularda Rusya'nın resmi söylemindeki değişiklikle açıkça görüldü.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması, önceki ilişkilerin doğasını temelden değiştirdi. Anlaşmanın imzalanmasından bu yana Rusya, Kuzey Kore için Çin'in yanı sıra fiilen kalıcı ve öncelikli bir ortak haline geldi.

vgh
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da iş birliği anlaşmasını imzaladıktan sonra, 19 Haziran 2024 (AFP)

Yeni anlaşmanın metni, Rusya'nın İran ile imzaladığı anlaşmadan açıkça farklı olduğunu ortaya koyuyor. Zira anlaşmaya göre, Rusya veya Kuzey Kore'ye yönelik bir saldırı durumunda, iki tarafın karşılıklı askeri yardım sağlamak için pratik önlemleri koordine etmeleri gerekiyor. Buna karşılık Rusya-İran anlaşması, yalnızca iki taraftan birine saldıran bir devlete askeri veya başka bir yardım sağlamama konusunda “esnek” bir taahhüt öngörüyor.

Rus bir diplomatik kaynak, Rusya ile Kuzey Kore arasındaki anlaşmanın kesin olarak tanımlanmış bir askeri-siyasi karaktere sahip olduğunu, İran ile yapılan anlaşmanın ise savunma yönünün otomatik olarak çatışmaya dahil olmayı gerektirmediği derin ve çok yönlü bir ortaklığa dayandığını söyledi.

Diplomat şunu da belirtti: “Kuzey Kore ile yapılan anlaşma askeri-siyasi bir bloğa ve doğrudan teknoloji ve kaynak alışverişine yönelirken, Rusya-İran anlaşması öncelikle ekonomik bir temele dayanıyor.”

Buna rağmen Rusya ve Kuzey Kore, ilişkilerini askeri ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Keza antlaşmanın 4. Maddesi uyarınca tam yardım sağlanması, ancak resmi bir savaş ilanı üzerine zorunlu hale geliyor.

Kuzey Kore askerlerinin Kursk bölgesine gönderilmesi kararı, Pyongyang için özellikle anlamlı bir adımdı; zira bu türden son Kuzey Kore müdahalesi, ABD'ye karşı Vietnam Savaşı sırasında gerçekleşmişti.

Rusya'ya gelince, Kuzey Koreliler, yarımadanın kuzey kısmını Japonlardan kurtaranın Kızıl Ordu olduğunu ve Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin daha sonra ABD ve müttefiklerine karşı Kore Savaşı sırasında Kuzey Kore'ye destek verdiğini hatırlıyorlar.

Kuzey Kore, Rusya'ya çeşitli askeri imkanlarla destek vermeye devam ediyor. Top mermileri ve itici barutların yanı sıra kendisine KN-23 füzeleri de temin ediyor. Medya tarafından aktarılan Güney Kore istihbarat tahminlerine göre, Pyongyang Temmuz 2025'e kadar Rusya'ya yaklaşık 12 milyon mermi sevk etti; bu da Rus topçularının cephelerde kullandığı mühimmatın önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik yolların kurulmasıyla yeniden eski canlılığına kavuşmaya başladı

Yine yayımlanan haberlere göre Rusya, Ağustos 2025 ile Şubat 2026 arasında Kuzey Kore'den yaklaşık 60 bin ton patlayıcı madde ithal etti. Bu tedarikler, Moskova'nın mühimmat stoklarını yenilemesine, Rus fabrikaları üzerindeki ciddi baskının gölgesinde madencilik sektörüne patlayıcı madde tedarik etmesine imkan tanıdı.

Rus kuvvetleri ayrıca, Sovyet dönemi topçu namlularında yaşanan eksikliği telafi etmek için Kuzey Kore'den tedarik edilen, alışılmadık kalibreli topçu sistemlerini kullanıyor.

Newsweek'in aktardığı, Güney Koreli bir araştırma merkezi olan Kore Savunma Analizleri Enstitüsü'nün (KIDA) tahminlerine göre Kuzey Kore, Rusya'ya mühimmat tedarik ederek, binlerce asker göndererek ve teknik destek sağlayarak 20 milyar dolardan fazla gelir elde etti. Bunun karşılığında, enstitünün verileri, Pyongyang'ın askeri yeteneklerini güçlendiren gelişmiş teknolojiler ve silahlar edindiğini gösteriyor.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'na pratik bir içerik kazandırarak Rusya, Güney Kore'ye Ukrayna'ya silah tedarikini hoş karşılamayacağına dair açık bir sinyal de göndermiş oldu. Medyada yer alan haberler, Güney Kore'nin 2023 yılında Kiev'e yüz binlerce 155 mm'lik top mermisi gönderdiğini ve o dönemde Ukrayna'nın en büyük top mühimmatı tedarikçisi olduğunu ifade etmişti.

cdvfghy
Kuzey Kore ile Rusya'yı birbirine bağlayan ve Kuzey Kore'nin Rason şehri ile Rusya'nın Khasan şehri arasındaki Tumen Nehri üzerinde yapılan ilk kara köprüsünün açılış töreninden, 7 Eylül 2026 (Reuters)

Görünen o ki Rusya'nın mesajı Seul'de karşılıksız kalmadı. Ağustos 2026'da Güney Kore'nin Yonhap Haber Ajansı, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına atıfta bulunarak, Güney Kore'nin hâlâ Ukrayna'ya silah tedarik etmekten kaçındığını bildirdi.

Ukrayna'daki savaş, Moskova ve Pyongyang arasındaki yakınlaşmanın tek nedeni olarak görülemez. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Kuzey Kore ile iş birliğinin derinleştirilmesi, Rusya açısından diğer stratejik çıkarlara da hizmet ediyor. Rusya’nın Asya ülkeleriyle bağlarını güçlendirmesi ve ekonomik ve siyasi girişimlerinin giderek artan bir bölümünü Batı'dan Doğu'ya yönlendirmesiyle birlikte, Pyongyang ile ortaklığı daha da önem kazanıyor.

Çin, uzun zamandır Rusya'nın Asyalı ortakları ağında baskın konumda bulunuyor ve bu da doğuya yönelme stratejisini daha dengesiz hale getirdi.

Buna ilave olarak, Pekin'in nüfuz alanı olarak gördüğü bölgeye girmekten Rusya’nın kaçınması, Kuzey Kore ile geniş çaplı askeri iş birliğini yeniden başlatma konusunda da uzun süre bir engel teşkil etti. Rusya'nın Asya meseleleri konusunda önde gelen askeri uzmanlarından Vasily Kashin, Rusya-Çin anlaşmaları ve nüfuz alanlarının paylaşılması sonucunda Rusya ile Kuzey Kore arasında askeri bir ittifakın mümkün hale geldiğini düşünüyor.

Kashin, “Çin'in hâlâ kaybedeceği bir şeyler var. Aynı düzeyde yaptırım baskısı altında değil ve Güney Kore ve Japonya ile aktif diplomasisi devam ediyor. Rusya ise Seul ile bazı temaslarını sürdürürken, Kuzey Kore ile ortaklık kurmada kendisine daha fazla özgür olma imkânı tanıyabilir” dedi.

Askeri iş birliğinin hakimiyeti altında

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik rotaların kurulmasıyla birlikte bir ivme kazanmaya başladı. Ancak Pyongyang ile ticaretin, ülkenin komünist ekonomik modeli içindeki ödeme mekanizmaları ve ticari iletişimle bağlantılı kendine özgü özellikleri bulunuyor.

Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir

 Bu nedenle, Rusya-Kuzey Kore ilişkilerinde büyük bir ekonomik atılım olasılığı düşük. Zira iki ekonomi yalnızca kısmen birbirine entegre. Uzman Andrei Lankov'un belirttiği gibi, Kuzey Kore'nin küresel pazarlarda rekabet avantajına sahip olduğu mallar Kremlin'in ilgisini çekmiyor.

Sibirya'daki dev doğal kaynak zenginliği sebebiyle Rusya'nın Kuzey Kore kömürü veya ham maddelerinin alıcısı olması pek olası değil. Ayrıca, Çin pazarındaki başarısına rağmen, deniz ürünleri Rus tüketicilerin ilgisini pek çekmiyor.

Öte yandan, Kuzey Koreli şirketler, Rus tedarikçilerinin ürünleri için beklediği fiyatları ödeme kapasitesine sahip değil. Ama Pyongyang hükümeti, savunma sanayilerinin ihtiyaç duydukları başta olmak üzere, temel mallar için kesinlikle fon ayırabilir. Ancak, Kuzey Kore’nin döviz ile büyük ölçekte Rus ürünleri alımları yapması beklentisi gerçekçi olmaktan uzaktır.

dfghy
7 Eylül 2026'daki açılış töreninde, Kuzey Kore kamyonları Tumen Nehri üzerinde Rusya ve Kuzey Kore arasındaki yeni kara köprüsünden geçerken Rus bayrakları rüzgârda dalgalanıyor (AFP)

Rusya'nın Kuzey Kore'ye ana ihracatı, un, şeker ve ayçiçek yağı da dahil olmak üzere gıda maddeleri ve ham maddelerden oluşuyor.

Bununla birlikte, iki ülkenin ekonomilerinin birbirini tamamladığı belirli alanlar da var. Bu alanlardan en öne çıkanlarından biri, işgücü sıkıntısı çeken Rus bölgelerinde Kuzey Kore vatandaşlarının geçici olarak istihdam edilmesidir; bu, ikili ekonomik iş birliğinin en hızlı büyüyen alanlarından biridir.

İki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca çıkarları ve niyetleriyle belirlenmediği, aynı zamanda bir dizi dış faktörden de etkilendiği için bu yeni ittifakın uzun vadede kalıcı olup olmayacağı henüz belli değil.

Ancak, Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir ve bu, Moskova ve Pyongyang'ın konumlarını güçlendirebilir, bölgedeki güç dengesinin yeniden şekillenmesine katkıda bulunabilir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
TT

Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)

ABD Senatosu’ndaki iki sandalye için çekişmeli yarışlara giren iki Cumhuriyetçi aday, dün İran savaşının bir an önce sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Bu açıklamalar, yakıt fiyatlarının yükselmesine ve özellikle motorin fiyatlarının rekor seviyelere çıkmasına yol açan savaş konusunda, koltuklarını kaybetme riski taşıyan adayların Başkan Donald Trump’tan uzaklaşmaya çalıştığının son işareti oldu.

Michigan’da Demokrat aday Abdul El-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers ile Iowa’da Demokrat Josh Tork’a karşı yakın bir yarışın içinde olan Ashley Hinson, daha önce Trump’ın Tahran’a saldırı düzenleme yetkisini desteklemiş olmalarına rağmen, dün İran konusunda daha yatıştırıcı bir söylem benimsedi.

Bu değişim, halen Temsilciler Meclisi’nde görev yapan Hinson açısından özellikle dikkat çekiciydi. Hinson, Trump’ın savaşı sürdürme yetkisini sınırlandırmayı amaçlayan Meclis girişimlerine altı kez karşı oy kullandı; bunlardan biri geçen hafta yapılan oylamaydı.

Hinson sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Iowalılar ekonomik baskı altında ve İran’daki savaşın maliyetini akaryakıt istasyonlarında ya da marketlerde ödemek zorunda kalmamalı” ifadelerini kullandı. Hinson, benzin vergilerinin askıya alınması, motorin ihracatının geçici olarak durdurulması ve başka önlemlerin alınmasının yanı sıra savaşın “başarıyla ve derhal” sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Bu açıklamalar, yaklaşık yedi aydır devam eden çatışmanın kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde siyasi bir yüke dönüşmesinden endişe eden ve koltuklarını kaybetme riski bulunan bazı Cumhuriyetçi adayların artan kaygısını gösteriyor. Ara seçimler, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki kritik çoğunluklarını koruyup koruyamayacağını belirleyecek.

Enflasyonun yükselmeye devam ettiği bir dönemde Amerikalıların Trump’ın hem ekonomiyle hem de İran savaşıyla ilgili politikalarına yönelik memnuniyetsizliği de arttı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen ve sonuçları dün yayımlanan son ankete göre Trump’ın görev onayı yüzde 32’ye gerileyerek, siyasi kariyerindeki en düşük seviyeye indi.


Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
TT

Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmak üzere bugün New York’a hareket ederken, ABD ile savaşın ortasında yapılacak toplantılarda ülkesinin tutumlarını kararlılıkla savunacağı taahhüdünde bulundu.

İran devlet televizyonunun Pezeşkiyan’ın ülkeden ayrılmadan önce yaptığı açıklamalardan aktardığına göre Pezeşkiyan, “Savaştan başımız dik çıktık. Bu hepimiz için bir onur ve gurur kaynağıdır. Bu nedenle uluslararası platformlarda tutumlarımızı kararlılıkla savunacağız” dedi.

Pezeşkiyan, “Bu fırsatı, İran’ın içinde bulunduğu zor durumu uluslararası toplumun dikkatine mümkün olan en iyi şekilde sunmak için kullanacağız. Muhaliflerimize, İran halkının tüm bu haksızlıklara rağmen direnişini sürdürdüğünü vurgulayacağız” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, şubat ayında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla Ortadoğu’da savaşın başlamasından bu yana ABD’ye giden en üst düzey İranlı yetkili konumunda. Pezeşkiyan’ın yarın BM Genel Kurulu’na hitap etmesi bekleniyor.

ABD, İran heyetinin bir bölümünün BM toplantılarına katılmasına izin verirken, Dışişleri Bakanlığı’na göre heyet üyelerine geçen yıl uygulananlara benzer kısıtlamalar getirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de ülkesinin BM Genel Kurulu toplantılarına katılacak diplomatik heyetine başkanlık etmek üzere dün New York’a ulaştı. Bu bilgi İran Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklandı.

İran devlet televizyonu, Arakçi’nin New York’a ulaşmasının ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve görüşmede Genel Kurul gündemine ilişkin görüş alışverişinde bulunulduğunu bildirdi.

İran medyası Arakçi’nin, “En önemli hedefimiz, İran halkının meşru haklarını ve çıkarlarını savunmak için bu büyük uluslararası platformdan yararlanmaktır” dediğini aktardı.

Stratejik Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ise Tahran ile Washington arasındaki anlaşmazlığın merkezindeki konulardan biri olmaya devam ediyor.

İran, ABD ve İsrail’in savaşı başlatmasından bu yana Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde kapalı tutuyor. Savaş öncesinde dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatının beşte biri bu su yolundan geçiyordu.

Buna karşılık ABD, İran limanlarına abluka uygularken, İran’ı mali açıdan sıkıştırmak amacıyla ülkeye yönelik ekonomik baskıyı artırıyor.