Lübnan: Krizi fırsat bilen Hizbullah’ın İran akaryakıtı tartışma konusu

Lübnan Cumhurbaşkanlığı, Nasrallah’ın ‘mazot gemisinin yola çıkacağı’ açıklaması karşısında sessiz

Lübnan: Krizi fırsat bilen Hizbullah’ın İran akaryakıtı tartışma konusu
TT

Lübnan: Krizi fırsat bilen Hizbullah’ın İran akaryakıtı tartışma konusu

Lübnan: Krizi fırsat bilen Hizbullah’ın İran akaryakıtı tartışma konusu

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın 19 Ağustos’ta İran’dan Lübnan’a mazot yüklü bir geminin ayrılacağını açıklaması, siyasi bir fırtınaya yol açtı. Öyle ki ‘cehenneme giden yolun inşası’, ‘Lübnan’ın ekonomik kararının kontrol edilmesi’ ve ‘Lübnan’ı uluslararası yaptırımlara itme’ konusunda uyarılar yapıldı.
Lübnan pazarındaki yakıt kesintisi ortasında Nasrallah’ın açıklaması, muhaliflerinin ‘gemi ele geçirilirse İsrail ile bir savaşı ateşleyebileceği’ yönündeki artan uyarıları arasında Lübnan siyaset sahnesindeki kafa karışıklığını yansıttı. Müttefikleri ise Cumhurbaşkanlığının ve Enerji Bakanlığı’nın konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmaması üzerine sessiz.
Hizbullah’a karşı olmayan Lübnan parlamento kaynakları, kararın ‘Lübnan hükümeti ve Enerji Bakanlığı tarafından temsil edilen yürütme otoritesinde’ olduğunu söyledi. Söz konusu iki makam, idari olarak Petrol Genel Müdürlüğü’ne bağlı petrol tesislerinde yüklerin boşaltılmasına izin vermeye yetkili makamlar olarak biliniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, yürütme organının ‘benzer bir adımın sonuçlarına katlanmak zorunda olan taraf’ olduğuna da dikkati çekerken, Nasrallah’ın açıklaması üzerine Lübnan devletinin tavrını öğrenmek için bekleme çağrısı yaptı.
Lübnan Enerji Bakanlığı’ndaki kaynaklar, İran petrolünün Lübnan’a karadan veya denizden ithal edilmesi izni için herhangi bir resmi talep almadıklarını söylerken, MTV kanalına da ‘boşaltmak, depolamak ve dağıtmak için izin istenmediğini’ açıkladı.
Nasrallah, 19 Ağustos’ta Aşura anma töreninde yaptığı konuşmada “Petrol ürünleriyle yüklü, İran’dan yola çıkacak ilk gemimiz tüm hazırlıkları yaptı” diyerek, ‘gerekli ton kadar yüklendiğini ve birkaç saat içinde Lübnan’a yelken açacağını’ ifade etti. Nasrallah, yürütme mekanizmasına dair herhangi bir açıklama yapmazken, yalnızca Akdeniz’e vardıklarında adımların açıklanacağını ifade etti.
Hasan Nasrallah, hastaneler, ilaç fabrikaları, gıda fabrikaları, ekmek fırınları ve elektrik jeneratörleri için ilk gemide mazota öncelik verdiklerini söylerken, İsraillileri ve ABD’lileri de Hizbullah’ın gemiyi ‘Lübnan toprağı’ olarak değerlendireceği konusunda uyardı. İran ve İsrail’e bağlı gemilerin geçtiğimiz aylarda saldırılara tanık olması ve her iki tarafın da birbirini bunların arkasında olmakla suçlamasından sonra uyarı, bir saldırı halinde yanıt verileceğini ima ediyor.
İran petrol sevkiyatının 12 ila 15 gün içerisinde Lübnan’a ulaşacağı tahmin edilirken, sevkiyatın Lübnan limanlarında mı boşaltılacağı yoksa bir Suriye limanında boşaltılıp kara yoluyla mı Lübnan’a taşınacağı henüz teyit edilmedi.
Nasrallah’ın açıklaması, Lübnanlıların bu adımın sonuçlarıyla ilgili endişelerini artırdı. Eski Başbakan Saad Hariri, yaptığı açıklamada “İran gemilerinin gelişiyle ilgili duyduklarımız Lübnanlılar için iyi bir haber mi, yoksa Lübnan’ın iç ve dış çatışmalara çekileceğine dair tehlikeli bir ilan mı?” şeklinde konuştu. Hariri, “Hizbullah, İran destek gemilerinin Venezuela ve diğer ülkelerin tabi olduğu yaptırımlara benzer şekilde Lübnanlılara ek riskler ve cezalar getireceğini biliyor” dedi.
Hariri ayrıca, İran gemilerini ‘Lübnan toprakları’ gibi görmenin ‘ulusal egemenlikten tavizin zirvesini oluşturduğunu söylerken, Lübnan’a ‘sanki İran’ın bir eyaletiymiş’ gibi yaklaşmayı reddetme çağrısı yaptı. Saad Hariri, “Hiçbir koşulda Lübnan'ı Araplara ve dünyaya düşman olan boş savaşlara sürükleyecek projelerin perdesi olmayacağız” dedi.
Eski Başbakan, “İran’dan ilaç talep edildiğinde, mazot ve benzin yüklü İran gemileri çağrıldığında ve askeri ve güvenlik yetkililerine rağmen onları gece gündüz deniz ve karadan getirme tehdidi ortaya koyulduğunda Hizbullah’ın, sağlıktan ekonomiye, savunmaya, limanlara, bayındırlık işlerine kadar tüm bakanlık pozisyonlarını devraldığı bir ülkede miyiz?” şeklinde konuştu.
Bu tavırlarla Lübnanlılara, ‘bir hükümet istenmediğinin söylendiğini’ işittiklerini vurgulayan Hariri, “Lübnan’ın şiddetle kardeşlerinin ve dostlarının desteğini alan bir hükümete ihtiyaç duyduğu bir zamanda İran gemilerini teslim alarak ve uluslararası toplumla çatışarak hangi hükümetin kurulmasını istiyorlar?” dedi. Hariri ayrıca, “Hizbullah, yönetimle gizli anlaşma vizesi alabilir. Başkanlık ekibinin sessizliği ile kendini gizleyebilir. Ancak Lübnan’ın çoğunluğundan, Lübnan’ı İran nüfuzuna teslim etmek için bir geçiş izni alamayacak. Bu tavırlar, vatandaşların yaşam ve ekonomik sıkıntılarını ikiye katlayacak, cehenneme giden yolu inşa edecektir” dedi.
Nasrallah’ın açıklamasının ardından (Maruni Falanjist Hristiyan) Lübnan Kuvvetleri Partisi (LKP) Genel Sekreteri Samir Caca, İran gemisi hakkında Cumhurbaşkanı Mişel Avn’a bir mektup göndererek, (Avn çizgisindeki) Enerji Bakanı’na suçlamada bulundu. Suçlama, Bakanın, devlet sübvansiyonlarının güvence altına alınamaması sonrasında özel şirketlere ve bazı özel sektör kurumlarına ‘benzin ve mazotu gerçek fiyatlarıyla ithal etme ve piyasaya sürme izni vermemesinin’ ardından gelişti. Bu bağlamda “Hizbullah’ın mazot gemisi getirmesi ve büyük ihtimalle Zahrani rafinerisinde boşaltacak olması karşısında şaşkınız” diyen Caca, “Sayın Cumhurbaşkanı, stratejik, askeri ve güvenlik kararlarına el koyan partinin, bugün ekonomik karara el koymasına, Lübnanlıları ve çıkarlarını tehlikeye atmasına, özel sektörü tamamen devirmesine ve Lübnan halkının tüm insanca ve kabul edilebilir yaşam olanaklarını kesmesine izin mi veriyorsunuz?” ifadelerini kullandı.
Samir Caca, ‘Lübnan’ı gerçek bir felaketle karşı karşıya getirecek olan çarpık ve uluslararası yasa dışı yollarla işleri halletmeyi Hizbullah’a bıraktıkları bir dönemde’
petrol, ilaç ve diğerlerinin ithalatını serbestleştirmedeki başarısızlığın bir sonucu olarak ülkeye olabileceklerden Avn’ı sorumlu tuttu
Aynı şekilde (Maruni Hristiyan) Ketaib Partisi Genel Sekreteri Sami Cemayel, İran petrolünün uluslararası hukuku ihlal ettiği ve Lübnan’a abluka ve yaptırımlara neden olacağı uyarısında bulunarak, ‘Cumhurbaşkanı, bakanlar ve milletvekillerinin yokluğundan’ duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Cemayel, “Kuşatmayı kıran Hasan Nasrallah değil, kuşatma onun yüzünden gelecek. Gemi uluslararası hukuku ve İran’a karşı yaptırımları ihlal ediyor ve Lübnan’a kuşatma ve yaptırımlar getirecek” dedi. Bir kanala konuşan Sami Cemayel, “Nasrallah’ın yöntemi sorunu daha da kötüleştiriyor. Lübnan politikasını ve tüm Lübnan yasalarını ihlal ediyor. Lübnan’ın geleceğiyle ilgili alınması gereken tüm önemli kararlardan sorumlu olması gereken Lübnan otoritesine, devletine ve hükümetine yönelik bir saldırı teşkil ediyor” açıklamasında bulundu.
 



Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.


G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
TT

G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, bugün yaptıkları ortak açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefiki silahlı gruplara, Sudan'ın el Ubeyd kentinde yeni katliamlara yol açabilecek veya sivilleri tehlikeye atabilecek bütün eylemleri durdurmaları çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre açıklamada Sudan ordusu da dahil olmak üzere bütün taraflardan çatışmaları durdurmaları, insani yardımların ulaştırılmasına izin vermeleri ve iyi niyetle müzakerelere katılmaları istendi.

Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler'in gerilimi düşürmeye yönelik çabalarına destek verildiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Darfur için uygulanan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısı yapıldı.

G7 ve AB, dış aktörleri de çatışan taraflara sağlanan askeri ve mali desteği sonlandırmaya davet ederken, ihlallerden sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi ile Sudan'ın birliğini ve demokratik beklentilerini destekleme taahhüdünde bulundu.


İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC