Reisi’nin önceliği Rusya ve Çin iş birliğini güçlendirmek

Rusya ve Çin İran dış politikasında en önemli öncelik.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 5 Ağustos’ta parlamento önünde anayasa yemini ettikten kısa bir süre sonra bir konuşma yapıyor (İran Cumhurbaşkanlığı Medya Ofisi)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 5 Ağustos’ta parlamento önünde anayasa yemini ettikten kısa bir süre sonra bir konuşma yapıyor (İran Cumhurbaşkanlığı Medya Ofisi)
TT

Reisi’nin önceliği Rusya ve Çin iş birliğini güçlendirmek

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 5 Ağustos’ta parlamento önünde anayasa yemini ettikten kısa bir süre sonra bir konuşma yapıyor (İran Cumhurbaşkanlığı Medya Ofisi)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 5 Ağustos’ta parlamento önünde anayasa yemini ettikten kısa bir süre sonra bir konuşma yapıyor (İran Cumhurbaşkanlığı Medya Ofisi)

İran Meclisi, cumartesi günü yeni hükümet için güvenoyu oturumu yaptı. Reformistler, Zarif’i görevde tutmaya çalışırken İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, rejim lideri “Rehber” Ali Hamaney’in uygulamakta ısrar ettiği ‘Doğu’ya yönelme’ politikasına uygun olarak Moskova ve Pekin ile kapsamlı iş birliği anlaşmasının canlandırılmasında büyük adımlar atmak için sabırsızlanıyor.
Rehber Hamaney, ister Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) düzeyinde olsun, ister ekonomik yaptırımların uygulanması açısında olsun ABD baskısını ve Batılı müttefiklerini engellemek amacıyla bu yaklaşımı benimsiyor.
Reisi, Rus ve Çinli mevkidaşlarına geçen çarşamba günü ilk iki ayrı temasta, dış politika önceliğinin Moskova ve Pekin ile stratejik ilişkileri güçlendirmek olacağını söyledi.
İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre Reisi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e “İran ve Rusya arasındaki kapsamlı iş birliğine yönelik ciddi şekilde kararlıyız” dedi. Reisi, iki ülkenin ilişkilerini ‘komşuluk ilişkileri için başarılı bir model haline getirecek’ bir düzeye yükseltmeyi hedeflediğini vurgulayarak, Moskova’nın ‘Tahran’ın Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) nihai üyeliğine kapı açacak bir mekanizma başlatma’ girişiminden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. İran, bu hususta son birkaç yıldır hiçbir ilerleme kaydedememişti.
İki lider, nükleer anlaşma umutlarını ve Nisan ayı başlarında başlayan altı turdan sonra 20 Haziran’da duraksayan yeniden canlanma yolunu ele aldı. Reisi, ABD’yi ‘siyasi ve medya oyunlarının ardından, günahkâr konumunda oturmak yerine davacı konumunda olmaya’ ve ‘şartları ihlal etme, haksız ve hukuka aykırı adımlardan sorumlu tutulmak yerine İran’ı sorumlu tutmaya’ çalışmakla suçladı. İran Cumhurbaşkanı, “İslam Cumhuriyeti, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması gibi uluslararası belgelere bağlıdır. Ayrıca barışçıl nükleer faaliyetler alanında insanların haklarını yerine getirmek, bu teknolojinin tüm barışçıl alanlarda faydalarından ve başarılarından yararlanmak konusunda ciddidir” dedi.
Rusya Sputnik Ajansı’nın haberine göre Kremlin, Putin’in ‘İran nükleer programıyla ilgili ortak eylem planının uygulanmasına devam edilmesini görüştüğünü’ bildirdi. İran cumhurbaşkanlığı Putin’in ifadelerinden alıntı yaparak, “Ortak Eylem Planı, nükleer anlaşmayla ilgili olmayan sorunlara rehin tutulamaz” dedi.
16 - 17 Eylül tarihlerinde Tacikistan’ın başkenti Duşanbe şehrinde gerçekleştirilecek olan Şanghay İşbirliği Zirvesi’nin oturum aralarında Putin ve Reisi’nin yüz yüze görüşmesi bekleniyor.
İran, Rusya ile her 5 yılda bir yenilenen ve Putin ile reformist eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi tarafından Mart 2001’de imzalanan iş birliği anlaşmasını yeniden gözden geçirmeyi ve güçlendirmeyi planlıyor.
Rusya’nın İran Büyükelçiliği tarafından İran topraklarının Sovyetler Birliği ve İngiltere işgali altında olduğu 1943 yılındaki Tahran Konferansı’nı hatırlatan bir fotoğrafı yayınlaması üzerine geçen çarşamba günü İran rejiminin Rusya’ya yönelik tepkisi sosyal medya organlarının dikkatini çekmişti. Bu gelişme sonrasında eski Meclis Başkanı Ali Mutahhari, duruma karşı uyarıda bulundu.
Hasan Ruhani hükümeti, 2015 yılında nükleer anlaşmaya varılmasının ardından rejim lideri Rehber Ali Hamaney’in hazırladığı politikanın bir parçası olarak Çin ile, direniş ekonomisi politikasının yanı sıra ‘Doğu’ya bakış’ veya ‘Doğu’ya yönelme’ başlığı altında 25 yıllık bir iş birliği anlaşması imzaladı. İki politika, bir yandan İran’a uluslararası ve ABD yaptırımlarına karşı bağışıklık kazandırma, diğer yandan da İran’ı Rusya ve Çin’in veto yetkisiyle BMGK’da korumayı amaçlıyor.
Daha önce Putin’in çağrısı üzerine Reisi, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı telefon görüşmesinde hükümetin dış politika önceliğinin, ‘Çin ile iş birliği seviyesini yükseltmek ve ilişkileri geliştirmek’ olduğunu vurguladı. Çin’in Kuşak ve Yol projesi gibi stratejik projelerinin, İran’ın çıkarlarıyla tamamen uyumlu olduğunu ifade etti.

Yeni Hükümet’e güvenoyu
İran parlamentosu, yarın (21 Ağustos) cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferinden iki ay sonra yeni cumhurbaşkanı tarafından önerilen 19 bakan için güven oylamasına başlayacak.
Reisi, yasa koyucuların önündeki ilk testinde kolay bir görevle karşı karşıya ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine en düşük katılımın sağlandığı tartışmalı seçimlerin ardından, görev süresinin başında meclisteki muhafazakâr çoğunluktan geniş destek almak üzere. Seçimler, yönetici kurumun ülke işlerini yönetme yaklaşımı konusundaki bölünmeyi takiben genişleyen iç anlaşmazlıklar boyutunu da ortaya çıkarmıştı. İlk güvenoyu oturumu, iki buçuk saat boyunca önerilen yapının genel bir savunmasında yeni cumhurbaşkanının gündemini ve politikasının ana hatlarını açıklamasıyla başlayacak.
Resmi IRNA haber ajansının Parlamento Başkanlığı Sözcüsü Nizamuddin Musavi’den aktardığına göre önerilen bakanlarla ilgili nihai oylamanın salı günü yapılması bekleniyor.
Parlamento sözcüsü, İran’daki bazı internet sitelerinde isimleri kabineye girmesi için önerilen bazı bakanların geri çekilme olasılığına ilişkin haberleri yalanlamadı veya doğrulamadı.
Ayrıca Aşura günü tatili münasebetiyle koronavirüsün yayılmasını engellemek üzere ülkede genel bir karantina uygulandı.

Abdullahyan, en şanslı
Parlamento Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi Sözcüsü Milletvekili Mahmud Abbaszade Meşkini, yapı için önerilen bakanlardan 5’inin, ezici bir çoğunlukla karşılaşacağını dile getirdi. Meşkini, Dışişleri Bakanlığı adayı Emir Hüseyin Abdullahyan’ın ‘Dışişleri bakanlığını üstlenmek üzere yüksek oy alacak kişilerden biri” olduğunu vurguladı.
Reisi, nükleer meselenin yönetimi hususunda ve anlaşmayı canlandırmayı ve ABD yaptırımlarını kaldırmayı amaçlayan Viyana müzakerelerine nasıl dönüleceğini konusunda bir strateji açıklamadı. Analistler, Reisi’nin nükleer müzakere yönetimini, karar alma düzenlemelerinde hükümet ve dışişlerinden daha yukarı bir organ olan Ulusal Güvenlik Yüksek Kurulu’na geri teslim etme kararı alabileceği kanaatinde.
Ulusal Güvenlik Komitesi’nin bir üyesi olan Milletvekili Zehra el-Lahyan, 19 Ağustos’ta ‘Mehr’ haber ajansına yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı müzakerelere devam etmeyi kabul edecek. Ama müzakere yöntemini de kesinlikle değiştirecek” dedi. Aynı şekilde Lahyan, nükleer anlaşmanın geleceğinin ‘rejimdeki üst düzey yetkililer tarafından kararlaştırılacak bir mesele’ olduğunu dile getirdi.
“Cumhurbaşkanı, müzakerelerin boşa gitmemesi gerektiğine inanıyor” diyen Milletvekili Zehra el-Lahyan, Abdullahyan’ın ‘Rehber ve Cumhurbaşkanının vizyonuyla tutarlı müzakereler’ görüşünü, olumlu ve yapıcı olarak nitelendirdi. Milletvekili, geçen hafta Ulusal Güvenlik Komitesi tarafından gözden geçirilen planının ‘kapsamlı bir plan’ olduğuna dikkati çekerken, önceliğinin ‘ekonomik diplomasiyi güçlendirmek ve yaptırımları kaldırmak’ olduğunu vurguladı. Lahyan, “Milletvekilleri bunların, takip edilmesi gereken konular olduğuna inanıyor” dedi.
Abdullahyan’ın atanması, Zarif’in nükleer anlaşma yaklaşımının destekçileri arasında endişelere yol açıyor. Öyle ki Reformist Cephe Merkezi Komitesi üyesi Hasan Resuli, ‘Haber Online’a yaptığı açıklamada “Abdullahyan ile Zarif arasında büyük bir uçurum var. Çünkü Zarif, uluslararası gruplarda tanınan bir yüz. Bunun yanı sıra ülke ulusal güvenlikle ilgili en önemli mesele, yani nükleer meselede ilerlemenin zirvesinde” şeklinde konuştu.
Reformist politikacı, Zarif’in dışişleri bakanlığı görevinde kalmasını istiyor. Bu olmazsa da Resuli’ye göre Dışişleri Bakanlığı'nın ana kadrosunu, Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve nükleer baş müzakereci Abbas Arakçi’den, İran’ın BM daimi büyükelçisi Mecid Taht Ravançi’den ya da nükleer anlaşma sürecinin karmaşıklığına katılan isimlerden oluşturmak daha iyi.
Öte yandan Milletvekili Abbaszade Meşkini, topun ABD ve Batı’nın sahasında olduğunu unutmamak gerektiğine inanıyor. Meşkini, bu tarafın ‘eksiklikleri, kayıpları ve verilen sözleri yerine getirmemeyi telafi etmek için’ anlaşmaya dönmesi gerektiğini söyledi. Meşkini ayrıca, İslam Cumhuriyeti’nin nükleer anlaşmada öngörülen tüm taahhütlerini yerine getirdiğini vurguladı.
Milletvekili Abbaszade Meşkini, “Yeni hükümetin nükleer anlaşmadaki stratejisinin de aynı doğrultuda olmasını bekliyoruz. Karşı taraf yükümlülüklerini yerine getirmemeye karar verir ve baskı uygularsa, İran’ın ulusal çıkarlar çerçevesinde yeni bir strateji takip etmesi ve karşı tarafı daha önceki asabi tavırlarla karşı karşıya getirmemesi gerekir” dedi.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.