Lübnan Parlamentosu, Avn’ın sübvansiyon krizini çözme talebine hükümetin kurulması çağrısıyla yanıt verdi

Berri’den Basil’e: Parlamento tehdit edilemez. İsteyen istifa etsin.

Lübnan Parlamentosu 20 Ağustos’ta Nebih Berri başkanlığında toplandı. (Parlamento internet sitesi)
Lübnan Parlamentosu 20 Ağustos’ta Nebih Berri başkanlığında toplandı. (Parlamento internet sitesi)
TT

Lübnan Parlamentosu, Avn’ın sübvansiyon krizini çözme talebine hükümetin kurulması çağrısıyla yanıt verdi

Lübnan Parlamentosu 20 Ağustos’ta Nebih Berri başkanlığında toplandı. (Parlamento internet sitesi)
Lübnan Parlamentosu 20 Ağustos’ta Nebih Berri başkanlığında toplandı. (Parlamento internet sitesi)

Lübnan Parlamentosu, 20 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın Merkez Bankası’nın akaryakıt sübvansiyonlarını kaldırma hamlesine ilişkin karar alma talebine olumlu yanıt vermedi. Parlamento’dan Avn’a verilen cevapta ‘yeni bir hükümet kurma, finansman kartının dağıtımını hızlandırma ve piyasayı tekelden kurtarma’ çağrısı yaptı.
Avn, parlamentoya Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame hakkında ‘yakıt sübvansiyonlarını kaldırma kararının arka planına karşı şikâyette bulunduğu’ bir mektup göndermiş ve Selame’yi ‘kararını vermeden önce siyasi otoriteye danışmamakla’ suçlamıştı.
Avn’ın mesajını okumak için 20 Ağustos’ta yapılan parlamento oturumunda Lübnan’daki tartışmalı konular ele alındı. Oturumda ayrıca hükümet ve buna katılım konusunda tartışma yaşanırken milletvekili Cibran Basil, karar alınmazsa parlamentodan istifa etme tehdidinde bulundu. Bununla birlikte Meclis Başkanı Nebih Berri de ‘kimsenin meclisi tehdit edemeyeceğini’ ve ‘isteyenin istifa edebileceğini’ söyledi.
Başta un, yakıt, ilaç ve gıda maddeleri olmak üzere Lübnan Merkez Bankası’nın yurt dışından dolar cinsinden ithal edilen sübvansiyonlu hayati malları finanse etmek için kullandığı sabit para rezervlerinin azalması sonrasında finansman kartı, yoksulların yaşadığı ekonomik zorlukların etkisini hafifletmek için resmi mekanizmalardan ve güncel çözümlerden biri olarak görülüyor.
Merkez Bankası, gıda sübvansiyonunu durdurup sübvansiyondan ilaçların payını düşürdükten sonra iki hafta önce ithal yakıtlara döviz sağlayamadığını açıklamıştı. Bu durum, Lübnan Cumhurbaşkanı’nı çözüm bulmak için parlamentoya seslenmeye sevk eden siyasi ve sosyal bir krize neden oldu.
Parlamento tarafından onaylanan ‘yürütme yetkisindeki boşluğu doldurulması, hükümetlerin sübvansiyonların kaldırılması ve finansman kartının uygulanması yönünde kararlar alması’ doğrultusunda,  hükümet kurmak dışında temel bir çözüm bulunamadı. Satın alma gücü büyük ölçüde düşen Lübnanlıların sıkıntılarını hafifletmek için Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) alınan kredilerle finansman sağlanması planlanıyor.
Lübnan, sübvansiyonların kaldırılması konusunda siyasi bir bölünmeye tanık oluyor. Lübnan Kuvvetleri, İlerici Sosyalist Parti; Özgür Yurtsever Hareket ve Hizbullah’ın karşı çıktığı sübvansiyonun kaldırılması için baskı yaparken Müstakbel Hareket ve Emel Hareketi de sübvansiyonların kaldırılması için bir ön koşul olarak finansman kartının uygulanmasında ısrar ediyor.
Özgür Yurtsever Hareket lideri Cibran Basil 20 Ağustos’ta, bu koşullarda desteği sürdürmek için herhangi bir adım atmazsa parlamentodan istifa etmekle tehdit etti. Basil, “Meclis, bugün bir karar vermeli. Yoksa azınlık olarak bizler, mecliste kalmamızın halen mantıklı olup olmadığını merak ediyoruz” derken Meclis Başkanı Nebih Berri de “Kimse, parlamentoyu tehdit etmesin. İsteyen istifa etsin. Parlamentoya yönelik tehdidi kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.
Basil, Temsilciler Meclisi oturumu sırasında “Özellikle elektrik meselesiyle ilgili olarak yaşananlar, siyasi alandaki kötülüğün sonucudur” diyerek üretim istasyonları için yakıt satın almak üzere Elektrik Şirketi lehine 200 milyon dolarlık hazine avansı sağlama önerisinin reddedilmesine atıfta bulundu.

Basil açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame, tek taraflı bir karar verdi. Akaryakıt krizinden kaynaklı bir patlamaya 3 ile 5 gün uzaktayız ve müdahale etmeliyiz. Temsilciler Meclisi toplantısı, resmen meclisin rolünden geri adım attığı anlamına gelir. Azınlık olarak mecliste kalmamızın halen mantıklı olup olmadığını veya görev süresini kısaltmak ve erken seçime gitmek gerekip gerekmediğini sorguluyoruz.”
Cumhurbaşkanı’nın Merkez Bankası Başkanı’nı eleştirdiği mesajın içeriği, Lübnan Kuvvetleri tarafından cumhurbaşkanlığa karşı bir siyasi eleştiriye dönüştü. George Advan, yaptığı açıklamada “Başkandan hiçbir zaman memnun olunamaz ve onunla aynı fikirde olmadığımız zaman ondan hesap sorulmasını talep ederiz” dedi.
“İstifa eden hükümetin finansman kartını uygulayacağını ve ne zaman uygulayacağını kim söylüyor?” diye soran Advan, “Hükümet kuramıyorsunuz ve seçim hesaplarına yönelik finansman kartı içerdiği için Sosyal İşler Bakanlığı pozisyonunu kimin almak istediğini tartışıyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri de Advan’a hitaben “Şu an hükümetin oluşumunu kolaylaştırabilecek sebeplerden biri, sizin ona katılmanızdır” diyerek Lübnan Kuvvetleri’nin hükümete katılmayı boykot etmesine atıfta bulundu.
Advan  da Berri’ye “Sorun, birinci ve ikinci danışmanların atandığı kotadır” diyerek Cumhurbaşkanı’nın danışmanlarına işaret etti.
Avdan, oturum sonrasında yaşananların ‘hızlı bir başarısızlık bağlamında ortaya çıktığını, ayrıca meseleleri bir kota zihniyetiyle yöneten bir kontrol otoritesinin varlığında ve mevduat sahiplerinin parasını ve mevcut rezervlerini boşa harcayan bir uygulama bağlamında geldiğini’ vurguladı. “Oturumda, finansman kartı ile çalışılması gerektiğini, benzin, mazot ve ilacı güvence altına almak için ithalat kapısının açılması gerektiğini vurguladık” dedi.
Demokratik Buluşma üyesi Milletvekili Hadi Ebu el-Hasan da şu açıklamada bulundu:
“Mevduat sahiplerinin kalan parasını harcamak için örtü görevi gören herhangi bir yasa çıkarmayı reddediyoruz. Bu, bir süre sonra Merkez Bankası rezervi tükenince sübvansiyonları zorla kaldırmamıza sebep olacak büyük bir hatadır. Böylece mevduat sahiplerinin kalan parası buharlaşacaktır. Finansman kartının seçim kartına dönüşmemesi için, 45 gün içinde çalışmaya başlamak kaydıyla hükümet, Dünya Bankası ile iş birliği içinde ve gözetiminde finansman kartı için pratik adımlar atılmasına izin versin.”
Diğer yandan Müstakbel Hareket üyesi olan Temsilciler Meclisi Milletvekili Samir el-Cisr, finansman kartının onaylanması, piyasanın serbestleştirilmesi ve hızla bir hükümet kurulması çağrısında bulundu.
Temsilciler Meclisi Başkanı, oturumun sonunda “Çözüm, bir an önce yeni bir hükümetin kurulmasında, finansman kartının çıkarılmasında ve piyasanın serbestleştirilmesinde yatıyor” dedi.



Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.


G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
TT

G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, bugün yaptıkları ortak açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefiki silahlı gruplara, Sudan'ın el Ubeyd kentinde yeni katliamlara yol açabilecek veya sivilleri tehlikeye atabilecek bütün eylemleri durdurmaları çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre açıklamada Sudan ordusu da dahil olmak üzere bütün taraflardan çatışmaları durdurmaları, insani yardımların ulaştırılmasına izin vermeleri ve iyi niyetle müzakerelere katılmaları istendi.

Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler'in gerilimi düşürmeye yönelik çabalarına destek verildiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Darfur için uygulanan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısı yapıldı.

G7 ve AB, dış aktörleri de çatışan taraflara sağlanan askeri ve mali desteği sonlandırmaya davet ederken, ihlallerden sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi ile Sudan'ın birliğini ve demokratik beklentilerini destekleme taahhüdünde bulundu.


İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC