Taliban karşıtı direnişin yeni sembolü Ahmed Mesud, Şarku’l Avsat’a konuştu: Eşref Gani, Afganistan’da açtığı çukurun ne kadar derin olduğunu anlayamadı

Ahmed Mesud, Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, “Silahsız ve barış içinde Pençşir’e gelebilirler. Ama silahla girmek isterlerse son adama kadar savunmaya hazırız” dedi.

Ahmed Mesud, Kabil'in kuzeyindeki Pençşir bölgesinde "Taliban’a karşı yeniden direnişe" öncülük ediyor (Reuters)
Ahmed Mesud, Kabil'in kuzeyindeki Pençşir bölgesinde "Taliban’a karşı yeniden direnişe" öncülük ediyor (Reuters)
TT

Taliban karşıtı direnişin yeni sembolü Ahmed Mesud, Şarku’l Avsat’a konuştu: Eşref Gani, Afganistan’da açtığı çukurun ne kadar derin olduğunu anlayamadı

Ahmed Mesud, Kabil'in kuzeyindeki Pençşir bölgesinde "Taliban’a karşı yeniden direnişe" öncülük ediyor (Reuters)
Ahmed Mesud, Kabil'in kuzeyindeki Pençşir bölgesinde "Taliban’a karşı yeniden direnişe" öncülük ediyor (Reuters)

Pençşir Vadisi, Kabil havaalanının kaosundan ve ülkeden kaçmaya çalışan mülteci kuyruklarından uzakta başka bir dünya gibi görünüyor. Bu vadide her yer yemyeşildir ve meyvelerle süslenmiştir. Vadinin içinden geçen Pençşir Nehri, güçlü akıntıları ile Hindikuş’tan doğuya doğru yol alır. Bölge, İsviçre'ye rakip olan çarpıcı manzaralarla doludur. Gerçekten de Pençşir, on yıllardır National Geographic'in favori bölgelerinden biridir. Sovyet karşıtı dönemde de Batılı ve Doğulu fotoğrafçılar, rahmetli lider Ahmed Şah Mesud'un fotoğraflarını çekmek için buraya akın etmişlerdir.
Görünen o ki, tüm direniş güçlerinin seferber olmaya çalıştığı bu bölge şimdi yeniden savaşa hazırlanıyor, ama orada nasıl bir direniş var? Son iki haftayı merhum Ahmed Şah Mesud’un oğlu ve halefi Ahmed Mesud ile geçirdim. Tüm bu süre boyunca Ahmed Mesud, güneyde Kandahar'dan kuzeyde Badahşan'a kadar siyasi ve askeri liderlerle görüşmekle meşguldü. Hatta Kabil'in düşüşünden önce bile Mesud, Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani'nin, Taliban’ın ele geçirdiği ilk bölge olan Nimuz’un düşüşünden sonra ülkeyi terk etmeye hazırlandığı ortaya çıktığı süreçte bile en kötü duruma hazırlanmak için 7/24 toplantılarda bulunuyordu.

Eşref Gani’nin sorumluluğu
Mesud, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda “Eşref Gani, Afganistan’da açtığı çukurun ne kadar derin olduğunu anlayamadı. Tüm dünyanın Kabil'i yılda milyarlarca dolar finanse ettiği sırada onun elinde altın bir fırsat vardı. Ancak Afgan halkının çoğunluğu hala yoksulluk sınırının altında yaşarken birkaç siyasi seçkin milyonlarca dolar kazanıp bunu yurtdışındaki hesaplarına transfer ettiler. Bunun yanı sıra Gani, Peştun kartını Tacikler, Özbekler ve Hazaralara karşı kullanarak Afganlar arasında daha fazla etnik bölünmeye yol açan bir gündeme sahipti” dedi.
Ahmed Mesud açıklamalarına şöyle devam etti:
"Afganistan hiçbir zaman güçlü bir merkezi sistem kuramadı. Bu konuda 100 yıldan fazla bir süredir başarısız oldu. Artık en iyi çözümün, ülkenin genel toprak bütünlüğüne zarar vermeden adem-i merkeziyetçilik ve bölgesel güçlendirme olduğu ortaya çıktı. Afganistan'ın tek bir ulusu temsil ettiği doğru ama tek şehirden yönetilmemeli. Tıpkı İsviçre gibi Afganistan’da da farklı milliyetler ve diller var. İsviçre’de tek bir devlet olduğu doğrudur ancak onların da İskoçya ve Britanya’dakine benzer bir şekilde özel meclisler kurmaya ihtiyaçları var. Ayrıca Fransızca, Almanca ve İtalyanca konuşan İsviçrelilerin ülkelerinde kendi özel sistemleri var. Afganistan’da ise, son derece merkezi olan yönetim ve zayıf güvenlik sistemi nedeniyle yolsuzluklar çoğaldı ve bundan dolayı Afgan hükümeti halkın desteğini kazanamadı. İnsanlar Taliban’ın kötü günlerini hatırladıkları halde yeni rejimin onları koruyabileceğine inanmadılar ve Eşref Gani’ye güvenmediler. Bu durum, çok çeşitli ve çok etnik gruptan oluşan Afgan toplumunun, merkezi olmayan bir siyasi ve silahlı kuvvetlere ihtiyacı olduğunu gözler önüne serdi.”

Pençşir ve direniş
Ahmed Mesud ile Kabil'den Pençşir’e giderken, intihar saldırıları tehditleri nedeniyle rotamızı iki defa değiştirmek zorunda kaldık. Taliban’ın birkaç saat içinde bölge bölge ilerleyişi, Kabil’den Pençşir’e yolculuğu adete dünyadan Mars’a yapılan bir yolculuğa çevirdi. Pençşir’e vardıktan sonra, sessizliğin hüküm sürdüğü ve sadece güçlü akan nehir sularının kükremesinin duyulduğu tamamen farklı bir dünyaya geldik. Kabil’deki tüm korkudan uzak olan burada bulunan herkes Taliban ile yüzleşmeye hazırdı.
Mesud, “Taliban ile görüşmeye hazırız ve hareketle zaten temaslarımız var ve ortak temsilcilerimiz birkaç kez birbiriyle görüştü. Biz de Müslümanız, ancak zorla dayatılarak hiçbir şey yapmayacağız. Babam da Taliban'la görüşmüştü. 1996'da Kabil’in dışında Taliban’ın lideriyle görüşmek için silahsız ve korumasız olarak oraya gidip onlara şöyle dedi: “Ne istiyorsunuz? İslam dinini uygulamak mı? Biz de Müslümanız ve biz de barış istiyoruz, bu yüzden birlikte çalışalım.” Ancak hareket silahla bir şeyleri dayatmak istiyor ki bunu kabul etmeyeceğiz. Barış istiyorlarsa ve bizimle konuşup bizimle çalışıyorlarsa, biz ve tüm Afganlar için barış olacak.”
Ahmed Mesud şöyle devam etti:
“Pençşir direnen tek il. Tüm ülke düştü ama biz dimdik ayaktayız. Tıpkı seksenlerde Sovyetleri ve doksanlarda Taliban'ı yendiğimiz gibi. Unutmamalısınız ki babamın döneminde Taliban kuzeyi ele geçiremedi, sonra El Kaide örgütü onu öldürdü ve sonrası malum. Ama ülkeye barış, güvenlik ve istikrar getirmek için babamın kan hakkını affetmeye istekli ve hazırım.”
Mesud, Afganların herhangi bir teröre teslim olmayacağını söyleyerek, “Taliban ile siyasi müzakereler yoluyla kapsayıcı bir hükümet kurmaya hazırız, ancak kabul edilemez olan, aşırılık ile karakterize edilmiş bir Afgan hükümetinin kurulmasıdır. Bu sadece Afganistan için değil, bölge ve tüm dünya için ciddi bir tehdit” dedi.

El Kaide ve terör
1990'larda Taliban, Afganistan topraklarının yüzde 85'ini ele geçirdikten sonra dünyanın dört bir yanındaki terörist gruplar buraya geldiler. Sonrasında ise 11 Eylül 2001 olaylarına tanık olduk. El Kaide’nin eski lideri Usame bin Ladin gibi Arap ülkeleri tarafından aranan birçok düşman Afganistan’a geldi.
Ahmed Mesud "Biz sadece Taliban tarafından dayatılan herhangi bir kurala karşı değil, aynı zamanda genel olarak uluslararası terörizme karşı da direniş güçleriyiz. Babam, daha El Kaide kurulmadan önce uyarmıştı. Hatta 1980’lerde birçok ülkeden aşırılık yanlısı teröristler buraya geldiğinde uyarmıştı. Bunlar buraya Afganistan için gelmediler, başka şeyler için geldiler. Sonrasında 11 Eylül olayları ve Ortadoğu’daki felaketler gibi birçok olay oldu. Biz artık buraya uluslararası savaşçıların gelmesini istemiyoruz. Çünkü Ortadoğu ile ilişkilerimiz çok önemli ve Suriye ve Libya gibi Ortadoğu ülkelerinden ve Orta Asya’dan pek çok aşırılıkçı gelebilir. Pençşir, herhangi bir aşırılığa karşı ilk savunma hattı olmaya devam edecektir”  açıklamasında bulundu.

Barış koşulları ve iktidar paylaşımı
Ahmed Mesud “Bütün Afganlar olarak 40 yıllık savaşın sona ermesini istiyoruz, ancak Taliban'ın barışçıl olması için, bölgesel özerkliği, iktidar transferini ve adem-i merkeziyetçiliği içeren bazı temel şeylere sahip olmalıyız. Taliban,  Afganistan’da herhangi bir aşırılığa ve uluslararası terörist grupların varlığına hayır diyebilmeli. Ayrıca iktidar paylaşımı da olmalı. Bölgelerimizin kimse tarafından zor kullanılarak yönetilmesini istemiyoruz. Bugün bazı Taliban savaşçıları, 1990’larda savaşan ebeveynlerinden daha aşırılıkçı hale geldiler. Bu, onların DEAŞ ve El Kaide gibi modern aşırılık yanlısı gruplarla olan bağlantılarından kaynaklanmaktadır. Taliban’ın reforme edilmediği doğru ancak hala onlarla oturup konuşabiliyoruz. Konuşuyoruz da zaten. Bir çıkış yolu bulmayı ve tüm savaşları sona erdirmeyi umuyoruz. Uluslararası terörizme karşı olduklarını söylüyorlar ancak bunu eylemde de görmeliyiz. Bunu gerçekten istediklerini umuyoruz. Savaşmak istemiyoruz ama Pençşir’e girerlerse savaşmaya hazırız. Silahsız ve barış içinde gelebilirler. Ama silahla girmek isterlerse son adama kadar savunmaya hazırız. Ancak karşımızdaki Taliban bile olsa barışa bir şans tanımalıyız” ifadelerini kullandı.

Babasının izinden... Pençşir’deki 'Taliban karşıtı direniş' mirasının sahibi Ahmed Mesud

 


Trump, İran'a saldırı kararını yakında verecek... Tahran askeri tesislerini yeniden tahkim ediyor

Trump, İran'a saldırı kararını yakında verecek... Tahran askeri tesislerini yeniden tahkim ediyor
TT

Trump, İran'a saldırı kararını yakında verecek... Tahran askeri tesislerini yeniden tahkim ediyor

Trump, İran'a saldırı kararını yakında verecek... Tahran askeri tesislerini yeniden tahkim ediyor

ABD ile İran arasında askeri çatışmaların yeniden başlaması ihtimali gündemdeki yerini korurken, ABD Başkanı Donald Trump, yeni saldırılar düzenleyip düzenlemeyeceğine ilişkin kararını "yakında" vereceğini açıkladı. Bu açıklama, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) muharebe operasyonlarının yeniden başlaması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürdüğü ve Katar'ın Washington ile Tahran arasında uzlaşma sağlanması amacıyla yürüttüğü diplomatik girişimlerin devam ettiği bir dönemde geldi.

Trump, yeni askeri saldırılar düzenlemek, İran'a yönelik ekonomik baskıyı sürdürmek veya Tahran'ın tavizler vermesini öngören bir anlaşmaya varmak gibi farklı seçenekleri değerlendiriyor. Öte yandan uydu görüntüleri, İran'ın önemli füze üslerinin çevresinde kazı ve inşaat çalışmalarının yürütüldüğünü, ABD ve İsrail'in saldırılarında hasar gören en az 12 askeri tesiste ise onarım faaliyetlerinin devam ettiğini ortaya koydu.

Diplomatik cephede ise Katarlı arabulucular, karşılıklı adımlar içeren bir güven artırıcı anlaşma taslağını ilerletmeye çalışıyor. Taslak kapsamında ABD'nin deniz ablukasını kaldırması ve İran'ın dondurulmuş varlıklarının bir bölümünü serbest bırakması öngörülüyor. Buna karşılık Tahran'ın, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerini saldırılara hedef olan nükleer tesislere davet etmesi ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden gemi trafiğine açması bekleniyor. Bu adımların, nükleer program ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin müzakerelerin yeniden başlamasının önünü açması hedefleniyor.

Buna karşılık İran, Washington'a sunduğunu belirttiği yedi şartta ısrar ediyor. Tahran yönetimi, bu şartlar yerine getirilmeden Hürmüz Boğazı'nı açmayı veya müzakerelere başlamayı reddediyor.

Tüm bu gelişmeler, İsrail'in saldırıların yeniden başlatılması yönündeki baskısını artırdığı ve ABD'de askeri tırmanışın gerekliliği ile olası sonuçları konusunda farklı görüşlerin dile getirildiği bir dönemde yaşanıyor. Washington'daki tartışmalarda özellikle olası bir çatışmanın enerji piyasaları üzerindeki etkileri öne çıkıyor.


Demokratların ara seçim zaferi, ABD-İsrail ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Trump, Vance'in Cumhuriyetçilerin ara seçim mağlubiyetini İsrail'le ilişkilere ve İran savaşına bağlamasıyla ilgili açıklamalarını doğrudan hedef almaktan kaçındı (AP)
Trump, Vance'in Cumhuriyetçilerin ara seçim mağlubiyetini İsrail'le ilişkilere ve İran savaşına bağlamasıyla ilgili açıklamalarını doğrudan hedef almaktan kaçındı (AP)
TT

Demokratların ara seçim zaferi, ABD-İsrail ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Trump, Vance'in Cumhuriyetçilerin ara seçim mağlubiyetini İsrail'le ilişkilere ve İran savaşına bağlamasıyla ilgili açıklamalarını doğrudan hedef almaktan kaçındı (AP)
Trump, Vance'in Cumhuriyetçilerin ara seçim mağlubiyetini İsrail'le ilişkilere ve İran savaşına bağlamasıyla ilgili açıklamalarını doğrudan hedef almaktan kaçındı (AP)

ABD'deki ara seçimlerde Demokratların kazandığı başarının ardından Washington ve Tel Aviv ilişkilerinin nasıl şekilleneceği merak ediliyor.

AP'nin aktardığı resmi olmayan sonuçlara göre Demokratlar, 435 sandalyeye sahip Temsilciler Meclisi'nde 240 sandalye kazandı. Cumhuriyetçiler ise çoğunluğu kaybederek 147 sandalyede kaldı. Böylelikle Demokratlar, Temsilciler Meclisi'nde çoğunluk için gereken 218 sandalyeyi geçti.

Seçimlerde sandığa gidenler, Senato'daki 100 sandalyeden 35'ini belirlemek için de oy kullandı. Senato'daki toplam dağılımda Demokratların sandalye sayısı 54'e yükselirken, Cumhuriyetçilerin sandalye sayısı 44'e geriledi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, İsrail'e askeri yardımı yıl sonunda durduracaklarını duyurması bile Cumhuriyetçilerin mağlubiyetini engelleyemedi.

ABD Başkanı, Wall Street Journal'a (WSJ) verdiği röportajda Cumhuriyetçilerin aldığı yenilginin kısmen İran savaşıyla bağlantılı gelişmelerden kaynaklandığını kabul etmişti. Diğer yandan İran'la savaşa girmekten pişman olmadığını belirterek "Doğru olanı yaptım, yine olsa yine aynısını yapardım" demişti.

2028'deki başkanlık seçimlerinde muhtemel adaylar arasında gösterilen ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise daha net bir çıkış yaparak, Cumhuriyetçilerin seçimlerde yenilgiye uğramasının nedenleri arasında hem İran savaşını hem de İsrail'le ilişkileri gösterdi.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ise Vance'in açıklamasına ilişkin "Bunlar, en büyük dostumuz ve müttefikimizde zaten bir süredir hissedilen, konuşulan düşünceler" değerlendirmesini paylaştı.

Demokratların ara seçimlerdeki zaferiyle, seçim kampanyalarında İsrail'e yönelik sert eleştirilerde bulunan ve ABD'nin bu ülkeye askeri yardımlarına karşı duran siyasetçiler de Kongre'ye girdi. ABD Senatosu'nda görev yapacak ilk Müslüman olan Abdul el-Sayed, Minnesota'dan Senato'ya giren Peggy Flanagan, Maine'den Troy Jackson İsrail'in Gazze'de soykırım yaptığını söylemişti.

Haaretz'in analizinde, 3 Ocak 2027'de göreve başlayacak yeni Kongre'nin Tel Aviv karşıtı bir tutum sergilemesi halinde uzun vadede İsrail ekonomisinin zarar görebileceğine ve ülkenin ABD'nin askeri himayesini kaybedebileceğine dikkat çekiliyor.

İsrail'de 27 Ekim'de düzenlenen yasama seçimlerinin ardından henüz hükümet kurulamadı. Analizde, yeni kurulacak hükümetin İran ve Gazze politikasında ciddi değişiklikler yapmaması halinde ABD'yle ilişkilerini uzun vadede korumakta güçlük çekebileceği değerlendirmesi paylaşılıyor.

İsrail milyar dolarlık askeri siparişleri bekliyor

Trump iki yıl daha görev yapacak. Ancak WSJ'nin analizine göre, ABD Başkanı'nın ara seçimlerden bir gün önce 2026 sonunda İsrail'e askeri desteği sonlandıracağını açıklaması, Tel Aviv yönetimini hazırlıksız yakaladı.

ABD'nin İsrail'e yönelik mevcut 10 yıllık askeri yardım anlaşması 2028'de sona eriyor. Anlaşma kapsamında Washington, İsrail'e yılda 3,3 milyar dolar askeri finansman sağlıyor. Önümüzdeki iki yıl için taahhüt edilen toplam yardım ise yaklaşık 7 milyar dolar.

Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kongre'ye gönderdiği ve WSJ'nin incelediği belgeye göre İsrail'in 1 Nisan 2026 itibarıyla verdiği mevcut siparişlerin karşılanması için 2028 sonrasında yaklaşık 10 milyar dolar daha gerekiyor. İsrail'in ABD'den henüz teslim almadığı milyarlarca dolarlık silah ve askeri teçhizat siparişi, Trump'ın yardımları sonlandırma vaadinin uygulanmasını karmaşıklaştırıyor.

Independent Türkçe, Haaretz, AP, Wall Street Journal, CNN, Times of Israel


Fransa'dan seçim yenilgisi ve ABD ile İran arasındaki "ne savaş ne barış" durumuna ilişkin değerlendirme

Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)
Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)
TT

Fransa'dan seçim yenilgisi ve ABD ile İran arasındaki "ne savaş ne barış" durumuna ilişkin değerlendirme

Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)
Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)

Paris, ABD Başkanı Donald Trump'ın ara seçimlerde uğradığı yenilginin İran'la savaş sürecine olası yansımalarını değerlendirirken ihtiyatlı bir tutum sergiliyor. Trump'ın, Ukrayna ve İran meselelerinde olduğu gibi, Avrupa başkentlerini ve bu arada Paris'i kendi kararlarıyla defalarca şaşırtmış olması nedeniyle Fransız diplomasisi, geleceğe ilişkin öngörülerde bulunmaktan kaçınıyor.

Paris yönetimi de bütün başkentler gibi Trump'ın seçim yarışından zayıflamış olarak çıktığının farkında. Ancak bilinmezliğini koruyan asıl konu, Trump'ın bundan sonraki planları. Nitekim Trump, İran'a yönelik savaşın Cumhuriyetçi Partisi'nin seçim yenilgisinin nedenlerinden biri olduğunu bizzat kabul etti. Fransız başkentinde bazı çevreler, Trump'ın yakın ekibinin, hatta belki de Trump'ın kendisinin bile bu savaşın geleceğine ilişkin nasıl bir yol izleneceğini bilmediği görüşünde.

Ancak Paris, İran dosyasından elini çekmiş değil. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un kısa süre önce gerçekleştirdiği ve Körfez'deki altı ülkeden beşini kapsayan geniş kapsamlı ziyaret de bunun göstergesi. Macron'un bu ziyarette, özellikle sonbahar ve kış döneminde ülkesinin petrol, doğal gaz ve türev ürün ihtiyacını güvence altına alma çabasının yanı sıra, altı ülkenin liderleriyle ele aldığı temel mesele, Paris'in aylardır bölgede hüküm sürdüğünü belirttiği "ne savaş ne de barış" durumundan nasıl çıkılacağı oldu.

Fransız kaynaklar, Fransa'nın bölgede askerî varlık göstermesine de dikkat çekiyor. Ancak bu durum, Fransa'nın İran'a karşı yürütülen savaşın tarafı olduğu anlamına gelmiyor. Paris, bölgedeki askerî angajmanının tamamen savunma amaçlı olduğunu vurguluyor.

Fransa'nın değerlendirmesi, İran'ın nükleer programının denetim altına alınması, Tahran'ın Körfez bölgesindeki istikrarı bozan uygulamalarına son vermesi ve Körfez suları, Hürmüz Boğazı ile Babülmendeb Boğazı'nda serbest deniz ulaşımının sağlanması ilkelerine dayanıyor. Paris'e göre bunlar bütün tarafların üzerinde uzlaşabileceği ortak hedefler. Bu şartlar oluşturulmadan bölgede güvenlik ve istikrarın tesis edilmesi mümkün değil.

Avrupa ile ABD arasındaki görüş ayrılığı ise bu hedeflere ulaşmada kullanılacak yöntemler konusunda ortaya çıkıyor. Paris, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinin ortak bir yaklaşım benimsediğini belirtiyor. Fransa ve İngiltere, Hürmüz Boğazı'nda güvenli geçişi sağlamak amacıyla Avrupa merkezli bir misyon başlatırken, Avrupa ülkeleri 2024'ten bu yana Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı'nda gemilerin korunmasına yönelik faaliyet yürütüyor.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u 22 Ekim 2026'da Riyad'da karşılarken. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u 22 Ekim 2026'da Riyad'da karşılarken. (SPA)

"Ne savaş ne barış" durumuna karşı uyarı

Fransa'nın bakış açısına göre bölgede yeniden savaş çıkma riski hâlâ mevcut. Paris, bazı çevrelerin ABD'deki son iç siyasi gelişmelere rağmen bu ihtimali, İran rejimini devirmek için değerlendirilmesi gereken bir "fırsat" olarak görebileceğinin de farkında. Bu yaklaşımı savunan isimlerin başında ise Binyamin Netanyahu geliyor.

Paris ve çok sayıda Avrupa ülkesi, savaşın şubat ayında başlamasından sonra İran'a yönelik askerî harekâttan uzak durdu. Fransa, yeniden savaş ihtimaline karşı da aynı mesafeli tutumunu koruyor. Ayrıca Paris, savaşın nihai hedefi olarak gösterilen İran rejiminin devrilmesinin gerçekleşmeyeceği kanaatinde.

Fransız değerlendirmesine göre İran'a yönelik askerî saldırılar, rejimi ayakta tuttu ve daha da güçlendirdi. Söz konusu saldırılar, rejim içerisindeki en radikal unsurların kendi etrafında kenetlenmesini sağlarken, nükleer program sorununu da çözmedi.

Körfez'deki mevcut durumun devam etmesi ise fiilen "gri bölgede", yani "ne savaş ne de barış" koşullarında kalınması anlamına geliyor. Bu durum, normalleşmeye dönüşü zorlaştırırken, bölgenin uzun süre güvenlik ve istikrarsız kalmasına yol açabilir. Bunun sonucunda petrol ve doğal gaz tedariki ciddi zarar görür, bölgesel ve küresel ekonomi olumsuz etkilenir.

Paris, bu durumun sürmesinin hem siyasi hem de ekonomik sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuyor. Siyasi açıdan Irak'ın güvenliğini tehdit eden gelişmelere ve Bağdat yönetiminin silahları devletin kontrolünde toplama çabalarına yönelik risklere dikkat çekiliyor. Ayrıca İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki işgalinin sürmesi, Hizbullah'a silahlarını teslim etmeyi reddetmesi için gerekçe ve adeta bir "can simidi" sağlıyor.

Hürmüz Boğazı'nın Umman kıyısından 3 Kasım'da çekilmiş görüntüsü. (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın Umman kıyısından 3 Kasım'da çekilmiş görüntüsü. (Reuters)

Paris, savaşın yeniden başlamasının İran'ın Körfez ülkelerini tekrar hedef alması anlamına geleceğine de dikkat çekiyor. Bu ülkelerin yeni saldırılardan zarar göreceği belirtilirken, Tahran'ın bu yöndeki niyetini gizlemediği, aksine saldırıların kapsamını genişletmekle açık tehditte bulunduğu ifade ediliyor.

Ekonomik sonuçlar ise daha net. Bunların başında petrol, doğal gaz ile türev ürünlerin tedarikine yönelik tehditlerin devam etmesi ve bunun küresel ekonomi üzerindeki etkileri geliyor. Ayrıca enerji ihracatçısı Körfez ülkelerinin ekonomileri de ciddi zarar görüyor. Paris'in değerlendirmesine göre mevcut kriz, örneğin, Katar'ın doğal gaz ihracatının yüzde 75'inden mahrum kalmasına yol açarken diğer Körfez ekonomileri de süreçten olumsuz etkileniyor.

Paris, İran'ın ABD'nin taleplerine boyun eğmeyeceği konusunda oldukça emin. Özellikle İran yönetimi, ABD'ye karşı yürütülen savaştan galip çıktığına inanıyor. Her durumda Tahran'ın, rejimini tehdit eden gelişmeleri önlemek için elindeki bütün imkânları kullanmaya hazır olduğu değerlendiriliyor.

Bu yaklaşım, İran'ın bilinen tutumuyla da örtüşüyor: Ülke dış dünyaya açıldığında ekonomik kaynakları ve dolayısıyla direnme kapasitesi artıyor. Rejimin dış dünyaya kapanması durumunda ise askerî ve baskıcı uygulamalarını daha da yoğunlaştırdığı görülüyor.

Macron, geçen ay Doha, Manama ve Abu Dabi'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (Reuters)
Macron, geçen ay Doha, Manama ve Abu Dabi'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (Reuters)

Savaş çözüm getirmeyecek

Fransa'nın değerlendirmesinde değişmeyen temel görüş, savaş yoluna başvurmanın herhangi bir çözüm getirmeyeceği yönünde. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Paris çözümü, İran'la tüm ihtilaflı başlıklarda "sert ve kararlı müzakereler" yürütülmesinde görüyor.

Fransa'nın yanı sıra İngiltere ve Almanya da 2003 yılına kadar uzanan, Tahran'ın nükleer programına ilişkin uzun müzakere deneyimine sahip. Üç Avrupa ülkesi, 2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşmaya giden süreçte önemli rol oynamıştı.

Macron, Körfez turu sırasında bölge liderleriyle ülkelerinin beklentilerini ve Tahran'la hangi konularda müzakere yürütülebileceğini ayrıntılı biçimde ele aldı. Macron, görüşmelerinde Paris'in bu süreçte kendilerine "eşlik etmeye" hazır olduğunu ifade etti.

Fransa ayrıca, 23 Eylül'de İstanbul'da gerçekleştirilen sekizli toplantıya da büyük ilgi gösterdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre  toplantıya bir tarafta Avrupa üçlüsü Fransa, İngiltere ve Almanya ile İtalya'nın dışişleri bakanları, diğer tarafta ise "Mekke İttifakı" temsilcileri ve Mısır katıldı. Toplantının ardından Mekke İttifakı temsilcileri Tahran'ı ziyaret etti.

İstanbul toplantısının temel ve öncelikli amacı, askerî gerilimi düşürerek savaşın yeniden başlamasını önlemek, İran'la güçlü temellere dayanan bir diyalog ve müzakere süreci başlatmak, üzerinde uzlaşılabilecek çözümler aramak ve Kızıldeniz, Hürmüz Boğazı ile Babülmendeb Boğazı'nda deniz ulaşımının serbestisini yeniden tesis etmekti.

Katılımcılar düzenli aralıklarla bir araya gelme konusunda mutabakata varırken, Tahran ziyareti ise İran'la doğrudan iletişim kanalı açmayı hedefledi.

30 Ekim'de Umman Körfezi'nde saldırıya uğrayan Ranti adlı tankerden yükselen duman. (Reuters)
30 Ekim'de Umman Körfezi'nde saldırıya uğrayan Ranti adlı tankerden yükselen duman. (Reuters)

Bütün bu gelişmeler, Trump yönetiminin İsrail'le birlikte kontrolü altında tutmak istediği İran dosyasına Fransa ve Avrupa'nın yeniden müdahil olma arzusunu yansıtıyor. Paris ve Avrupalı ortakları, Körfez'de çıkarları bulunduğunu ve bu çıkarları savunmak için seslerini duyurmaları gerektiğini düşünüyor.

Ancak barış ve savaş konusundaki kararın Paris'in ya da Avrupalıların elinde olmadığı, nihai karar merciinin Washington olduğu da kabul ediliyor.

Bazı çevreler, seçim yenilgisinin ardından Trump'ın artık eskisinden farklı bir tutum sergileyeceğini öngörüyor. Buna göre Trump, Avrupalılarla uzlaşmaya daha yatkın hâle gelebilir ve gerek Ukrayna gerekse İran konusunda Avrupalıların yürüttüğü çalışmaları dinlemeye daha açık olabilir.

Buna karşılık, tam tersi görüşü savunanlar da var. Bu çevreler, Trump'ın salı gecesinden çarşamba sabahına uzanan saatlerde yaptığı açıklamalarda, yeniden eski savaşçı söylemine dönmesini kanıt olarak gösteriyor.

Peki, kim haklı, kim yanılıyor? Bugün için bu sorunun bir cevabı yok. Cevap, önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak.