Taliban karşıtı direnişin yeni sembolü Ahmed Mesud, Şarku’l Avsat’a konuştu: Eşref Gani, Afganistan’da açtığı çukurun ne kadar derin olduğunu anlayamadı

Ahmed Mesud, Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, “Silahsız ve barış içinde Pençşir’e gelebilirler. Ama silahla girmek isterlerse son adama kadar savunmaya hazırız” dedi.

Ahmed Mesud, Kabil'in kuzeyindeki Pençşir bölgesinde "Taliban’a karşı yeniden direnişe" öncülük ediyor (Reuters)
Ahmed Mesud, Kabil'in kuzeyindeki Pençşir bölgesinde "Taliban’a karşı yeniden direnişe" öncülük ediyor (Reuters)
TT

Taliban karşıtı direnişin yeni sembolü Ahmed Mesud, Şarku’l Avsat’a konuştu: Eşref Gani, Afganistan’da açtığı çukurun ne kadar derin olduğunu anlayamadı

Ahmed Mesud, Kabil'in kuzeyindeki Pençşir bölgesinde "Taliban’a karşı yeniden direnişe" öncülük ediyor (Reuters)
Ahmed Mesud, Kabil'in kuzeyindeki Pençşir bölgesinde "Taliban’a karşı yeniden direnişe" öncülük ediyor (Reuters)

Pençşir Vadisi, Kabil havaalanının kaosundan ve ülkeden kaçmaya çalışan mülteci kuyruklarından uzakta başka bir dünya gibi görünüyor. Bu vadide her yer yemyeşildir ve meyvelerle süslenmiştir. Vadinin içinden geçen Pençşir Nehri, güçlü akıntıları ile Hindikuş’tan doğuya doğru yol alır. Bölge, İsviçre'ye rakip olan çarpıcı manzaralarla doludur. Gerçekten de Pençşir, on yıllardır National Geographic'in favori bölgelerinden biridir. Sovyet karşıtı dönemde de Batılı ve Doğulu fotoğrafçılar, rahmetli lider Ahmed Şah Mesud'un fotoğraflarını çekmek için buraya akın etmişlerdir.
Görünen o ki, tüm direniş güçlerinin seferber olmaya çalıştığı bu bölge şimdi yeniden savaşa hazırlanıyor, ama orada nasıl bir direniş var? Son iki haftayı merhum Ahmed Şah Mesud’un oğlu ve halefi Ahmed Mesud ile geçirdim. Tüm bu süre boyunca Ahmed Mesud, güneyde Kandahar'dan kuzeyde Badahşan'a kadar siyasi ve askeri liderlerle görüşmekle meşguldü. Hatta Kabil'in düşüşünden önce bile Mesud, Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani'nin, Taliban’ın ele geçirdiği ilk bölge olan Nimuz’un düşüşünden sonra ülkeyi terk etmeye hazırlandığı ortaya çıktığı süreçte bile en kötü duruma hazırlanmak için 7/24 toplantılarda bulunuyordu.

Eşref Gani’nin sorumluluğu
Mesud, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda “Eşref Gani, Afganistan’da açtığı çukurun ne kadar derin olduğunu anlayamadı. Tüm dünyanın Kabil'i yılda milyarlarca dolar finanse ettiği sırada onun elinde altın bir fırsat vardı. Ancak Afgan halkının çoğunluğu hala yoksulluk sınırının altında yaşarken birkaç siyasi seçkin milyonlarca dolar kazanıp bunu yurtdışındaki hesaplarına transfer ettiler. Bunun yanı sıra Gani, Peştun kartını Tacikler, Özbekler ve Hazaralara karşı kullanarak Afganlar arasında daha fazla etnik bölünmeye yol açan bir gündeme sahipti” dedi.
Ahmed Mesud açıklamalarına şöyle devam etti:
"Afganistan hiçbir zaman güçlü bir merkezi sistem kuramadı. Bu konuda 100 yıldan fazla bir süredir başarısız oldu. Artık en iyi çözümün, ülkenin genel toprak bütünlüğüne zarar vermeden adem-i merkeziyetçilik ve bölgesel güçlendirme olduğu ortaya çıktı. Afganistan'ın tek bir ulusu temsil ettiği doğru ama tek şehirden yönetilmemeli. Tıpkı İsviçre gibi Afganistan’da da farklı milliyetler ve diller var. İsviçre’de tek bir devlet olduğu doğrudur ancak onların da İskoçya ve Britanya’dakine benzer bir şekilde özel meclisler kurmaya ihtiyaçları var. Ayrıca Fransızca, Almanca ve İtalyanca konuşan İsviçrelilerin ülkelerinde kendi özel sistemleri var. Afganistan’da ise, son derece merkezi olan yönetim ve zayıf güvenlik sistemi nedeniyle yolsuzluklar çoğaldı ve bundan dolayı Afgan hükümeti halkın desteğini kazanamadı. İnsanlar Taliban’ın kötü günlerini hatırladıkları halde yeni rejimin onları koruyabileceğine inanmadılar ve Eşref Gani’ye güvenmediler. Bu durum, çok çeşitli ve çok etnik gruptan oluşan Afgan toplumunun, merkezi olmayan bir siyasi ve silahlı kuvvetlere ihtiyacı olduğunu gözler önüne serdi.”

Pençşir ve direniş
Ahmed Mesud ile Kabil'den Pençşir’e giderken, intihar saldırıları tehditleri nedeniyle rotamızı iki defa değiştirmek zorunda kaldık. Taliban’ın birkaç saat içinde bölge bölge ilerleyişi, Kabil’den Pençşir’e yolculuğu adete dünyadan Mars’a yapılan bir yolculuğa çevirdi. Pençşir’e vardıktan sonra, sessizliğin hüküm sürdüğü ve sadece güçlü akan nehir sularının kükremesinin duyulduğu tamamen farklı bir dünyaya geldik. Kabil’deki tüm korkudan uzak olan burada bulunan herkes Taliban ile yüzleşmeye hazırdı.
Mesud, “Taliban ile görüşmeye hazırız ve hareketle zaten temaslarımız var ve ortak temsilcilerimiz birkaç kez birbiriyle görüştü. Biz de Müslümanız, ancak zorla dayatılarak hiçbir şey yapmayacağız. Babam da Taliban'la görüşmüştü. 1996'da Kabil’in dışında Taliban’ın lideriyle görüşmek için silahsız ve korumasız olarak oraya gidip onlara şöyle dedi: “Ne istiyorsunuz? İslam dinini uygulamak mı? Biz de Müslümanız ve biz de barış istiyoruz, bu yüzden birlikte çalışalım.” Ancak hareket silahla bir şeyleri dayatmak istiyor ki bunu kabul etmeyeceğiz. Barış istiyorlarsa ve bizimle konuşup bizimle çalışıyorlarsa, biz ve tüm Afganlar için barış olacak.”
Ahmed Mesud şöyle devam etti:
“Pençşir direnen tek il. Tüm ülke düştü ama biz dimdik ayaktayız. Tıpkı seksenlerde Sovyetleri ve doksanlarda Taliban'ı yendiğimiz gibi. Unutmamalısınız ki babamın döneminde Taliban kuzeyi ele geçiremedi, sonra El Kaide örgütü onu öldürdü ve sonrası malum. Ama ülkeye barış, güvenlik ve istikrar getirmek için babamın kan hakkını affetmeye istekli ve hazırım.”
Mesud, Afganların herhangi bir teröre teslim olmayacağını söyleyerek, “Taliban ile siyasi müzakereler yoluyla kapsayıcı bir hükümet kurmaya hazırız, ancak kabul edilemez olan, aşırılık ile karakterize edilmiş bir Afgan hükümetinin kurulmasıdır. Bu sadece Afganistan için değil, bölge ve tüm dünya için ciddi bir tehdit” dedi.

El Kaide ve terör
1990'larda Taliban, Afganistan topraklarının yüzde 85'ini ele geçirdikten sonra dünyanın dört bir yanındaki terörist gruplar buraya geldiler. Sonrasında ise 11 Eylül 2001 olaylarına tanık olduk. El Kaide’nin eski lideri Usame bin Ladin gibi Arap ülkeleri tarafından aranan birçok düşman Afganistan’a geldi.
Ahmed Mesud "Biz sadece Taliban tarafından dayatılan herhangi bir kurala karşı değil, aynı zamanda genel olarak uluslararası terörizme karşı da direniş güçleriyiz. Babam, daha El Kaide kurulmadan önce uyarmıştı. Hatta 1980’lerde birçok ülkeden aşırılık yanlısı teröristler buraya geldiğinde uyarmıştı. Bunlar buraya Afganistan için gelmediler, başka şeyler için geldiler. Sonrasında 11 Eylül olayları ve Ortadoğu’daki felaketler gibi birçok olay oldu. Biz artık buraya uluslararası savaşçıların gelmesini istemiyoruz. Çünkü Ortadoğu ile ilişkilerimiz çok önemli ve Suriye ve Libya gibi Ortadoğu ülkelerinden ve Orta Asya’dan pek çok aşırılıkçı gelebilir. Pençşir, herhangi bir aşırılığa karşı ilk savunma hattı olmaya devam edecektir”  açıklamasında bulundu.

Barış koşulları ve iktidar paylaşımı
Ahmed Mesud “Bütün Afganlar olarak 40 yıllık savaşın sona ermesini istiyoruz, ancak Taliban'ın barışçıl olması için, bölgesel özerkliği, iktidar transferini ve adem-i merkeziyetçiliği içeren bazı temel şeylere sahip olmalıyız. Taliban,  Afganistan’da herhangi bir aşırılığa ve uluslararası terörist grupların varlığına hayır diyebilmeli. Ayrıca iktidar paylaşımı da olmalı. Bölgelerimizin kimse tarafından zor kullanılarak yönetilmesini istemiyoruz. Bugün bazı Taliban savaşçıları, 1990’larda savaşan ebeveynlerinden daha aşırılıkçı hale geldiler. Bu, onların DEAŞ ve El Kaide gibi modern aşırılık yanlısı gruplarla olan bağlantılarından kaynaklanmaktadır. Taliban’ın reforme edilmediği doğru ancak hala onlarla oturup konuşabiliyoruz. Konuşuyoruz da zaten. Bir çıkış yolu bulmayı ve tüm savaşları sona erdirmeyi umuyoruz. Uluslararası terörizme karşı olduklarını söylüyorlar ancak bunu eylemde de görmeliyiz. Bunu gerçekten istediklerini umuyoruz. Savaşmak istemiyoruz ama Pençşir’e girerlerse savaşmaya hazırız. Silahsız ve barış içinde gelebilirler. Ama silahla girmek isterlerse son adama kadar savunmaya hazırız. Ancak karşımızdaki Taliban bile olsa barışa bir şans tanımalıyız” ifadelerini kullandı.

Babasının izinden... Pençşir’deki 'Taliban karşıtı direniş' mirasının sahibi Ahmed Mesud

 


İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
TT

İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

100 önde gelen düşünür, araştırmacı ve eski yetkili, İsrail’in iki kritik seçenekle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu: ‘İsrail ya başarılı bir süper güç olacak ya da çökecek’. Uzmanlar, ülkenin bugün ‘süper güç olabilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak temellerinin paslandığını’ değerlendirdi.

Öneriler, genellikle dış politika ve güvenlik stratejilerinin oluşturulması üzerine çalışmalar yürüten partiler üstü bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma kapsamında sunuldu. Maariv gazetesi dün, ‘kuruluş tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmanın, güvenlik tehditlerinin yanı sıra farklı türde bir tehlikeye, içeriden kaynaklanan varoluşsal bir tehdide işaret ettiğini’ bildirdi.

MIND Israel yöneticisi Avner Golov, “Bu temelleri ele almazsak yalnızca bir süper güç olma özelliğimizi kaybetmekle kalmayacağız, bütün yapı çökecek” dedi. Uzmanlar ayrıca, bölgesel ilişkilerde değişikliğe gidilmesini önerdi.

Araştırmaya 100 uzman katılırken, ülkenin önemli ve acil kararlar almasını gerektiren 6 kritik konu belirlendi. MIND Israel Başkanı Amos Yadlin, bu konuları gelecek seçimlerden önce, yani önümüzdeki ekim ayının sonunda kamuoyuna sunmayı planladıklarını belirtti. Yadlin, söz konusu başlıklardan hareketle parti liderlerine yöneltilecek soruların hazırlanması gerektiğini ifade etti. Belirlenen başlıklar şöyle sıralandı: ‘İsrail’in bölgesel konumu, beşerî sermayenin niteliği, ekonomi ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiler, yönetişim ve ulusal dayanıklılık, ülkedeki demografik değişimler ve İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler.’

dfgthy
Trump ile Netanyahu arasındaki siyasi çıkar çatışması derinleşiyor. (AFP)

Golov, araştırmayı sunarken şu ifadeleri kullandı: “Literatürü inceledik ve uygarlıkların dışarıdan yok edilmediğini, aksine intihar ettiğini gördük. Güçlü olduğu dönemde hiçbir uygarlık dışarıdan işgal edilmedi. Aksine, içeride yaşanan süreçler bu uygarlıkları parçaladı. Birçok kez dışarıdan gelen gelişmeler de tabutlarına çakılan son çivi oldu. Bir uygarlığın yıkımına yol açan reçete; toplumsal birlik duygusunun aşınmasını, devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesini, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine kısa vadeli siyasi kazançların tercih edilmesini ve uyum sağlamayı zorlaştıran düşünsel katılığı içeriyor. Bu reçete her İsrailliyi endişelendirmeli. Biz dış politika ve güvenlikle meşgulüz, ancak gözlerimizin önünde yürütülen iç tartışmaların sonucunda zarar göreceğiz. Bizim istediğimiz ve engellemeye çalıştığımız şey de bu.”

Birbirine zıt iki görüş

Golov, araştırmada iki grupla görüştüklerini belirterek şöyle açıkladı: “Gruplardan biri, İsrail’in en zorlu sınavı başarıyla geçtiğini ve dolayısıyla geleceğin daha parlak olduğunu söylüyor. Küresel bir salgına (Kovid-19), toplumsal bir sarsıntıya (hükümetin yönetim ve yargı sisteminde değişiklik yapma planı), 7 Ekim’e ve sonrasında yaşananların tamamına dayanmayı başardık. Buna rağmen ekonomi çökmedi, teknolojimiz öncü konumunu koruyor, ekonomik sistem gelişiyor. Toplumsal açıdan birbirimize destek oluyoruz, güvenlik açısından ise gücümüzün zirvesindeyiz. Dolayısıyla parçalanmanın eşiğinde değiliz. Başka bir ifadeyle İsrail, süper güç olma yolunda ilerliyor.”

İsrailli araştırmacıya göre ikinci grup ise bunun tam tersini savunuyor: “Çöküş süreci şimdiden başladı. Bir kimlik krizi nedeniyle uçurumun eşiğindeyiz. Yönetişim kaybı var, siyasi anlamda olağanüstü durum söz konusu. Onlara göre aslında sonu çöküşle bitecek bir domino sürecinin başlangıcındayız. Peki kim haklı? Bize göre her iki taraf da haklı. Dolayısıyla önümüzde tarihi fırsatlar bulunuyor. İşte tam da bu nedenle paslanmış temellerimizi onarmak zorundayız.”

“Peki halkın bu sorular karşısında ne yapmasını istiyorsunuz?” sorusuna ise Golov şöyle yanıt verdi: “İnsanlara şunu söylüyoruz: Kim kiminle hükümet kuracak, kim kimin karşısında duracak meselesiyle yetinmeyin. Liderlere bu konulardaki planlarının ne olduğunu sorun. Onlardan yanıt talep edin. Yönümüzün nereye olduğuna ve çocuklarımızla torunlarımızın geleceğinin nasıl şekilleneceğine birlikte karar vermek zorundayız. İlk 100 günde derhal harekete geçmeliyiz. Çünkü bu 100 gün içinde yapılmayanları daha sonra hayata geçirmek çok zor olacak. Bu nedenle soruları şimdiden gündeme getiriyoruz.”

sdfgt
 İsrail’in Netzah Yehuda Taburu askerleri, askeri eğitimlerinin sonunda düzenlenen yemin töreninde, 10 Temmuz 2024 (EPA)

Golov sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç kimsenin İsrail’i beklemediğini anlamamız gerekiyor. İran, İsrail’in çevresinde ateş çemberi oluşturma planlarını sürdürüyor. Türkiye, kendisini İsrail karşıtı bölgesel bir süper güç olarak konumlandırıyor. Ülkeler teknolojik kapasitelerini geliştiriyor; dünyada da İsrail’in yerine geçebilecek alternatifler her alanda aranıyor. Biz bu süreci şimdi başlatmak ve geleneksel ‘Demir Duvar’ politikasını geliştirmek zorundayız. Düşmanlarımızın inşa ettiğimiz duvara çarparak etkisiz hale geleceğini düşünmeye alıştık. 7 Ekim’de İsrail halkı, düşmanlarımızı duvarın önünde bekleyemeyeceğini, çünkü onların duvarın arkasında güçlendiğini anladı. ‘Demir Duvar 2’ fikrine geçmemiz gerekiyor. Duvarın diğer tarafındaki gerçekliği şekillendirmeye başlamalıyız. Duvarın hâlâ güçlü olması gerekiyor, ancak yalnızca buna bağlı kalamayız. Başka alanlara da yatırım yapmaya başlamalıyız.”

‘Yalnızca iyi dost ABD’ye güvenmekten vazgeçilmesi’ çağrısında bulunan Golov, “Bölgenin düşmanca bir alan olduğunu ve buna karşı koymanın yolunun duvarlar inşa etmek olduğunu düşünmeye alıştık. Ancak bugün duvarların yanı sıra köprülere de ihtiyacımız var” dedi.


ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
TT

ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)

ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde dün bir kişinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralandığı bildirildi. Duruma tepki gösteren yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

Yetkililer, yaya takibi sırasında açılan ateş sonucu yaralanan kişinin durumunun ciddiyetini koruduğunu ancak stabil olduğunu belirtti. Olayla ilgili mevcut bilgilerin henüz "ön bilgi" niteliğinde olduğu vurgulandı.

Kent Belediye Başkanı Kirk Watson, X platformundan yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göçmenlere yönelik başlattığı baskı politikalarını yürüten ICE ajanlarına atıfta bulunarak, "Austin sokaklarında bir kişinin ICE ajanları tarafından vurulmasından dolayı derin bir öfke ve büyük hayal kırıklığı yaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Düzenlediği basın toplantısında Watson, silahlı saldırının Teksas'ın başkentinde ICE operasyonlarında "bir gecede yaşanan ani artışın" ortasında meydana geldiğini belirtti.

Ajans olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, Austin makamları da vurulan kişinin ismi, yaşı, uyruğu veya ateş açılmasının nedenine ilişkin şu an için ayrıntılı bilgi veremeyeceklerini bildirdi.

Watson, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması sürecine yerel kolluk kuvvetlerinin de dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Açıkça söyleyebilirim ki, benim bakış açıma göre ICE'ın diğer kurumları dışarıda bırakarak tek başına bir soruşturma yürütmesine güvenmek doğru olmayacaktır."

Kongre Üyesi Greg Casar da bu görüşe destek vererek gazetecilere yaptığı açıklamada, "ICE'ın başka şehirlerde yaşanan silahlı saldırı olaylarında dürüst davranmadığını" dile getirdi.

Casar, ocak ayında Minneapolis'te Rene Goode'un vurulması olayını örnek göstererek, ICE'ın "Goode'un bir federal ajanı ezmeye çalıştığı" yönündeki iddiasının video kayıtlarıyla yalanlandığını hatırlattı.

Casar, "Bu kâbusun kapımıza kadar dayanmış olması dehşet verici" dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ağustos ayında ABD genelinde yaklaşık 51 bin düzensiz göçmen gözaltına alındı.

Ağır silahlı ve maskeli ICE ajanları, görevlerini icra ederken ABD vatandaşlarına ateş açmak da dahil olmak üzere başvurdukları sert yöntemler nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi oluyor.

Şarku’l Avsat’ın Texas Tribune gazetesinden aktardığına göre, Mart 2025'te ICE ajanları tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ruben Ray Martinez, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde kurum tarafından öldürüldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olmuştu.


İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin c, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran’ın yeni silahlar kullanacağını ve daha önce saldırıya uğramamış noktaları hedef alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, “Yeni bir saldırı gerçekleşirse savaşın silahlarını ve coğrafyasını kesinlikle değiştireceğiz” dedi. Muhibbi, Tahran’ın uzun süreli bir çatışmaya hazır olduğunu belirtti.

gthyu
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-IRNA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ın aktardığı habere göre Muhibbi, İran’ın olası yeni bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu açıkladı.

İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirmişti.

Devrim Muhafızları ise bugün ABD’ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) Hürmüz Boğazı hava sahasında düşürdüğünü açıkladı. Bu, İran’ın son 24 saat içinde düşürdüğünü duyurduğu ikinci ABD İHA’sı oldu.