İran yandaşı milisler Irak'ta Afganistan senaryosunu tekrarlayabilirler mi?

Daha önce Bağdat’taki Yeşil Bölge’ye girmeye yönelik girişimler, silahlı grupların ülke üzerindeki kontrollerini sıkılaştırmaya yönelik bir başlangıç olduğu izlenimi veriyor

Haşdi Şabi’ye yakın çevreler, Irak’ta Afganistan senaryosunun tekrarlanacağı korkularını körüklüyorlar (AFP)
Haşdi Şabi’ye yakın çevreler, Irak’ta Afganistan senaryosunun tekrarlanacağı korkularını körüklüyorlar (AFP)
TT

İran yandaşı milisler Irak'ta Afganistan senaryosunu tekrarlayabilirler mi?

Haşdi Şabi’ye yakın çevreler, Irak’ta Afganistan senaryosunun tekrarlanacağı korkularını körüklüyorlar (AFP)
Haşdi Şabi’ye yakın çevreler, Irak’ta Afganistan senaryosunun tekrarlanacağı korkularını körüklüyorlar (AFP)

Ahmed es-Suheyl/Muhabir
Irak’ta, bazı çevrelerin, İran yandaşı milislerin ülkede ‘Afganistan senaryosunu’ tekrar edebileceklerine ilişkin endişeleri azalacak gibi görünmüyor. ABD’nin askeri güçlerini ülkeden tamamen geri çekmesinin Irak'taki silahlı grupları, ülkenin yönetimini ele geçirmeye cesaretlendirebileceğine dair tartışmalar yapılıyor.
Gözlemcilere göre Afganistan senaryosunun Irak’ta tekrarlanması ihtimali, iki ülke arasındaki büyük sosyal, politik ve coğrafi farklılıklar nedeniyle farklı bir uyarlama olacak.
ABD Başkanı Joe Biden, 26 Temmuz'da, ABD güçlerinin Irak’taki muharip görevlerinin bu yılın sonunda biteceğini duyurdu. Bu duyuru, ABD güçlerinin ilerleyen zamanda Irak’tan tamamen geri çekilmesi olasılığını artırdı.

“Karşı girişim hazırlıkları”
İran yandaşı silahlı grupların Bağdat’taki Yeşil Bölge'ye saldırma girişimleri, hükümete birçok açıdan bu girişimlerin ülke üzerindeki kontrolü sıkılaştırmaya dair bir başlangıç ​​olduğu yönünde mesaj verdi.
Belki de Afganistan senaryosunun Irak’ta tekrarlanması korkusunun nedeni, geçtiğimiz Mayıs ayında Haşdi Şabi Enbar Operasyonlar Komutanı Kasım Muslih'in, Iraklı aktivistlere yönelik suikastlarda parmağı olduğu gerekçesiyle tutuklanıp ardından serbest bırakılmasından sonra Haşdi Şabi güçlerine yakın çevrelerin silahlı milislerle bağlantılı sosyal medya hesapları aracılığıyla ‘Yemen senaryosu’ olarak adlandırdıkları bir senaryonun uygulamaya koyulmasına yönelik söylemleri olabilir.
Muslih’in tutuklanmasın sonrası Irak’ta Haşdi Şabi Güçleri’ne bağlı silahlı gruplar, Başbakan Mustafa el-Kazimi hükümetine Muslih'in serbest bırakılması için baskı yapmak amacıyla Yeşil Bölge'yi kuşatmışlardı. Haşdi Şabi’ye yakın çevreler, Haşdi Şabi’ye yakın bir kişinin ‘Haşdi Şabi’nin Yeşil Bölge’ye girip devletin alması gerektiğini’ söylediği bir ses kaydını dağıttı. Ses kaydında söz konusu şahıs, ‘uluslararası toplumun bu dayatılan gerçekle başa çıkacağını’ da ifade etti.
İran yanlısı grupların, Yeşil Bölge’yi kuşattığı sahnelerin tekrarlanmasına rağmen gözlemciler, özellikle resmi güvenlik güçlerinin, milislerin Yeşil Bölge'ye saldırmak için son girişimlerini püskürtmeye yönelik beklenmedik hazırlıkları nedeniyle Afganistan senaryosunun Irak’ta uygulanma olasılığını gerçekçi bulmuyor.
Gazeteci yazar Muhammed Habib, Afganistan senaryosunun, milislerin Yeşil Bölge'ye saldırma girişimleriyle, özellikle de bu milislerin en cüretkâr girişimi olarak görülen geçtiğimiz Mayıs ayında yaşananlarla, Irak'ta her zaman tekrarlandığını öne sürdü.
Habib’e göre belki de içinde bulunduğumuz dönemde milislerin devlet üzerindeki baskılarını artırma olasılığını engelleyen neden, ‘Irak ordusunun Muslih'in tutuklanmasının ardından Haşdi Şabi’nin, yabancı misyonların ve bakanlıkların bulunduğu Yeşil Bölge’ye baskın yapma girişiminde olduğu gibi bu tarz girişimleri püskürtmeye daha fazla istekli hale gelmiş olması’ olabilir.
Habib, Irak ayaklanmasına katılan güçlerin liderliğindeki İran nüfuzuna karşı çıkan etkili sosyal kesimlerin varlığının ‘milislerin devleti kontrol etme hayalini gerçekleştirmenin önündeki güçlü engeller’ olduğunu söylüyor.
Şarku’l Avsat’ın aktardığına göre Independent Arabia’ya konuşan özel kaynaklar, o dönem, hava kuvvetleri dahil tüm askeri kuvvetlerin, Haşdi Şabi liderlerine ulaşan ve onları geri çekilmeye zorlayan bir karşılaşmaya hazırlanmak için emir aldıklarını belirtti.
Irak’ta Afganistan senaryosunun tekrarlanmasını engelleyen üç neden
İran yanlısı milislerin Bağdat'ta iktidara karşı darbe yapma ihtimalinden bahsedilse de başta Irak ve Afgan orduları arasındaki farklar olmak üzere, özellikle milislerin Yeşil Bölge'ye saldırı girişiminde bulunmalarından ve Irak ordusunun karşılarına çıkıp onları geri çekilmeye zorlamasından sonra, bu tür bir durumu engelleyebilecek birçok faktör olduğu anlaşıldı.
İki ordunun aralarındaki farklılıkların yanı sıra Irak’ın siyaset sahnesindeki güçler dengesinin dağılımı bu senaryonun önündeki ana engellerden biri gibi görünüyor.
Silahlı gruplar üzerine uzman olan Ahmed eş-Şerif, yaptığı değerlendirmede, “Irak halkının, özellikle Ekim 2019 ayaklanmasından sonra İslami akımların yeniden iktidara dönmesini kabul etmemesi başta olmak üzere, Afganistan senaryosunun Irak'ta tekrarlanma olasılığını engelleyen üç neden olabilir. Irak’ın, İslami hareketler için yeni bir üs olması mümkün değildir” yorumunda bulundu.
Şerif’e göre Irak toplumunun İslami hareketlerden uzaklaşması, ‘ülkede Afganistan modelini uygulamanın imkansızlığının temel taşını’ temsil ediyor.
Şerif, İran yandaşı milislerin iktidarı ele geçirme olasılığını engelleyen diğer bir sebebin, ‘uluslararası toplumun, özellikle Washington’ın, Taliban'ın aksine, silahlı gruplara herhangi bir güvence verme belirtisi göstermemesi’ olabileceğini belirtti.
Üçüncü nedenin ise ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesine ihtimal verilmemesiyle ilgili olduğunu kaydeden Şerif, “Irak'ta olanlar tam bir geri çekilme değil, Irak’taki ABD askeri sayısının ve harcamalarının azaltılması için yeni bir stratejiden ibarettir. ABD, Irak’taki askeri varlığını el-Harir ve Ayn el-Esed olmak üzere iki üsse indirgeyerek azalttı” dedi.
Bir sonraki aşamada Irak'ta neler olabileceğine dair olarak ise bölgesel ittifaklara yönelik bir eğilimden bahseden Şerif, bunun da Bağdat'ın Mısır ve Ürdün ile yaptığı anlaşma sayesinde olacağını kaydetti. Şerif, bu yeni ittifakın, ‘ABD güçlerinin geniş askeri varlığına bir alternatif oluşturacağını ve Washington'ın desteğini alacağını’ da sözlerine ekledi.
Şerif, bu faktörlerin yanı sıra Necef'teki Şii dini otoritenin varlığının, İran yanlısı milislerin Irak'ta iktidarı ele geçirme girişimlerinin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu, bu durumun son dönemde Şii dini otoriteyi takip eden gruplar ile İran yanlısı gruplar arasındaki gerilimin artmasıyla netlik kazandığını belirtti.
Hükümetin seçimleri düzenleyememesi durumunda Irak'taki iktidar biçimini değiştirme senaryosunun mümkün olduğunu düşünen Şerif, ancak bunun Afganistan tarzı olmayacağını, daha ziyade büyük olasılıkla askeri ya da paramiliter olabilecek bir acil veya ulusal kurtuluş hükümetine yönelerek olacağını söyledi.

Milislerin kontrolündeki geniş bölgeler
Öte yandan siyaset bilimci Prof. Dr. Heysem el-Hiti konuyla ilgili yorumunda şunları söyledi:
“Gözlemcilerin çoğu, Washington’ın Afganistan’dan çekilebileceği olasılığından şüphe etti, ancak ABD'yi bu seçimi yapmaya iten elde edilen ile maliyeti arasındaki analiziydi”
Prof. Hiti, geri çekilme senaryosunun, Amerikan halkının bu yöndeki büyük istekliliğiyle Irak’ta da gerçekleştirilebileceğini sözlerine ekledi.
Prof. Hiti'ye göre İran yanlısı silahlı grupların iktidarı ele geçirmek için bir darbe yapma ihtimalini tetikleyen nedenin, bu grupların ülkedeki en büyük güce sahip olmaları olabileceğini kaydetti.
Prof. Hiti, bu silahlı grupların Şiilerin ve Sünnilerin yoğunlukta olduğu illerde yayılma fırsatından ve güvenlik alanında sahip oldukları büyük nüfuzdan yararlanarak, Taliban'ın yaptığına benzer bir senaryoyu uygulamaya koyabileceklerini belirtti.
Bu senaryo Irak'ta gerçekleşse bile Afganistan’daki kolay olmayacağını ifade eden Prof. Hiti, İran yanlısı milislerin iktidarı ele geçirme eğilimlerinin, halkın büyük desteğini kazanan Ekim ayaklanmasından çıkan güçlerin temsil ettiği İran’ın Irak’taki nüfuzuna karşı halk hareketinin ve içerideki İran yanlısı olmayan güçlerin büyük bir direnişiyle karşılanacağını vurguladı.
Prof. Hiti, ABD’nin Irak'tan çekilmesinin, devlet kurumlarınca ülkedeki güç kontrolünün sıkılaştırılması senaryosunu harekete geçirmek için bir yeşil ışık olarak görülebileceğine de dikkati çekti.

Irak coğrafi olarak Washington’ın müttefiklerine yakın
Siyaset araştırmacısı Bessam el-Kazvini ise bu konuda ABD güçlerinin Afganistan'dan çekilmesinin, Irak için, özellikle coğrafi olarak ABD’nin hayati öneme sahip çıkarlarına yakınlığı göz önüne alındığında geçerli olamayacağını öne sürdü. Kazvini, “Washington, Irak'ın batısını ulusal güvenliğinin bir parçası olarak görüyor ve bölgedeki güçlerini müttefiklerinin yerel güvenliğini koruyacak şekilde yeniden konumlandırmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
Kazvini sözlerini şöyle sürdürdü:
“Silahlı gruplar, Taliban’ın Afganistan’ı yeniden kontrol etme deneyimini Irak’ta tatmayı umuyorlar, ama bunu büyük bir çatışma olmadan elde edemezler. Belki de bunun sonucunda silahlı grupların rolü zayıflayabilir. Nüfuz sahibi bazı siyasi güçlerin ABD güçlerinin Irak’ta kalmasına yönelik arzusu ve Washington'ın terörizm karşısında Iraklı güvenlik güçleriyle iş birliği yapma taahhüdü, Afganistan senaryosunun Irak’ta tekrarlanmasını engelliyor.”
Washington’ın yalnızca bir durum dışında Afganistan senaryosunun Irak’ta tekrarlanmasına izin vermeyeceğine inanan Kazvini, o bir durumun, ABD’nin geri çekilmesinin bir çatışmaya ve bir iç savaşa yol açıp, ülkenin devlet dışı güçleri eninde sonunda yok edecek veya zayıflatacak bir kaos aşamasına girmesi olduğunu söyledi.
Silahlı grupların Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirilmesini memnuniyetle karşılaması endişe yarattı
Gözlemcilere göre silahlı grupların, Afganistan senaryosunu uygulamak istediklerini düşündüren şey belki de bu silahlı gruplara yakın platformlarda, Kabil'deki olayların büyük bir memnuniyetle karşılandığına işaret eden mesajların paylaşılmasıdır.
Irak Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan Şammari, bu durumla ilgili olarak şunları söyledi:
“Taliban'ın İran'daki basın kuruluşları aracılığıyla pazarlanması ve Irak'taki müttefiklerinin Taliban’ın yönetimi devralmasından duydukları memnuniyeti dile getirmeleri, benzer bir senaryo olasılığını önceden haber veriyor. Ancak silahlı gruplar ABD’nin halen sürdürdüğü Irak’taki varlığından çekiniyorlar.”
Böyle bir adımın Irak'taki siyasi sistemin sonunu getireceğini ve Irak’ın uluslararası arenadan tecrit edilmesine neden olacağını düşünen Şemmari, bu adımın aynı zamanda özellikle Irak’ta ve bölgede bu senaryonun kabul edilemez olmasından ötürü milisler için ‘erken ölüm belgesi’ olacağını söyledi.
Şammari’ye göre ABD’nin Irak'taki güçlerini tamamen çekmeyi düşünmemesinin nedeni, Washington’ın Afganistan'daki projesinin çöküşü sahnesinin tekrarlanmasını istememesinden kaynaklı olabilir.
Irak'ın endişesinin, sadece Afganistan senaryosunun İran yanlısı milislerce sahneye koyulması ihtimalinden ibaret değil. Gözlemciler bu endişenin, DEAŞ’ın da son gelişmelerden cesaret alıp yeniden eylemlerine başlamasından da kaynaklandığını ifade ediyorlar. Özellikle DEAŞ’ın 2014 yılındaki Irak deneyimi ve ABD’nin ülkeden çekilmesine henüz üç yıl kala Irak güçlerinin örgüt karşısındaki çöküşü halen Iraklıların zihninde.
Şemmari ise özellikle Irak güvenlik güçlerinin 2017 yılında DEAŞ karşısında elde ettiği zaferden sonra, örgütün Irak’ın çeşitli bölgelerindeki kontrolünü yeniden elde edebileceğine ihtimal vermiyor.

 


Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
TT

Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)

Anton Mardasov

7 Eylül'de Rusya ve Kuzey Kore, iki ülke tarihinde ilk kez komşular arasında düzenli bir kara bağlantı hattı sunacak köprünün açılışını yaptılar. Tumen Nehri üzerinde inşa edilen köprü, Rusya'nın Primorsky Krayı’ndaki Khasan kasabasını Kuzey Kore'nin Tumangan kasabasına bağlıyor.

1950'lerde nehir üzerinde zaman zaman geçici ahşap köprüler inşa edildi, ancak 1959'dan beri iki ülke arasındaki tek bağlantı hattı bir demiryolu köprüsü olan Dostluk Köprüsü oldu. Köprü, Japonya'ya karşı savaşta yer alan ve Kuzey Kore'nin “Emek Kahramanı” onur unvanına layık görülen Kızıl Ordu teğmeni Yakov Novichenko'nun adını taşıyor.

Novichenko, Kuzey Kore'de özel bir yere sahip. 1946'da Cumhuriyetin kurucusu Kim Il-Sung’u bir suikast girişiminden kurtarmış ve bu arada ağır yaralanarak bir kolunu kaybetmişti. Bir halk mitingi sırasında, Kim Il-Sung'un oturduğu platforma atılan el bombasının üzerine atlayarak, patlamaya karşı kendi bedenini siper etmişti.

Yeni köprü, Kuzey Kore'ye Avrasya ulaşım ağına karadan erişim imkânı sağlıyor. Açılışının Rusya ve Kuzey Kore arasında yük trafiğinde hemen ve önemli bir artışa neden olması beklenmese de yeni rota, ulaşım rotalarının ve lojistiğin kademeli olarak çeşitlendirilmesinin önünü açıyor.

Tumen Nehri üzerine bir kara köprüsü inşa edilmesiyle ilgili istişareler, 1990'lardan beri devam ediyordu ve nihai karar, Vladimir Putin'in 2024'teki Kuzey Kore ziyaretinde alındı. Aynı ziyaret sırasında, iki taraf ciddi tartışmalara neden olan kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Anlaşmanın gizli maddelerinden biri, Kuzey Kore özel kuvvetlerinin Rusya'nın Kursk bölgesinde Ukrayna güçlerine karşı savaşa katılmasını içeriyordu.

Anlaşmadan sonraki gerçeklik

2020'lerin başlarına kadar ikili ilişkiler ciddi zorluklarla karşılaştı ve genellikle sınırlı siyasi ve ekonomik içeriğe sahip yüzeysel dostane temaslarla sınırlı kaldı. Rusya, Batı ülkeleriyle birlikte, nükleer silah geliştirme ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere Kuzey Kore'yi kınayan kararları destekledi.

Pyongyang'da bu, Sovyet döneminde geçerli olan ilişki modelinden Rusya'nın geri çekilmesi olarak görüldü. Pyongyang'ın 2014'te Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanıması gibi önemli sembolik adımlar bile pratik kazanımlar sağlamadı.

Askeri iş birliğinin genişletilmesinin temelleri 2022 yılında şekillenmeye başladı. Rusya'nın Batı ile ilişkilerinin bozulması ve ABD, Güney Kore ve Japonya'nın askeri iş birliğini güçlendirme çabalarının yoğunlaşmasıyla birlikte, Rus liderliği Batı güvenlik kavramlarının artık geçerli olmadığı sonucuna vardı ve Kuzey Kore'ye karşı daha bağımsız bir politika izlemeye yöneldi.

Bu değişim, Rusya'nın füze denemelerinin ardından Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımları sıkılaştırmayı amaçlayan ABD tarafından hazırlanan kararlara karşı veto hakkını kullanması, Pyongyang’a yönelik yaptırımları denetleyen BM Uzmanlar Paneli'nin görev süresinin uzatılmasını engellemesi, ayrıca Kore Yarımadası ile ilgili konularda Rusya'nın resmi söylemindeki değişiklikle açıkça görüldü.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması, önceki ilişkilerin doğasını temelden değiştirdi. Anlaşmanın imzalanmasından bu yana Rusya, Kuzey Kore için Çin'in yanı sıra fiilen kalıcı ve öncelikli bir ortak haline geldi.

vgh
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da iş birliği anlaşmasını imzaladıktan sonra, 19 Haziran 2024 (AFP)

Yeni anlaşmanın metni, Rusya'nın İran ile imzaladığı anlaşmadan açıkça farklı olduğunu ortaya koyuyor. Zira anlaşmaya göre, Rusya veya Kuzey Kore'ye yönelik bir saldırı durumunda, iki tarafın karşılıklı askeri yardım sağlamak için pratik önlemleri koordine etmeleri gerekiyor. Buna karşılık Rusya-İran anlaşması, yalnızca iki taraftan birine saldıran bir devlete askeri veya başka bir yardım sağlamama konusunda “esnek” bir taahhüt öngörüyor.

Rus bir diplomatik kaynak, Rusya ile Kuzey Kore arasındaki anlaşmanın kesin olarak tanımlanmış bir askeri-siyasi karaktere sahip olduğunu, İran ile yapılan anlaşmanın ise savunma yönünün otomatik olarak çatışmaya dahil olmayı gerektirmediği derin ve çok yönlü bir ortaklığa dayandığını söyledi.

Diplomat şunu da belirtti: “Kuzey Kore ile yapılan anlaşma askeri-siyasi bir bloğa ve doğrudan teknoloji ve kaynak alışverişine yönelirken, Rusya-İran anlaşması öncelikle ekonomik bir temele dayanıyor.”

Buna rağmen Rusya ve Kuzey Kore, ilişkilerini askeri ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Keza antlaşmanın 4. Maddesi uyarınca tam yardım sağlanması, ancak resmi bir savaş ilanı üzerine zorunlu hale geliyor.

Kuzey Kore askerlerinin Kursk bölgesine gönderilmesi kararı, Pyongyang için özellikle anlamlı bir adımdı; zira bu türden son Kuzey Kore müdahalesi, ABD'ye karşı Vietnam Savaşı sırasında gerçekleşmişti.

Rusya'ya gelince, Kuzey Koreliler, yarımadanın kuzey kısmını Japonlardan kurtaranın Kızıl Ordu olduğunu ve Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin daha sonra ABD ve müttefiklerine karşı Kore Savaşı sırasında Kuzey Kore'ye destek verdiğini hatırlıyorlar.

Kuzey Kore, Rusya'ya çeşitli askeri imkanlarla destek vermeye devam ediyor. Top mermileri ve itici barutların yanı sıra kendisine KN-23 füzeleri de temin ediyor. Medya tarafından aktarılan Güney Kore istihbarat tahminlerine göre, Pyongyang Temmuz 2025'e kadar Rusya'ya yaklaşık 12 milyon mermi sevk etti; bu da Rus topçularının cephelerde kullandığı mühimmatın önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik yolların kurulmasıyla yeniden eski canlılığına kavuşmaya başladı

Yine yayımlanan haberlere göre Rusya, Ağustos 2025 ile Şubat 2026 arasında Kuzey Kore'den yaklaşık 60 bin ton patlayıcı madde ithal etti. Bu tedarikler, Moskova'nın mühimmat stoklarını yenilemesine, Rus fabrikaları üzerindeki ciddi baskının gölgesinde madencilik sektörüne patlayıcı madde tedarik etmesine imkan tanıdı.

Rus kuvvetleri ayrıca, Sovyet dönemi topçu namlularında yaşanan eksikliği telafi etmek için Kuzey Kore'den tedarik edilen, alışılmadık kalibreli topçu sistemlerini kullanıyor.

Newsweek'in aktardığı, Güney Koreli bir araştırma merkezi olan Kore Savunma Analizleri Enstitüsü'nün (KIDA) tahminlerine göre Kuzey Kore, Rusya'ya mühimmat tedarik ederek, binlerce asker göndererek ve teknik destek sağlayarak 20 milyar dolardan fazla gelir elde etti. Bunun karşılığında, enstitünün verileri, Pyongyang'ın askeri yeteneklerini güçlendiren gelişmiş teknolojiler ve silahlar edindiğini gösteriyor.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'na pratik bir içerik kazandırarak Rusya, Güney Kore'ye Ukrayna'ya silah tedarikini hoş karşılamayacağına dair açık bir sinyal de göndermiş oldu. Medyada yer alan haberler, Güney Kore'nin 2023 yılında Kiev'e yüz binlerce 155 mm'lik top mermisi gönderdiğini ve o dönemde Ukrayna'nın en büyük top mühimmatı tedarikçisi olduğunu ifade etmişti.

cdvfghy
Kuzey Kore ile Rusya'yı birbirine bağlayan ve Kuzey Kore'nin Rason şehri ile Rusya'nın Khasan şehri arasındaki Tumen Nehri üzerinde yapılan ilk kara köprüsünün açılış töreninden, 7 Eylül 2026 (Reuters)

Görünen o ki Rusya'nın mesajı Seul'de karşılıksız kalmadı. Ağustos 2026'da Güney Kore'nin Yonhap Haber Ajansı, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına atıfta bulunarak, Güney Kore'nin hâlâ Ukrayna'ya silah tedarik etmekten kaçındığını bildirdi.

Ukrayna'daki savaş, Moskova ve Pyongyang arasındaki yakınlaşmanın tek nedeni olarak görülemez. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Kuzey Kore ile iş birliğinin derinleştirilmesi, Rusya açısından diğer stratejik çıkarlara da hizmet ediyor. Rusya’nın Asya ülkeleriyle bağlarını güçlendirmesi ve ekonomik ve siyasi girişimlerinin giderek artan bir bölümünü Batı'dan Doğu'ya yönlendirmesiyle birlikte, Pyongyang ile ortaklığı daha da önem kazanıyor.

Çin, uzun zamandır Rusya'nın Asyalı ortakları ağında baskın konumda bulunuyor ve bu da doğuya yönelme stratejisini daha dengesiz hale getirdi.

Buna ilave olarak, Pekin'in nüfuz alanı olarak gördüğü bölgeye girmekten Rusya’nın kaçınması, Kuzey Kore ile geniş çaplı askeri iş birliğini yeniden başlatma konusunda da uzun süre bir engel teşkil etti. Rusya'nın Asya meseleleri konusunda önde gelen askeri uzmanlarından Vasily Kashin, Rusya-Çin anlaşmaları ve nüfuz alanlarının paylaşılması sonucunda Rusya ile Kuzey Kore arasında askeri bir ittifakın mümkün hale geldiğini düşünüyor.

Kashin, “Çin'in hâlâ kaybedeceği bir şeyler var. Aynı düzeyde yaptırım baskısı altında değil ve Güney Kore ve Japonya ile aktif diplomasisi devam ediyor. Rusya ise Seul ile bazı temaslarını sürdürürken, Kuzey Kore ile ortaklık kurmada kendisine daha fazla özgür olma imkânı tanıyabilir” dedi.

Askeri iş birliğinin hakimiyeti altında

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik rotaların kurulmasıyla birlikte bir ivme kazanmaya başladı. Ancak Pyongyang ile ticaretin, ülkenin komünist ekonomik modeli içindeki ödeme mekanizmaları ve ticari iletişimle bağlantılı kendine özgü özellikleri bulunuyor.

Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir

 Bu nedenle, Rusya-Kuzey Kore ilişkilerinde büyük bir ekonomik atılım olasılığı düşük. Zira iki ekonomi yalnızca kısmen birbirine entegre. Uzman Andrei Lankov'un belirttiği gibi, Kuzey Kore'nin küresel pazarlarda rekabet avantajına sahip olduğu mallar Kremlin'in ilgisini çekmiyor.

Sibirya'daki dev doğal kaynak zenginliği sebebiyle Rusya'nın Kuzey Kore kömürü veya ham maddelerinin alıcısı olması pek olası değil. Ayrıca, Çin pazarındaki başarısına rağmen, deniz ürünleri Rus tüketicilerin ilgisini pek çekmiyor.

Öte yandan, Kuzey Koreli şirketler, Rus tedarikçilerinin ürünleri için beklediği fiyatları ödeme kapasitesine sahip değil. Ama Pyongyang hükümeti, savunma sanayilerinin ihtiyaç duydukları başta olmak üzere, temel mallar için kesinlikle fon ayırabilir. Ancak, Kuzey Kore’nin döviz ile büyük ölçekte Rus ürünleri alımları yapması beklentisi gerçekçi olmaktan uzaktır.

dfghy
7 Eylül 2026'daki açılış töreninde, Kuzey Kore kamyonları Tumen Nehri üzerinde Rusya ve Kuzey Kore arasındaki yeni kara köprüsünden geçerken Rus bayrakları rüzgârda dalgalanıyor (AFP)

Rusya'nın Kuzey Kore'ye ana ihracatı, un, şeker ve ayçiçek yağı da dahil olmak üzere gıda maddeleri ve ham maddelerden oluşuyor.

Bununla birlikte, iki ülkenin ekonomilerinin birbirini tamamladığı belirli alanlar da var. Bu alanlardan en öne çıkanlarından biri, işgücü sıkıntısı çeken Rus bölgelerinde Kuzey Kore vatandaşlarının geçici olarak istihdam edilmesidir; bu, ikili ekonomik iş birliğinin en hızlı büyüyen alanlarından biridir.

İki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca çıkarları ve niyetleriyle belirlenmediği, aynı zamanda bir dizi dış faktörden de etkilendiği için bu yeni ittifakın uzun vadede kalıcı olup olmayacağı henüz belli değil.

Ancak, Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir ve bu, Moskova ve Pyongyang'ın konumlarını güçlendirebilir, bölgedeki güç dengesinin yeniden şekillenmesine katkıda bulunabilir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
TT

Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)

ABD Senatosu’ndaki iki sandalye için çekişmeli yarışlara giren iki Cumhuriyetçi aday, dün İran savaşının bir an önce sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Bu açıklamalar, yakıt fiyatlarının yükselmesine ve özellikle motorin fiyatlarının rekor seviyelere çıkmasına yol açan savaş konusunda, koltuklarını kaybetme riski taşıyan adayların Başkan Donald Trump’tan uzaklaşmaya çalıştığının son işareti oldu.

Michigan’da Demokrat aday Abdul El-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers ile Iowa’da Demokrat Josh Tork’a karşı yakın bir yarışın içinde olan Ashley Hinson, daha önce Trump’ın Tahran’a saldırı düzenleme yetkisini desteklemiş olmalarına rağmen, dün İran konusunda daha yatıştırıcı bir söylem benimsedi.

Bu değişim, halen Temsilciler Meclisi’nde görev yapan Hinson açısından özellikle dikkat çekiciydi. Hinson, Trump’ın savaşı sürdürme yetkisini sınırlandırmayı amaçlayan Meclis girişimlerine altı kez karşı oy kullandı; bunlardan biri geçen hafta yapılan oylamaydı.

Hinson sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Iowalılar ekonomik baskı altında ve İran’daki savaşın maliyetini akaryakıt istasyonlarında ya da marketlerde ödemek zorunda kalmamalı” ifadelerini kullandı. Hinson, benzin vergilerinin askıya alınması, motorin ihracatının geçici olarak durdurulması ve başka önlemlerin alınmasının yanı sıra savaşın “başarıyla ve derhal” sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Bu açıklamalar, yaklaşık yedi aydır devam eden çatışmanın kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde siyasi bir yüke dönüşmesinden endişe eden ve koltuklarını kaybetme riski bulunan bazı Cumhuriyetçi adayların artan kaygısını gösteriyor. Ara seçimler, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki kritik çoğunluklarını koruyup koruyamayacağını belirleyecek.

Enflasyonun yükselmeye devam ettiği bir dönemde Amerikalıların Trump’ın hem ekonomiyle hem de İran savaşıyla ilgili politikalarına yönelik memnuniyetsizliği de arttı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen ve sonuçları dün yayımlanan son ankete göre Trump’ın görev onayı yüzde 32’ye gerileyerek, siyasi kariyerindeki en düşük seviyeye indi.


Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
TT

Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmak üzere bugün New York’a hareket ederken, ABD ile savaşın ortasında yapılacak toplantılarda ülkesinin tutumlarını kararlılıkla savunacağı taahhüdünde bulundu.

İran devlet televizyonunun Pezeşkiyan’ın ülkeden ayrılmadan önce yaptığı açıklamalardan aktardığına göre Pezeşkiyan, “Savaştan başımız dik çıktık. Bu hepimiz için bir onur ve gurur kaynağıdır. Bu nedenle uluslararası platformlarda tutumlarımızı kararlılıkla savunacağız” dedi.

Pezeşkiyan, “Bu fırsatı, İran’ın içinde bulunduğu zor durumu uluslararası toplumun dikkatine mümkün olan en iyi şekilde sunmak için kullanacağız. Muhaliflerimize, İran halkının tüm bu haksızlıklara rağmen direnişini sürdürdüğünü vurgulayacağız” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, şubat ayında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla Ortadoğu’da savaşın başlamasından bu yana ABD’ye giden en üst düzey İranlı yetkili konumunda. Pezeşkiyan’ın yarın BM Genel Kurulu’na hitap etmesi bekleniyor.

ABD, İran heyetinin bir bölümünün BM toplantılarına katılmasına izin verirken, Dışişleri Bakanlığı’na göre heyet üyelerine geçen yıl uygulananlara benzer kısıtlamalar getirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de ülkesinin BM Genel Kurulu toplantılarına katılacak diplomatik heyetine başkanlık etmek üzere dün New York’a ulaştı. Bu bilgi İran Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklandı.

İran devlet televizyonu, Arakçi’nin New York’a ulaşmasının ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve görüşmede Genel Kurul gündemine ilişkin görüş alışverişinde bulunulduğunu bildirdi.

İran medyası Arakçi’nin, “En önemli hedefimiz, İran halkının meşru haklarını ve çıkarlarını savunmak için bu büyük uluslararası platformdan yararlanmaktır” dediğini aktardı.

Stratejik Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ise Tahran ile Washington arasındaki anlaşmazlığın merkezindeki konulardan biri olmaya devam ediyor.

İran, ABD ve İsrail’in savaşı başlatmasından bu yana Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde kapalı tutuyor. Savaş öncesinde dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatının beşte biri bu su yolundan geçiyordu.

Buna karşılık ABD, İran limanlarına abluka uygularken, İran’ı mali açıdan sıkıştırmak amacıyla ülkeye yönelik ekonomik baskıyı artırıyor.