Suriye’nin güneyinde ‘Rus haritasını’ kurtarma girişimleri

Aranan iki isim, 4. Tümen şehirden geri çekilmeden önce ülkenin kuzeyine göç etmeyi reddetti.

Salı günü Dera el-Beled girişinde iki Rus polise ait kamyon (Ahrar Havran)
Salı günü Dera el-Beled girişinde iki Rus polise ait kamyon (Ahrar Havran)
TT

Suriye’nin güneyinde ‘Rus haritasını’ kurtarma girişimleri

Salı günü Dera el-Beled girişinde iki Rus polise ait kamyon (Ahrar Havran)
Salı günü Dera el-Beled girişinde iki Rus polise ait kamyon (Ahrar Havran)

Dera’nın el-Balad bölgesindeki Merkezi Müzakere Komitesi’nin Suriye rejimi heyetiyle Rusya himayesinde vardığı anlaşmanın uygulanamaması üzerine ‘Rus haritasının’ kurtarılması için çalışmalar yoğunlaştı. Dera el-Beled’deki Merkezi Müzakere Komitesi resmi sözcüsü ve temsilcisi Adnan el-Masalma da 25 Ağustos’ta ‘sınır dışı edilmesi gereken 2 kişinin Dera el-Beled’i terk etmeyi reddetmesi sonrasında’ komitenin müzakere taraflarıyla vardığı anlaşmanın çöktüğünü duyurdu.
Söz konusu 2 şahıs, şehirdeki kabilelerin huzurunda, yerinden edilmeyi kabul edecekleri taahhüdünde bulunmuştu. Bu kabul, Rusya ve Güvenlik Komitesi ile bir anlaşmanın yolunu açmıştı. Ancak bu karardan ani şekilde geri adım atmaları, askeri eylemlerin yeniden başlamasına, şehrin bombalanmasına ve kuşatılmasının yanı sıra geçen salı günü öğleden sonra uygulanmasına başlanan anlaşmanın engellenmesine neden oldu. Rusya polisi ve Beşinci Kolordu, ateşkesi sağlamak ve anlaşmayı uygulamaya başlamak için Dera el-Beled bölgesine girdi.
Suriye’nin güneyindeki Dera el-Beled bölgesinde muhalif grupların iki eski lideri olan ‘Hafu’ lakaplı Muhammed el-Masalma ve Mueyyed Harfuş adlı iki kişi, Suriye rejimi tarafından şehirde silahlı gruplar oluşturmakla suçlanıyor. Güvenlik Komitesi ve Rusya da anlaşmanın ön şartı olarak bu iki ismin yerinden edilmesini talep ediyor.
Sonuç olarak Rus polisi ve 5. Kolordu güçleri, geçen salı gecesi saat 10’da Dera el-Beled’deki kurdukları noktadan geri çekildi. Anlaşmaya göre ateşkes anlaşmasını takip için kalıcı bir noktanın oluşturulması, yerleşim merkezinin açılması, ailelerin yerleştirilmesi ve anlaşmanın geri kalan şartlarının tamamlanması gerekiyordu. Yerel kaynaklar, yerinden edilmesi istenenler tarafından çıkarılan bölünme halinin ardından Beşinci Kolordu’nun yeni çabalar sarf edeceğini belirtti.

İlk aşama
Dera el-Beled bölgesinde Rusya, müzakere komiteleri, Muhammed el-Masalma ve Mueyyed Harfuş da dahil olmak üzere taraflar arasında üzerinde uzlaşı sağlanan anlaşmanın ilk aşaması, Dera el-Beled’deki askeri faaliyetlerin durdurulmasını, Rus askeri polisinin bölgeye girerek Dera el-Beled’de bir kontrol noktası kurmasını, daha sonra Muhammed el-Masalma ve Mueyyed Harfuş’un da bulunduğun bir grubun bölgeden uzaklaştırılmasını içeriyordu. 5. Kolordu’ya bağlı 4. Tümen güçlerinin el-Beled’in güneyindeki kuşatılmış alan çekilmesini sağlaması da anlaşma kapsamında yer alıyordu.
Çarşamba günü yayınlanan bir açıklamada Dera el-Beled Komitesi, şehrin ileri gelenleri ve kabileleri, Muhammed el-Masalma ve Mueyyed Harfuş’un bölgeyi koşulsuz olarak derhal terk etmeleri çağrısı yaptı. Aynı şekilde iki isim, Dera halkının arzularının hayata geçirilmesinde yaşanan gecikmeden sorumlu tutuldu.
Bu çerçevede Dera el-Beled Komitesi Milletvekili Adnan el-Masalma, yaptığı açıklamada “Kolordunun Rus polisiyle birlikte Dera çevresine girmesini gerektiren, kuşatma ve savaştan kaçınacağımız, onurumuzu ve güvenliğimizi koruyacağımız bir anlaşma sürecindeydik. Bombardıman tamamen duracaktı, ardından insanların giriş çıkışı için bir kontrol noktası kurulacaktı. Rejim tarafından kontrolsüz bir grup kurmakla suçlanan iki kişinin bölgeden ayrılması şartıyla bulunduğumuz duruma son verecektik. İki kabilenin ileri gelenlerinin arabuluculuğu ve söz konusu isimlerin gönüllü olarak ayrılmaya rıza göstermelerinin ardından bu iki ismin kararlarından vazgeçmesi, anlaşmanın çökmesine neden oldu” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Muhammed el-Masalma, bölgeden ayrılmayı reddettiğini söylerken, “Çünkü anlaşma, Dera el-Beled’den ayrılmamız karşılığında Suriye rejim güçlerinin de Dera el-Beled, Nahle’nin güneyi, eş-Şiyah ve ez-Zammal bölgelerinden geri çekilmeleri üzerine inşa edildi. Rejim güçleri ve 4. Tümen şehri terk etmeyerek şehri kuşatmaya devam etti. Bölgeden ayrılmamız sonrasında onların da geri çekileceğine dair bir güvence mevcut değil. Ayrıca 4. Tümen anlaşmayı ihlal etti, Beşinci Kolordu kuvvetleri ve Rus polisi tarafından açıldıktan sonra es-Saraya Yolu’nu yeniden kapattı. Şehre dönmek için toplanan insanlara ateş açıldı” diyerek, rejim güçlerinin ve 4. Tümen’in belirlenen bölgelerden çekilmesinden sonra kendi grubuyla pozisyonunu yeniden gözden geçireceğini vurguladı.

Eleştiriler
Muhammed el-Masalma, geçen salı günü bölgeden ayrılma şartını kabul etmesi sonrasında tutarsız tavrı nedeniyle birçok eleştiriye maruz kaldı. Anlaşma, Rus tarafının ve 5. Kolordu’nun garantörlüğünde 4. Tümen kuvvetlerinin geri çekilmesini içerirken, Masalma da ayrılmayı kabul etmek için bunu da şartları arasında aldı.
Mueyyed Harfuş, bölgeden ayrılması reddetmesinin ardından kendisine yöneltilen suçlamaya da ‘anlaşmayı engelleme amacı taşıdığı’ ifadeleriyle yanıt verdi. Harfuş, “4. Tümen, Dera el-Beled bölgesinden çekilme konusunda ciddi değil” dedi. Kendilerine yöneltilen tüm suçlamaları ve eleştirileri reddeden Harfuş, “Merkezi Komite ve bölgenin ileri gelenleri, 4. Tümen’in bazı noktalardan geri çekilmeye başlamasıyla bölgeden ayrılacağımızı içeren anlaşmayı reddetti” diyerek, 4. Tümen’in buraya girmesi engellemek üzere şehri İranlı milislere karşı savunduklarını belirtti.
Dera şehri aktivistleri tarafından yayınlanan bir videoda, Suriye rejim güçlerinin geçen salı akşamı Rus destekli Beşinci Kolordu tarafından açıldıktan sonra, Dera el-Mahatta ve Dera el-Beled arasındaki el-Saraya girişinde Dera el-Beled halkına ateş açtığı anlar görüldü. Kontrol noktası üyelerinden açılan ateş sonucu Dera el-Beled’den 1 genç öldü ve birçok kişi de yaralandı.

Geri çekilme
Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada Suriye rejim güçlerinin bölge sakinlerine ateş açtıktan sonra sınırı tekrar kapattığını söyledi. Suriye ordusundan kaçanları Dera el-Beled’e taşıyan bir otobüs durduruldu. Kaynaklar, yerinden edilmek isteyen şehir sakinlerinin yanı sıra aranan iki ismin (Hafu lakaplı Muhammed el-Masalma ve Mueyyed Harfuş) bulunduğu otobüsün gelmesi beklendiği için söz konusu otobüsün durdurulduğunu belirtti. Daha sonra otobüsün, 5. Kolordu ve Rus Askeri Polisi’ne bağlı güçlerle birlikte Suriye’nin kuzeyine doğru yoluna devam ettiği ifade edildi.
Salı günü Dera’daki müzakere tarafları, söz konusu isimlerin sınır dışı edilmesi ve Rus polisinin ve Beşinci Kolordu’nun Dera el-Beled şehrindeki deniz bölgesinde ve Dera el-Mahatta ile Dera el-Beled arasındaki el-Saraya girişinde iki kontrol noktası kurması konusunda anlaşmaya vardı. Anlaşma ‘4. Tümen kuvvetlerinin şehirden çekilmesini, şehir üzerindeki kuşatmanın kaldırılmasını ve yeni yerleşim birimlerinin inşasını’ da kapsıyor.



Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.


Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
TT

Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki “Kardeşler Savaşı” sırasında bölünmelerinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi yönetimi dün, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı. Bu adımın, güvenlik ve siyasi açıdan bölünmüş Kürt cephesinin birliğine katkı sağlaması bekleniyor.

Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreni, bölge başkanı ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin başkomutanı olan Neçirvan Barzani’nin gözetiminde Erbil’de düzenlendi. Törene Başbakan Mesrur Barzani de katıldı. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ofisi Direktörü Abdülemir eş-Şemri de törende hazır bulundu.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, güçlerin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesinin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Peşmerge saflarındaki bölünmenin kökeni, güçlerin iki ayrı yapıya ayrıldığı 1990’ların ortalarına dayanıyor. Bu yapılardan biri Kürdistan Demokratik Partisi’ne, diğeri ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne bağlıydı.


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Libya'nın başkenti Trablus’taki cezaevlerinden birinin eski müdürü olan ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanan Halid el-Hişri’nin destekçileri, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’ye yönelik protestolarını artırdı. Destekçiler, başsavcıdan derhal harekete geçerek Hişri’nin Libya’ya geri getirilmesini ve ülkede yargılanmasını talep etti.

‘Ölüm meleği’ lakabıyla anılan 48 yaşındaki Hişri, 2015 yılının Şubat ayı ile 2020’nin başları arasında Trablus’ta yönettiği Mitiga Cezaevi’nde işlendiği öne sürülen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili 17 suçlamayla karşı karşıya bulunuyor.

fgthy
Savaş suçları işlemekle suçlanan Libyalı Halid el-Hişri (Uluslararası Ceza Mahkemesi)

Hişri’nin yakalanmasından bu yana açılan dava, Dibeybe’yi ‘sanık sandalyesine’ oturttu. Siyasi çekişmelerin yaşandığı süreçte muhalifleri öfkelerini Dibeybe’ye yöneltirken, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Hişri’nin Temmuz 2025’te Almanya’da yakalanmasını ve Lahey’deki UCM’nin gözaltı merkezine nakledilmesini memnuniyetle karşılamıştı.

UCM, 14 Eylül’de aldığı kararla Hişri’nin yargılanmasına gelecek yıl 4 Mayıs’ta başlanmasını kararlaştırdı. Böylece Hişri, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011’de verdiği yetki doğrultusunda Libya’da başlatılan soruşturma kapsamında UCM’de yargılanan ilk Libyalı şüpheli olacak.

Hişri’nin destekçileri pazar akşamı Trablus’un Cuma Pazarı bölgesi ile başkentin çevresindeki bölgelerin sosyal konseyi önünde toplandı. Hişri’nin yargılanmasını protesto eden göstericiler, “Sessiz kalmayacak ve geri adım atmayacağız. Onu Libya’ya geri getirmek ve ülkenin yargısı önünde yargılanmasını sağlamak için tüm hukuki yollara başvuracak ve barışçıl yöntemleri kullanacağız. Ardından onun tutuklanmasına neden olan herkesin hesap vermesini sağlamak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Gösteriye Cuma Pazarı ve çevre bölgeler ile Büyük Trablus bölgesindeki çeşitli kesimlerden şeyhler ve gençler katıldı. Göstericilerden biri tarafından okunan bildiride, Hişri’nin UCM’de yargılanmasına tepki gösterilerek, “O bir suçlu değil. Devletin ortadan kaybolduğu ve düzensizliğin yayıldığı dönemde öne çıkan, onurlu insanların çağrısına kulak veren adamlardan biriydi” denildi.

UCM savcıları daha önce mahkeme hakimlerine Hişri’nin ‘merhamet göstermeden işkence yapmasıyla’ tanındığını söylemiş, bu nedenle tutukluların kendisine ‘Azrail’ lakabını taktığını belirtmişti.

UCM’nin 4 Mayıs’ta düzenlediği önceki duruşmada savcılar, Hişri’nin Libya’da Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi tarafından yönetilen Mitiga Cezaevi’nin kadınlar bölümünden sorumlu olduğunu belirtmişti. Savcılar, “Binlerce mağdur yasal dayanak olmaksızın, insanlık dışı koşullarda gözaltına alındı ve tutuldu; sistematik biçimde kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldı” ifadelerini kullanmıştı.

u
Uluslararası Ceza Mahkemesi (AP)

Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi’nin kalesi olarak görülen Cuma Pazarı sakinleri, mesajlarını ‘Libya ve dünya kamuoyuna; tüm özgür ve onurlu insanlara’ ileterek, “Uzun süren sessizliğin ve sabrın taşmasının ardından sesimizi yükseltiyor, Trabluslu Halid el-Hişri’nin maruz kaldığı haksız tutuklamayı en güçlü şekilde kınıyor ve reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Toplanan kalabalık, Dibeybe hükümetini, “Bu utanç verici eylemde suç ortaklığı yapmak ve Libya’nın Roma Statüsü’nü imzalamamış veya onaylamamış olmasına rağmen UCM’ye Hişri’yi yakalaması için yeşil ışık yakmakla” suçlayarak ‘tam sorumluluk’ taşıdığını savundu. Göstericiler ayrıca Alman hükümetini, ‘dosyanın tamamen siyasi nitelikte olduğunu bildiği halde’ Hişri’nin teslim edilmesini kolaylaştırmakla suçladı.

Yargıç Althea Windsor 14 Eylül’de yaptığı açıklamada, davanın ‘adil ve hızlı, herhangi bir gerekçesiz gecikme olmaksızın’ yürütülmesini istediğini belirtmişti. Windsor, iddia edilen suçların işlenmesinin üzerinden en az altı yıl geçtiğine dikkat çekmişti. Hişri’nin mağdurları ise yargılamanın mümkün olan en kısa sürede başlamasını talep ediyor.

Bununla birlikte Hişri’nin destekçileri, onun ‘organize suç, DEAŞ ve adam kaçırma ile silahlı soygunlarla mücadelede ön saflarda yer aldığını’ savunuyor. Destekçileri açıklamalarında, “Hişri'nin yaptığı ve gurur duyduğumuz, geri adım atmayacağımız şey bir suç değil, şereftir; suçlama değil, bir onurlandırmadır. Ayrıca tutuklanmasının, Mayıs 2025’te Trablus’ta yaşanan olaylar ve gösterilerin ardından gerçekleşmesi, dosyanın siyasi olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

yujmk
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ı kabul ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Hişri’ye yöneltilen suçlamalar arasında işkence ve öldürme, öldürmeye teşebbüs, kişisel onur ve haysiyete yönelik ağır saldırı, zalimane ve insanlık dışı muamele ile tutuklulara yönelik tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri yer alıyor.

4 Mayıs’ta düzenlenen duruşmada Hişri’nin avukatı, müvekkilinin kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini belirtti. Avukat ayrıca Hişri’nin, davasının mahkemenin yargı yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle yargılanmasına itiraz ettiğini ancak mahkemenin bu itirazı reddettiğini aktardı.

vrgthyju
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Adalet Bakanı Halime İbrahim (Bakanlık Medya Ofisi)

UBH’nin 20 Haziran 2024’te, Adalet Bakanlığı aracılığıyla UCM Savcılığı’na gönderdiği resmi yazıyla, Roma Statüsü’nün 12. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği belirtiliyor. Söz konusu fıkra, üye olmayan devletlerin kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili olarak mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesine veya bu suçları mahkemeye sevk etmesine olanak tanıyor.