Libya Başbakanı Dibeybe güvenoyu krizi ile karşı karşıya

Libya Ulusal Birlik Hükümeti’nden güvenoyunun çekilmesi talepleri, genel seçimler öncesinde tüm siyasi süreci baltalayabilir

Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, hükümetinden güvenoyunun çekilmesi sınavıyla karşı karşıya kalabilir (AFP)
Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, hükümetinden güvenoyunun çekilmesi sınavıyla karşı karşıya kalabilir (AFP)
TT

Libya Başbakanı Dibeybe güvenoyu krizi ile karşı karşıya

Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, hükümetinden güvenoyunun çekilmesi sınavıyla karşı karşıya kalabilir (AFP)
Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, hükümetinden güvenoyunun çekilmesi sınavıyla karşı karşıya kalabilir (AFP)

Zayed Hediyye
Libya, Temsilciler Meclisi’ne (TM) ve Libya Siyasi Diyalog Forumu’na (LSDF) çeşitli taraflarca Abdulhamid ed-Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti’nden (UBH) güvenoyunun çekilmesi ve bir an önce yeni bir hükümetin kurulması için uygulanmaya başlanan büyük baskılar nedeniyle çok kritik bir dönemde yeni bir siyasi krizin eşiğinde.
Diğer taraflar ise ülkeyi belirlenen seçim takvimine sadece 120 kala yeni bir bölünme ve anlaşmazlık döngüsüne sokacağını düşündükleri ve ‘pervasızca’ olarak nitelendikleri bu adımın atılmasına karşı uyarıyorlar. Böyle bir adımın atılmasının seçimlerin yapılmasına engel olabileceğini vurgulayan taraflar, geçiş döneminin sona ermesine ve istikrarlı bir siyasi yönetim seçmeye birkaç adım kala, her şeyin başa dönebileceği uyarısında bulundular.

UBH’yi düşürme çağrısı
Hem TM’nin hem de LSDF’nin bazı üyeleri, TM ve LSDF’ye Başbakan Abdulhamid Dibeybe hükümetinden güvenoyunun çekilmesi çağrısında bulundular. Tobruk'ta, Bingazi ve çevresinden (Sirenayka) 27 milletvekili, 25 Ağustos Çarşamba günü TM Başkanlığı'ndan, önümüzdeki Pazartesi günü yapılması planlanan oturumda UBH’den güvenoyunun çekilmesini ve hükümetten hesap sorulmasını talep etti.
Milletvekilleri, taleplerinin gerekçesi olarak, TM’nin Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde, ülkeyi mevcut çıkmazdan kurtarmak ve siyasi anlaşmada öngörülen yol haritasını uygulamak için UBH’ye güvenoyu vererek devlet kurumlarını birleştirecek yeni bir siyasi yapı seçmesi için siyasi diyaloga yönelmesine rağmen, ülkenin içinde bulunduğu ve tüm devlet kurumlarını gölgede bırakan siyasi bölünmeler gösterildi. UBH’nin TM tarafından kendisine verilen görev süresinin dörtte üçü geride kalırken yol haritasına bağlı kalmadığını öne süren milletvekilleri ortak açıklamalarında, “Maalesef Başbakan’ın eylemleri, açıklamaları ve atamaları sorumsuzca ve kabul edilemez. Tüm bu adımlar, yozlaşmış kişiler tarafından kontrol ediliyor. Bu da bizi en başa geri döndürüyor. Biz milletin temsilcileri olarak, haksız yere onlarca milyar harcamasına rağmen, bizi kaosa ve savaşa sürükleyen bir hükümeti kabul etmiyoruz” ifadeleri yer aldı. Açıklamada, Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki UBH’den güvenoyunun çekilmesi ve devlet kurumlarını birleştirip Libyalıları yeniden bir araya getirecek ulusal bir isim seçilmesi talep edildi.

Benzer bir çağrı daha
Bazı siyasi partiler de 24 Ağustos Salı günü ortak bir bildiri yayınlayarak, LSDF’den UBH’nin, ülkede genel seçimler için güvenli bir ortam hazırlayabilecek rızaya dayalı bir yürütme organıyla değiştirmesi talebinde bulundular.
Söz konusu partiler, UBH’yi, siyasi anlaşma metni çerçevesinde çalışmaları Sirte’den başlatmakla başlayıp devlet kurumlarını birleştirmek ve anlaşmalar yapmakla son bulan yol haritasını ihlal etmekle, siyasi süreci bozan tuzaklar kurmakla, kendisine verilen yetkinin kapsamı dışın çıkmakla ve BM’nin garantörü olduğu siyasi anlaşmayı ihlal eden programlar oluşturmakla suçladılar.
Başbakan’ın krizi uzatarak iktidarda kalmaya devam etme yönünde bir düşüncesi olup olmadığı sorgulanan açıklamada, LSDF üyelerine, mutabık kalınan yol haritasını tamamlamak ve LSDF’nin olup biten karşısındaki sessizliğini bozmak amacıyla Libyalılar arasında herhangi bir anlaşmazlığa sebep olmayacak bir yürütme organı için Libya'da müzakereler başlatma çağrısı yapıldı. LSDF’nin sessizliğinin devlet kurumlarının inşasındaki gecikmeye katkıda bulunduğu vurgulanan açıklamada, bu yüzden Libya devletini etkileyen bu büyük başarısızlıktan LSDF’nin de sorumlu olduğu belirtildi.

UBH’den güvenoyu çekilebilir mi?
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Libyalı milletvekili Salih Fehime, TM’nin 30 Ağustos'ta UBH’den güvenoyunu çekip çekemeyeceği ve UBH için yargı yolunun açılıp açılamayacağına ilişkin değerlendirmesinde, “TM üyelerinin, TM iç tüzüğünün 188’inci maddesine uyarınca Başkanlık Konseyi Ofisine havale gönderilen ve ardından hükümete sunulan bazı soruları var” dedi.
Fehime, bu soruların neler olduğuna ilişkin olarak ise şunları söyledi:
“Bu sorular, Abdullah es-Sini hükümeti tarafından daha önce imzalanan projelerin ve Sani hükümetinde çalışanların akıbeti, maaşların askıya alınması ve UBH’nin genel bütçeyi her seferinde yeni bir formatla ve bir öncekinden farklı bir rakamla sunması konusundaki teknik kafa karışıklığıyla birlikte genel bütçeyi son şekliyle sunamamasının arkasındaki nedenlerle ilgili.”
Fehime, Başbakan'ın Dibeybe’nin soruları cevaplamak üzere davet edildiği TM oturumuna katılmaması halinde TM’nin, UBH’den güvenoyunu çekmesi de dahil bir takım tedbirler alma hakkına sahip olacağını vurguladı.

Sonucu hesaplanmamış bir adım
Öte yandan analistler, UBH’den güvenoyunu çekmeye ve geçiş süresinin bitimine dört ay kala ülkeyi yönetecek yeni bir hükümet kurmaya yönelik çağrılar karşısında böyle bir zamanda böyle bir adımın atılmasının ülkeyi bölünme ve savaş günlerine geri götürebileceğini söyleyerek bu çağrıların sonuçları konusunda uyardılar.
Libyalı gazeteci Muhammed el-Kebir, halihazırda gergin olan bir ortamda kartların yeniden karılmasının, iktidardakileri mevcut krizi sona erdirmek ve sandık başına gitmek gibi bir niyetlerinin olmadığına işaret ettiğini belirterek, “Çatışan tarafların eski görüş ayrılıklarına dönmesi nedeniyle seçimlere kalan sürenin, belirlenen tarihte sandık başına gidilmesine izin vereceğini düşünmüyorum” dedi.
Kebir sözlerini şöyle sürdürdü:
“Zor şartlar altında göreve başlamasının üzerinden sadece dört ay geçen ve bütçesini onaylanmayan bir hükümetin hesap vermesi talebi, akıl dışı ve açıklanamaz bir taleptir. Bu durum, ülkeyi yeni ve geri dönülmez bir tartışmaya sürükleyecektir. Tüm göstergeler, Libyalıların çektiği sıkıntıların beklendiği gibi bu yılın sonlarında bitmeyeceğine işaret ediyor. Tarafların karmaşıklığı sürdürmedeki ısrarının, bizi geçmiş yıllarda deneyimlediklerimizden daha kötü bir deneyimin eşiğine getirmesinden korkuyorum.”
Ülke ekonomisi büyük bir tehlikeyle karşı karşıya gelebilir
Diğer taraftan Libya Merkez Bankası Başkanı Sıddık el-Kebir iki gün önce düzenlediği basın toplantısında, önümüzdeki Aralık ayında yapılması planlanan seçimlerin ülkedeki kırılgan ekonomik duruma yansımaları konusunda uyarmıştı. Libya'nın, önümüzdeki yıl neredeyse tek milli gelir kaynağı olan petrol üretim seviyesini acilen yükseltmesi gerektiğini söyleyen Kebir, “Aksi takdirde ülke ekonomisi büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalacak. Eğer ülkedeki kriz devam ederse ve devlet kurumları daha fazla bölünürse petrol üretimi de riske girer. Uzun zamandır onaylanması beklenen bütçenin gecikmesi, Libya Ulusal Petrol Şirketi (NOC)  tarafından 2021 yılı sonuna kadar günde 1,6 milyon varile ardından ikinci aşamada 1,8 milyon varile ulaşma hedefini tehlikeye atabilir. NOC’un petrol fiyatının ortalama varil başına 60 dolar olması durumunda gelecek yıl 35 milyar dolarlık geliri garanti edecek olan hedefi, Libya'ya için bütçe harcaması ve yeniden inşa planlarını karşılama yeteneğini garanti ediyor.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.