‘Çoklu seçim bölgeleri’ sistemi, Irak’taki seçim kampanyalarına büyük değişiklikler getiriyor

Tanınmış siyasi liderler, yeni seçim sisteminde kaybetme endişesiyle aday olmaktan kaçınıyor.

Terörle Mücadele Birimi Komutanı Abdulvahhab es-Saidi, dün Bağdat’ta düzenlen Rafideyn Forumu’nda konuşurken (Getty Images)
Terörle Mücadele Birimi Komutanı Abdulvahhab es-Saidi, dün Bağdat’ta düzenlen Rafideyn Forumu’nda konuşurken (Getty Images)
TT

‘Çoklu seçim bölgeleri’ sistemi, Irak’taki seçim kampanyalarına büyük değişiklikler getiriyor

Terörle Mücadele Birimi Komutanı Abdulvahhab es-Saidi, dün Bağdat’ta düzenlen Rafideyn Forumu’nda konuşurken (Getty Images)
Terörle Mücadele Birimi Komutanı Abdulvahhab es-Saidi, dün Bağdat’ta düzenlen Rafideyn Forumu’nda konuşurken (Getty Images)

Irak Seçim Yasası’nda kabul edilen ‘çoklu seçim bölgeleri’ sistemi, Ekim ayında yapılması planlanan erken seçimlerde seçim propaganda şekilleri, aday sayısı, adayların taşıması gereken şartlar, oy sayım işleminin ardından meclis sandalyelerinin dağılımı gibi meselelerde siyasi parti ve koalisyonlar açısından büyük değişiklikler içeriyor. Yeni sistem ayrıca adaylık mekanizmasını anlamayı kolaylaştırması ve aday seçiminde seçenekleri azaltması yönüyle seçmenler açısından da az sayılamayacak değişikler getiriyor.
Sadr Hareketi, seçmen tabanının, seçimler sırasında hareketin adaylarını tanımalarını ve onlara oy vermesini kolaylaştırmak amacıyla bir mobil uygulama tasarladı.
Sadr Hareketi’nden bir kaynak, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “(Sadr Hareketi lideri) Mukteda es-Sadr’ın kararıyla seçimlerden çekilmemiz ve daha sonra seçimlere geri dönmemiz, seçimlerde en iyi örgütlenen siyasi gruplardan biri kabul edilen Sadr Hareketi’nin seçim kampanyalarını etkilemedi” dedi.
Kaynak, “(Sadr Hareketi’nin seçmenleri için hazırladığı) yeni uygulama seçmenin, seçeceği adayı tanımayı ve oy kullanacağı seçim merkezini öğrenmesini kolaylaştırıyor. Böylece seçmenlerin yeni çoklu seçim bölgeleri sistemini bilmemesi ve aşina olmamasından kaynaklanan sorunları da aşmış olduk” diye konuştu.
Seçim uzmanlarına göre, ‘çoklu seçim bölgeleri’ sisteminin içerdiği çok sayıda değişiklik, Ekim ayında yapılacak parlamento seçimi başta olmak üzere sonraki yıllarda yapılacak seçimlerin sonuçlarını ve bundan sonra adaylarda aranan nitelikleri etkileyecek.
Irak’ta 2006-2018 arasında yapılan 4 seçimde uygulanan seçim sistemlerinin aksine yeni ‘çoklu seçim bölgeleri’ sistemi, ülkenin 83 seçim bölgesine bölünmesini öngörüyor. Bu seçim bölgeleri de şehirlerin nüfusuna göre dağıtılacak. Yeni sisteme göre, nüfusu 8 milyonu aşması nedeniyle başkent Bağdat 17 seçim bölgesine bölünecek.
Seçim çalışmaları uzmanı Kasım Muhammed Cabbar, yeni seçim sisteminin, seçim kampanyaları, adaylık fırsatı ve seçimlerle ilgili diğer bazı konularda değişikliğe neden olacağını söyledi. Söz konusu değişiklikleri Şarku’l Avsat’a anlatan Cabbar, “Sistem, bir adayın il genelindeki diğer adaylarla rekabet etmesinin önüne geçiyor. Zira Sainte-Lague de dahil olmak üzere önceki sistemler, seçmenin il genelindeki adaylara oy vermesine imkan tanıyordu. Fakat seçmen bugün sadece kendi seçim bölgesinde yer alan sınırlı sayıdaki adayları seçebilir” dedi.
Cabbar, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Bu sisteme göre bir adayın 15 ila 20 binden fazla oy almasını beklemiyorum. Ancak Eski Başbakan Nuri el-Maliki 2014 seçimlerinde (eski sisteme göre) 700 binden fazla oy almıştı. Tek seçim bölgesinde oy kullanmanın, tanınmış siyasetçilerin seçimlerde aday olmaktan kaçınmalarına sebep olacağını düşünüyorum. Çünkü adaylıklarının, sonuçları garanti olmayan küçük bir seçim bölgesine denk gelmesi halinde seçimden büyük bir yenilgiyle çıkabilirler. Dolayısıyla bu sistemde seçimlerden büyük bir yenilgiyle ayrılma olasılıkları son derece mümkün.”
Gelecek seçimlerde aday olmayacak siyasi liderler arasında Irak’ın 3 eski başbakanı bulunuyor: Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve İyad el-Allavi. Bu isimlere ek olarak Eski Başbakan Yardımcısı Salih el-Mutlak da seçimde aday olmayacak. Cabbar, konuşmasının devamında, “Yeni sistemin, özellikle şehir merkezlerine uzak aşiret bölgelerinde adaylara getirdiği bir zorluk var. Zira bu sisteme göre bir aşiretin mensupları birden çok seçim bölgesine dağıtılmış durumda. Bu da bir adayın mensubu olduğu aşiretin tüm oylarını alamayacağı anlamına gelir. Bu durum şehirler için de geçerli olmakla birlikte daha az belirleyici olur” ifadelerini kullandı.
Önümüzdeki seçimlerde artık şahıslar değil siyasi koalisyonlar önemli olacak. Cabbar, konuyla ilgili olarak, “Aday olacak kişi, kendini yakın hissettiği listeyi ve koalisyonu seçecek. Bu sistemde seçmen, kendi seçim bölgesinde beğenmediği bir adaya, sırf desteklediği siyasi parti veya gruptan aday gösterildiği için oy vermek durumunda kalabilir” dedi.
Seçim çalışmalarını takip eden gözlemcilerin değerlendirmelerine göre, yeni sistem, partilerin yürüttüğü seçim kampanyaları kapsamında astıkları afiş ve pankartların sayısını azaltmaya katkı sağlayacak. Zira siyasi partiler seçim bölgelerindeki adaylarının kazanma şansını artırmak ve seçmen oylarının dağılmasını engellemek adına en fazla bir, iki veya en fazla üç aday çıkarma yolunu seçeceklerdir.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.