Rusya Bilimler Akademisi ve Doğu Bilimleri Enstitüsü Bilim Direktörü Vitaly Naumkin Şarku’l Avsat için yazdı: Rusya ve Çin, Afganistan’da da birlikteler

Taliban lideri Abdulgani Birader 28 Temmuz’da Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi bir araya geldi (AP)
Taliban lideri Abdulgani Birader 28 Temmuz’da Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi bir araya geldi (AP)
TT

Rusya Bilimler Akademisi ve Doğu Bilimleri Enstitüsü Bilim Direktörü Vitaly Naumkin Şarku’l Avsat için yazdı: Rusya ve Çin, Afganistan’da da birlikteler

Taliban lideri Abdulgani Birader 28 Temmuz’da Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi bir araya geldi (AP)
Taliban lideri Abdulgani Birader 28 Temmuz’da Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi bir araya geldi (AP)

Taliban Hareketi’nin Afganistan zaferinin ardından Rusya ve Çin arasındaki çıkar ve tutum benzerliği, bu ülkede de pozisyonlarını ve yakın ortaklığı güçlendirme olasılığının sinyallerini veriyor.
Çinli yetkililerin açıklamalarına ve basında yer alan haberlere baktığımızda, Pekin'in Afganistan’a yönelik tutumunun şuan için -spekülatif olsa da- aşağıdaki maddelerde sıralandığı gibi tanımlanabileceğini düşünüyoruz:
1-  Çin yönetiminin önceliği, ülkenin ulusal güvenliğini sağlamaya dayanıyor. Topraklarının doğrudan saldırıya açık olduğu durumlar dışında diplomatik yollarla anlaşmaya çalışacağından bu tutum, Rusya'nın tutumuyla aynıdır.
2 - Afganistan ve çevresini saran belirsizlik göz önüne alındığında, Pekin’in karar vermekte aceleci olmayacağı, ama dikkatli ve temkinli davranacağı ortada. Bunun nedeni, Çinliler için sahnenin henüz netleşmemiş olmasıdır. Çin de tıpkı ortaklarının çoğu gibi Taliban'ın Afganistan topraklarının Çin'e yönelik herhangi bir eylem için kullanılmayacağına dair güvenceleri de dahil olmak üzere tüm cömert sözlerini tutup tutmayacağını merak ediyorlar. Çinli yetkililer, Afganistan’daki gelişmelere ilişkin netleşmemiş bir siyasi çizgiyi takip etmekten kaçınacakları süreci (ciddi olaylar olmadığı sürece) uzun bir süre takip edebilirler. Çin diplomasisi, Taliban'ı terör örgütleri listesinden çıkarmaya yönelik hamleler yapmak için de acele etmeyecektir.
3 - Ortadoğu ve Orta Asya başta olmak üzere hemen hemen tüm bölgesel sorunlarda tam bir karşılıklı anlayış içerisinde olduğu Rusya ile son yıllarda yakınlaşma yolunu izleyen Pekin'in Afganistan politikasını Moskova ile koordineli hale getireceğini düşünmek için yeterince neden var. Böyle bir yol Pekin için herhangi bir risk taşımamakta, aksine onu daha da güçlendirmektedir. Elbette bununla beraber Afganistan üzerinde büyük bir nüfuzu olan Pakistan ile yakın koordinasyonunu da sürdürecektir.
4 - Pekin, Taliban’ın Uygurlar tarafından kurulan ayrılıkçı hareketin (Doğu Türkistan İslami Hareketi) etkisiz hale getirilmesine olan ilgisi nedeniyle, Taliban’a Doğu Türkistan İslami Hareketi’ne karşı sert bir çizgi izlemesi için baskı yapacaktır. Taliban, şimdiye kadar yolunun Uygur radikallerininkiyle örtüştüğünden şüphe edilmesini gerektirecek hiçbir neden sunmadı. Çünkü Pekin ile iyi ilişkiler kurmak Taliban için daha önemli. Ancak bazı Çinli uzmanlardan duyduğumuz kadarıyla Çin, geçmiş deneyimlere dayanarak Taliban'a koşulsuz olarak güvenmeye henüz hazır değil. Rus uzmanların değerlendirmelerinde de aynı ihtiyatlı tutumu görüyoruz. Fakat Moskova'nın Taliban Hareketi ile ilk etkileşim deneyiminin iyimser bir hava estirdiği görülüyor. Rus yetkililerin açıklamaları da bunu apaçık bir şekilde kanıtlıyor. Bunun için Moskova’nın Rus vatandaşlarını Kabil'den tahliye etmek için zekice yürüttüğü operasyondan bahsetmek yeterli olacaktır. Çin de tıpkı Rusya gibi, uzun süredir Taliban ile diyalog halinde. Yine de bu durum, eski Kabil hükümetiyle iş birliği yapmasını engellemedi. Kabil’deki Karşı İstihbarat Teşkilatı, 2020 yılı sonlarında Hakkani Ağı’nın terörist yapılarından biriyle iş birliği yaptıkları gerekçesiyle Doğu Türkistan İslami Hareketi üyelerini takip eden bir grup Çinli istihbarat görevlisini tutuklamıştı.
5 - Pekin, Rusya’nın yanında yer alarak, Afganistan krizine yönelik ortak bir politika için Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) platformunu kullanma yolunu desteklemeye hazır olacaktır. Bu ortaklık, ŞİÖ’nün diğer üyelerini toplu eylemlere dahil etmek için yeterli etkiye sahiptir. Her şeyden önce, Orta Asya ülkeleri son kriz sırasında Washington’ın kendilerinde yarattığı hayal kırıklığı sonrasında, büyük bir ekonomi ortağı olarak Çin ve güçlü bir güvenlik sağlayıcısı olarak Rusya ile ilişkileri geliştirme konusunda oldukça istekliler. Moskova şuan Orta Asya ülkelerinin savunma yeteneklerini güçlendirmek ve sınırlarını korumak için büyük çaba sarf ediyor. DEAŞ’ın Afganistan kolu DEAŞ-Horasan Örgütü tarafından 26 Ağustos'ta Kabil Havaalanı’nda gerçekleştirilen ve Afganistan'daki sınır ötesi terörist yapıların halen güçlü olduklarını gösteren terör saldırılarından sonra bu konu daha da öncelikli bir hale geldi. Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne (KGAÖ) üye ülkeler arasında Eylül ayı başlarında, Orta Asya'da şok mangası için yeni askeri tatbikatlar yapılması planlanıyor. Tacikistan'daki 201. Rus askeri üssüne Temmuz-Ağustos döneminde yeni silahlar takviye edildi. Ayrıca Kırgızistan'a da son zamanlarda, yakın tarihlerde yapılan tatbikatlara katılanlarla birlikte yeni askeri teçhizat getirilmeye başlandı.
Burada Taliban yetkililerinin İran ve Türkiye ile birlikte Kabil'e eskisinden daha fazla ilgi gösterdiğini de belirtmekte fayda var. Taliban liderlerinin, ABD askerlerinin ayrılmasından sonra Türkiye’ye Kabil Havaalanı’nın güvenliğini sağlaması teklifinde bulundukları iddia ediliyor. Çinli politikacılar, 2000'li yılların başlarından beri, ABD’nin Afganistan’da yenilgiye uğramasının ve geri çekilmesinin kaçınılmazlığından oldukça emindi.
Şunu da belirtmek gerekir ki Rusya, ABD Başkanı Joe Biden’ı, Afganistan’daki müttefiklerini kendilerini aşağılanmış hissettikten sonra uzaklaştıran hızlı askeri ve siyasi bağlantı nedeniyle sert bir şekilde eleştirse de açıklamalarında bu konuda bir sevinç yoktu, sadece şaşkınlık ve sersemlik vardı.
Rusya, 20 Aralık 2001 tarihinde Afganistan’ın güvenliğinin sağlanması için NATO liderliğinde Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü’nün (ISAF) kurulmasını öngören 1386 sayılı karar lehine oy veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyeleri arasında yer almıştı. Şimdi, Ruslar sadece Afganlara değil, Moskova'nın şiddetle kınadığı Kabil Havaalanı’ndaki korkunç terör saldırılarının kurbanı olan Amerikan askerlerine de içtenlikle sempati duyuyorlar. Rusya'nın Washington Büyükelçisi Anatoliy Antonov, olayda ölen askerler için ABD ve halkına içten taziyelerini iletti.
Carnegie'nin Moskova Merkezi'nden analist Alexander Baunov’un geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı bir makalede şunları yazdı:
“Her ne kadar Kabil’deki görüntüler bir şekilde Rusya, Türkiye veya Çin ile bağlantılı olsaydı, şuan yaptırım talep edenlerin birçoğunun büyük bir sevinç duyacağını düşünmekten kaçınmak zor olsa da Kabil’den gelen haberler karşısında sevinmek en akıl almaz duygu olur.”
Çin’deki meslektaşlarım ve Rusya’daki uzmanlar, ABD Başkanı Biden’ın bir açıklamasında, “Afganistan'daki görevimiz hiçbir zaman ulus inşa etmek değildi. Hiçbir zaman Afganistan’a bir demokratik düzen kurmak amacıyla gitmedik. Oradaki tek çıkarımız bugün de olduğu gibi ABD’ye yönelik bir terör saldırısının önüne geçmekti” şeklindeki beklenmedik itirafı karşısında büyük şaşkınlık yaşadılar. Bu itirafla yeni bir demokratik ülke kurmak için tüm umutlarını ABD'nin yardımına bağlayan milyonlarca Afganın, başından beri acımasızca aldatıldığı ortaya çıktı. Buna karşın birçok Rus politikacı ve analist, ABD yönetiminin demokrasiyi zorla yerleştirmeyi reddetmesinde olumlu bir takım avantajlar olduğunu düşünüyor.
6 - Son olarak, Çin'in Rusya ile birlikte Afganistan'a insani yardımda bulunmaya hazır olduğu da düşünülebilir. Ancak Pekin, Afganistan’da yeni rejim istikrar sağlamadan, Taliban, hem şehirde hem de kırsalda etkili bir hükümet kurmadan ve ülkeyi parçalayan yolsuzluğa da gerçek darbeler vurulmadan önce büyük ekonomik projelere girmeyeceği de bir gerçek.
Rus uzmanlara göre eğer Taliban, ülkedeki tüm etnik ve dini grupların çıkarlarını dikkate alan ve uzun vadeli güvenliği sağlayan bir hükümet kurar ve istikrarlı bir şekilde görevini yapmasını sağlamayı gerçekten başarırsa Çin ve Rusya, Körfez ülkelerinden ortaklar da dahil olmak üzere diğer güçlü rakiplerle Afganistan’daki kârlı projeler -bu tür projeler kesinlikle ortaya çıkacaktır-  için rekabet etmek zorunda kalacaklar.

 


Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.