Tüm dünyadan 40 zombi filmi

The Walking Dead, IMDd'nin hazırladığı tüm zamanların en çok izlenen televizyon dizileri listesinde üçüncü sırada yer alıyor (IMDb)
The Walking Dead, IMDd'nin hazırladığı tüm zamanların en çok izlenen televizyon dizileri listesinde üçüncü sırada yer alıyor (IMDb)
TT

Tüm dünyadan 40 zombi filmi

The Walking Dead, IMDd'nin hazırladığı tüm zamanların en çok izlenen televizyon dizileri listesinde üçüncü sırada yer alıyor (IMDb)
The Walking Dead, IMDd'nin hazırladığı tüm zamanların en çok izlenen televizyon dizileri listesinde üçüncü sırada yer alıyor (IMDb)

Robert Kirkman'ın aynı isimli çizgi romanlarından uyarlanan The Walking Dead 31 Ekim 2010'da AMC'de yayımlanmaya başladığında ekranlar bir anda zombi istilasına uğradı ve tüyler ürperten kıyamet senaryosu çok geçmeden dizinin anlattığı hikayeyle uyumlu biçimde salgın gibi tüm dünyaya yayıldı. 
İzleyiciler komadan uyanan Rick Grimes'la birlikte yavaş yavaş "aylaklar"ın geri dönülmez biçimde ters yüz ettiği dünyayı keşfe çıktıklarında dünyanın sonundaki bu maceranın spinofflarla birlikte büyük bir çılgınlığa dönüşeceğinden muhtemelen habersizdi. 
Hayatta kalma mücadelesinin büyük ittifakları ve savaşları beraberinde getirdiği The Walking Dead evreni amansız şiddet, ihanet, merhamet ve dostlukları ekranlara getirirken çöküşün eşiğindeki dünya 22 Ağustos'ta yayımlanmaya başlayan 11. sezonla yolculuğunu tamamlamaya hazırlanıyor. 
Ancak The Walking Dead evreninin amiral gemisi ekranlara veda edecek olsa da özellikle koronavirüsle salgın gerçeğinin kurmaca dünyadan çıkıp gündelik hayatın ortasına davetsiz biçimde gelip oturması zombi salgını düşüncesinin popülerliğinin kolay kolay tükenmeyeceğine işaret ediyor. 
Haiti folklorundan esinlenen ve bin bir türlü tasviri yapılan zombi fenomeni ne de olsa George A. Romero'nun kült filmlerinin büyük yankı uyandırdığı 1970'lerden bu yana gerçek bir popüler kültür pandemisi.
Zombi virüsü bulaştığı kişilerin vücutlarını ve beyinlerini lime lime ederken dünyanın muhtelif köşelerinde çekilen filmlerde birçok farklı kılığa büründü. Komedi, dram, aksiyon, korku gibi türlerdeki bu filmler zombi tutkunlarına egzotik tatlar vaat ediyor. 

Zombi Ekspresi (Busanhaeng, Güney Kore, 2016) 
Güney Kore'de son 10 yılda üretilen en popüler filmler arasında yer alan Zombi Ekspresi aksiyon, korku ve gerilimin iç içe geçtiği, tansiyonu yüksek bir film. Özellikle Oscar ödüllü Güney Koreli yönetmen Bong Joon-ho'nun Snowpiercer'ını sevenler Seul'den Busan'a giden treni mesken tutan bu filmi de muhtemelen keyifle izleyecek. Sok-woo kızını tehlikeden korumaya çalışırken nefesinizi tutarak zombi virüsünün kontrolü adım adım ele alışına tanıklık edeceksiniz. 

Yarımada (Peninsula, Güney Kore, 2020)
Zombi Ekspresi'nde yaşanan olayların 4 yıl sonrasına mercek tutan film Kore Yarımadası harabeye dönerken çetinleşen hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Yönetmen Yeon Sang-ho bu kez zombi istilasının merkezine zorlu bir görev için hareket eden askerin bakış açısından hikayesini kuruyor. Film artık zombi gerçeğinin kabullenildiği evrende izleyiciyi ters köşe yapmaya hazırlanıyor. Yarımada geçen yıl Cannes Film Festivali'nde gösterilecek film seçkisine girmişti ancak Kovid-19 nedeniyle festivalin iptal olması bu planı suya düşürmüştü. 

#Saraitda (Güney Kore, 2020)
Netflix'te İngilizce ismi #Alive'la yayımlanan #Saraitda iletişim ağlarının bütünüyle kesildiği apartman dairesinde bir gencin zombilere yakalanmadan hayatta kalma çabasını konu alıyor. Güney Kore'den geçen yıl çıkan dikkat çeken aksiyon filmleri arasında yer alan #Saraitda'nın başrolündeyse tanıdık bir yüz var. 2019 yapımı Şüphe'nin (Buh-Ning) yıldızı Yoo Ah-in farklı bir tarzla hayranlarının karşısına çıkıyor. 

Kara Büyü (Gokseong, Güney Kore, 2016)
Güney Kore'nin Gokseong isimli ücra kasabasındaki gizemli ölümleri araştıran bir polis memurunun hikayesini anlatan film vizyona girdiğinde eleştirmenlerden epey olumlu yorumlar almıştı. Korku ve gerilime polisiyenin de eşlik ettiği Kara Büyü izleyicileri Doğu Asya'nın derinliklerinde sır perdesini aralamaya davet ediyor. Ancak filmi izlemek isteyenlerin iki buçuk saati gözden çıkarması gerekiyor. Uzun soluklu yapım davetkar olduğu kadar talepkar da. 

Seoulyeok (Güney Kore, 2016)
Evsizlerin yaşadığı Seul İstasyonu'nda patlak veren zombi salgınını anlatan film kuvvetli bir eleştirel üsluba sahip. Animasyon olarak hazırlanan Seoulyeok genç bir kızın etrafındaki giderek daralan çemberi kırıp kıramayacağını anlatıyor. Ters köşe yapan birçok unsura sahip film dram yüklü bir gerilim olması nedeniyle izleyenler üzerinde sarsıcı etki bırakabilir. Bununla birlikte yönetmen Yeon Sang-ho, Seoulyeok'u Zombi Ekspresi ve Yarımada'nın öncülü olarak hazırlamıştı. 

Zeta: When The Dead Awaken (Endonezya, 2019)
Kan, şiddet ve vahşet gibi gerilim ve aksiyon öğelerinin yanı sıra yaşayanların salgın esnasında birbirleri arasındaki ilişkilerine odaklanan Zeta zombi türüne Endonezya'dan farklı bir bakış açısıyla katkı yapıyor. Deon'un tanık olduğu tuhaf olayların ardından silsile halinde yaşananlar salgına çözüm bulmak için verilen canhıraş mücadeleyi anlatıyor. 

Block Z (Filipinler, 2020) 
Kaynağı bilinmeyen bir virüs salgını Filipinler'i etkisi altına alırken travmatik olaylar yaşayan bir baba ve tıp öğrencisi kızı kendilerini bir anda talihsiz gelişmelerin merkezinde bulur. Zombilerin suyla ilişkisine yönelik enteresan bir keşif yapan Block Z üniversite öğrencilerinin başından geçenleri odağına alıyor. Film, Altın Palmiye ödüllü yönetmen Raymond Red'in oğlu Mikhail Red'in imzasını taşıyor. 

Cargo (Avustralya, 2017)
Britanyalı ünlü aktör Martin Freeman'ın başrolünde yer aldığı Cargo bir babanın tehlikenin kol gezdiği dünyada bebeğinin büyümesi için güvenli bir yer aramasını ekranlara getiriyor. Netflix'te yayımlanan film bir yandan insan ilişkilerini anlatırken bir diğer yandan zombi salgınından çok daha tehlikeli unsurların olabileceğine vurgu yapıyor. Cargo dramın ağır bastığı göz yaşartan türden bir zombi filmi.

KL Zombie (Malezya, 2013) 
Salgın bildiği tek hayatı elinden aldığında zoraki kahramana dönüşen miskin Nipis'in hikayesini konu alan KL Zombie eğlenceli bir zombi komedisi. Dünyanın uçuruma sürüklenmesine kahkahayla tanıklık etmek isteyenler için KL Zombie uygun bir seçenek olabilir. 

Ojuju (Nijerya, 2014)
Sıfır bütçeyle üretilen bir zombi gerilimi olan Ojuju, Lagos'un kalabalık bir gecekondu bölgesinin sakinlerinin bir anda insan etine büyük bir iştah duymaya başlamasına son derece gerçekçi ve hicivli biçimde yaklaşıyor. Afrika'nın epey tanıdık sorunu kirli su kaynakları bu kez ölümcül bir kurguyla resmediliyor. Filmin baş karakteriyse zombi türünün babası olarak tanınan George A. Romero'yu andırır biçimde Romero. Zombi severlerin gözden kaçırmış olabileceği Ojuju, 4. Afrika Uluslararası Film Festivali'nde (AFRIFF) "En İyi Nijerya Filmi" ödülünü kazanmıştı. 

Miruthan (Hindistan, 2016)
Aksiyon ve gerilimin tansiyonu epey yüksek tuttuğu Zombi Adam anlamına gelen Miruthan, Hindistan'ın Tamil Nadu eyaletindeki bir bölgede bir kimya laboratuvarındaki konteynırdan sızan zehirli sıvıyla başlayan salgını ekranlara getiriyor. Trafik polisi Karthik'in merkezde yer aldığı film ana karakterin doktorlarla işbirliği yaparak salgına çare bulma çabasını anlatıyor. 

Rammbock: Berlin Undead (Almanya, 2010)
Kısa süre önce ayrıldığı sevgilisi Gabi'ye anahtarlarını vermek ve ilişkiyi kurtarabilmek için Berlin'deki apartman dairesine giden Michael kendisini umutsuz bir salgının ortasında bulur. Salgına başlangıçta şaşırtıcı bir kayıtsızlık gösteren Michael'ın planların hiç de istediği gibi yürümemesine alışması için sarsıcı birkaç olaya şahit olması gerekir. Mozart'ın Requiem'inin Lacrimosa bölümüyle sonlanan yapım zombi filmi olduğu kadar hüzünlü bir aşk hikayesi de. 

Kamera o tomeru na! (Japonya, 2017) 
Düşük bütçeli ve kadrosu pek tanınmayan oyunculardan oluşan bir prodüksiyon ekibinin başından geçenlere odaklanan son derece eğlenceli bir zombi komedisi olan Kamera o tomeru na! hem eleştirmenlerin hem de izleyicilerin kalbini kazanmış bir film. Indiewire'ın "Zombilerin Şafağı'ndan bu yana en iyi zombi komedisi" diye tanımladığı Kamera o tomeru na!, baş döndüren bir kurguya sahip. Gerçeklik algısının yer yer dağıldığı film, Aaah Belinda'yı sevenleri fazlasıyla cezbedebilecek nitelikte.
 
I am a Hero (Japonya, 2016)
Kengo Hanazawa'nın aynı isimli popüler manga serisinden uyarlanan film manga sanatçısı Hideo Suzuki'nin gözünden Japonya'yı alt üst eden salgını anlatıyor. Ülkeyi büyük bir paniğe sürükleyen salgında enfekte olan kişiler ZQN diye niteleniyor. ZQN insanüstü bir güçle kurbanlarını alt etmeye çalışırken hayatta kalma mücadelesi başlıyor. Hideo ve tanıştığı lise öğrencisi Hiromi Hayakari salgından kaçmaya çalışırken başlarına olmadık işler açılıyor. Japon yapımı film aksiyon, komedi ve gerilim üçgeninde şekilleniyor. 

Z Airando (Japonya, 2015)
Arkadaşıyla arasını düzeltmeye kararlı bir şekilde hapisten çıkan yakuza üyesi yakındaki bir adada doğal olmayan bir felaketle karşı karşıya kalır. Ölümcül virüs ortalığa saçıldığında artık bilinen hayat geride kalmıştır ve yakuza becerilerinin sınanmasının vakti gelmiştir. 

Død snø (Norveç, 2009)
Zombi temasını Nazilerle işleyen yapım bir grup öğrencinin tatil yapmaya gittikleri yerde II. Dünya Savaşı'nda maruz kalınan vahşetin yeniden ortaya çıkmasını konu alıyor. Film İskandinav mitolojisinde yer alan draugr fikrinden besleniyor. Draugr hazinelerini açgözlülükle koruyan ölümsüz bir yaratık ve Død snø'da bu folklorik öğe modern işlemelerle yeniden üretiliyor. 

Jeruzalem (İsrail, 2015)
Amerikalı iki arkadaş Rachel Klein ve Sarah Pulman seyahat amacıyla Tel Aviv'e doğru yola çıkar. Uçakta Kevin Reed'le tanışırlar ve o da iki kafadarı Kudüs'e davet eder. Ancak eğlence amacıyla çıktıkları yolculuk Kudüs'ün kuşatma altına alındığı, sokağa çıkma yasağının uygulandığı bir kabusa dönüşür. Korku, gerilim ve bilimkurgu unsurlarıyla bezeli Jeruzalem, Orta Doğu'nun zombilerden hiç de bağışık olmadığını ekranlara getiriyor. 

In un giorno la fine (İtalya, 2017)
İşinin zirvesinde bir işadamı olan Claudio'nun bindiği asansörün bozulmasıyla başlayan aksilikler giderek büyük bir felakete evrilir. Asansör boşluğunda sıkışıp kalan Claudio adım adım bildiği dünyanın uçurumdan yuvarlanmasına şahit olur. Claudio'nun zombi cehenneminden kurtulmak için zekasına ve hayatta kalma içgüdülerine sıkı sıkıya sarılması gerekir. 

… E tu vivrai nel terrore! L'aldilà (İtalya, 1981)
Louisiana'da bir oteli miras alan bir kadın bir dizi doğaüstü kazanın ardından binanın cehennemin girişlerinden birinin üzerine inşa edildiğini öğrenir. Zombilerin kol gezdiği mekanı restore etmek isteyen karakter epey dehşet verici bir kabusun içine düşmüştür. 1981 yapımı olmasına rağmen fazlasıyla tüyler ürpertici bir niteliğe sahip İtalyan yapımı film aynı zamanda yönetmen Lucio Fulci'nin "Cehennemin Kapıları" üçlemesinin ikinci durağı. 

28 Gün Sonra (28 Days Later, Birleşik Krallık, 2003)
İrlandalı yıldız oyuncu Cillian Murphy'nin dikkat çektiği ilk yapımlardan biri olan 28 Gün Sonra zombi türünün kült filmleri arasında yer alıyor. Trainspotting, Milyoner (Slumdog Millionaire) gibi filmlerin yönetmeni Danny Boyle'un imzasını taşıyan yapım çürümüş Britanya adasında dünyadan bir haber biçimde hastanede yeniden hayata gözlerini açan Jim'in ve arkadaşlarının hikayesini anlatıyor. Jim'in hikayesi henüz 28 Gün Sonra'yı izlememiş The Walking Dead hayranlarına muhtemelen çok tanıdık gelecek ve biraz da Rick Grimes'ı anımsatacaktır. 

28 Hafta Sonra (28 Weeks Later, Birleşik Krallık, 2007)
28 Gün Sonra'da yaşananların ardından NATO askeri birliklerinin Londra'da güvenli bir bölge oluşturma çabasını gözler önüne seren film devlet, ordu ve aile mefhumlarının nasıl güvenilir yapılar olmaktan çıkıp bir anda korkutucu bir hale bürünebileceklerini gözler önüne seriyor. Olası bir zombi salgınında en tehlikeli şeyin sahiden de zombilerin olup olmayacağını düşündürten film hem eleştirmenlerin hem de izleyicilerin beğenisini kazanmıştı.
 
Zombilerin Şafağı (Shaun of the Dead, Birleşik Krallık, 2004)
Simon Pegg'in başrolünde yer aldığı Zombilerin Şafağı, zombi komedisinin şahikası olarak biliniyor. Zombi ısırığına ihtiyaç duymadan da gayet aylak bir hayat yaşayan Shaun tam da salgının patlak vermesiyle yeniden hayata tutunmuş gibidir. Nihayetinde zombileri öldürmek  yerine onların ucuz işgücü olarak işlevlendirildiği Zombilerin Şafağı gerçek bir İngiliz komedisi. Film ayrıca Simon Pegg, Nick Frost ve Edgar Wright'ın ortaya çıkardığı meşhur "Cornetto Üçlemesi"nin ilk uğrağı. 

Gece Dünyayı Yuttuğunda (La nuit a dévoré le monde, Fransa, 2018)
Paris sokaklarını yaşayan ölüler istila ederken filmin ana karakteri Sam kendisini sarsıcı gerçekliğe karşı korumaya çalışsa da yalnızlık ve sessizlik saklanmaya çalıştığı apartman dairesinde en az zombiler kadar ürkütücü hale gelmeye başlar. Zombi salgınını konu alan yapımların nadiren işlediği "yalnızlık" halini enine boyuna gözler önüne seren film yakın zamanda zombi türünde üretline alternatif filmler arasında yer alıyor. Gece Dünyayı Yuttuğunda, 2018'de gerçekleştirilen Kanarya Adaları Fantastik Film Festivali'nde "En İyi Film" ödülüne layık görülmüştü. 

La Horde (Fransa, 2009)
Arkadaşlarının bir uyuşturucu satıcısı tarafından öldürülmesinin ardından bir grup polis intikam peşine düşer. Aradıkları kişiyi bulmak için Paris'in harabe ve terk edilmiş bir muhitine gelen polisler ansızın bambaşka bir düşmanla karşı karşıya kalır. Polisler ve suçlular zombilerin gazabından kurtulmak için gergin bir ittifak kurar. Film prömiyerini Londra FrightFest Film Festivali'nde yapmıştı. 

The Cured (İrlanda, 2017)
Zombi türüne farklı bir bir bakış açısı katan The Cured, zombi tedavisi bulunsa bile bunun sorunlara bütünüyle çözüm olup olamayacağını irdeliyor. Yıkıcı bir salgının ardından tedavi olanlar gerçekten eskisi gibi hayatlarına devam edebilecek mi? Dahası toplum onları kabullenebilecek mi? Salgın esnasında yaşananları konu alan pek çok filmin aksine The Cured bir adım ileri giderek türün özgün örneklerinden birine imza atıyor. Filmin başrollerinde Elliot Page, Sam Keeley ve Tom Vaughan-Lawlor var. 

Zombie ja Kummitusjuna (Finlandiya, 1991)
Türü fazlasıyla eğip büken, bir nevi parodi olarak da düşünülebilecek Zombi ja Kummitusjuna hayata tutunmakta güçlük çeken, toplumun sınırlarında gezinen, Zombi olarak da bilinen Antti'yi konu alıyor. Yaşamın anlamını nerede kaybettiğini bulamayan, bulmaya da pek niyetli görünmeyen Zombi'nin yolu İstanbul'dan da geçiyor. Komedi, dram ve müziğin enfes biçimde birleştiği Zombi ja Kummitusjuna tanıdık mekanlar görmek isteyenleri kendisine tereddütsüz çekecektir. 

Sorgenfri (Danimarka, 2015)
The Walking Dead'in spinoff'u Fear the Walking Dead'i anımsatan Sorgenfri dünyanın sonunun ilk günlerinde 4 kişilik bir ailenin başından geçenlere odaklanıyor. Aşırı karantina önlemlerinin uygulandığının görüldüğü film gerilim ve korku öğeleriyle harmanlanıyor. Filmde tanıdık yüzler de bulunuyor. Borgen dizisinin kadrosunda yer alan Mikael Birkjær bu kez farklı bir tarzla izleyicilerin karşısına çıkıyor. 

Rec: Ölüm Çığlığı ([REC], İspanya, 2008)
Hem izleyicilerin hem de eleştirmenlerin beğenisini kazanarak büyük bir başarı elde eden Rec vizyona girdikten sonra bir film serisine dönüştü ve ilk yapımın ardından üç film daha çekildi. Standart el kamerasıyla çekilerek etkili ve gergin bir atmosfer yakalayan film Amsterdam Fantastik Film Festivali ve Goya Ödülleri gibi festivallerden ödülle dönmüştü. Filmde çekim için bir apartmana giden muhabir ve kameramanın tüyler ürperten deneyimi son derece gerçekçi biçimde ekranlara geliyor. 

Last Ones Out (Güney Afrika, 2015)
Zombi salgınının kol gezdiği Afrika'da mahsur kalan şüpheci bir Amerikalı'nın hayatta kalıp kalamayacağını konu alan Lost Ones Out kaçış yollarının kapalı gibi göründüğü noktada birbirlerine yabancı birkaç kişinin yaşam mücadelesini anlatıyor. Afrika'nın ortasındaki bir salgını gözler önüne getiren Last Ones Out korku ve gerilimle bezeli bir zombi filmi. 

Kara Koyun (Black Sheep, Yeni Zelanda, 2006)
Genetik bir deney zararsız koyunları kana susamış katillere dönüştütür ve artık Yeni Zelanda'da hiç kimse güvende değildir. Ancak söz konusu deneyler sonucu zombivari yaratıklara dönüşen koyunlar olunca hayvan hakları aktivistlerini de denkleme dahil etmek gerekiyor. Babası ve kardeşiyle bir koyun çiftliğinde yaşayan Henry Oldfield'ın hikayesini anlatan Kara Koyun komedi unsurları barındıran bir gerilim filmi. Toronto Uluslararası Film Festivali'nde ilk gösterimini yapan film epey olumlu eleştiriler almıştı. 

Atlantique (Senegal, 2019)
Popüler zombi filmleriyle aynı listede yer alması epey tuhaf görünse de Haiti folklorundaki zombi fikrine benzer bir noktadan beslenen Atlantique, 2019 Cannes Film Festivali'nde Grand Prix ödülü kazanmıştı. Haiti folklorunda zombi kendi iradesi olmayan ve köle olarak çalışmaya zorlanan bir varlık. Tam da bu fikre atıfta bulunur şekilde Atlantique fazlasıyla ilgi çekici bir hikaye anlatıyor. Gökdelen inşaatında aylarca çalıştıktan sonra para alamayan işçiler ülkeyi terk eder ve haklarını aramak için sıradışı biçimde geri döner. Sınıflandırması epey güç bu filmin zombi esintisi taşıdığına işaret eden eleştiriler filmin yayımlandığı dönemde de yazılmıştı. Dolayısıyla bu listenin en alternatif yapımlarından biri olarak değerlendirilmesi gereken filmi, zombi türünün sınırlarında düşünmek gerekiyor. 

Solos (Şili, 2007)
Bilinmeyen bir gelecekte dünya insan eliyle yerle bir olmuştur ve hava insanları zombiye dönüştüren gizemli bir virüsle kirlenmiştir. Ordu zombiye dönüşenlere karşı amansız bir savaşa girişir. Hem virüse hem de zombilere karşı bağışıklığı olan genç mutantlarsa bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışır.
 
Juan de los muertos (Küba, 2011)
Küba ve İspanya ortak yapımı olan film zombi ordusuyla karşı karşıya gelen bir grup tembeli konu alıyor. Zombiler hükümete bir tehdit olarak değerlendiriliyor ve ABD destekli muhalifler olduğu düşünülüyor. Juan de los muertos zombi, aksiyon, komedi ve macera türlerini harmanlayarak özgün bir hikaye ortaya çıkarıyor. 

Blood Quantum (Kanada, 2019)
Yerli genleri sayesinde zombi salgınına karşı bağışıklığı olan Kanada Kızılderilileri her ne kadar epey şanslı görünseler de salgının sonuçlarına katlanmak zorunda kalır. Beyazların zombileştiği, yerli halkınsa kendilerini korumak için mücadele verdiği Blood Quantum, Amerika kıtasındaki yerlilerin sömürgeleştirme tarihini fazlasıyla modern bir kurguyla yeniden yorumluyor. Animasyonlu bölümlerin de yer aldığı film prömiyerini Toronto Uluslararası Film Festivali'nde yapmıştı. 

Pontypool: Öldüren Kelimeler (Pontypool, Kanada, 2009)
Kanada'ın Ontario eyaletinin ücra kasabalarından Pontypool'da radyo yayını yapan Grant Mazzy kelimelerle salgın arasında tuhaf bir bağın olduğu zombi dehşetini yayınıyla aktarmaya çalışır. Radyo ekibinin çıkış bulma ümidiyle sürdürdüğü yayın bir yandan da ölümcül kelimelerin yayılma tehlikesini barındırmaktadır. Gerilim ve korku dozu epey yüksek Ponypool: Öldüren Kelimeler son derece yaratıcı bir hikayeyle zombi türüne yeni bir bakış açısı kazandırıyor. 

Yaşayan Ölülerin Gecesi (Night of the Living Dead, ABD, 1968)
Popüler kültürdeki zombi tasvirleri açısından dönüm noktası niteliği taşıyan George A. Romero'nun kült film ücra bir kasabanın mezarlığında başlıyor ve dehşetengiz bir hayatta kalma mücadelesine evriliyor. Romero'nun hicivli bir anlatıma sahip Ölüler Üçlemesi'nin ilk filmi kendisini henüz izlememiş olanlara çok şey vaat ediyor.

Ölülerin Şafağı (Dawn of the Dead, ABD, 1978)
Romero'nun üçlemesinin ikinci filmi olan Ölülerin Şafağı zombi salgının toplumdaki etkilerini bu kez daha geniş bir perspektiften sunuyor. Alışveriş merkezinin ve tüketim toplumunun bariz bir eleştirisini barındıran film türün mihenk taşları arasında yer alıyor.

Ölüler Ülkesi (Land of the Dead, ABD, 2005)
Zombilerin dünyayı ele geçirdiği evrende onları kendilerinden uzak tutmaya çalışan yaşayanlar duvarlarla çevrili bir şehir inşa eder. Ancak bir yandan şehrin liderliği bir devrimle alaşağı edilmek istenirken zombiler de artık çok daha gelişkin yaratıklar haline gelmiştir. Ölüler Ülkesi, Romero'nun zombi serisinin en çok hasılat yapan filmi olma özelliği taşıyor. 

Dünya Savaşı Z (World War Z, ABD, 2013)
Eski bir Birleşmiş Milletler çalışanı olan Gerry Lane tüm dünya zombi salgınından kırılırken son derece tehlikeli bir biçimde salgına çözüm bulmaya çalışır. Hükümetlerin, orduların ve tüm dünyanın tehdit altında olduğu dünyada çıkış yolu aranırken mevcut sistemin sürüp sürmeyeceğine de yanıt bulmaya çalışılır. Brad Pitt'in başrolünde yer aldığı Dünya Savaşı Z, Max Brooks'un Zombi Savaşı kitabının uyarlaması. 

The Serpent and the Rainbow (ABD, 1988)
Kara büyü uygulayanların insanları zombilere dönüştürmek için kullandığı ilaç hakkındaki söylentileri işiten bir antropolog Haiti'ye doğru yola koyulur. Voodoo ritüellerine ve zombi mitinin derinlerine doğru yolculuğa çıkan Harvardlı antropoloğun sıradışı deneyimini konu alan filmin yönetmen koltuğunda korku türünün usta isimlerinden Wes Craven oturuyor.  

BONUS
Ada: Zombilerin Düğünü (Tükiye, 2010)
Türkiye'nin zombi salgınını konu alan ilk filmi niteliğini taşıyan Ada: Zombilerin Düğünü bir süredir görüşmeyen bir arakdaş grubunun Büyükada'da düzenlenen bir düğün vesilesiyle yeniden bir araya gelmesiyle başlıyor. Talip Ertürk ve Murat Emir Eren'in yönettiği filmin oyuncu kadrosunda Ozan Ayhan, Esra Ruşan ve Onur Buldu gibi isimler yer alıyor. 
Independent Türkçe



Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
TT

Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)

Owen Scott ABD Muhabiri 

Coldplay konseri sırasında öpücük kamerasına yakalanarak kötü bir ün kazanan insan kaynakları yöneticisi, "hikayesini geri kazanma" konuşmasının biletleri için 875 dolar talep ediyor.

53 yaşındaki Kristin Cabot, evli patronu Andy Byron'la sarmaş dolaş görüntülerinin stadyum ekranlarında canlı yayımlanması üzerine aniden eğildikten sonra Nisan 2025'te internet mimine dönüşmüştü.

Artık viral olan videoda Coldplay'in solisti Chris Martin stadyum hoparlörlerinden "Ya gizli ilişki yaşıyorlar ya da çok utangaçlar" demişti.

Olayın ardından Cabot ve Byron dünya çapında manşetlere taşınmış, birçok kişi ilişkileri hakkında spekülasyonlar yürütmüştü.

Artık Cabot, "hikayesini" nasıl geri kazandığını anlatan konuşmalar yapıyor ancak onun söylediklerini dinlemek isteyen katılımcıların 875 dolar gibi dudak uçuklatan bir ücret ödemesi gerekiyor.

Etkinliğin açıklamasında, "Medyanın olumsuz merceği altındaki kadınların uzun süredir maruz kaldığı toplumsal ayıplamanın şiddetini Cabot ilk elden deneyimledi; aynı durumdaki erkekler genellikle bundan paçayı sıyırıyor gibi görünüyor" ifadeleri yer alıyor.

Cabot, Byron'la birlikte Jumbotron'da yakalandığında eşinden ayrılmıştı ancak patronu evliydi.

İki çocuk annesi Cabot skandalın ardından verdiği bir dizi röportajda, bu mim yüzünden "iş bulamadığını" söylemişti.

New York Times'a verdiği röportajda skandaldan "birkaç High Noons"u (alkollü içki markası -çn.) sorumlu tutan Cabot, daha sonra Britanya gazetesi The Times'a kendisini "kızıl harfle" (Scarlet Letter; zina yaptığı için boynuna kızıl bir "A" harfi asılarak toplumdan uzaklaştırılan bir kadını konu alan Nathaniel Hawthorne romanı -çn.) damgalanmış gibi hissettiğini açıklamıştı.

PRWeek'in 2026 Kriz İletişimi Konferansı’nda yapacağı konuşmasının ana konusu, bu mecazi "kızıl harfi" nasıl üstünden attığını açıklamak olacak gibi görünüyor.

Cabot'ın internette yükselen eleştirilere karşı koymak için hizmetlerinden yararlandığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, kendisine sahnede eşlik edecek.
 

Görsel kaldırıldı.Öpücük kamerası videosunun ardından işe aldığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, Cabot'a sahnede eşlik edecek (PRWeek)


Etkinliğin açıklaması şöyle devam ediyor:

Bu oturumda Astronomer'ın eski insan kaynakları direktörü Cabot ve onun halkla ilişkiler temsilcisi, sektörün efsane ismi Dini von Mueffling, Cabot'ın kendi hikayesini kontrol altına alıp yeniden yazmasını sağlayan (hem kısa hem de uzun vadeli) stratejileri paylaşacak.

16 Nisan'da Washington D.C.'de düzenlenecek konferansta başka şirketler ve hayır kurumları da etkinlikte konuşma yapma hazırlıklarını sürdürüyor.

Bu oluşumlardan biri, LGBTQ+ bireylerin intiharını önlemeye odaklanan, kâr amacı gütmeyen Trevor Project.

ABD'nin başkentinin göz alıcı halkla ilişkiler etkinliğine katılan bir diğer şirket Blackbird.AI ise yapay zekanın krizleri büyütme tehlikesi üzerine bir konuşma yapacak.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment


Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
TT

Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Uluslararası bir keşif gezisi, okyanus tabanının altındaki gizli tatlı su rezervlerini ilk kez kapsamlı bir şekilde belgeleyerek, çok az anlaşılan bir sisteme dair yeni bilgiler sundu.

Su, gezegenimizin yüzeyinin yaklaşık yüzde 70'ini oluştursa da aynı zamanda yeraltı su kaynaklarında da depolanıyor.

Birçok kıyı topluluğu, tatlı su ihtiyaçları için bu su kaynaklarına bağımlı.

Yeraltındaki su kaynaklarının, deniz tabanının altında tatlı, hafif tuzlu su bölgelerine doğru açık denize gittiği biliniyordu ancak bunlar şimdiye kadar neredeyse hiç keşfedilmemişti.

Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, deniz tabanının yaklaşık 200 metre altındaki bir bölgede tatlılaşmış suyu belgeledi ve örnekledi. New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından alınan çökelti örnekleri, ilk kez açık deniz tatlı su sistemlerinin varlığını doğruladı.

Araştırmacılar, bulguların dünyanın dört bir yanındaki benzer gizli su kaynaklarına daha fazla ışık tutabileceğini söyledi.

Devam eden çalışmalarda, bilim insanları, su kaynaklarını yerinde tutan ve su geçirmez tabakalar diye bilinen kumlu katmanlar da dahil olmak üzere, tortularda depolanan suyu örneklemeyi umuyorlar.

grthy
Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından tortu örnekleri aldı (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Colorado Maden Okulu'ndan jeolog Brandon Dugan, "Tatlılaşmış suyun hem denizel hem karasal tortularda, birden fazla tortu türünde bulunduğunu görmek bizi heyecanlandırdı" dedi.

Bu kadar farklı malzemelerdeki tatlı su, suyun hangi koşullarda buraya yerleştiğini anlamamıza yardımcı olacak.

Araştırmacılar, birçok kıyı bölgesinin tatlı su kaynakları için yeraltı suyuna bağımlı olması nedeniyle, bulguların toplum için büyük önem taşıdığını söylüyor.

ABD'nin kuzeydoğu kıyıları, açık deniz tatlı su rezervlerine sahip olduğu düşünülen en çok incelenen alanlardan biri. Tahminler, New Jersey ve Maine arasındaki Atlantik kıta kenarı boyunca yaklaşık 1300 kilometreküp depolanmış tatlı su olabileceğini gösteriyor.

ds67ı
Bilim insanları, tortu örneklerini renk ve yapı bakımından tanımlamak için Toprak Renk Şeması'nı kullanıyor (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Bunu daha iyi anlamak için, araştırmacılar New York'un her yıl 1,5 kilometreküp tatlı su, yani yaklaşık 1,5 trilyon litre kullandığını söylüyor.

Leicester Üniversitesi'nden sedimentolog Sarah Davies, "501 Seferi, başından beri yenilikçi oldu; okyanus sondaj topluluğu genelinde yeni araçlar, yeni yöntemler ve yeni işbirlikleri getirdi" dedi.

13 ülkeden yaklaşık 40 araştırmacının devam eden çalışmaları, besin maddelerinin dünyanın kıta sahanlığı tortularında nasıl döngüye girdiğini ve bu süreçlerin okyanus ekosistemlerini nasıl şekillendirdiğini ortaya çıkarabilir.

Dr. Davies, "Karadaki çalışmalar bu ivmeyi sürdürüyor ve örnekler şimdiden heyecan verici bir hikaye ortaya koyuyor" dedi.

Independent Türkçe


NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
TT

NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)

NASA'nın Juno uzay aracı, Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni Jüpiter'in sanılandan biraz daha küçük ve basık olduğunu tespit etti.

Bir gaz devi olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor. 

Daha önce NASA'nın Pioneer ve Voyager görevlerinden elde edilen veriler, devasa gezegenin ekvatordaki çapının 142 bin 984 kilometre, bir kutbundan ötekine olan uzunluğunun da 133 bin 708 kilometre olduğunu gösteriyordu.

Ancak İsrail'deki Weizmann Bilim Enstitüsü'nden araştırmacılar bu ölçümlerin tam isabetli olmadığını belirledi.

NASA'nın aracı Juno, 2016'dan beri Jüpiter'in yörüngesinde. Görev süresi 2021'de uzatılınca rotası değiştirilen Juno, Dünya'dan bakıldığında Jüpiter'in arkasından geçişler yapmaya başladı.

Bu sayede gezegenin büyüklüğünü daha net bir şekilde hesaplamak mümkün oldu. Aracın, Jüpiter'in arkasından Dünya'ya gönderdiği radyo sinyallerinin Jüpiter'in arkasından geçerken bükülmesi ya da zayıflaması, gezegenin boyutunu ölçmeye yarıyor.

Juno'nun ham verilerini işlemek için gereken teknikleri geliştiren Maria Smirnova "Radyo sinyallerinin, Jüpiter'in atmosferinden geçerken nasıl büküldüğünü izledik. Böylece bu bilgileri Jüpiter'in sıcaklık ve yoğunluğuna ilişkin ayrıntılı haritalara dönüştürdük ve dev gezegenin şekli ve boyutuna ilişkin şimdiye kadarki en net resmi elde ettik" diye açıklıyor.

Bulguları hakemli dergi Nature Astronomy'de 2 Şubat Pazartesi yayımlanan çalışmaya göre Jüpiter'in ekvatordaki çapı sanılandan 8 kilometre, kutupları arasındaki uzunluk da 24 kilometre daha küçük.

Çalışmanın yazarlarından Yohai Kaspi "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek" diyor. 

Jüpiter'in boyutu elbette değişmedi; değişen, onu ölçme yöntemimiz.

Devasa bir gezegen için birkaç kilometrelik bir farkın önem taşımayacağı düşünülebilir ancak bilim insanları durumun böyle olmadığını söylüyor.

Araştırmayı yöneten Eli Galanti, "Bu birkaç kilometre çok önemli" diyor. 

Yarıçaptaki küçük değişimle, Jüpiter'in iç yapısını gösteren modellerimiz hem kütleçekim verileriyle hem de atmosferik ölçümlerle çok daha iyi uyum sağladı.

Jüpiter, gaz devi gezegenleri anlamada bir standart sunduğu için bu veriler Güneş Sistemi'nin ötesindeki gaz devleri hakkında daha iyi bir fikir sahibi olmaya katkı sağlıyor.

Independent Türkçe, Reuters, Space.com, NatureAstronomy