Tunus'ta laik kesim Dünya Müslüman Alimler Birliği şubesinin kapatılmasını talep ediyor

Müslüman Alimler Birliği Derneği Tunus şubesi üyesi, derneğin yasal olduğunu söylüyor, ancak göstericiler sivil kazanımları korumak istediklerini belirtiyor.

Tunus'ta laik kesim Dünya Müslüman Alimler Birliği şubesinin kapatılmasını talep ediyor
TT

Tunus'ta laik kesim Dünya Müslüman Alimler Birliği şubesinin kapatılmasını talep ediyor

Tunus'ta laik kesim Dünya Müslüman Alimler Birliği şubesinin kapatılmasını talep ediyor

Hüda Trablusi
Müslüman Alimler Birliği Derneği Tunus şubesi önünde Cuma akşamı toplanan bazı protestocular, Cumhurbaşkanı Kays Said’den “terör yuvası” olarak nitelendirdikleri derneğin Tunus şubesini kapatmasını talep ederek, Tunus Cumhuriyeti’nin sivil temellerine saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.
Özgür Anayasa Partisi Başkanı Abir Musa, görüşüne göre, “başkanlığın, kapatmayı onaylamasına izin veren mevcut yetkileri ışığında, bu derneğin bu şubesinin derhal kapatılması” çağrısında bulundu.
Musa, “Karadavi’nin karargahının dosyaları Ulusal Terörle Mücadele Komitesi’ne, Mali Tahlil Komitesi’ne ve yargıya sunulana kadar mücadeleyi tırmandırmak ve Tunus’taki dernekler yasasını ihlal eden yabancı fon kanallarını takip etmekle tehdit etti.”
Kazanımlar tehdit altında
Tunus’taki göstericiler, “Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na bağlı derneklerin kazanımlarının sivil devleti tehdit ettiğini” göz önünde bulundurarak, özellikle Tunuslu kadınların elde ettikleri sivil kazanımların korunması gerektiğini söyledi.
Özgür Anayasa Partisi destekçileri, “Özgür Tunus, özgür Tunus!”, “İhvan dışarı!” ve derneği “terör yuvası” olarak tanımlayan bazı sloganlar attılar.
Yasal dernek
Tunus’taki Müslüman Alimler Birliği’nin bir üyesiyle temasa geçmeye çalıştık ama bir sonuç alamadık. Görünüşe göre ofisleri kapalı. Ancak, birkaç ay önce Facebook sayfasında yayınlanan bir video klipte Birlik üyesi Ali Bin Avn, “Birlik, küresel ve ulusal olarak saygın bir hukuk birliğidir. Tunus yargısı bunu doğrulamaktadır.” açıklamasını yapıyor.
Musa, Müslüman Alimler Birliği ve Tunus’ta dış fonlarla finanse ettiği dernekler tarafından yayınlanan “zehirler” olarak nitelendirdiği şeylerden duyduğu endişeyi gizlemeyerek “Gençlere sunduğu dini dersler sayesinde, Tunus sivil devletinin merhum lider Burgiba döneminden bu yana inşa ettiği her şeyi baltalayabilir” dedi.
Özgür Anayasa Partisi’nin “Uluslararası Müslüman Alimler Birliği” genel merkezi önünde düzenlediği kadın nöbeti çerçevesinde, kadın ve insan haklarının savunulması en belirgin bileşenleri olan ulusal kuruluşlara da davetiye gönderildiği bildirildi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Özgür Anayasa Partisi’nin, Müslüman Alimler Birliği’nin Tunus şubesi hakkında yaptığı açıklamada, “Sivil devletin, cumhuriyet sisteminin ve Tunus toplumsal modelinin temellerini sarsmak ve kadınların kazanılmış haklarından geri çekmek amacıyla 2011’de İhvan tarafından kurulmuştur” ifadeleri yer aldı.
Aynı bağlamda bağımsız milletvekili Meryem Lukmani yaptığı özel açıklamada, “Tunus toplumunda zehrini yayan genel merkezin kapatılması için bir süredir çağrıda bulunduklarını ve bunun Tunus toplumuna, Tunus anayasasına ve Tunus kültürüne aykırı bir kültürle geldiğini,” söyledi.
Lukmani, geçmişte hükümet başkanlığına sık sık bu şubeyi kapatması ve fonların kaynağını doğrulaması için çağrıda bulunduklarını, bugün ise Cumhurbaşkanı’na Müslüman Alimler Birliği şubesini kapatma çağrısında bulunduklarını sözlerine ekledi.
Tunus’taki hukukçular ve siyasi aktivistler, cumhurbaşkanının derneğin bu koluna karşı, özellikle de parlamentonun 25 Temmuz’da askıya alınmasının ardından harekete geçmemesi karşısında şaşkınlıklarını dile getirdiler.
Radikalizm kültürü
Özgür Anayasa Partisi’nin geçen Kasım ayında, derneğin Tunus’tan çıkarılması ve terörle bağlantılı faaliyetlerinin finansmanının soruşturulması amacıyla Dünya Müslüman Alimler Birliği Derneğinin genel merkezinin önünde iki ay veya daha fazla oturma eylemi yapması dikkat çekicidir. Bu oturma eylemi kamuoyu gücü tarafından dağıtılana kadar sürmüştü.
Bu şubenin kapatılması talebi Özgür Anayasa Partisi ile sınırlı değildi. Daha ziyade, Tunus yetkililerini Uluslararası Müslüman Alimler Birliği şubesinin tehlikesi konusunda her zaman uyaran sivil derneklere ve kuruluşlara kadar uzanıyordu. Ülkedeki laik güçler, Siyasi istikrarını tehdit eden ve ekonomiye zarar veren terör operasyonlarından defalarca etkilenen bir ülkede radikalizm kültürünün yayılmasının kaynağı olduğunu iddia ediyorlar.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.