İsrail güçleri, ‘Tutuklulara Destek’ gösterisini dağıtmak için Mescid-i Aksa'ya baskın düzenledi

Kudüslü bir doktor çatışmada aldığı yaralardan vefat etti. "Kaşık" özgürlüğün sembolü haline geldi.

Dün Mescid-i Aksa'daki protestoculardan biri, 6 mahkûmun cezaevinden kaçmak için tünel kazmasının ardından özgürlüğün sembolü haline gelen "kaşığı" kaldırıyor. (AFP)
Dün Mescid-i Aksa'daki protestoculardan biri, 6 mahkûmun cezaevinden kaçmak için tünel kazmasının ardından özgürlüğün sembolü haline gelen "kaşığı" kaldırıyor. (AFP)
TT

İsrail güçleri, ‘Tutuklulara Destek’ gösterisini dağıtmak için Mescid-i Aksa'ya baskın düzenledi

Dün Mescid-i Aksa'daki protestoculardan biri, 6 mahkûmun cezaevinden kaçmak için tünel kazmasının ardından özgürlüğün sembolü haline gelen "kaşığı" kaldırıyor. (AFP)
Dün Mescid-i Aksa'daki protestoculardan biri, 6 mahkûmun cezaevinden kaçmak için tünel kazmasının ardından özgürlüğün sembolü haline gelen "kaşığı" kaldırıyor. (AFP)

İsrail'in tahminlerine göre beş gün önce hapishanelerinden kaçan altı Filistinli tutuklunun Batı Şeria'da farklı yerlere saklandıkları bilgisi üzerine işgal güçleri, onları "ölü veya diri” ele geçirmek için bölgeye binlerce asker gönderdi. On binlerce Filistinli, dün Cuma namazından sonra Filistinli tutukluları desteklemek için protesto gösterisi yaptı. Göstericiler, Filistin bayrağının yanı sıra 6 mahkûmun cezaevinde tünel kazmak için kullandığı ve özgürlüğün sembolü haline gelen “kaşık”lar kaldırdılar.
Bu gösterileri güç kullanarak engellemeye çalışan İsrail kuvvetleri, namaz kılanlar Kubbet’üs-Sahra’nın yanında toplanır toplanmaz Mescid-i Aksa'nın avlularını bastı ve onlar dağılmadan bölgeden ayrılmadı. İsrail kuvvetlerinin bazıları ise kuzeyde Cenin, güneyde de Hebron olmak üzere Batı Şeria’nın kuzeyinde farklı yerlerde yapılan barışçıl gösterileri dağıtmaya çalıştı. Bu esnada göstericilerle İsrail işgal güçleri arasında çatışmalar yaşandı. İsrail makamları kaçan mahkumları aramanın beşinci gününde, İsrail hapishanesinden kaçan mahkumların ikisini dün ele geçirebildi. Yetkililer, kaçan mahkumların bazılarının, İsrail kontrol noktalarını geçmeyi başararak Batı Şeria'ya girdiklerinin tahmin edildiğini, bu nedenle tutuklular için olası bir hedef olarak görülen onlarca semt ve kasabanın girişlerine ek kuvvetler konuşlandırıldığını açıkladı.
İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, kuzeydeki Cenin kentinin eteklerinde konuşlanmış Salem askeri üssündeki kuvvetleri ziyaret etti. Burada İsrail ordusundaki subaylar, İsrail iç güvenlik servisi Şin Bet’in temsilcileri, sınır muhafızları, polis ve cezaevi yetkililerinin katılımıyla bir durum değerlendirmesi yaptı. Gantz, "Benim izlenimim, tüm kollar arasında sıkı ve düzgün bir ekip çalışması olduğu ve ister bu bölgeye yakın isterse uzak olsun, hapishaneden firar eden herkesi geniş bir saha operasyonuyla eninde sonunda tutuklayacağımız yönünde" dedi.
Gantz, "Burada yaşayan milyonlarca insan arasında sadece altı kişiden bahsettiğimizin farkına varmalıyız.  Bölgelerdeki diğer dengeleri bozmadan bu altısı ve onlara yardım edenlerle baş edebilmeliyiz. Umarım gün sessizce biter. İsrail ordusu, nerede olursa olsun her türlü gelişmeye hazırdır” ifadelerini kullandı.
İsrail makamları, Filistin gösterilerini ve öfke günü çağırısını engellemeye karar vererek kuvvetlerini iki taraf arasındaki sürtüşme alanlarına konuşlandırdı. Nablus'un güneyindeki Beyta köyündeki Sabih dağı gibi bazı yerlerde, işgal kuvvetleri dün sabah saatlerinde göstericilere müdahale ettiler ve askeri bir buldozer kullanarak dağa giden yolu kullanılmaz hale getirdiler. İsrail Kuvvetleri ayrıca, binlerce Filistinli vatandaşın, yaklaşık 200 Filistinlinin yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı bir çatışmaya yol açan “Abitar” yerleşim karakolunu protesto etmek için düzenlediği haftalık barışçıl yürüyüşleri dağıtmak için müdahale ederek bölgedeki su şebekesini ve otoparkları tahrip etti.
Kudüs'te ise işgal güçleri ibadet edenlerin önünü keserek Mescid-i Aksa'ya girişi engellemek ve onları korkutmak için bariyerler kurdu. Caminin avlularını basan onlarca işgal askeri ve polisi, Kubbet-üs Sahra'nın çatısına ve Babürrahme mescidinin çevresine konuşlandırıldı. Filistinli tutsakları desteklemek için barışçıl bir yürüyüş düzenlenmesini engellemeye çalışan İsrail kuvvetlerine ek askeri takviye gönderildi. Filistinli göstericiler ise ellerinde Filistin bayrakları, tutukluların resimleri ve kaşıklarla tekbirler getirerek, tutukluların serbest bırakılması için sloganlar atarak yürüyüş düzenlediler. Gerilimi tırmandırmaya yönelik eylemleri kınayarak, kaçan mahkumlara zarar verilmemesi hususunda uyarılarda bulundular.
İşgal güçleri, Kudüslü Doktor Hazim el-Cevlani'ye kurşunla yaraladı. Hadassah Ein Kerem Hastanesine nakledilen Kudüslü doktor, aldığı yaralar nedeniyle vefat etti. İşgal güçleri, doktorun bir askeri bıçaklamaya çalıştığını söyledi. Bir yerleşimci, işgal altındaki Kudüs'ün kuzeyindeki Al-Ram kasabasında üç çocuğa gerçek mermilerle ateş açtı.
Bu yürüyüşün yanı sıra işgal altındaki Batı Şeria'daki çeşitli bölgelerde, ulusal güçlerin daveti üzerine barışçıl halk faaliyetleri, mahkumlara destek olma ve onlara yapılan kötü muameleyi reddetme gibi farklı eylemler de yapılıyor.

İsrail cezaevlerinde tedbirleri sıkılaştırdı
İşgal hapishaneleri, geçen Pazartesi günü Gilboa hapishanesinden kaçmayı başaran altı kişiye misilleme olarak mahkumlara yönelik cezai tedbirlerin artırılması nedeniyle şiddetli gerginliğe sahne oluyor. Gilboa cezaevindeki mahkûmlar, cezaevi yönetimine bağlı olmadıklarını açıklayarak İslami Cihad tutsaklarından tahliye edilen koğuşları ateşe verdiler. Raymond Hapishanesi'ndeki mahkumlar ise, hapishanenin bir bölümünü ateşe vererek yedi koğuşu kullanılmaz hale getirdiler. Hapishaneyi adeta bir askeri kışlaya çeviren cezaevi yönetimi, onlarca mahkûma ceza verdi. Negev'deki iki hapishanede de koğuşlar yakıldı.
Kudüs Müftüsü Cuma hutbesini mahkumlara ayırdı
Kudüs ve Filistin toprakları Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin, dünkü Cuma hutbesinin büyük kısmını İsrail hapishanelerindeki mahkumlar meselesine ayırdı. Tutukluların sabrını ve onları desteklemek için yürütülen halk dayanışmasını selamladı. Ayrıca İsrail hapishanelerindeki mahkumların serbest bırakılması ve İsrail'in onlara yönelik saldırılarının durdurulması çağrısında bulundu.

Filistinli gruplardan kaçan mahkumlara destek bildirileri
Tüm Filistinli gruplar mahkumlara destek bildirileri yayınladı ve kaçan mahkumlara zarar verilmemesi konusunda uyarıda bulundu. Filistin Yönetimi, "İsrailliler tarafından başlatılan ve Filistinli ajanları tarafından tekrarlanan iftiralar" olarak nitelendirdiği iftiraları reddederek, otoritedeki güvenlik güçlerini mahkumları takip etmek için İsrail ile iş birliği yapmakla suçladı. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas liderliğindeki "Fetih" hareketinin Merkez Komitesi, "Özellikle, müstahkem Gilboa hapishanesinden 6 mahkûmun kaçarak özgürlüklerine kavuşmasıyla İsrail’in maruz kaldığı niteliksel şok ve büyük aşağılanma duygusundan sonra İsrail’in kendisini rehabilite etmek için başlattığı umutsuz bir girişimle bu cesur mahkumlara yönelik yürüttüğü saldırıları kınıyoruz” açıklamasında bulundu. Fetih Merkez Komitesi, “demir parmaklıklar ardındaki azimli mahkumlar” ile “özgürlüğüne kavuşmuş olan mahkumlara” mutlak desteğini dile getirirken, “mahkumların hareketini cezalandırma girişiminin akıbeti” hususunda uyarılarda bulundu. Komite ayrıca, “mahkumların bağlantılarına yönelik yapılacak saldırıların Fetih hareketine ve tüm Filistinlilere yapılacak bir saldırı olacağını” ifade etti.



Humus’ta otobüse silahlı saldırı: 7 ölü, 4 yaralı

Suriye İç Güvenlik Güçleri mensupları (Reuters)
Suriye İç Güvenlik Güçleri mensupları (Reuters)
TT

Humus’ta otobüse silahlı saldırı: 7 ölü, 4 yaralı

Suriye İç Güvenlik Güçleri mensupları (Reuters)
Suriye İç Güvenlik Güçleri mensupları (Reuters)

Humus Sağlık Müdürlüğü’nden bir yetkili Suriye Arap Haber Ajansı SANA yaptığı açıklamada, Humus’ta Misyaf Köprüsü üzerinde bir otobüse ateş açılması sonucu en az 7 kişinin hayatını kaybettiğini, 4 kişinin de yaralandığını söyledi. Yetkili, yaralıların hastanelere kaldırıldığını belirtti.

Fransız Haber Ajansı AFP konuşan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir güvenlik kaynağı ise saldırının Suriye’nin orta kesimindeki Humus vilayetinde bir elektrik şirketi çalışanlarını taşıyan otobüsü hedef aldığını söyledi. Kaynak, otobüste “özel bir elektrik şirketinde çalışan mühendis ve işçilerin” bulunduğunu aktardı.

SANA muhabiri de İç Güvenlik Güçlerinin Misyaf Köprüsü’nde otobüsün hedef alınmasına ilişkin saldırıyla ilgili soruşturma başlattığını ve saldırının faillerinin belirlenerek adalete teslim edilmesi için çalışmaların sürdüğünü bildirdi.


Baas Partisi'ni feshetmek ile Hizbullah'ı feshetmek arasında Amerikan stratejisi

Hizbullah destekçileri, Beyrut'un güney banliyösünde liderleri Hasan Nasrallah'ın suikastının ikinci yıldönümü anma töreninde Hizbullah bayrağını dalgalandırıyor, 27 Eylül 2026 (AFP)
Hizbullah destekçileri, Beyrut'un güney banliyösünde liderleri Hasan Nasrallah'ın suikastının ikinci yıldönümü anma töreninde Hizbullah bayrağını dalgalandırıyor, 27 Eylül 2026 (AFP)
TT

Baas Partisi'ni feshetmek ile Hizbullah'ı feshetmek arasında Amerikan stratejisi

Hizbullah destekçileri, Beyrut'un güney banliyösünde liderleri Hasan Nasrallah'ın suikastının ikinci yıldönümü anma töreninde Hizbullah bayrağını dalgalandırıyor, 27 Eylül 2026 (AFP)
Hizbullah destekçileri, Beyrut'un güney banliyösünde liderleri Hasan Nasrallah'ın suikastının ikinci yıldönümü anma töreninde Hizbullah bayrağını dalgalandırıyor, 27 Eylül 2026 (AFP)

Elie Kuseyfi

Lübnan'daki Amerikan politikalarının atmosferi veya Lübnan’daki durum ile ilgili Amerikan açıklamaları şu izlenimi veriyor: Washington Hizbullah'ı silahsızlandırma meselesinin ötesine geçen bir yaklaşıma doğru ilerliyor. Bu yaklaşım, Hizbullah’ın devlet kurumları, askeri ve güvenlik aygıtları ile kamu yönetimi içindeki nüfuzunu bitirmeyi, ardından devletin kılcal damarlarını etkileme gücünü felç etmek için bu kurumlar içindeki insani ve siyasi ağlarını etkisiz hale getirmeyi içeriyor. Bu durum, Amerikan yaklaşımının, Hizbullah'ın son 20 yılda geniş bir nüfuz alanı oluşturduğu pozisyonlardan uzaklaştırılması temelinde Lübnan devletini yeniden inşa etme girişimine yakın olduğunu gösteriyor.

Tüm bunlar, özellikle müzakere sürecinin temelini oluşturan “adım adım” ilkesinin sürdürülebilir bir süreç üretmede başarısız olması nedeniyle, Amerikan himayesinde yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerinin durakladığı veya İsrail seçimlerinden sonraya ertelendiği bir dönemde gerçekleşiyor. Müzakerelerin duraklaması, yavaşlaması veya ertelenmesiyle birlikte, Hizbullah'ın silahsızlandırılması artık Lübnan'daki Amerikan politikasının tek odağı gibi görünmüyor. Ne açık bir savaşın ne de sürekli müzakerelerin olmadığı yeni gerçeklik, Washington'un şimdilik, savaşın tam teşekküllü bir çatışmaya dönüşmesini önlemek için İsrail'e baskı yapmakla yetinebileceğini gösteriyor. Bu konuda İsrail'in kendisiyle bile mutabakat içinde olabilir. Ancak bu, Washington'un Tel Aviv'e Güney Lübnan'a yönelik devam eden bombardımanlarını, buldozerle yıkım operasyonlarını durdurması için ek baskı uygulamaya hazır olduğu anlamına gelmiyor.

Bu aşamada Amerikan-İsrail anlaşmasının doğası işte bu noktada açığa çıkıyor; ABD’nin amacı Hizbullah'ın hedef alınmasını durdurmak değil, bu hedef almanın yeni, topyekun bir savaşa dönüşmesini önlemektir. Öte yandan, bu model, özellikle Hizbullah misilleme yapmaktan kaçınmaya devam ederse, İsrail'in tam ölçekli bir savaşa girmek zorunda kalmadan Hizbullah üzerinde askeri baskıyı sürdürmesine olanak tanıyor. Bu, ABD-İran çatışmasını Amerikan kontrolünden çıkarabilecek daha büyük bir çatışmayı tetiklememesi koşuluyla, İsrail'in Lübnan'daki bombardımanlarına ve hava saldırılarına devam etmesine, Hizbullah'ın askeri altyapısını hedef almasına ve tesislerini yok etmesine ABD’nin örtülü olarak yeşil ışık yaktığı anlamına geliyor. Nitekim Güney Lübnan, son günlerde İsrail ordusunun Hizbullah'ın askerlerine doğru patlayıcı yüklü bir insansız hava aracı gönderdiği iddiasına karşılık olarak İsrail'in gerilimi tırmandırıcı adımlarına sahne oldu. Ancak daha ciddi gelişme, İsrail'in hedef aldığı coğrafi alanın genişlemesidir; bu da Tel Aviv'in Ali Tahir'deki Hizbullah mevzilerini etkisiz hale getirdikten sonra İklim et-Tuffah ve er-Reyhan Tepeleri bölgelerinde askeri operasyonlara hazırlanıyor olabileceğini gösteriyor. Dolayısıyla, İsrail'in amacı, Güney Lübnan genelindeki Hizbullah üslerini etkisiz hale getirmek gibi görünüyor.

ABD’nin Lübnan'daki yaklaşımı, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Irak'taki Baas Partisi'nin tasfiyesi deneyimini hatırlatıyor

Bu bağlamda, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in Güney Lübnan'da Litani Nehri'ne kadar olan bölgeleri ilhak etme çağrısı, özellikle sağcı kesim içinde, İsrail'in Lübnan'ı tırmandırma ve toprak genişletme stratejisi için bir deneme alanı haline getirme konusundaki açık siyasi hazırlığını ortaya koyuyor. İsrail'in bu hamlesi mutlaka tam bir Amerikan desteği almasa da, Washington'un İsrail'e geniş bir askeri manevra alanı sağlaması ve operasyonları topyekun savaş seviyesinin altında tutması için yeterli; böylece devam eden İsrail bombardımanı, Washington'un önderlik ettiği siyasi sürece paralel bir baskı aracı haline gelmektedir. Dolayısıyla, Amerikan yönetiminin ve Başkan Trump'ın şahsen İsrail'i Güney Lübnan'da gerilimi azaltmaya zorlama yönündeki ara sıra yaptığı açıklamalara rağmen, Washington ve Tel Aviv arasında bir rolleri tamamlama söz konusudur. İsrail'in askeri baskısına karşılık olarak, Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan devletini, sadece askeri olarak değil, aynı zamanda siyasi ve kurumsal olarak da Hizbullah'a baskı yapmaya zorluyor. Lübnan devletinin baskısıyla, güvenlik servisleri ve kamu yönetimi içinde Hizbullah ile bağlantılı figürlerin etkisiz hale getirilmesi veya devlet kurumlarındaki karar alma süreçlerini etkileme güçlerinin azaltılması amaçlanıyor.

rgth
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Doğu Akdeniz’deki Kıbrıs adasına yaptığı ilk resmi ziyaret sırasında, Lefkoşa'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda GKRY Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile bir araya geldi, 9 Temmuz 2025 (AFP)

Bilhassa bu açıdan bakıldığında, ABD'nin Lübnan'daki yaklaşımı, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Irak'taki Baas Partisi'nin feshedilmesi deneyimini anımsatıyor. İki bağlam radikal olarak farklı olsa da -Lübnan, Irak veya Suriye'deki Baas Partisi tarzında tek partili bir devlet değil- benzerlik, daha geniş Amerikan hedefinde yatıyor; iktidardaki partinin iktidar mekanizmalarını kontrol etme gücünü ortadan kaldırmak. Bu, Lübnan modelindeki silahsızlandırma veya Irak modelindeki rejim değişikliğiyle sınırlı değil. Aksine, devlet kurumlarının yeniden yapılandırılmasını gerektiriyor, böylece hedef alınan baskın güce bağlı ağlar artık orduyu, güvenlik hizmetlerini ve kamu yönetimini kontrol edemiyor.

Gerçekten de, Hizbullah yirmi yılı aşkın bir süre içinde Lübnan devleti içinde geniş çaplı bir nüfuz biriktirdi. Devlet içindeki siyasi ve güvenlik karar alma süreçlerinin temel unsurları, öncelikle kendi ajandasını dayatma gücüne bağlıydı. Bu nedenle, Amerikan anlamıyla “Hizbullah'ı feshetmek”, Hizbullah’ı siyasi bir örgüt olarak dağıtmak veya Lübnan toplumundan silmek anlamına gelmeyebilir. Aksine, devlet içindeki güç mekanizmalarını kontrol etme ve domine etme kapasitesini engellemek, onu iktidarda bulunan ancak devlet kararlarını etkilemesine olanak tanıyan güç araçlarından yoksun bırakılmış, salt siyasi bir güç haline dönüştürmek anlamına geliyor.

Bu Amerikan mantığına göre, yapılması gereken, Amerikan şemsiyesi altında dinamik bir bölgesel güvenlik yapısının oluşturulmasıdır; böylece Amerikan çıkarlarını korumak ve bölgede Washington'un rakipleriyle mücadele etmek artık yalnızca Amerikan gücüne bağlı bir görev olmaktan çıkacaktır

 Ancak ne Hizbullah ne de İran bu denklemi kabul etmeye istekli görünmüyor. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İsrail'in Hizbullah’ı ortadan kaldırmada başarısız olduğunu vurgulayan açıklamalarının yanı sıra, İran Devrim Muhafızları'nın Hizbullah'ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah'ın suikastının ikinci yıldönümünde yaptığı benzer açıklamalar, İsrail ve Amerikan baskısının Hizbullah'ı teslim olmaya veya Lübnan denkleminin dışında kalmaya zorlayamayacağı konusundaki ısrarlarını yansıtıyor. Bu, Lübnan'ın önümüzdeki dönemde bir tarafta Washington ve İsrail, diğer tarafta Hizbullah ve Tahran arasında daha geniş çaplı bir çatışma mantığına tabi kalacağı anlamına geliyor. Bu arada, Lübnan devleti bu iki kamp arasında sıkışıp kalmış durumda ve ülkeyi bu çatışmadan ve bu çıkmazdan kurtaracak üçüncü bir yol çizmek için etkili araçlardan yoksun.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ironik bir şekilde, Amerika Birleşik Devletleri Lübnan'daki iç güç dengesini yeniden şekillendirme çabalarına giderek daha fazla müdahil olurken, aynı zamanda 2003 işgaliyle başlayan askeri varlığını sona erdirerek 30 Eylül'e kadar Irak'tan kuvvetlerini çekmeye hazırlanıyor. Bu, bölgedeki Amerikan stratejisinin doğası hakkında daha geniş bir soruyu gündeme getiriyor: Artan bir angajman stratejisine mi yoksa Amerikan geri çekilme stratejisine mi tanık oluyoruz? Belki de bu stratejinin ölçütü artık sadece doğrudan Amerikan askeri varlığının büyüklüğü değil. En önemli değişim, ABD'nin İsrail ile birlikte, büyük kara kuvvetleri konuşlandırmaya gerek kalmadan çeşitli bölgelerde saldırılar düzenleyerek ve hedeflere ulaşarak bölgesel güvenlik ve askeri ortamı etkileyebilmesinde yatıyor.

tu7k
Beyrut'un güney banliyösünde, eski lider Hasan Nasrallah'ın suikastının ikinci yıldönümünü anma töreninde, Hizbullah destekçileri liderleri Naim Kasım'ın televizyonda yayınlanan konuşmasını izliyor, 27 Eylül 2026 (AFP)

Bu perspektiften bakıldığında, İsrail'in hareket özgürlüğü, toprak kontrolünün kendisinden daha önemli hale geliyor. İsrail'in Güney Lübnan'daki mevzileri işgal etmesi, bir şekilde güney Suriye'ye uzanan yeni bir güvenlik gerçekliğinin kurulmasına katkıda bulunuyor. Ancak, en büyük stratejik değer, istediği zaman Güney Lübnan veya Güney Suriye'deki toprakları hedef alabilme yeteneğinde yatıyor. İsrail için buradaki en önemli faktör, hareket özgürlüğüdür; yani tam ölçekli bir savaşa sürüklenmeden bölgesel arenada askeri olarak faaliyet gösterebilme kabiliyetidir.

Aynı durum siyasi ve ekonomik alanlarda Amerika Birleşik Devletleri için de geçerli. Washington, İran'ın Irak ve Lübnan gibi ülkelerdeki nüfuzunu ortadan kaldıramasa da (bu nüfuz gelecekteki siyasi durumu belirlemede önemli bir faktördür), siyasi ve ekonomik baskı yoluyla bu iki ülkede istikrarın sağlanmasını son derece zorlaştırabilir, hatta imkansız hale getirebilir. Bu durum, kalıcı bir Amerikan askeri varlığı olmasa bile, İran'ın etkisini kırılgan ve her an bozulmaya ve sarsılmaya açık hale getirir.

Bu perspektiften bakıldığında, Amerikan varlığının yerini almayı amaçlamayan, aksine Washington'un bölgedeki doğrudan güvenlik ve askeri taahhütlerini azaltmasına olanak tanıyan bölgesel güvenlik ve askeri yapılar arayışını anlamak mümkündür. Bu Amerikan mantığına göre,  yapılması gereken, Amerikan şemsiyesi altında dinamik bir bölgesel güvenlik yapısının oluşturulmasıdır; böylece Amerikan çıkarlarını korumak ve bölgede Washington'un rakipleriyle mücadele etmek artık yalnızca Amerikan gücüne dayalı bir görev olmaktan çıkıp, Amerikan çıkarlarıyla kesişen ve Washington'un kontrolündeki güvenlik dengeleri içinde faaliyet gösteren bölgesel ittifaklar ağına dayalı bir görev haline gelecektir.

Hizbullah ve İran'ın Amerikan koşullarını kabul etmeyi reddetmeye devam etmesi, bu gidişatın geleceğini belirlemede kritik bir faktör olmaya devam ediyor. İran ve Hizbullah ile yeniden açık bir çatışma, Washington için en uygun seçenek değil

 Bu nedenle, Lübnan, bölgedeki Amerikan stratejisindeki bu daha geniş çaplı değişimi test etmek için önemli bir arena gibi görünüyor; bu strateji, güç dengesini yeniden şekillendirmek için siyasi, ekonomik ve güvenlik alanında baskı yapmaya dayanıyor. Buna paralel olarak, doğrudan Amerikan askeri varlığının azaltılması ve Amerikan şemsiyesi altında faaliyet gösteren bölgesel güvenlik düzenlemelerine daha fazla güvenilmesini gerektiriyor. Bu denkleme göre, Washington, hükümetlere baskı yapabildiği, rakiplerine fayda sağlayan istikrarlı düzenlemelerin kurulmasını engelleyebildiği ve onlara siyasi ve ekonomik bedeller yükleyebildiği sürece, etkisini sürdürmek için her alanda büyük bir askeri varlığa ihtiyacı yok. Bu arada, İsrail, Amerikan şemsiyesi altında geniş bir yelpazede askeri ve güvenlik faaliyetlerinde önemli ölçüde özgürlüğünü koruyor. Bu nedenle, Lübnan arenası özel bir önem kazanıyor, çünkü bu Amerikan yaklaşımının başarısı büyük ölçüde, ABD'nin Hizbullah'ın devlet içindeki konumunu, Hizbullah ile İsrail arasında yeniden tam ölçekli bir savaş başlatmadan veya uzun süreli bir İsrail işgalinin siyasi bedelini ödemeden yeniden şekillendirme yeteneğine bağlıdır. Suudi Arabistan'ın Smotrich'in yukarıda belirtilen açıklamalarına ilişkin tutumu, Washington'un Arap müttefiklerinin İsrail'in yayılmacı politikalarını reddettiğinin bir göstergesiydi.

cdfg
Lübnan sınırına yakın Yukarı Celile'de bulunan Misgav Am kibbutzunda ABD ve İsrail bayraklarını birleştiren ortak bir bayrak göndere çekildi, 20 Eylül 2026 (AFP)

Ancak tüm bunlar, bu Amerikan yaklaşımının Hizbullah'ın Lübnan denkleminden tamamen çıkarılması sonucuna ulaşacağı anlamına gelmiyor. İran ile müzakerelere açık kapı bırakılması, gelecekteki herhangi bir bölgesel çözümün Lübnan'ı ve iç düzenlemelerini de içerebileceği olasılığına da kapıyı açık bırakıyor. Bu düzenlemeler, güneydeki güvenlik durumunu değiştirmeyi ve Hizbullah'ın oradaki askeri varlığını kısıtlamayı, Hizbullah'ın devlet aygıtı içindeki baskın konumunu yeniden kazanmasını engelleyecek şekilde Lübnan hükümeti içindeki güç dengesini yeniden kurmayı içeren bir formüle ulaşmayı içerebilir, ama Hizbullah’ın siyasi varlığını tamamen ortadan kaldırmayı gerektirmiyor. Bu noktada, Washington'un Lübnan hakkında neler düşündüğünü anlamak için mevcut durumu Irak'taki Baas rejiminin tasfiyesi deneyimiyle karşılaştırmak hem yararlı hem de sınırlandırıcı olabilir. Washington'un Hizbullah'ı siyasi hayattan tamamen silmeyi değil, Lübnan'da “iktidar partisi” olarak işlev görme gücünü sonlandırmayı, ancak mezhepsel güç paylaşımına dayalı Lübnan sisteminde güç yapısının önemli bir parçası olarak korumayı amaçladığı muhtemel.

Bu Amerikan yaklaşımı veya tasavvuru, gerçekleşirse, ayrı bir Lübnan meselesi değil, bölgedeki daha geniş bir ABD stratejisinin parçası olacaktır. Zira bu, Washington'un İran nüfuzunu doğrudan askeri güçle ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, siyasi ve ekonomik baskı yoluyla geriletme yeteneğini test ediyor.

Bu nedenle, Hizbullah ve İran'ın Amerikan koşullarını kabul etmeyi reddetmesi, bu gidişatın geleceğini belirlemede belirleyici bir faktör olmaya devam ediyor. İran ve Hizbullah ile yeniden açık bir çatışmaya girmek Washington için en uygun seçenek değil, keza onlarla kapsamlı bir uzlaşma da şu anda uygulanabilir bir seçenek değil. Bu iki seçenek arasında Hizbullah'ın Lübnan'daki askeri ve siyasi varlığının geleceği yatıyor: Ya Amerika Birleşik Devletleri onu kilit devlet kurumlarında siyasi olarak etkisiz hale getirirken aynı zamanda Güney Lübnan'da askeri olarak da etkisiz hale getirebilecek, ya da hem askeri çözümün hem de kapsamlı bir bölgesel uzlaşmanın başarısız olması, Lübnan'ın tamamının Washington ve Tahran arasındaki çatışmanın hedefinde kalmasına neden olurken, ülkenin acil sorunlarından hiçbiri de çözülemeyecektir.


Bağdat ve Washington, Irak’ta DEAŞ ile mücadele eden uluslararası koalisyonun görevinin sona erdiğini duyurdu

Bağdat’ta Egemenlik Günü vesilesiyle Irak bayrakları ve güvenlik güçlerinin resimlerinin yer aldığı bir afiş (Reuters)
Bağdat’ta Egemenlik Günü vesilesiyle Irak bayrakları ve güvenlik güçlerinin resimlerinin yer aldığı bir afiş (Reuters)
TT

Bağdat ve Washington, Irak’ta DEAŞ ile mücadele eden uluslararası koalisyonun görevinin sona erdiğini duyurdu

Bağdat’ta Egemenlik Günü vesilesiyle Irak bayrakları ve güvenlik güçlerinin resimlerinin yer aldığı bir afiş (Reuters)
Bağdat’ta Egemenlik Günü vesilesiyle Irak bayrakları ve güvenlik güçlerinin resimlerinin yer aldığı bir afiş (Reuters)

Bağdat ve Washington bugün, ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyonun Irak’taki misyonunun sona erdiğini açıkladı. Açıklama, ABD güçlerinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Erbil’de bulunan bir hava üssünden çekilmesinin ardından geldi.

Pentagon tarafından yapılan açıklamada, “Bugün ABD ve koalisyon ortakları, Eylül 2024 tarihli ABD-Irak ortak bildirisinde ve ABD’nin ulusal çıkarları doğrultusunda, Irak’taki ‘Doğal Kararlılık Operasyonu’nu resmen tamamladı” ifadesine yer verildi.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi de koalisyon güçlerinin çekilmesinin ardından ‘Irak’ın egemenliği’ başlıklı yeni bir dönemin başladığını açıkladı. Ez-Zeydi, koalisyonun misyonunun sona ermesinin terörle mücadelenin sona erdiği anlamına gelmediğini vurguladı.

Ez-Zeydi, uluslararası koalisyonla güvenlik alanındaki iş birliğinin daha etkili şekilde sürdürüleceğini ve güvenliğin desteklenmesi amacıyla dijital teknolojileri de kapsayacağını belirterek, ortak operasyonlara ilişkin görevlerin silahlı kuvvetler başkomutanına devredildiğini açıkladı.

Irak Başbakanı, “Hukukun ve devlet kurumlarının çatısı dışında hiçbir silah bulunamaz” ifadesini kullandı.

Öte yandan Irak Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Yahya Resul dün akşam yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin bugün Irak’ta kalan üslerinden ayrılmasıyla birlikte 30 Eylül’den sonra ülkede uluslararası koalisyona bağlı hiçbir personelin bulunmayacağını belirtti.

Irak Haber Ajansı’na (INA) konuşan Resul, “30 Eylül’den sonra uluslararası koalisyona bağlı hiçbir personel bulunmayacak ve Irak topraklarında koalisyona ait hiçbir asker kalmayacak… Uluslararası koalisyonun çekilmesi, Irak’ın gösterdiği büyük çabanın sonucudur” ifadelerini kullandı.

Resul ayrıca, “Toprakları uluslararası koalisyonun desteğiyle Iraklılar kurtardı. Uluslararası koalisyona üye ülkelerle ikili ilişkiler gelişmiş durumda” dedi. Hiç kimsenin hukukun üzerinde olmadığını vurgulayan Resul, Irak güvenlik ve istihbarat birimlerinin terör ve yolsuzlukla mücadelede önemli ilerleme kaydettiğini belirtti.

Victoria Üssü’ne ilişkin de açıklama yapan Resul, “Irak ordusu, ülkenin hava sahasını ve topraklarını güvence altına almak için Victoria Üssü’nü kullanacak” dedi. Resul ayrıca, “Victoria Üssü’nde uluslararası koalisyona ait herhangi bir uçak bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

(video)

Bu bağlamda Irak Başbakanı’nın güvenlik danışmanı Kasım el-Araci bugün yaptığı açıklamada, uluslararası koalisyonun misyonunun ve ülkedeki güçlerinin varlığının sona erdirilmesiyle Irak’ın egemenliğini pekiştirecek, ulusal çıkarlarına ve Irak halkının beklentilerine hizmet edecek önemli bir aşamaya ulaştığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın INA’dan aktardığı açıklamasında el-Araci, “22 Temmuz 2021’den bu yana sürdürülen müzakereler ve mutabakatlar sürecinin tamamlanmasıyla bugün uluslararası koalisyonun misyonunun ve güçlerinin varlığının sona erdirilmesi bakımından önemli bir aşamaya ulaşıyoruz” dedi. El-Araci, “Terör örgütü DEAŞ’a karşı zafer, Iraklıların fedakârlıkları ve silahlı kuvvetlerimizin farklı birim ve oluşumlarının gösterdiği kahramanlık sayesinde, uluslararası koalisyon ile kardeş ve dost ülkelerin desteğiyle elde edildi. Bu rolü takdir ediyor ve değerli buluyoruz” ifadelerini kullandı.

El-Araci sözlerini şöyle sürdürdü: “Koalisyonun misyonunun sona ermesi ortaklığın sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine bu durum, karşılıklı saygı ve ortak çıkarlar temelinde daha sağlam ikili ilişkilere geçiş anlamına geliyor. Güvenlik ve istihbarat alanındaki iş birliği, bilgi ve deneyim paylaşımı ile kapasite geliştirme çalışmaları devam edecek. Bu da güvenlik ve istikrarı güçlendirerek halkımızın sürdürülebilir barış, kalkınma ve refah yönündeki beklentilerini destekleyecek.”

fdb
Bağdat’ta bir sokakta meydana gelen bombalı araç saldırısının ardından olay yerinde Irak polis memurları ve ABD ordusu askerleri (Reuters)

Çekilme kararı 2024 yılında, eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde onaylanmıştı. Ancak süreç, Donald Trump yönetimi tarafından, Washington’ın İran’a karşı savaş yürüttüğü bir dönemde hayata geçiriliyor. Çekilme, ABD öncülüğündeki güçlerin Saddam Hüseyin’i devirmesinin üzerinden 23 yıl geçmesinin ardından gerçekleşiyor. Bu müdahale o dönemde, daha sonra DEAŞ’ın ortaya çıkmasıyla zirveye ulaşan istikrarsızlık ve kaos ortamını beraberinde getirmişti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesiyle eş zamanlı olarak Amerikalıları, Trump’ın müttefiklerinin Kongre’den uzaklaştırılması yönünde oy kullanmaya çağırdı. Tahran, Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından ülkedeki nüfuzunu vekil güçleri aracılığıyla kademeli olarak artırmıştı.

Çekilme Iraklılar arasında geniş destek görse de bazı kesimler, ABD tarafından eğitilen ve finanse edilen güvenlik güçlerinin, 20 yılı aşkın süren savaş sırasında 4 bin 500 ABD askerinin hayatını kaybettiği ülkeyi hâlâ koruyabilecek kapasitede olmamasından endişe ediyor.

ABD güçleri 2003 yılında Irak’ı işgal etti ve ardından ülkeyi işgal altında tutmaya yönelik adımlar attı. Şii güçlerin öncülüğünde bir hükümet kuruldu ve önce Saddam Hüseyin yanlılarına, ardından El Kaide’ye karşı yıllarca süren bir savaş yürütüldü. ABD güçleri 2011 sonunda Irak’tan çekildi.

Ancak ABD askerleri, Irak güçlerinin DEAŞ’ı yenmesine yardımcı olmak amacıyla üç yıldan kısa bir süre sonra yeniden ülkeye döndü. DEAŞ’a karşı 2014-2017 yılları arasında geniş çaplı bir savaş yürütüldü.

Irak’a Özgürlük Operasyonu, Afganistan’da aynı dönemde yürütülen ve 2021’de ABD’nin ani çekilmesiyle sona eren savaştan yaklaşık iki kat daha fazla Amerikalının hayatına mal oldu. Bu yıl İran’a karşı yürütülen savaşta ise çatışmalar sırasında öldüğü açıklanan 18 ABD askerinden 7’si Irak’ta hayatını kaybetti. Bunlardan sonuncusu, temmuz ayında Erbil yakınlarındaki bir üste bir insansız hava aracına (İHA) yönelik kontrollü patlatma operasyonu sırasında yaşamını yitiren bir askerdi.

Irak federal hükümeti ve ülkenin kuzeyindeki yarı özerk IKBY’deki bazı güvenlik yetkilileri, ABD’nin çekilmesinin DEAŞ militanlarına yeniden faaliyet gösterme fırsatı verme riski taşıdığını belirtiyor. Örgütün hâlâ uyuyan hücrelerden oluşan bir ağ bulundurduğu ifade ediliyor. ABD güçleri, Irak güvenlik güçlerine DEAŞ’ın hareketleri konusunda kritik istihbaratın yanı sıra hava gözetleme ve keşif desteği sağlıyordu.