11 Eylül'ün ardından geçen 20 yıl: Başlangıç noktasına dönüş

New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)
New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)
TT

11 Eylül'ün ardından geçen 20 yıl: Başlangıç noktasına dönüş

New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)
New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)

Bugün 2001’de gerçekleşen 11 Eylül Saldırıları’nın 20’inci yıl dönümü. Dünya, El Kaide'nin ABD'ye düzenlediği saldırılardan bu yana çok değişti. ABD, 20 yıl önce "El Kaide'nin saldırısına" karşı başlattığı "terörizme karşı savaşta" yadsınamaz sonuçlar elde etti. ABD, topraklarında yeni bir 11 Eylül'ün yaşanmasını önlemeyi başardı. El Kaide"nin başını ve üst düzey liderlerini ortadan kaldırdı. Ancak bugün karşılaşılan manzara, işlerin 20 yıl öncesine, başlangıç ​​noktasına döndüğünü gösteriyor.
ABD başarısızlığını kabul ederek Afganistan'dan çekildi. Taliban yeniden iktidara geldi. Peki, gerçekten de 20 yıl öncesine mi dönüldü?
11 Eylül Saldırıları gerçekten dünyayı değiştiren bir olaydı. Dünya artık eski dünya değildi. O günün sabahında gökten uçak yağmuru yağdı. Kaçırılan uçaklar intihar araçlarına dönüştürüldü ve New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine ile Washington yakınlarındaki Pentagon'a saldırı düzenlendi. Bir diğer uçak ise Beyaz Saray’a ulaşamadan Pensilvanya’da düştü.

Pentagon karargahı da 11 Eylül'de saldırıya uğradı (EA)
Bu, Japonların 1941 yılında Pearl Harbor'a düzenlediğinden bu yana ABD topraklarına yönelik en kötü saldırıda yaklaşık 3 bin kişi öldü. Tıpkı Japon saldırısının Amerikalıların İkinci Dünya Savaşı’na girmesine sebep olduğu gibi 11 Eylül Saldırıları da Washington yönetiminin “teröre karşı küresel savaş” başlatmasına yol açtı. O sırada Taliban, 11 Eylül Saldırıları’na karışan El Kaide’li misafirlerini iade etmeyi reddetti. Bu nedenle ABD, Afganistan'ı işgal etti ve 2001'in sonunda Taliban yönetimini hızla devirdi.
Aslında ABD sadece Taliban yönetiminden kurtulmakla kalmadılar; aynı zamanda başka ülkelerde saldırı düzenlemeyi planlayan ve Afganistan'ı bir eğitim merkezi olarak kullanan birçok grubun kamplarını da ortadan kaldırdı. El Kaide, Nairobi ve Darüsselam'daki ABD büyükelçiliklerine saldırılmasında ve Aden'deki Cole muhribinin bombalanmasında olduğu gibi, önceki eylemleri sırasında kendisine her zaman bir sığınak sağlayan arka üssü Afganistan’ı kaybetti. Örgütün liderlerinin çoğu öldürüldü. Bir kısmı Pakistan'a kaçtı. Kaçanların çoğu Pakistan ve ABD istihbaratı tarafından yakalandı. El Kaide liderlerinin diğer kısmı da Devrim Muhafızları’nın kendilerine ikamet ve koruma sağladığı İran'a geçti. El Kaide lideri Usame bin Ladin de hayatta kalanlar arasındaydı. Afganistan’ın Tora Bora Dağları’ndan Pakistan'a kaçtı. ABD’nin onu Abbottabad şehrinde bulduğu ve Mayıs 2011'de öldürdüğü operasyonu düzenleyene kadar yıllarca saklanarak yaşadı.

İtfaiyeciler ve sağlık görevlileri, Ticaret Merkezi kulelerinin molozları arasında kurbanları arıyor (EPA)
ABD, Bin Ladin'in ortadan kaldırılmasından önce örgütün onlarca üst düzey liderini öldürdü, onlarcasını da tutukladı. ‘Terörizme karşı savaşa’ katılan düzinelerce ülkenin yardımıyla örgütün dünyanın dört bir yanındaki hücrelerini dağıttı. Ancak 2011 yılına gelindiğinde kendilerini terörizme karşı bitmeyen savaşların bataklığına giderek daha fazla saplanmış buldular. Daha da kötüsü öyle görünüyordu ki ABD’liler, bazen kendilerini kendi yaptıkları bataklıkta boğuluyorlardı.
ABD için en tehlikeli durum ise Irak'ta yaşandı. Muzaffer ABD 2003 yılında, Afganistan'daki savaşı henüz yeni başlatmışken Saddam Hüseyin'i devirmek için Irak’ı işgal etti. Bu işgali ile rejiminin kitle imha silahlarına sahip olduğunu ve El Kaide ile bağlantısı bulunduğunu haklı göstermeye çalışsa da iki suçlamanın da yanlış olduğu sonradan ortaya çıktı. İşgalin sonuçlarından biri de Saddam'ın devrilmesi ve onu asmaktan çekinmeyen Irak'ın yeni yöneticisi ABD’ye teslim olmasıydı. Saddam'ın düşüşü, 1980’lerde yaşanan ve sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı sırasında Tahran'da üslenen hizipler aracılığıyla, İran'ın batı komşusu üzerindeki hegemonyasını genişletmesini kolaylaştırdı. Ayrıca Saddam'ın düşüşü, Irak'ın, daha sonra ‘DEAŞ canavarının’ da ortaya çıktığı, El Kaide’ye bağlılıklarını ilan eden aşırılık yanlısı grupların pençesine düşmesine de kapı araladı.

Amerikalılar Brooklyn Köprüsü'nde (AFP)
ABD, Irak’tan çekilmesini Aralık 2011'de tamamladı. Ülke, söz konusu dönemden itibaren kendisine bağlı veya sadık bir dizi hizip ve parti aracılığıyla tamamen İran'ın etkisi altına girdi. Bu geri çekilme, Tunus'tan başlayıp Mısır'a, ardından Libya'yı aşarak Suriye ve Yemen'e ulaşan, Arap dünyasını kasıp kavuran bir devrim dalgasıyla aynı zamanda meydana geldi. Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali rejiminin düşüşü büyük ölçüde İslamcıların düzenlediği iç halk baskısının bir sonucuyken Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Albay Muammer Kaddafi rejimlerinin düşüşü ise Barack Obama yönetimi sırasında, ABD'nin doğrudan katılımıyla gerçekleşti. Mübarek'in durumunda ABD baskısı siyasiydi. Zira Obama, Mısır Cumhurbaşkanı’nın istifa etmesi konusunda en hevesli yabancı liderlerden biriydi. Kendisine ‘derhal istifa etmesi gerektiğini’ söyledi. Öyle de oldu. Kaddafi’nin durumunda ise ABD, Fransızlarla ve İngilizlerle iş birliği yaparak Kaddafi’nin ordusunu yok eden ve Ekim 2011’de muhaliflerin onu yakalayıp idam etmesine imkan sağlayan bir hava saldırısına öncülük eden askeri bir müdahalede bulundu.

Saddam'ın Düşüşü: Amerikalılar 2003'te Irak'ı işgal etti ve Saddam Hüseyin'i devirdi (Getty)
Sözde ‘Arap Baharı’ devrimleri, kökleri yıllardır iktidarda olan rejimlerin devrilmesine yol açtı. Ancak bu durumdan kaynaklanan boşluk, ölümün eşiğine gelen El Kaide'ye, Bin Ladin ile birinci ve ikinci kademe üst düzey liderlerinin öldürülmesinden sonra hayat öpücüğü verdi. El Kaide ve diğer silahlı gruplar, saklanmak ve faaliyetlerini sürdürmek için merkezi hükümetlerin yetkisi dışında alanlara ihtiyaç duyduğundan birçok ülke, “baharın” siyasi İslam gruplara imkan sağlamasının avantajını kullanarak aşırılık yanlılarının kendilerini yeniden inşa etmeleri için ideal arena oldu. Bunların başında da siyaset sahnesinin ön saflarında yer alan Müslüman Kardeşler geliyor. Ancak El Kaide"nin dönüşü, bir zamanlar Irak’ta El Kaide liderliğindeki bir ittifakın parçası olan, kendisine Irak ve Şam İslam Devleti (DEAŞ) diyen bir örgüt şeklinde, ‘El Kaide”den bile daha kanlı bir canavarı’ beraberinde getirdi.
DEAŞ ilk olarak İran'a bağlı Şii grupların liderliğindeki Irak'taki yeni yönetimin tarafından dışlandığını hisseden Irak'ın Sünni şehirlerinde ortaya çıktı. DEAŞ, özellikle aşırılık yanlılarının Devlet Başkanı Beşar Esed’e karşı devrim dalgasının devam etmesiyle, rejimin benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya kaldığı milyonlarca barışçıl protestoyla Suriye'ye gelen “bahardan” da yararlandı.

Ortadoğu'da olayların başladığı Muhammed Buazizi Meydanı (AFP)
2014 yılına gelindiğinde Irak ve Suriye'nin büyük bir kısmı, lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'yi Levant'tan Mezopotamya'ya uzanan sözde bir ‘devlet’ üzerinde ‘halife’ ilan eden DEAŞ’ın eline geçmişti.
‘DEAŞ’ın halifesinin’ ve örgütün gerçekleştirdiği katliamlar, çekilmesinden birkaç yıl sonra kendisini Irak'a dönmek zorunda bulan ABD liderliğinde, DEAŞ’a karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasına yol açtı. Koalisyon, Iraklıların DEAŞ’ı Irak’ın büyük şehirlerinden çıkarmalarına, aynı zamanda Suriyeli silahlı grupların (özellikle Kürtlerin) DEAŞ’ı Suriye'deki ana kalelerinden kovmasına yardımcı oldu.

Amerikalılar 2011'de El Kaide lideri Usame bin Ladin'i öldürdüğü yer (Reuters)
2019'a gelindiğinde DEAŞ, çöllerdeki ve ıssız dağlardaki birkaç nokta dışında Suriye ve Irak'ta ortadan kayboldu. ABD yıl bitmeden, Bağdadi’nin Suriye'nin İdlib kentindeki sığınağına düzenlediği operasyonla DEAŞ liderini öldürdü. ‘DEAŞ halifesinin’ ortadan kaldırılması örgüte sembolik de olsa bir darbe vurdu. Ancak tehlikesini sona erdirmedi. Zira DEAŞ'ın kolları ve yalnız kurtları tüm dünyaya yayılmış ve uzun yıllar El Kaide’nin oluşturduğu korkudan daha büyük bir güvenlik endişesi haline gelmişti.

Suriye rejimi düşmedi ama savaş Suriye şehirlerini harabeye çevirdi (AFP)
Suriye, DEAŞ'ın 2019'da ortadan kaldırılmadan önce savaştığı son noktaydı. Aslında söz konusu tarihe kadar Suriye, 2015'ten itibaren Rusya'nın desteğini arkasında bulan Esed rejiminin saldırılarıyla harap bir ülke haline gelmişti. Ayrıca Esed rejiminin kendisi de o kadar zayıflamıştı ki birçok aland kontrolü büyük ölçüde İran ve Tahran’le bağlantılı milislere veya kendisine iç ve dış koruma sağlayan Rus desteğine bağlıydı. Esad rejiminin zayıflığına rağmen günümüzde artık rehabilitasyon süreci başlamış görünüyor. Çünkü birçok kimse zayıf da olsa bir rejimin bulunmasının, çok daha kötü manzaralara sebebiyet verecek yokluğundan daha iyi olduğunu düşünüyor.

Ağustos 2021... Taliban savaşçıları 20 yıl sonra Kabil'e geri döndü (AFP)
ABD’nin son yirmi yılda terörizme karşı savaş bataklığına saplanmış olması, uzun yıllardır kendisine rakip olan ülkeler için kendilerini öne çıkarmak ve hafife alınmaması gereken bir rakip olduğunu göstermek için bir fırsat doğurmuş gibi görünüyor. Elbette bu konuda Rusya öne çıkıyor. Rusya, uzun süredir, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ve eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in iktidarı yıllarında giderek azalan uluslararası siyasetteki etkisini tekrar canlandırmak için kendi istihbarat servislerinden gelen Vladimir Putin tarafından yönetiliyor. Bugün Ruslar, Ukrayna, Suriye ve Kırım'da olduğu gibi doğrudan askeri müdahaleyle veya birçok Afrika ülkesinde yaptığı üzere Rus güvenlik şirketleri aracılığıyla dolaylı olarak müdahalede bulunuyor. Dünyanın birçok yerinde kendisini Amerikalılara rakip olarak empoze ediyor. Ancak Rus ekonomisi, Kremlin'in ve yeni ‘çarı’nın hırslarını engelleyen büyük bir zayıflık olmaya devam ediyor.
Diğer yandan ‘Çin ejderhası’, ABD’nin dünya çapında bitmeyen savaşların bataklıklarına saplandığı yıllarda daha görünür bir biçimde ortaya çıktı. Çinliler, ülkelerini bir tür ‘dünya fabrikasına’ dönüştürerek geçmiş yıllarda eşi görülmemiş başarılar elde etti. Böylece ekonomileri bugün ABD’nin en büyük rakibi olacak noktaya geldi. Çinliler bu başarıyı büyük ölçüde yumuşak güç (yoksul ülkelere krediler ve yardımlar) kullanarak elde ederken ABD’liler ise ekonomilerini tüketen askeri savaşlarla meşguldü.

Afganistan'dan bir görüntü (AFP)
ABD, Afganistan'dan çekilmeye karar verdiğinde özellikle Çinli rakipleriyle yüzleştikleri bugün bir sır değil. ‘Medeniyetler mezarlığı’ olan Afganistan’dan çıkmalarının, kendilerine Çin ejderhası daha fazla büyümeden ve durdurulması zor hale gelmeden pençelerini koparmaya fırsat vereceğini umuyorlar. ABD’nin Kabil’den ‘aşağılanmış’ bir şekilde çıkması, başlangıçta ülkeye girmesine yol açan terörist grupların Afganistan üzerindeki emellerini gerçekleştirmeleri için de harekete geçmelerine yol atı. Birçok terör örgütü, tıpkı 11 Eylül 2001’den önce olduğu gibi Afganistan’a dönerek Taliban rejimi altında yaşamak istiyor. Afganistan’ın yeni yöneticisi Taliban ise bugün misafirlerinin 20 yıl önce yaptıklarını tekrarlamasına izin vermeyeceğini söylüyor.



Havana'daki çöp krizi: Kemirgenlerle yaşamaktan yoruldum

Aralık ayında bu fotoğrafların çekildiği başkentte kriz daha da büyüdü (AFP)
Aralık ayında bu fotoğrafların çekildiği başkentte kriz daha da büyüdü (AFP)
TT

Havana'daki çöp krizi: Kemirgenlerle yaşamaktan yoruldum

Aralık ayında bu fotoğrafların çekildiği başkentte kriz daha da büyüdü (AFP)
Aralık ayında bu fotoğrafların çekildiği başkentte kriz daha da büyüdü (AFP)

Onlarca yıldır ABD ambargosu altındaki Küba'da yaşam, Washington'ın adaya petrol tedarikini engellemesiyle daha da zorlaştı. 

Yakıt kıtlığı nedeniyle çöp kamyonları çalışamıyor. Başkent Havana başta olmak üzere tüm ülkede yaşanan çöp krizi büyüyor. 

New York Times (NYT), başkent sakinlerinin çöp yığınlarından şikayetlerinin arttığını aktarıyor. 

Resmi açıklamalara göre 30 bin çöp konteynırına ihtiyaç duyulan Havana'daki mevcut sayı yalnızca 10 bin ve bunların pek çoğu kötü durumda. 

2019'da Japonya yönetimi 100 çöp kamyonu hediye etse de 5 yıl sonra bunların bozulmaya başladığı haberleri devlet medyasına yansıdı.

Havana'daki 106 çöp kamyonundan yalnızca 44'ünün çalıştığı şubat başında devlet medyası tarafından bildirilmişti. 

Küba yönetimi, askerleri ve işçileri de çöp temizleme kampanyasına seferber etti. 

Amerikan gazetesi, Havana'da yaşayan 79 yaşındaki çöpçü José Fernández Zaldívar'ın şu ifadelerini aktarıyor:

Bazen çöp o kadar fazla oluyor ki evimin girişini kapadıkları için dışarı çıkamıyorum. Önce bir yol açmam gerekiyor. Çok fazla çöp var. Nereden geldiğini anlayamıyorum.

Kamu sağlığı uzmanları, çevredeki kirlilikle birlikte bu yaz sivrisineklerin sayısında ve ilgili hastalıklarda patlama yaşanabileceğini vurguluyor. 

Bu böceklerin bölgede dang humması ve Zika virüsü gibi çeşitli ciddi hastalıklara neden olabileceği hatırlatılıyor. 

Çöpü yakarak yok etme girişimlerinin arttığı gözlemleniyor ama ortaya çıkan dumanlar da sağlığa zarar veriyor. 

Marta Ramos Soler, sokaklara konulan çöp kutularının bölge halkı tarafından içindekilerle birlikte ateşe verildiğini söyledi. 

Geçen yıl kendisi, oğlu ve kaynanasının Chikungunya virüsü kaptığını belirten hemşire, "Kemirgenler ve hamamböcekleriyle birlikte pisliğin içinde yaşamaktan yoruldum" dedi. 

NYT, Trump'ın son yaptırımları öncesinde de sürdürülen Amerikan ablukasının etkisiyle yıllardır çöp sorununun yaşandığını öne sürüyor. Pek çok Kübalı'nın bu durumdan dolayı yönetimi de suçladığı iddia ediliyor. 

2018'de yapılan bir araştırmaysa Havana'daki krizle ilgili iki ana neden belirlemişti: Bozulan çöp kamyonları gibi mekanik sorunlar ve çöp toplayıcılarıyla kent sakinlerinin yaşadıkları yeri temiz tutmaya dair gönülsüzlüğü.

Başbakan Manuel Marrero'nun geçen sene devlet gazetesinde yayımlanan açıklamasında "Gerekli kaynaklara sahip olmadığımız doğru ama aynı zamanda inisiyatif alma, standartları yükseltme ve önceliklendirme konusunda da eksikliklerimiz var" dediği hatırlatılıyor. 

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump ve danışmanlarının, Küba'ya saldırı senaryoları üzerinde çalıştığı bildiriliyor. 

Eski ABD görevlilerinin kurduğu VIPS (Veteran Intelligence Professionals for Sanity/Sağduyudan Yana Olan Emekli İstihbarat Profesyonelleri) ise bir açıklama yayımlayarak Küba'ya yapılacak herhangi bir müdahalenin kaybetmeye mahkum olduğunu savundu. 

Olası bir askeri harekatın ülkelerindeki Kübalıları birleştireceği ve adada doğrudan ABD'nin sorumlu olacağı bir insani felakete yol açacağı vurgulandı. Oluşabilecek göç krizinin çevredeki ülkeleri de etkileyeceğine işaret edildi. 

Washington'ın öne sürdüğünün aksine, Küba'nın terör örgütlerine destek verdiğine ya da Çin ve Rus casus üslerini barındırdığına dair herhangi bir kanıt olmadığı bildirildi.

VIPS'in açıklamasında ABD yönetiminin eski Küba lideri Raúl Castro hakkında bir iddianame hazırladığı da anımsatıldı. 

94 yaşındaki Castro'nun 1996'daki uçak düşürme olayıyla bağlantısına dair önemli bir kanıt olmadığı ifade edildi. 

Independent Türkçe, NYT, TeleSUR


Ukrayna savaşı köpekleri nasıl değiştirdi?

5. yılına giren savaş sırasında pek çok Ukraynalı, köpeklerini arkada bırakıp evlerinden uzaklara kaçtı (AFP)
5. yılına giren savaş sırasında pek çok Ukraynalı, köpeklerini arkada bırakıp evlerinden uzaklara kaçtı (AFP)
TT

Ukrayna savaşı köpekleri nasıl değiştirdi?

5. yılına giren savaş sırasında pek çok Ukraynalı, köpeklerini arkada bırakıp evlerinden uzaklara kaçtı (AFP)
5. yılına giren savaş sırasında pek çok Ukraynalı, köpeklerini arkada bırakıp evlerinden uzaklara kaçtı (AFP)

Evolutionary Applications adlı bilimsel dergide yayımlanan bir makale, Şubat 2022'de başlayan Ukrayna savaşının köpekleri nasıl hızla farklılaştırdığını gösteriyor.

Bilim insanları, Ukrayna'nın 9 bölgesindeki 763 köpeği inceledi.

Araştırmaya, sahipleri savaştan kaçarken geride bırakılan köpeklerle yaşamı boyunca sokakta kalmış köpekler de dahil edildi.

Cephe yakınlarında yaşayan köpeklerin kurt ve çakallar gibi vahşi akrabalarına daha fazla benzemeye başladığı görüldü.

Güvenli bölgelerde yaşayan köpeklerle karşılaştırıldığında, cephe hattındakilerin burun uzunluklarının orta seviyede olduğu tespit edildi.

Çoğunun vücut kütlesinin daha az olduğu da bildirildi. 

Cephedeki yaşlı, hasta ya da yaralı köpek sayısının daha az olduğu ve bu bölgelerdeki hayvanların gruplar halinde yaşamaya daha fazla meylettiği aktarılıyor.

Lviv Üniversitesi zoologlarından Mariia Martsiv, başyazarı olduğu makale için yaptıkları çalışma hakkında "Cephede daha rahat bir şekilde hayatta kalan köpekler 'vahşi' fenotipe sahip olanlar: Dik kulak, düz kuyruk ve daha az beyaz renk" diyor.

Gdansk Üniversitesi'nde doktora yapan Małgorzata Witek de yazarları arasında olduğu makale hakkında konuştu:

Savaş, güçlü bir filtre gibi, ekstrem koşullarda hayatta kalmayı sağlayan özellikleri destekliyor. Bizi en çok şaşırtan şey, bu özelliklerin ne kadar hızlı belirginleştiğiydi. Savaş görece kısa bir zaman önce başlasa da cephedeki köpeklerle diğerleri arasındaki farklar çok belirgin.

Witek, bunun hızlı bir evrimden kaynaklandığını düşünmediklerini de vurguladı. 

Bu çalışmayı haberleştiren New York Times (NYT), büyük köpeklerin mayınları tetikleme riskinin daha yüksek olması gibi etkenlere işaret ediyor.

Araştırmada cephedeki köpeklerin çoğunun hâlâ gıda için insanlara bel bağladığı gösterildi. 

Bazılarının Ukrayna askerleriyle birlikte yaşadığı, zaman zaman köpeklerin cephedeki cesetleri yediği vakaların da görüldüğü bildirildi. 

Gdansk Üniversitesi'nden Małgorzata Pilot bazılarınınsa insanlara ihtiyaç duymadığını vurguluyor:

Buna yabanileşme diyebiliriz.

NYT'nin görüş aldığı yaban hayatı uzmanı Euan Ritchie, kendisinin yer almadığı araştırmayı önemli bulduğunu söyledi:

Köpeklerin savaşın yıkıcı etkilerinden bu kadar açık biçimde etkilenmesine dair kanıtlar, o kadar da yer değiştiremeyen ve yaşam alanlarıyla gıdaları açısından daha kısıtlı olan diğer türler için de alarm işlevi görmeli.

Independent Türkçe, NYT, Evolutionary Applications


Trump, İsrail ile Hizbullah arasında saldırıların durdurulması konusunda anlaşma sağlandığını açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)
TT

Trump, İsrail ile Hizbullah arasında saldırıların durdurulması konusunda anlaşma sağlandığını açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, İsrail’in Beyrut’a herhangi bir asker göndermeyeceğini duyurdu. Açıklama, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından geldi.

Trump, Truth Social platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Başbakan Benjamin Netanyahu ile son derece verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdim. İsrail’in Beyrut’a herhangi bir asker göndermeyeceğini teyit ettik. Yolda olan birlikler de geri çekildi. Aynı şekilde, üst düzey temsilciler aracılığıyla Hizbullah ile de son derece verimli görüşmeler yaptım. Taraflar, tam bir ateşkes konusunda anlaşmaya vardı. Buna göre İsrail Hizbullah’a saldırmayacak, Hizbullah da İsrail’e saldırmayacak.”

Trump’ın açıklaması, İsrail ile Hizbullah arasında son dönemde tırmanan gerilimin ardından geldi. Ancak taraflardan henüz söz konusu ateşkese ilişkin resmi ve ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.