Suriye: Dera el-Beled mahallesi sakinleri eve dönüşte yıkımla karşılaştı

Şarku’l Avsat muhabiri Rusya’nın garantörlüğünde imzalanan anlaşma doğrultusunda bölge sakinlerinin Suriye’nin güneyindeki Dera kentine dönüşünü izledi.

Suriye'nin güneyindeki Dera el-Beled’de dün bir caminin yakınında yürüyen iki kadın (AFP)
Suriye'nin güneyindeki Dera el-Beled’de dün bir caminin yakınında yürüyen iki kadın (AFP)
TT

Suriye: Dera el-Beled mahallesi sakinleri eve dönüşte yıkımla karşılaştı

Suriye'nin güneyindeki Dera el-Beled’de dün bir caminin yakınında yürüyen iki kadın (AFP)
Suriye'nin güneyindeki Dera el-Beled’de dün bir caminin yakınında yürüyen iki kadın (AFP)

Rusya’nın garantörlüğünü yaptığı anlaşma uyarınca Suriye’nin güneyinde yer alan Dera kentindeki Dera el-Beled Mahallesi’ne dönen bölge sakinlerinden bazıları evlerini yıkılmış bir halde buldu. Fakat en azından elde ettikleri temel kazanım onları bir nebze de olsa sevindirdi. Söz konusu kazanım, göç etmek yerine memleketinde kalmaya devam etmekti. Mahalle sakinleri moloz yığınlarını kaldırmak için kolları sıvarken, pişirilen ekmeklerin kokusu yayılıyor sokaklara ve akabinde bombaların geride bıraktığı barut kokusuna karışıyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan mahalle sakinlerinden Ebu Cİhad, “Şiddetli bombardıman nedeniyle hiçbir şey eskisi gibi değil. Etrafına bak. Yerle bir olan evler ve çehresi değişen bölgeler… Düne kadar biz yerinden edilenler, savaşçılar ve müzakerecilerdik. Bugün ise inşa edenlerden olduk. Hepimiz yıktıkları evleri ve şehri temizleye başladık. Şehre eski güzelliğini geri kazandıracağız. El Ömeri Camisi’ni sembolik değerine yeniden kavuşturacağız. Olan bitenden dolayı üzgünüz. Biz Müslüman bir halkız. Tutuklama ve askeri yönetimin olmadığı onurlu bir yaşam istiyoruz. Dera el-Beled’de bunun bedelini çok ödedik. Şu anki durum bize dayatıldı. 9 adet kontrol noktası gibi büyük bir askeri varlığın önümüzdeki günlerde şehre ne getireceğini bilmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Şehirde kalma kazanımı
Dera Merkez Müzakere Komitesi’nin bir üyesi Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Dera halkı topraklarında kalmayı başardı ve kent için planlanan demografik değişim planını boşa çıkardı. Dera’nın evlatları sürekli bombardımanların ve 73 gün aralıksız bir şekilde şehre uygulanan abluka ortasında 4. ve 6. Tümen, İranlı milisler ve 16. Tugay’a karşı kararlı bir şekilde durdu. İranlı milislerin 78 gün süren ablukanın ardından perşembe sabahı Dera el-Beled çevresinin yanı sıra Es-Sed Yolu ve Kamp mahallelerinden çekilmesi ve halkın kendi topraklarında kalması halk açısından en büyük zaferdir. Dera el-Beled’de yürütülen müzakereler ve alınan kararlar yerele ait kararlardı, herhangi bir gündeme veya devlete ve hatta muhalefete ait kararlar değildi. Dera halkı savaş ve silah çığırtkanları değil. Fakat kendilerine askeri mekanizma ve abluka dayatıldı ve İranlı milisler bölgelerine konuşlandırıldı. Dera halkı bunun üzerine varlıklarını savundu ve bunun sonucunda 35 kişi yaşamını yitirdi. Dera halkı, topraklarını bırakıp toplu göç etmeleri için gerginliği ve savaşı tırmandırmayı amaçlayan planları boşa çıkardı” diye konuştu.
Şarku’l Avsat’a kobuşan aktivist Refet Abazid, “Halkın büyük bir bölümü mahallelerine döndü ancak mahalleyi kuşatan 4. Tümen’e bağlı bazı güçlerin mahallede olmasından endişeli. Rus tarafının garantörlüğünde imzalanan son anlaşma uyarınca bu güçler önümüzdeki birkaç gün içinde çekilmeli. Başka bir endişe konusu da Suriye rejiminin mahalle çevresine kurduğu askeri noktalar. Bu noktaların görevi silah olup olmadığını kontrol etmek için araç ve evleri aramaktır. Rus garantörü, bölgenin ileri gelenleri ve Merkez Müzakere Komitesi bu kontrol noktalarının yetkilerini aşmayacakları, herhangi bir baskın düzenlemeyecekleri veya herhangi bir bahaneyle tutuklama yapmayacağı konusunda taahhüt verdi. Bu noktalar göreceli olarak hayati bölgelerden uzakta bulunuyor ve geneli kentin güneyinde Ürdün sınırı ile eski gümrük hattında yer alıyor” dedi.

Ölüm kokusu
Abazid konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Şehir, hayalet kente dönmüş. Kente girdiğinde sokaklar yığılmış ev yıkıntıları, toprak, molozlar görüyorsunuz. Her yerde yıkım ve ölüm kokusu var. Fakat halkın azmi, kente döndükleri ilk dakikadan itibaren başladı. Topraklarında kaldıkları ve şehirlerine döndükleri için seviniyorlar. Bu onlar açısından hiçbir şeyle ölçülmez. Kent halkı dönüşlerinin ilk dakikasından itibaren El Ömeri Camisi’ni temizlemeye başladı. Hiçbir çağrı veya talep olmadan toplantılar. Görev dağılımı yaptılar ve evleri temizlemeye ve oturmaya elverişli olanları imkanlar çerçevesinde hazırlamaya başladılar. Evi olmayanlar komşularında kaldı. Bazıları da evinin enkazı üzerine çadır kurdu. Bu da kent halkının, yıkılmasına rağmen topraklarına ne kadar bağlı olduklarını gösteriyor.”
Dera el-Beled sakinlerinden Ebu Muhammed, “Dera el-Beled hayat için gereken asgari ihtiyaçlardan yoksun. İnsani yardım ve hizmetlerin şehre girmesini garanti eden anlaşma maddeleri uygulamaya konulmasına rağmen 4. Tümen ve İranlı Milislerin kenti ablukaya almaya başlamasından bu yana 75 gündür Dera el-Beled’de su yok, elektrik yok ve hatta ekmek yok. Fakat Suriye rejimi, halka hizmet ulaştırmaktan önce Dera el-Beled’e ordu ve güçlerini gönderdi” dedi.
Dera el-Beled sakinleri içmeye suyuna, arazilerdeki kuyulardan çıkarılan suyun büyük depolarla evlere dağıtılması sayesinde ulaşabiliyor. Bu hizmet daha çok bireysel çabalara ve ailelerden yapılan para yardımları ile yürütülüyor.
Ebu Muhammed konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Elektrik ise Suriye’de yok Dera el-Beled’de nasıl olsun… Bölge yıllardır cezalı ve günde en fazla bir veya iki saat elektrik kullanabiliyor. Bugün ise tamamen yok. Halk ya jeneratör kullanıyor -ki onun yakıtını da karaborsadan fahiş fiyatlardan satın alıyor- ya da güneş enerjisi ve küçük elektrik bataryaları kullanıyor. Halk ekmeğini mahallede bulunan tek fırından alıyor. Bu fırın daha önce 50 bin kişinin ihtiyacını karşılamıyordu ve halk ekmek almak için kent merkezine veya komşu bir köye gitmek zorunda kalıyordu. Mahalledeki tek fırın 4. Tümen ve milislerin saldırıları sonucu büyük zarar gördü ve ne zaman tekrar çalışmaya başlayacağı veya onarılacağı belli değil. Bugün her yerden Hurani ekmeği kokusu geliyor. Ailelerin çoğu, gaz olmadığı için un alıp evde yakacak odunla ekmek yapıyor. Yakacak odunu bulunanlar onu günlerce muhafaza ediyor. Her aileye 40 günde bir yakacak odun veriliyor. Hükümet kent halkını bu hizmetten mahrum bıraktı. 3 aydan uzun bir süredir aileler paylarına düşen odunları alamıyorlar.”

Savaş kalıntıları
Deralı aktivist Mahmud el-Masalma, Dera el-Beled’in şu anki sorununun savaş kalıntıları olduğuna dikkat çekti. Masalma, tüm meskun mahallelerin çeşitli silahlarla bombalandığını ve bazı bombaların infilak etmediğini belirterek, anlaşmadan sonra mahalleye dönenlerden iki kişinin evlerinin yakınındaki merminin patlaması sonucu hayatını kaybettiğini söyledi. Masalma, rejime bağlı teknik ekiplerin halkın mahalleye dönmesinden bu yana arama tarama operasyonları yürütmesine rağmen bu savaş kalıntılarının bulunarak imha edilmesi için günlerce çalışacak sürekli bir ekibe ihtiyaç olduğunu ifade etti.
Dera el-Beled’deki bir öğretmen, “Öğrenciler yeniden okul sıralarına dönecek. Fakat okullar çok büyük zarar gördü. Kış mevsimine dayanamaz. Okul altyapısı eğitim sürecini sürdürmeye ve öğrencileri almaya elverişli olmayabilir. Okullar karadan karaya roketlerle hedef alındı. Bu yıl önceki yıllara benzemeyecek. Özellikle bu bölgelerdeki halkın çoğu son olarak askeri gerginlikten dolayı göç etti. Bu da bölgedeki çok sayıda öğrencinin buradan gitmesiyle sonuçlandı. Ayrıca okul masrafları yoksul ailelerin eğitimden uzak durmalarına sebep oluyor. Çoğu kişi yıkılan evini inşa etmeyi çocuğunu okutmaya tercih ediyor” diye konuştu.
Ortaokul birinci sınıf öğrencisi Aya, başarılı ve heyecanlı bir eğitim yılı geçirmeyi umut ediyor ve ilerde öğretmen olmak istediğini söylüyor. Aya’nın babası, maddi durumlarının kötü olması, hayatın her alanında görülen fahiş fiyat artışları ve fiyatların önceki yıla göre ikiye katlanması nedeniyle okul araç gereçlerini temin etmenin zorluğundan şikayet ediyor. Kitap, defter ve kırtasiye malzemeleri gibi okul ihtiyaçları için öğrenci başına 50 Suriye lirasından fazla düşüyor. Bu hesap tüm aileler için geçerli olacak.
Dera el-Beled sakinlerinden 60’lı yaşlarındaki Ebu Kasım, özel veya kamu sektöründeki ücretlerin yaşam ihtiyaçlarını, evin onarımı veya diğer bazı ihtiyaçlar için yeterli olmadığını belirtiyor. Ebu Kasım, “Çözüm Dera’daki hayır kurumlarına ve onların verdiği yardımlara güvenmektir” dedi. Ebu Kasım bu çözüme önceki yıllarda elde ettiği tecrübelerle ulaştığını söyledi.
Dera el-Beled rejim karşıtı gösterilerinin beşiği kabul ediliyor. 2011’de rejimin düşmesi yönündeki talepler bu mahalleden yükseldi. Rejim de ülkede halen devam eden kanlı çatışmalar patlak vermeden önceki süreçte mahalledeki gösterileri güç kullanarak bastırdı. Mahalle, rejim güçlerinin Temmuz 2018’de kontrolü yeniden ele geçirmesine rağmen muhalif gruplara bağlı savaşçıların terk etmediği tek bölgeydi. Zira o dönem Moskova’nın garantörlüğünde yapılan anlaşma muhalif silahlı grupların ağır silahlarını teslim etmesini öngörüyordu. Fakat rejimin kontrolü geri aldığı diğer bölgelerin aksine Dera el-Beled’deki muhalif savaşçıların büyük bir kısmının hafif silahlarıyla birlikte mahallede kalmasına izin verildi ve rejim güçlerinin mahalleye girmesi engellendi. Ancak Rusya mahalledeki eski durumu değiştirmek için yeni bir harita sundu. Bu harita ile söz konusu bölgelerde bölgesel ve uluslararası çıkar ve beklentileri doğrultusunda fiili olarak kontrolü ele geçirdi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.