Başkanlık sistemi önerisi Tunus’ta endişeleri artırdı

Kays Said dün akşam Tunus’un başkentindeki Habib Burgiba Caddesi’nde vatandaşları selamladı. (Tunus Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)
Kays Said dün akşam Tunus’un başkentindeki Habib Burgiba Caddesi’nde vatandaşları selamladı. (Tunus Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)
TT

Başkanlık sistemi önerisi Tunus’ta endişeleri artırdı

Kays Said dün akşam Tunus’un başkentindeki Habib Burgiba Caddesi’nde vatandaşları selamladı. (Tunus Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)
Kays Said dün akşam Tunus’un başkentindeki Habib Burgiba Caddesi’nde vatandaşları selamladı. (Tunus Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Hamadi Mameri*
Kays Said, cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana kötüleşen siyasi, ekonomik ve sosyal koşullardan sorumlu tuttuğu siyasi sistemi değiştirmeye hazırlandığına yönelik işaretler veriyor.
Said 25 Temmuz 2021 tarihinde parlamento, partiler ve hükümet de dahil olmak üzere tüm iktidar sistemine sınır koyan olağanüstü hal önlemlerini açıklamak için bir fırsat yakaladı.
Tunuslular söz konusu tedbirlerin ardından Said’in açıklayacağı programı beklerken Cumhurbaşkanı Danışmanı Velid el-Haccam adeta durgun suya bir taş attı. Geçtiğimiz 9 Eylül’de Reuters’e verdiği demeçte ülkedeki siyasi sistemi değiştirme yönünde bir eğilim mevcut olduğunu belirten Haccam bunun referandumla gerçekleştirilmesi ihtimali olduğunu söyledi. Mevcut anayasanın büyük bir engel haline geldiğine, askıya alınması ve geçici bir yönetim sistemi kurmak gerektiğine işaret ederek Cumhurbaşkanı’nın programını yakında açıklamasını beklediğini dile getirdi.

Başkentte bir gezi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Cumhurbaşkanı Said, 11 Eylül Cumartesi akşamı Tunus’un başkentinde gerçekleştirdiği gezi sırasında yaptığı açıklamada, hükümetin en kısa sürede kurulacağını söyledi. Ayrıca ülkenin anayasasında değişiklik yapılabileceğini belirtti.
Said Habib Burgiba Caddesi’nde yoğun güvenlik önlemleri altında düzenlediği ziyaretin ardından basına yaptığı açıklamada “Hükümet kurulacak. Güvenin ağırlığının bilincinde olan ve bunu taşıyabilen isimleri aramaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Said ayrıca 2014 anayasasına saygı duyduğunu ancak metinde değişiklik yapılabileceğini vurguladı.
Tunus Cumhurbaşkanı, halkın anayasadan ve koyduğu hukuk kurallarından bıktığını ve anayasa çerçevesinde değişiklik yapılması gerektiğini vurguladı. Anayasaların ebedi olmadığının altını çizen Said, Tunus halkının ihtiyaçlarına yanıt veren değişiklikler yapılabileceğine işaret etti. Egemenliğin halka ait olduğu vurgusunda bulunan Cumhurbaşkanı, halkın iradesini ifade etme hakkına sahip olduğunun altını çizdi.
Said, Tunus Cumhurbaşkanlığı’nın Facebook’taki hesabından paylaşılan görüntülerde caddede yürürken kalabalık bir grubun kendisini selamlayarak milli marşı okuduğu görüldü.
Tunus’un kaderi, tiranlık riskiyle dolu bir başkanlık sistemi ile yönetilmek mi? Parlamenter sistem ülkeyi yönetmede neden başarılı olamadı?

Tunus’un ‘cumhurbaşkanlık’ tarihi
Tunus’un bağımsızlığını kazanmasından 2011 yılına kadarki çağdaş tarihi, yani yarım asırdan fazlasında yaşananlar tam olarak bilinmiyor. İlk Cumhurbaşkanı Habib Burgiba (1956-1987) ile ülkenin yönetim sistemi değişti. Ardından da eski Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali (1987-2011) ile yeniden değişikliğe gidildi.
Tunuslular, yenilenen parlamenter sistemle birlikte devlet kurumlarının ve kuruluşlarının gerektiği gibi uyum sağlayamadığı, yetkilerin üç hükümet kurumu yani parlamento, hükümet ve cumhurbaşkanlığı arasında bölündüğü bu sisteme de alıştı.
Tunuslular onlarca yıldır tek yürütme organı olarak Devlet Başkanı’na alışmıştı. Ancak daha sonra Tunus siyasi sözlüğüne yeni bir terim olan ‘üçlü başkanlık’ dahil oldu.
Tunus’ta 2011 sonrası dönemde cumhurbaşkanlarının ziyaretleri, Tunusluların genel anlamda cumhurbaşkanının sembolik konumuna ilişkin içsel farkındalıklarının gerçekliğini ortaya çıkaran bir fırsata tanık oldu. Tunuslular, cumhurbaşkanından zenginleşme, ekonomik ve sosyal başarılar beklentisi içinde. Diğer yandan bu konular hükümetin yetki ve görevleri arasında.

Sosyal eğitim
Sosyolog Belayid Evlad Abdullah, söz konusu farkındalığın köklerinin Tunus’ta aile temelli olan sosyal eğitimde yatmakta olduğu görüşünde. İlk sosyal çekirdekte babanın merkezi bir rol oynadığını ifade eden Abdullah, babanın ilham alınan, sınırları çizen, referans mercii ve lider olduğunu belirtti. “Ülke tarihi, yarım asırdan fazla bir süre tek bir kişi tarafından yönetilmeye tanık oldu. Bu kolayca silinemez” dedi. Tunuslu Sosyolog, cumhurbaşkanının etrafında bulunanların onu yüceltme uygulamalarıyla bir tiran haline getirmeye istekli olmaları nedeniyle ülkenin zorbalık dönemlerine geri dönmemesi için kurumların istikrara kavuşturulması ve güçler arası denge ilkesinin etkinleştirilmesiyle bu zihniyetin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Liderlerin mücadelesi
Evlad Abdullah, Tunus’taki çeşitli partilerde liderlik konusunda çatışmalar yaşandığına da dikkat çekti. Partilerin, müdahaleler ve medya görüntülerinin tekelleştirip, diğer parti üyelerine görünme fırsatı vermeyen lideriyle dağıldığına işaret eden Abdullah, bu durumun Tunuslular arasında ülkenin bir lider, ilham kaynağı ve kurtarıcıya ihtiyaç duyduğu konusunda ortak bir farkındalık oluşturduğunun altını çizdi. “Bugün Tunus’ta Cumhurbaşkanı’nın şahsında propagandası yapılan da budur” diyen sosyolog, bu durumun tiranlığın dönüşü konusundaki endişeleri artırdığını vurguladı.
Belayid Evlad Abdullah, Independent Arabia’ya verdiği demeçte Tunus’ta 2011’den sonra kabul edilen parlamenter sistemin kendi içinde kötü bir imaj sergilediğini söyledi. Ayrıca ne zenginleşmeye ne de Tunusluların koşullarını iyileştirmeye katkıda bulunduğuna dikkat çekti. Bunun aksine yolsuzluğun yayılması, kamu malının heder edilmesi ve gereken reformların yapılmamasının yanı sıra Tunusluları fakirleştirmek için kullanıldığını kaydetti.

Krizin nedeni yönetim sistemi değil
Tunuslular, tüm yetkililer üzerindeki kontrolünü sıkılaştıran eski Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali'nin yönetimi dönemini yeniden yaşamaktan korkuyor. Bin Ali’nin politikası, rejimini deviren bir toplumsal protestonun patlak vermesiyle sonuçlanmıştı. Bu nedenle halk, istisnai tedbirlerin ardından durumun ne olacağını merakla bekliyor. Sivil örgütler ve partiler de Tunus’un tiranlığın boyunduruğu altına girmesinden duydukları korku nedeniyle siyasi sistemin değişmesi konusunda endişeli.
Demokratik Akım Partisi tarafından yayınlanan açıklamada Cumhurbaşkanı Danışmanı Velid el-Haccam’ın, Said’in anayasayı askıya alma ve siyasi sistemi değiştirme niyeti bulunduğunu söylemesi kınandı. Partinin açıklamasında, Cumhurbaşkanı’ndan bu ifadelere yönelik duruşunu açıklaması talebinde bulunuldu. Ayrıca Said’e ‘anayasaya saygı duyma ve bölümleri için çalışmanın gerekli olduğunu’ ifade ettiği sözlerini hatırlatıldı, 25 Temmuz’da halka yaptığı konuşmada verdiği söz ve ettiği anayasa yeminine uygun davranma çağrısı yapıldı.
Açıklamada ayrıca ‘Cumhurbaşkanlığı tarafından Tunus medyasını ve ulusal ortakları boykot ederek benimsenen belirsizlik’ de kınandı. Bu durumun, Tunus halkının bilgi edinme ve kendi kaderini tayin hakkına katılma haklarını engellediği, tek taraflı kararlar ve dış müdahalelere kapı açtığına işaret edildi.
Partinin açıklamasında, ekonomik, sosyal ve siyasi krizin temelde yönetim sistemi ya da anayasaya dayanmadığına, aksine yolsuzluğun egemen sınıf, devlet kurumları içinde yayılması ve hatta yetkili seçiminde de buna başvurulup liyakat ve gerekli yeterliliklere sahip olmayan isimlerin tercih edilmesiyle ilgili olduğuna vurgu yapıldı.

Tunus’un geleceğine tek başına karar verme
Diğer yandan Tunus Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu (UGTT) Genel Sekreter Yardımcısı Semir eş-Şufi konuya dair şu açıklamada bulundu:
“Geçtiğimiz 25 Temmuz’da dile getirilen halk iradesinin halihazırda süren örgütleri ve seçkinleri var. Tunus’un geleceğini şekillendirmeye katkıda bulunma konusunda herkesten önce onlar hak sahibidir.”
Şufi, ayrıca hükümet sistemi ve anayasanın revizyon ve değişiklik gerektiren bölümleri de dahil olmak üzere tüm bir siyasi sistemde on yıl boyunca başarısız olunduğuna dikkat çekti. UGTT’nin Cumhurbaşkanı’na saygı duyduğunu vurgulayan Şufi, “Ancak Tunus ve geleceğini ilgilendiren kararlardaki tek başınalığını kabul edilemez” dedi.

Başkanlık sistemi tiranlığa yol açmaz
Anayasa Hukuku Profesörü es-Suğayyer ez-Zekravi, ‘başkanlık sistemi konusundaki korkutmanın boyutunu’ önemsiz olduğunu vurguladığı değerlendirmesinde bunun ‘mutlak tiranlığa yol açmayacağının’ altını çizdi.
Zekravi, Cumhurbaşkanı Danışmanı’nın yol haritası konusunda yaptığı ve anayasayı askıya alma ve referanduma başvurma olasılığından bahsettiği açıklamasını ‘beklenen bir durum’ olarak niteledi. Mevcut anayasanın, özellikle de siyasi sistemle ilgili tüm sorunların kaynağı olduğuna dikkat çekti.
Suğayyer ez-Zekravi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Siyasal sistem, çift başlı yürütme yetkisine sahip dengeli bir başkanlık sistemine dönüşecektir. Geniş yetkilere sahip bir cumhurbaşkanı, sınırlı yetkilere sahip bir başbakan ve önemli yetkilere sahip bir parlamentoya sahip olacak. Böylece yasama ve yürütme gücü arasında bir denge kurulacak.”
Anayasa hukuku profesörü, tiranlığa yönelik her türlü eğilimin engellenmesine karşı bir otorite olmaları konusunda da sivil toplumun canlılığına, medyanın özgürlüğüne, anayasa mahkemesine ve parlamentodaki partilere güvendiğinin altını çizdi.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.