Tarık eş-Şami
Çeşitli araştırmalar, 2001 yılının Eylül ayında meydana gelen olaylardan sonraki yıllarda paylaşımların yapılmaya başlandığı sosyal medya platformlarının İslamofobi (İslam’ı tehdit olarak algılama, korkma ve nihayetinde İslam’a düşmanlık besleme) olgusunun yaygınlaşmasına daha fazla ivme kazandırmak için büyük ölçüde katkıda bulunduğunu ortaya koydu. Bu olgu Eylül saldırılarından hemen sonra bazı ABD’li ve uluslararası basında artmaya başlamıştı. Peki sosyal medyanın bu olguya yaptığı katkıların en belirgin özellikleri ve kanıtları nelerdir? Teknoloji devlerinin İslamofobi olgusuyla mücadele etme konusundaki müdahalesinin kapsamı nedir?
Nitelemenin ötesinde
Terör örgütü El Kaide tarafından gerçekleştirilen 11 Eylül olaylarından 20 yıl sonra sanal platformlarda Müslümanlara saldırmak politikacılar veya belirli bir grupla sınırlı bir eylem değil. Müslümanları terörizmle ilişkilendiren klişe fotoğraflar, gazete, televizyon ve ABD medyasında bir niteleme ve tasvirin ötesine geçti. Son zamanlarda yapılan birçok araştırma, İslamofobi’nin sosyal medya aracılığıyla yayılması, özellikle de aşırı sağ grupların Müslümanları ve inançlarını itibarsızlaştırmak için dezenformasyon ve diğer manipülasyon yöntemlerini kullanması konusunda alarm zillerinin çalmaya başladığını ortaya koydu.
Nefretin tehlikeleri
Akademisyen İmran Awan tarafından yapılan ve 2020 yılında yayınlanan ‘Siber Dünyada İslamofobi (Islamophobia in Cyberspace) isimli kitabında yer verdiği bir araştırma, sanal platformlarda Müslümanlara karşı nefreti körüklemek için çeşitli araçların mevcut olduğunu ortaya koydu. Bu durumun siber dünyanın dışındaki reel dünyada fiili suiistimal ve şiddete yol açabileceğine işaret eden Awan, bunlar arasında açıkça zarar verme amacıyla sosyal medyadaki fotoğrafları, videoları, sohbet odalarını ve metinleri kullanarak çevrimiçi takip ve tacizin de bulunabileceğini ifade etti.
Washington'daki Amerikan Üniversitesi'nde İletişim ve Medya Bölümü’nden Yrd. Doç. Saif Shahin tarafından gerçekleştirilen bir başka araştırma ise Twitter platformunda yapılan paylaşımlarda dini, etnik ve partizan kimliklerin belirgin olduğu sonucunu ortaya koydu. Bu bilgilerin diğer kimlikleri meşrulaştırmak için kullanılmak üzere milliyetçilikle karıştırılmaya müsait olduğuna işaret eden Shahin, bunun son yıllarda ABD'de sağcı popülizmin patlamasını ve popülist liderlerin bu süreçte dijital medyanın oynadığı merkezi rol aracılığıyla dini, etnik ve partizan kimlikleri kullanmadaki başarısını açıkladığını söyledi.
Nefret söylemi
Washington'daki Atlantik Konseyi'nde bir araştırmacı olan Edward Marrow College İletişim ve Medya Profesörü Lawrence Pintak liderliğindeki bir araştırma ekibi geçtiğimiz Temmuz ayında, ABD ve Kongre seçimlerinde kamusal görevlere aday olan çok sayıda Müslüman adayın kampanyaları hakkında paylaşılan tweetleri ele alan bir çalışma yayınladı. Çalışma, incelenen tweetlerin yarısının İslam karşıtı, yabancı düşmanlığı ve başka nefret söylemleri içerdiğini ortaya koydu. Bir avuç provokatör tarafından yayılan mesajları güçlendirmeyi amaçlayan ve uydurma olduğu anlaşılan hikayelerin de sayıca fazla olduğu tespit edildi.
Abartma mekanizmaları
Çalışmaya göre suç teşkil eden paylaşımların çoğu, ‘provokatörler’ olarak adlandırılabilecek az sayıda kişi tarafından yapılıyor. Bunlar aynı zamanda Twitter’da İslam karşıtı konuşmaların tohumlarını eken hesaplar. Çoğu muhafazakâr akımlara mensup kullanıcılara ait bulunuyor. Ancak araştırmacılar, bu tür hesapların Twitter’da cazip olmadığını ve önemli bir takipçi sayısına ulaşamadığını ifade ediyor. Ancak araştırmacı ekibi, bu olgunun yayılmasının sorumluluğunun, siber güvenlik uzmanlarının ‘abartma’ mekanizmaları veya ‘amplifikatörler’ olarak adlandırdıkları hesapların olduğunu tespit etti. Bunlar, İslam ve Müslümanlar karşıtı söylemlerin bulunduğu tweet ve retweetlerle yayan ‘provokatörlerin’ fikirlerini toplayıp, paylaşan hesaplar.
Çalışmanın sonucu ilginçti. İncelenen hesapların çoğunluğu ‘bot’ hesap çıkarken en büyük 20 İslam karşıtı provokatör hesaplardan yalnızca dördü gerçek kişi hesapları olduğu tespit edildi. Bot hesaplar, gerçek insan hesaplarını taklit eden algoritmalar kullanılarak oluşturulmuş veya başkalarını aldatmak ya da sanal sohbetleri manipüle etmek için sahte hesapları kullanan gerçek kişilerin hesapları.
Böylece bu sahte hesaplar, gerçek hesaplar üzerinden paylaşılan İslam karşıtı tweetleri yaymayı başardı. Bu durum, tüm Twitter kullanıcıları için İslamofobi olgusunun artmasına neden olan bir büyütme etkisine yol açtı.
Gizli hesaplar
Twitter’ın günde 200 milyonun biraz üzerinde aktif kullanıcısı varsa Facebook’un yaklaşık yaklaşık iki milyar kullanıcısı bulunuyor. Bu kullanıcılardan bazıları, İslamofobi’nin etkisini arttırmak için bu platformda benzer manipülasyon stratejilerini kullanıyor. Bu stratejilerden en öne çıkanları arasında gizli hesaplar yer alıyor. Bunlar kullanıcının profilini gizleyerek, siyasi rakibin kimliğini taklit ederek düşmanca ve saldırgan tepkileri kışkırtıp siyasi propagandayı yaymak için oluşturulan Facebook hesaplarıdır.
Dezenformasyon Araştırmacısı Johan Farkas ve meslektaşlarının, Danimarka’da Müslümanlara karşı nefreti körüklemek için aşırı İslamcı gibi görünen bireyler veya gruplar tarafından yönetilen gizli Facebook hesapları hakkında yaptıkları çalışma buna bir örnek teşkil ediyor. Uzman araştırmacıların yaptığı çalışma, sahte oldukları belirtilen bu hesaplara ait 11 sayfanın bulunduğunu tespit etti. Bu sayfaların yöneticileri, Danimarkalılar ve Danimarka toplumu hakkında nefret dolu iddialar yayınladı. Müslümanların ülkeyi ele geçireceğine dair tehditler paylaşıldı.
Dini radikalizmden daha fazlası
Facebook, platformun içerik politikasını ihlal ettiği için bu sayfaları silmiş olmasına rağmen araştırmaya göre farklı bir kisve altında yeniden ortaya çıktı. Bu gizli sayfalar, kullanıcıların sayfaları işlettiğine inandıkları radikalizm yanlısı İslamcılara karşı binlerce düşmanca ve ırkçı yorumu provoke etmeyi başardı. Ancak, bu sayfalar Danimarka'daki mülteciler de dahil olmak üzere daha geniş Müslüman topluluğa karşı öfkeye yol açtı.
Bu yorumların etkisini ve tehlikesini artıran şey, çoğu zaman Müslümanların Batı değerlerine ve beyaz ırka bir tehdit olarak gördüğü daha geniş bir görüşle örtüşmesidir. Bu da bazılarının inandığı gibi, İslamofobi’nin sadece dini hoşgörüsüzlük fikrinin ötesine geçtiğini doğrulamakta.
Çifte tehdit
Bu, sanal platformlarda gerçek İslami aşırılık yanlılarının olmadığı anlamına gelmez. Genel olarak sanal platformlar ve özel olarak sosyal medya, daha önce uzun süreler boyunca İslami radikalizmin bir aracı olarak kullanıldı. Ancak son yıllarda aşırı sağcı gruplar, sanal platformlardaki varlıklarını İslamcılardan çok daha hızlı bir şekilde genişletti.
Radikalizm konusunda uzman J.M. Berger tarafından 2012-2016 yılları arasında yapılan bir araştırmaya göre beyaz milliyetçilerinin Twitter’daki takipçileri yüzde 600’den fazla arttı. Günlük takipçi ve tweet sayısı göz önünde bulundurulduğunda bu, hemen hemen her sosyal ölçekte DEAŞ’tan daha iyi performans gösterdikleri anlamına geliyor.
Berger’in Twitter’daki aşırı sağ içerikle ilgili 2018 tarihli başka bir araştırması, bu aşırı sağ gruplar arasında güçlü bir şekilde sahte kişisel hesaplar, otomatik botlar ve diğer sosyal medya manipülasyon taktikleri bulunduğunu ortaya koydu.
Teknoloji devlerinin rolü
Sosyal medya şirketleri, İslami terör gruplarının zararlı içeriklerini tespit etmek ve bunlardan hariç tutmak amacıyla politikalarını sıkılaştırmış olsalar da, Teknoloji devleri gibi sosyal medya devlerini eleştirenler, şirketlerin beyaz milliyetçiler gibi sağcı grupları sansürleme konusunda daha az istekli göründüğünü ve İslamofobi’nin sanal platformlarda yayılmasını kolaylaştırdığını savunuyor.
Yüksek risk
Çalışma, İslamofobi mesajlarına maruz kalmanın ciddi sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarıyor. Deneyimler gösteriyor ki Müslümanları terörist olarak tasvir etmek, ulusal veya yerel yetkililerin ABD’li Müslümanlara yönelik sivil kısıtlamalara verdiği desteği artırmanın yanı sıra Müslüman çoğunlukta olan ülkelere karşı askeri harekatı destekleyebilir.
Aynı araştırma, Noel döneminde ABD’li dostlarına gönüllü bir şekilde yardım eden Müslümanların görüntüleri gibi Müslümanların basmakalıp imajlarına karşıt içeriklere saldırılmasının tam tersi etki yapabileceğine işaret etti. Özellikle de muhafazakâr politikacılar arasında bu tür politikalara verilen desteği azaltabilir.
Ancak İslamofobi artmaya devam ediyor. Son 20 yılda ABD’de Müslümanlara karşı şiddet, camilere saldırı düzenlenmesi ve Kur’an’ın yakılması gibi yaygın olarak meydana gelen olaylar bu olgunun devam ettiğine işaret ediyor.
Kuşatma altında
Ancak 2016 ABD Başkanlık seçimlerini takip eden araştırmalar, Müslümanların yüz yüze olduğundan daha sık sanal platformlardaki İslamofobi’den muzdarip olduğunu göstermekte. Bu yılın başlarında Müslümanları destekleyen bir grup, Facebook yöneticilerini, şirketi Müslüman karşıtı nefret söylemlerini engellememekle suçlayarak dava etti. Dava, Facebook'un kendisinin bir medeni haklar denetimi yaptırdığı iddialarını içeriyordu. Ayrıca Facebook’un Müslümanların kendilerini kuşatma altında hissettikleri bir atmosfer yarattığı ifade edildi.
2011 yılında 11 Eylül olaylarının onuncu yıldönümü için yapılan anma töreninde, Amerikan İlerleme Merkezi tarafından yayınlanan bir rapor, ABD’de geniş bir İslamofobi ağı bulunduğunu belgeledi. Raporda, aşırı sağcı dezenformasyon uzmanlarının Müslüman karşıtı propagandanın yayılmasında oynadığı tehlikeli role dikkat çekildi.
Bu tarihten yalnızca beş yıl sonra tüm ülke, benzer stratejiler kullanan yanlış bilgi uzmanlarıyla dolmuştu. Ancak bu defa başkanlık seçimini etkilemeyi amaçlıyordu. Bu, bu gelişmiş stratejilerin yalnızca Müslümanları hedef almadığı, aynı zamanda daha büyük ölçekte tekrarlanabileceği anlamına geliyor.
Nefret suçları
FBI tarafından yapılan bir açıklamaya göre terör saldırılarını takip eden 2002 yılında Müslümanlara karşı işlenen nefret suçları yüzde bin 617 oranında arttı. Bunun, ABD’de İslam’a karşı şimdiye kadar işlenen nefret suçlarının en yüksek oranı olduğu ifade ediliyor. Ancak Pew Araştırma Merkezi raporuna göre, ülke saldırılardan uzaklaşıp ülkedeki Müslüman Amerikan nüfusu artsa bile bu topluluğa karşı ayrımcılık azalmadı.
FBI’a göre yıllar içinde nefret suçlarının sayısı azaldı. Fakat son yıllarda tekrar artış gösterdi. Ancak Berkeley'deki California Üniversitesi tarafından İslamofobi Araştırma ve Belgeleme Projesi adı altında başlatılan araştırma girişimine göre yıllar boyunca verilen zarar devam etti. ABD’de Müslümanlar Amerikan toplumundaki yerlerinden emin hissedemez hale geldi.
Siyasi araç
ABD merkezli ABC TV’nin web sitesinde yer alan bir haber metninde her seçim döneminde Müslümanların Amerikan toplumundaki rolüne ilişkin belirsizlik büyüyordu. İslamofobi, eski Başkan Donald Trump ve Müslümanlarla Arap Amerikalılara karşı korkuyu kullanan medya yorumcuları gibi bazı tanınmış kişiler için siyasi bir araç haline geldi. Obama, Hristiyan olmasına rağmen, iki başkanlık kampanyasında da eski Başkan Barack Obama'ya karşı Müslüman karşıtı söylemler kullanıldı. Ancak dini ve doğum yeri hakkındaki ırkçı ve yabancı düşmanı söylentiler, Obama'ya karşı öfke ve güvensizlik yaratmak için kullanıldı. Bu, Müslümanlar hakkında önceden var olan korkuyu artırdı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Müslüman karşıtı nefret suçlarının yeniden arttığı 2016 seçim döneminde de Müslüman karşıtı duygular devam etti. FBI'a göre, 2001 yılında 481 olay meydana geldi. Bunu takip eden yıl 155 olay kaydedilen olaylarda önemli bir düşüş izledi. Ancak Müslümanlara karşı 2015'te 257 ve 2016'da 307 nefret suçu işlendi. O zamandan bu yana, verilerin mevcut olduğu son yıl olan 2019'a kadar vaka sayısında düşüş kaydedildi.

