Medya 11 Eylül’den sonra İslamofobiyi nasıl körükledi?

Olgu çeşitli dalgalarla artarken Müslümanlara karşı işlenen suç oranları da yükseldi

Medya 11 Eylül’den sonra İslamofobiyi nasıl körükledi?
TT

Medya 11 Eylül’den sonra İslamofobiyi nasıl körükledi?

Medya 11 Eylül’den sonra İslamofobiyi nasıl körükledi?

Tarık eş-Şami
Çeşitli araştırmalar, 2001 yılının Eylül ayında meydana gelen olaylardan sonraki yıllarda paylaşımların yapılmaya başlandığı sosyal medya platformlarının İslamofobi (İslam’ı tehdit olarak algılama, korkma ve nihayetinde İslam’a düşmanlık besleme) olgusunun yaygınlaşmasına daha fazla ivme kazandırmak için büyük ölçüde katkıda bulunduğunu ortaya koydu. Bu olgu Eylül saldırılarından hemen sonra bazı ABD’li ve uluslararası basında artmaya başlamıştı. Peki sosyal medyanın bu olguya yaptığı katkıların en belirgin özellikleri ve kanıtları nelerdir? Teknoloji devlerinin İslamofobi olgusuyla mücadele etme konusundaki müdahalesinin kapsamı nedir?
Nitelemenin ötesinde
Terör örgütü El Kaide tarafından gerçekleştirilen 11 Eylül olaylarından 20 yıl sonra sanal platformlarda Müslümanlara saldırmak politikacılar veya belirli bir grupla sınırlı bir eylem değil. Müslümanları terörizmle ilişkilendiren klişe fotoğraflar, gazete, televizyon ve ABD medyasında bir niteleme ve tasvirin ötesine geçti. Son zamanlarda yapılan birçok araştırma, İslamofobi’nin sosyal medya aracılığıyla yayılması, özellikle de aşırı sağ grupların Müslümanları ve inançlarını itibarsızlaştırmak için dezenformasyon ve diğer manipülasyon yöntemlerini kullanması konusunda alarm zillerinin çalmaya başladığını ortaya koydu.

Nefretin tehlikeleri
Akademisyen İmran Awan tarafından yapılan ve 2020 yılında yayınlanan ‘Siber Dünyada İslamofobi (Islamophobia in Cyberspace) isimli kitabında yer verdiği bir araştırma, sanal platformlarda Müslümanlara karşı nefreti körüklemek için çeşitli araçların mevcut olduğunu ortaya koydu. Bu durumun siber dünyanın dışındaki reel dünyada fiili suiistimal ve şiddete yol açabileceğine işaret eden Awan, bunlar arasında açıkça zarar verme amacıyla sosyal medyadaki fotoğrafları, videoları, sohbet odalarını ve metinleri kullanarak çevrimiçi takip ve tacizin de bulunabileceğini ifade etti.
Washington'daki Amerikan Üniversitesi'nde İletişim ve Medya Bölümü’nden Yrd. Doç. Saif Shahin tarafından gerçekleştirilen bir başka araştırma ise Twitter platformunda yapılan paylaşımlarda dini, etnik ve partizan kimliklerin belirgin olduğu sonucunu ortaya koydu. Bu bilgilerin diğer kimlikleri meşrulaştırmak için kullanılmak üzere milliyetçilikle karıştırılmaya müsait olduğuna işaret eden Shahin, bunun son yıllarda ABD'de sağcı popülizmin patlamasını ve popülist liderlerin bu süreçte dijital medyanın oynadığı merkezi rol aracılığıyla dini, etnik ve partizan kimlikleri kullanmadaki başarısını açıkladığını söyledi.

Nefret söylemi
Washington'daki Atlantik Konseyi'nde bir araştırmacı olan Edward Marrow College İletişim ve Medya Profesörü Lawrence Pintak liderliğindeki bir araştırma ekibi geçtiğimiz Temmuz ayında, ABD ve Kongre seçimlerinde kamusal görevlere aday olan çok sayıda Müslüman adayın kampanyaları hakkında paylaşılan tweetleri ele alan bir çalışma yayınladı. Çalışma, incelenen tweetlerin yarısının İslam karşıtı, yabancı düşmanlığı ve başka nefret söylemleri içerdiğini ortaya koydu. Bir avuç provokatör tarafından yayılan mesajları güçlendirmeyi amaçlayan ve uydurma olduğu anlaşılan hikayelerin de sayıca fazla olduğu tespit edildi.

Abartma mekanizmaları
Çalışmaya göre suç teşkil eden paylaşımların çoğu, ‘provokatörler’ olarak adlandırılabilecek az sayıda kişi tarafından yapılıyor. Bunlar aynı zamanda Twitter’da İslam karşıtı konuşmaların tohumlarını eken hesaplar. Çoğu muhafazakâr akımlara mensup kullanıcılara ait bulunuyor. Ancak araştırmacılar, bu tür hesapların Twitter’da cazip olmadığını ve önemli bir takipçi sayısına ulaşamadığını ifade ediyor. Ancak araştırmacı ekibi, bu olgunun yayılmasının sorumluluğunun, siber güvenlik uzmanlarının ‘abartma’ mekanizmaları veya ‘amplifikatörler’ olarak adlandırdıkları hesapların olduğunu tespit etti. Bunlar, İslam ve Müslümanlar karşıtı söylemlerin bulunduğu tweet ve retweetlerle yayan ‘provokatörlerin’ fikirlerini toplayıp, paylaşan hesaplar.
Çalışmanın sonucu ilginçti. İncelenen hesapların çoğunluğu ‘bot’ hesap çıkarken en büyük 20 İslam karşıtı provokatör hesaplardan yalnızca dördü gerçek kişi hesapları olduğu tespit edildi. Bot hesaplar, gerçek insan hesaplarını taklit eden algoritmalar kullanılarak oluşturulmuş veya başkalarını aldatmak ya da sanal sohbetleri manipüle etmek için sahte hesapları kullanan gerçek kişilerin hesapları.
Böylece bu sahte hesaplar, gerçek hesaplar üzerinden paylaşılan İslam karşıtı tweetleri yaymayı başardı. Bu durum, tüm Twitter kullanıcıları için İslamofobi olgusunun artmasına neden olan bir büyütme etkisine yol açtı.

Gizli hesaplar
Twitter’ın günde 200 milyonun biraz üzerinde aktif kullanıcısı varsa Facebook’un yaklaşık yaklaşık iki milyar kullanıcısı bulunuyor. Bu kullanıcılardan bazıları, İslamofobi’nin etkisini arttırmak için bu platformda benzer manipülasyon stratejilerini kullanıyor. Bu stratejilerden en öne çıkanları arasında gizli hesaplar yer alıyor. Bunlar kullanıcının profilini gizleyerek, siyasi rakibin kimliğini taklit ederek düşmanca ve saldırgan tepkileri kışkırtıp siyasi propagandayı yaymak için oluşturulan Facebook hesaplarıdır.
Dezenformasyon Araştırmacısı Johan Farkas ve meslektaşlarının, Danimarka’da Müslümanlara karşı nefreti körüklemek için aşırı İslamcı gibi görünen bireyler veya gruplar tarafından yönetilen gizli Facebook hesapları hakkında yaptıkları çalışma buna bir örnek teşkil ediyor. Uzman araştırmacıların yaptığı çalışma, sahte oldukları belirtilen bu hesaplara ait 11 sayfanın bulunduğunu tespit etti. Bu sayfaların yöneticileri, Danimarkalılar ve Danimarka toplumu hakkında nefret dolu iddialar yayınladı. Müslümanların ülkeyi ele geçireceğine dair tehditler paylaşıldı.

Dini radikalizmden daha fazlası
Facebook, platformun içerik politikasını ihlal ettiği için bu sayfaları silmiş olmasına rağmen araştırmaya göre farklı bir kisve altında yeniden ortaya çıktı. Bu gizli sayfalar, kullanıcıların sayfaları işlettiğine inandıkları radikalizm yanlısı İslamcılara karşı binlerce düşmanca ve ırkçı yorumu provoke etmeyi başardı. Ancak, bu sayfalar Danimarka'daki mülteciler de dahil olmak üzere daha geniş Müslüman topluluğa karşı öfkeye yol açtı.
Bu yorumların etkisini ve tehlikesini artıran şey, çoğu zaman Müslümanların Batı değerlerine ve beyaz ırka bir tehdit olarak gördüğü daha geniş bir görüşle örtüşmesidir. Bu da bazılarının inandığı gibi, İslamofobi’nin sadece dini hoşgörüsüzlük fikrinin ötesine geçtiğini doğrulamakta.

Çifte tehdit
Bu, sanal platformlarda gerçek İslami aşırılık yanlılarının olmadığı anlamına gelmez. Genel olarak sanal platformlar ve özel olarak sosyal medya, daha önce uzun süreler boyunca İslami radikalizmin bir aracı olarak kullanıldı. Ancak son yıllarda aşırı sağcı gruplar, sanal platformlardaki varlıklarını İslamcılardan çok daha hızlı bir şekilde genişletti.
Radikalizm konusunda uzman J.M. Berger tarafından 2012-2016 yılları arasında yapılan bir araştırmaya göre beyaz milliyetçilerinin Twitter’daki takipçileri yüzde 600’den fazla arttı. Günlük takipçi ve tweet sayısı göz önünde bulundurulduğunda bu, hemen hemen her sosyal ölçekte DEAŞ’tan daha iyi performans gösterdikleri anlamına geliyor.
Berger’in Twitter’daki aşırı sağ içerikle ilgili 2018 tarihli başka bir araştırması, bu aşırı sağ gruplar arasında güçlü bir şekilde sahte kişisel hesaplar, otomatik botlar ve diğer sosyal medya manipülasyon taktikleri bulunduğunu ortaya koydu.

Teknoloji devlerinin rolü
Sosyal medya şirketleri, İslami terör gruplarının zararlı içeriklerini tespit etmek ve bunlardan hariç tutmak amacıyla politikalarını sıkılaştırmış olsalar da, Teknoloji devleri gibi sosyal medya devlerini eleştirenler, şirketlerin beyaz milliyetçiler gibi sağcı grupları sansürleme konusunda daha az istekli göründüğünü ve İslamofobi’nin sanal platformlarda yayılmasını kolaylaştırdığını savunuyor.

Yüksek risk
Çalışma, İslamofobi mesajlarına maruz kalmanın ciddi sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarıyor. Deneyimler gösteriyor ki Müslümanları terörist olarak tasvir etmek, ulusal veya yerel yetkililerin ABD’li Müslümanlara yönelik sivil kısıtlamalara verdiği desteği artırmanın yanı sıra Müslüman çoğunlukta olan ülkelere karşı askeri harekatı destekleyebilir.
Aynı araştırma, Noel döneminde ABD’li dostlarına gönüllü bir şekilde yardım eden Müslümanların görüntüleri gibi Müslümanların basmakalıp imajlarına karşıt içeriklere saldırılmasının tam tersi etki yapabileceğine işaret etti. Özellikle de muhafazakâr politikacılar arasında bu tür politikalara verilen desteği azaltabilir.
Ancak İslamofobi artmaya devam ediyor. Son 20 yılda ABD’de Müslümanlara karşı şiddet, camilere saldırı düzenlenmesi ve Kur’an’ın yakılması gibi yaygın olarak meydana gelen olaylar bu olgunun devam ettiğine işaret ediyor.

Kuşatma altında
Ancak 2016 ABD Başkanlık seçimlerini takip eden araştırmalar, Müslümanların yüz yüze olduğundan daha sık sanal platformlardaki İslamofobi’den muzdarip olduğunu göstermekte. Bu yılın başlarında Müslümanları destekleyen bir grup, Facebook yöneticilerini, şirketi Müslüman karşıtı nefret söylemlerini engellememekle suçlayarak dava etti. Dava, Facebook'un kendisinin bir medeni haklar denetimi yaptırdığı iddialarını içeriyordu. Ayrıca Facebook’un Müslümanların kendilerini kuşatma altında hissettikleri bir atmosfer yarattığı ifade edildi.
2011 yılında 11 Eylül olaylarının onuncu yıldönümü için yapılan anma töreninde, Amerikan İlerleme Merkezi tarafından yayınlanan bir rapor, ABD’de geniş bir İslamofobi ağı bulunduğunu belgeledi. Raporda, aşırı sağcı dezenformasyon uzmanlarının Müslüman karşıtı propagandanın yayılmasında oynadığı tehlikeli role dikkat çekildi.
Bu tarihten yalnızca beş yıl sonra tüm ülke, benzer stratejiler kullanan yanlış bilgi uzmanlarıyla dolmuştu. Ancak bu defa başkanlık seçimini etkilemeyi amaçlıyordu. Bu, bu gelişmiş stratejilerin yalnızca Müslümanları hedef almadığı, aynı zamanda daha büyük ölçekte tekrarlanabileceği anlamına geliyor.

Nefret suçları
FBI tarafından yapılan bir açıklamaya göre terör saldırılarını takip eden 2002 yılında Müslümanlara karşı işlenen nefret suçları yüzde bin 617 oranında arttı. Bunun, ABD’de İslam’a karşı şimdiye kadar işlenen nefret suçlarının en yüksek oranı olduğu ifade ediliyor. Ancak Pew Araştırma Merkezi raporuna göre, ülke saldırılardan uzaklaşıp ülkedeki Müslüman Amerikan nüfusu artsa bile bu topluluğa karşı ayrımcılık azalmadı.
FBI’a göre yıllar içinde nefret suçlarının sayısı azaldı. Fakat son yıllarda tekrar artış gösterdi. Ancak Berkeley'deki California Üniversitesi tarafından İslamofobi Araştırma ve Belgeleme Projesi adı altında başlatılan araştırma girişimine göre yıllar boyunca verilen zarar devam etti. ABD’de Müslümanlar Amerikan toplumundaki yerlerinden emin hissedemez hale geldi.

Siyasi araç
ABD merkezli ABC TV’nin web sitesinde yer alan bir haber metninde her seçim döneminde Müslümanların Amerikan toplumundaki rolüne ilişkin belirsizlik büyüyordu. İslamofobi, eski Başkan Donald Trump ve Müslümanlarla Arap Amerikalılara karşı korkuyu kullanan medya yorumcuları gibi bazı tanınmış kişiler için siyasi bir araç haline geldi. Obama, Hristiyan olmasına rağmen, iki başkanlık kampanyasında da eski Başkan Barack Obama'ya karşı Müslüman karşıtı söylemler kullanıldı. Ancak dini ve doğum yeri hakkındaki ırkçı ve yabancı düşmanı söylentiler, Obama'ya karşı öfke ve güvensizlik yaratmak için kullanıldı. Bu, Müslümanlar hakkında önceden var olan korkuyu artırdı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Müslüman karşıtı nefret suçlarının yeniden arttığı 2016 seçim döneminde de Müslüman karşıtı duygular devam etti. FBI'a göre, 2001 yılında 481 olay meydana geldi. Bunu takip eden yıl 155 olay kaydedilen olaylarda önemli bir düşüş izledi. Ancak Müslümanlara karşı 2015'te 257 ve 2016'da 307 nefret suçu işlendi. O zamandan bu yana, verilerin mevcut olduğu son yıl olan 2019'a kadar vaka sayısında düşüş kaydedildi.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.