Salgın korkusu İstanbul'da toplu taşıma kullanımını yarı yarıya düşürdü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Salgın korkusu İstanbul'da toplu taşıma kullanımını yarı yarıya düşürdü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Türkiye'nin en büyük metropolü İstanbul'da toplu ulaşımı kullanan kişi sayısı, pandemin olmadığı 2019'un ilk 6 ayında 1 milyar 101 milyon 89 bin 475 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 49 azalarak 562 milyon 117 bin 871'e geriledi.
AA muhabirinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi verilerinden derlediği bilgiye göre, İstanbul'da otobüs, metrobüs, şehir hatları, metro, tramvay ve özel deniz hatlarından oluşan toplu ulaşım araçlarının kullanımı Kovid-19'dan etkilendi.
Toplu ulaşım araçlarını kullanan kişi sayısı, pandemi öncesi 2019 yılının ilk 6 ayında 1 milyar 101 milyon 89 bin 475 kişiyken 2020 yılının ilk 6 ayında yüzde 40 azalarak 653 milyon 674 bin 91'e geriledi. Bu yıl aynı dönemde ise toplu ulaşım kullanımı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14 azalarak 562 milyon 117 bin 871 kişi olarak kayıtlara geçti. Salgından önce 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın aynı dönemi arasında ise yüzde 49'luk düşüş yaşandı.

Aylık bazda en çok düşüsün ocak ayında yaşandığı görüldü.
2020 yılının mart ayında açıklanan ilk vakadan önceki ocak ayında toplam 198 milyon 58 bin 227 kişi toplu ulaşım araçlarında yolculuk etti. Bu yılın ocak ayında bu sayı yüzde 61 azalarak 77 milyon 8 bin 237 kişiye geriledi.

Otobüs yolculuğu yüzde 62 düştü
Toplu ulaşımın temel araçlarından otobüs ile 2020 yılının ocak ayında 95 milyon 76 bin 590 kişi yolculuk ederken 2021 yılının ocak ayında otobüsle yolculuk yüzde 62 düşüşle 36 milyon 164 bin 384 kişiye geriledi.

2019 yılının ilk 6 ayında toplam 525 milyon 832 bin 542 kişi otobüsü tercih ederken 2020 yılının ilk 6 ayında bu sayı yüzde 38 düşerek 332 bin 353 bin 43'e, 2021 yılının ilk 6 ayında ise yüzde 18 daha düşerek milyon 261 milyon 619 bin 516 kişiye geriledi.
Marmarayı 2020 yılının ocak ayında toplam 12 milyon 623 bin 321 kişi tercih ederken 2021 yılının ocak ayında bu sayı yüzde 61 düşüşle toplam 4 milyon 836 bin 286 kişiye geriledi.
Marmarayla 2019 yılının ilk 6 ayında 49 milyon 718 bin 190 kişi yolculuk ederken 2020 yılının ilk 6 ayında yolculuklar yüzde 18'lik düşüşle 40 milyon 794 bin 814 kişiye, 2021 yılında yüzde 9'luk daha düşüşle 37 milyon 140 bin 795 kişiye geriledi.
Metroyu kullanan yolcu sayısı 2020 yılının ocak ayında toplam 59 milyon 667 bin 987 kişiyken bu sayı 2021 yılının ocak ayında yüzde 61 azalarak 23 milyon 376 bin 237 kişi oldu.
Metroyu, 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 338 milyon 430 bin 405 kişi kullanırken, 2020 yılının aynı döneminde bu sayı yüzde 44 düşüşle 188 milyon 752 bin 46 kişiye, bu yıl ise 170 milyon 829 bin 414 kişiye geriledi. 2019 yılına kıyasla yılın ilk ayında yolcu sayısı yüzde 50 azaldı.
Metrobüsle 2020 yılının ocak ayında toplam 24 milyon 876 bin 452 kişi yolculuk ederken bu yılın ocak ayında metrobüsü 10 milyon 808 bin 723 kişi kullandı. Buradaki düşüş de yüzde 57 olarak kayıtlara geçti.
Metrobüsü 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 146 milyon 501 bin 537 kişi, 2020 yılının ilk 6 ayında ise 82 milyon 611 bin 648 kişi kullandı. Bu yılın ilk 6 ayında ise 77 milyon 348 bin 372 kişi metrobüsle seyahat etti. Pandemi öncesi 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın ilk 6 ayı arasında yüzde 47 fark görüldü.

İstanbul Şehir Hatları'nda yüzde 67'lik düşüş
Deniz ulaşımında tercih edilen İstanbul Şehir Hatları'nda 2020 yılının ocak ayında 2 milyon 568 bin 978 kişi yolculuk ederken, 2021 yılının ocak ayında bu sayı yüzde 67 azalarak 841 bin 348 kişiye geriledi.

2019 yılının ilk 6 ayında toplam 19 milyon 348 bin 6 kişi şehir hatlarını kullanırken 2020 yılının ilk 6 ayında şehir hatlarının kullanan yolcu sayısı yüzde 56 azalarak 8 milyon 562 bin 113 kişi oldu. Bu yılın aynı döneminde ise 7 milyon 425 bin 349 kişi Şehir Hatlarıyla yolculuk etti. Pandemi öncesi 2019'un ilk 6 aylı ile bu yılın aynı dönemi kıyaslandığında düşüş yüzde 62 olarak hesaplandı.
İstanbul Deniz Otobüslerini (İDO), 2020 yılının ocak ayında 133 bin 490 kişi kullanırken, bu yılın aynı döneminde bu sayı yüzde 56 azalarak 58 bin 665 kişiye geriledi.
İDO'yla 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 1 milyon 86 bin 676 kişi yolculuk ederken, 2020 yılının aynı döneminde yolcu sayısı yüzde 55 düşüşle 485 bin 694 kişiye, 2021 yılında ise 412 bin 458 kişiye geriledi. İDO'nun yolcu sayısında bu yılın 6 aylık döneminde 2019 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 62'lik gerileme yaşandı.
Özel Deniz İşletmelerini 2020 yılı ocak ayında toplam 3 milyon 111 bin 409 kişi kullanırken bu yılın aynı ayında yüzde 70 gerilemeyle 922 bin 594 kişi kullandı.
Deniz işletmelerini 2019 yılının ilk 6 ayında 20 milyon 172 bin 119 kişi kullanırken 2020 yılının aynı döneminde bu sayı yüzde 50 azalışla 10 milyon 114 bin 733 kişiye düştü. Bu yıl ise 7 milyon 401 bin 967 kişi bu ulaşımı tercih etti. 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın ilk 6 ayı arasında yüzde 63 fark oluştu.

"Sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşımdan kaçış oldu"
İstanbul Ticaret Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, normalde İstanbul'da günde yaklaşık 8 milyon kişinin yolculuk yaptığını, salgından sonra bu sayının 900 binlere kadar düştüğünü söyledi.
Salgınla beraber kısıtlamalar olduğunu ve bu durumun da yolcu sayısını düşürdüğüne değinen Ilıcalı, şöyle konuştu:
"Bu arada tabii salgından dolayı sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşımdan kaçış oldu. Biz bunun için de 150 bin kişilik bir anket, araştırma yaptık, aldık değerleri inceledik. Gördük ki bir günde tahmini olarak sosyal mesafe endişesiyle 350 bin yolcu özel araca gitti. Özel aracı olup kullanmayanlar, araçlarını kullanmaya başladı. Araç kiralandı. Kiralanan araçlardan, satılan araçlardan, ikinci el araçlardan da bu anketimizi doğruluyoruz."
2021-2022 Eğitim ve Öğretim Yılının başlamasıyla hayatın normale dönmeye ve toplu ulaşım kullanımının yeniden artmaya başladığını ifade eden Ilıcalı, üniversitelerin de eğitim hayatına başlamasıyla toplu ulaşım kullanımının eski haline geleceğini anlattı.
Bu kapsamda, tedbir alınması gerektiğini vurgulayan Ilıcalı, "Toplu ulaşımdaki azalmanın nedeni kısıtlamalar, birçok işin ofis yerine evden yapılması, bu arada tabii ki bazı insanların sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşım yolculuklarını terk etmesi ama şimdi mecburen yine bu yolculuklar artmaya başlayacak. Özellikle üniversitelerin açılmasıyla eski rakamları da geçecek. Çünkü nüfus artıyor, talepler artıyor" diye konuştu.
Toplu ulaşım yerine özel araçların tercih edilmesinin İstanbul trafiğine çok olumsuz bir etkisi olduğunu anlatan Ilıcalı, şunları kaydetti:
"İstanbul'da normal olarak zaten yollar zirve saatlerde, sabah evden işe giderken, evden okula giderken veya tersi akşam dönerken, zirve saatlerinde muazzam bir yoğunluk yaşanıyordu, kuyruklar oluşuyordu, zorlamalı bir akım vardı. Hızlarımız on kilometreye saate düşüyordu. Şimdi yollara baktığımız zaman bu tıkanıklığın en önemli nedeni yüzde 80'i, 90'ı bir veya iki yolculu özel araç. Dolayısıyla pandemiyle beraber ilave bir 350 binlik bir araç oldu. Şimdi normale dönüşte bu artışlar yine olacak. Bu sefer artık bir zorlamalı akım değil uzun kuyruklar olacak, katlanılamaz bir durum olacak. Şunun altını çiziyorum. Trafikte bir katlanılabilir bir durum elde etmemiz lazım. Trafiği öyle yönetmemiz lazım ki sorumlu kuruluşlar olarak, katlanılabilir olsun. Bu ne demek?15, 20 kilometre saat hızımız olsun. 10 kilometre saatin altına düşerse bu hızlar, bu çok uzun süreli kuyruklar demektir. Bu katlanılamaz bir durumdur. Bunun tedbirini almak lazım."



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.