Ankara'da bu yıl 12 hamile Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Ankara'da bu yıl 12 hamile Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ahmet Zülfikar Akelma, "Gebe olup Kovid-19'a bağlı hayatını kaybeden 12 kişinin hepsi aşısızlardan oluşuyor" dedi.
Ankara İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ahmet Zülfikar Akelma, "2021 yılında Ankara'da 12 gebe, yani gebelik döneminde veya doğumdan sonraki 42 gün içinde olan kişi, Kovid-19 enfeksiyonuna bağlı hayatını kaybetti. Gebe olup Kovid-19'a bağlı hayatını kaybeden 12 kişinin hepsi aşısızlardan oluşuyor" dedi.
Akelma, başkentte Kovid-19 vakalarının seyri ve aşılama çalışmaları hakkında gazetecilere bilgilendirmede bulundu, soruları yanıtladı.

Ankara'nın aşılama konusunda ilk süreçlerden itibaren Türkiye ortalamasının üzerinde oranları yakaladığına dikkati çeken Akelma, şu an hastaneler ve aile sağlığı merkezlerinin yanı sıra organize sanayi bölgeleri, vatandaşların yoğun bulunduğu meydanlar, Esenboğa Havalimanı, AŞTİ ve Yüksek Hızlı Tren Garı gibi yerler ile yatağa bağımlı hastalar açısından evde aşılama çalışmalarının yoğun bir şekilde sürdürüldüğünü anlattı.
Akelma, "Şu anda 18 yaş ve üzerindeki aşılama oranımız tek dozda yüzde 87, iki dozda ise yüzde 70. Bu rakamlar bizim için çok umut verici. Bu rakamlardan şunu anlıyoruz; Ankara'daki vatandaşlarımızın aşı konusunda tereddütleri yok, aşı olmak noktasında istekleri var" değerlendirmesinde bulundu.
İkinci doz aşılamada yüzde 80 oranının üzerine çıkılmasının önemine işaret eden Akelma, başkentte 18 yaş ve üzeri aşılamada yüzde 100 oranını hedeflediklerini vurguladı.

"15-30 yaş grubunda şu an aşılama oranımız ilk dozda yüzde 66"
Bir soru üzerine, Ankara'da çocuk ve gençler arasındaki aşılanma oranlarını da paylaşan Akelma, "15-30 yaş grubunda şu an aşılama oranımız ilk dozda yüzde 66 ve bu oran artıyor. 12-15 yaş arasındakilerde de aşılama artıyor ancak henüz tabii ki bu oranların altındayız" dedi.
Doç. Dr. Akelma, aşılanma oranı en yüksek grubun 60 yaş ve üstündekiler olduğunu belirterek, "60 yaş ve üstündekiler için aşılanma oranlarımız, yüzde 90-95'in üstünde. 30 yaşın altında ise aşılama düşüyor ama burada da artışı görmeye başladık. Özellikle okulların açılmasıyla birlikte arttı. Üniversiteler açılınca da muhtemelen aşılama oranımız artacak. Yaş büyüdükçe aşılama oranı artıyor, düştükçe azalıyor" diye konuştu.

"Günlük 140 bin aşı yapabiliriz"
Birçok alanda yapılan aşılama faaliyetleri ile vatandaşların kolayca aşıya erişebildiğine dikkati çeken Akelma, "Mevcut aşı potansiyeli olarak günlük 140 bin civarında aşı yapabiliriz. Şu an bu potansiyelin yaklaşık 30-40 binini kullanıyoruz yani yüzde 30-40'ını bile değil" açıklamasında bulundu.
Akelma, aynı zamanda bir "üniversite şehri" olan Ankara'ya farklı illerden öğrencilerin eğitimleri için gelmeye başlayacağına işaret ederek gençlere "önce aşıya sonra kampüse" çağrısıyla aşılarını tamamlama ricasında bulundu.

"Vaka sayılarımız son 4 haftadır dalgalanıyor"
İl Sağlık Müdürü Akelma, Kovid-19 vaka sayılarına ilişkin de şu bilgileri paylaştı:
"Ankara'da bir ay öncesine göre, vaka sayılarımızda bir artış oldu. Son 4 haftadır vaka sayılarımız dalgalanıyor. Haftalık 100 bin nüfusa karşılık gelen vaka sayımız 150 ila 240 arasında değişiyor. En son geçen haftaki sayımız 242'ydi, bir önceki haftaya göre bir artış söz konusu.
Fakat genel anlamda gördüğümüz, yeni vakalar şu haliyle belli bir plato çizdi. Okullar ve önümüzdeki günlerde üniversitelerin açılmasıyla birlikte insan hareketliliğinin artmasından kaynaklı bir miktar daha vaka sayılarında artış olabileceğini öngörüyoruz. Bunu hiç arzu etmeyiz ama o artıştan sonraki durum bizim önümüzü daha iyi görmemizi sağlayacak."
Kovid-19 vakalarına yönelik 25 ilçede aktif filyasyon çalışmalarının devam ettiğini dile getiren Akelma, "Kovid çağrı merkezimiz aracılığıyla vatandaşlarımız bize ulaşıyorlar. Ankara'da çağrı merkezimiz günlük 5 bin çağrıyı yanıtlıyor. Bu çağrıların hepsi tedavi amacıyla olmuyor; aşıyla, karantina süreciyle ilgili sorular da oluyor" dedi.

"Hastaneye yatış oranlarında aşırı değil ama kontrollü bir artış var"
Doç. Dr. Akelma, hastanelerin durumuna ilişkin, "Son bir ay içerisinde vakalarımız belli bir plato çizse de hastanelerdeki yatış oranlarımızda aşırı değil ama kontrollü bir artış var. Hastanelerde, yoğun bakımlarda artışlar söz konusu. Buralarda ihtiyaç oldukça hastanelerimizde kontrollü bir şekilde Kovid-19 kapasitelerini artırıyoruz. Şu anda servise yatış, yoğun bakım bekleyen hastalarımızla ilgili hiçbir sorunumuz yok" diye konuştu.

"Yoğun bakımlarımızdaki doluluk oranımız yüzde 70"
Ankara'da hastane servislerinin genel doluluk oranının yüzde 55 olduğunu belirten Akelma, "Kovid-19 servislerimiz sabit değil. Bunları ihtiyaca göre azaltıyoruz veya artırıyoruz. Şu anda orada doluluk oranı yüzde 60." bilgisini paylaştı.
Doç. Dr. Akelma, "Genel anlamda yoğun bakımlarımızdaki doluluk oranımız yüzde 70. Yoğun bakımlarımızı Kovid-19'a ayırırken ihtiyaca bakıyoruz" dedi.
Hem Kovid-19 hem de diğer hastalıklar sebebiyle yoğun bakım ihtiyacı olanlara yönelik gerekli planlamaların yapıldığını dile getiren Akelma, şu anda herhangi bir sıkıntı bulunmadığını vurguladı.

Ankara'da 12 gebe Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti
Akelma, Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybeden gebelerin üzüntüsünü yaşadıklarını dile getirerek şöyle devam etti:
"2021 yılında Ankara'da 12 tane gebe yani gebelik döneminde veya doğumdan sonraki 42 gün içinde olan kişi, Kovid-19 enfeksiyonuna bağlı hayatını kaybetti. Bu gebelerden 5'i Ankara'da, 7'si Ankara dışında ikamet eden ve bize sevkle gelen gebelerden oluşuyor. Bizim gördüğümüz kadarıyla gebelerin bir kısmında aşı tereddüdü, kararsızlığı var. Gebe olup Kovid-19'a bağlı hayatını kaybeden 12 kişinin hepsi aşısızlardan oluşuyor."

"Gebelerin aşılanmasının önünde herhangi bir engel yok"
Doç. Dr. Ahmet Zülfikar Akelma, "Tüm hamileler mutlaka aşı olsunlar. Ağır tabloyla karşılaşmak istemiyoruz. Gebelerin aşılanmasının önünde herhangi bir engel yok. Elimizde yeterince bilimsel veri var. Aşıyla ilgili tereddütlerini bir an önce sonlandırıp karar versinler. Onları da aşıya bekliyoruz" dedi.
Gebelerin genellikle "Bebeğe zararı olabilir." endişesiyle aşı yaptırmadıklarının hatırlatılması üzerine Akelma, "Gebelerin aşı olmasının bebeğine herhangi bir zararı yok. Tam tersine gebelerde, aşı olduklarında ortaya çıkan antikorlar, bazılarında plasenta aracılığıyla bebeğe de geçip bebek için koruyucu dahi olabilir. Yani faydalı olur" bilgisini paylaştı.
Akelma, tüm gruplarda olduğu gibi gebeler için de aşının gönüllülük esasına göre yapıldığının altını çizerek bu kapsamda Kovid-19'la mücadelede aşının öneminin herkes tarafından anlaşılması için çalıştıklarını aktardı.

"Yoğun bakım ve servislerde gençlerin ağırlığı arttı"
Bireysel tedbirlere uymada genel anlamda bir gevşeklik yaşandığına işaret eden Akelma, maske, mesafe gibi önlemlere yeterince dikkat edilmemesinin etkisiyle, geçen yıl görülmeyen nezle, grip gibi viral solunum yolu enfeksiyonlarının da bu sene görülmeye başlandığına dikkati çekti.
Akelma, vatandaşların bireysel tedbirlere kararlılıkla uyması ve aşılarını olmasının önemine vurgu yaparak, "Yoğun bakımlar ve servislerde yatan hastaların yüzde 90'a yakınını bir şekilde aşısı tam olmayan gruplar oluşturuyor. Bunlar içerisinde gençlerin de ağırlığı arttı" diye konuştu.

"Son bir ayda hareketliliğin artmasıyla çocuk vakalarda bir artışı fark ettik"
Akelma, "Yüz yüze eğitimin başlamasının ardından geçen sürede okullardaki Kovid-19 vakalarının durumu nedir?" sorusunu şöyle cevapladı:
"Ankara genelinde bize yansıyan ciddi bir problem yok. Son bir ayda hareketliliğin biraz daha artmasıyla birlikte çocuk vakalarda bir artışı fark ettik. Bu durum kısmen hastanelerimize de yansıdı. Okulların açılmasıyla birlikte şu anda önemli bir problem yok. Önümüzdeki günlerde süreci takip edeceğiz."

Kovid-19 aşısı olanlar grip aşısı yaptırmalı mı?
"Kovid-19 aşısı olanların grip aşısı yaptırmasına gerek var mı?" sorusu üzerine Akelma, "Kovid-19 aşısı olan kişilerin, mevsimsel influenza aşısı olması gerekir. Çünkü iki aşının birbiriyle bağlantısı yok, ikisi ayrı aşılar. Ülkemizde henüz grip aşısı başlamadı, yakında başlayacak. Olması gereken grubun Kovid-19 aşısı olduysa bile grip aşısı olması gerekir" dedi.

PCR testlerinde mevcut kapasitenin yüzde 25'i artış oldu
Eğitim, şehirler arası seyahat ve sosyal faaliyetlerde aşı yaptırmayanlara yönelik 6 Eylül'de başlatılan PCR testi zorunluluğunun ardından Ankara'daki merkezlerde yoğunluk olup olmadığına ilişkin soru üzerine Akelma şunları kaydetti:
"Bizim PCR laboratuvarlarımız 6 tane ama Ankara genelinde 46 tane PCR laboratuvarımız var. Yaklaşık 35 bin kapasitemiz var. Bu kapasitemizin altında yani 20 bin, 23 bin, bazı günlerde 24 bin gibi PCR ihtiyaçları oluyor. Böyle giderken de PCR sonuç verme sürelerimiz 3,5-4 saat. Bu süre içinde sonuçları görüyoruz. 6 Eylül'den sonra bazı durumlarda tarama amaçlı PCR testi yapılması gündeme geldi. Bu kapsamda mevcut sayımızın yüzde 20-25'i kadar bir artış oldu. Ancak bu artışı tolere edebiliyoruz. Bu artışla birlikte sonuç verme süremizde bir değişiklik yok. Mevcut kapasitemizle şu anda bunun üstesinden geliyoruz. Burada daha da artış olursa birtakım ek önlemlerle destekleyeceğiz."



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.