Sudan yönetimi, Beşir döneminde kurulan Halk Güvenlik Güçleri unsurlarını görevden aldı

Sudan'da Ömer el-Beşir rejiminin tasfiyesi için kurulan Tasfiye Komitesi Üyesi Vecdi Salih. (SUNA)
Sudan'da Ömer el-Beşir rejiminin tasfiyesi için kurulan Tasfiye Komitesi Üyesi Vecdi Salih. (SUNA)
TT

Sudan yönetimi, Beşir döneminde kurulan Halk Güvenlik Güçleri unsurlarını görevden aldı

Sudan'da Ömer el-Beşir rejiminin tasfiyesi için kurulan Tasfiye Komitesi Üyesi Vecdi Salih. (SUNA)
Sudan'da Ömer el-Beşir rejiminin tasfiyesi için kurulan Tasfiye Komitesi Üyesi Vecdi Salih. (SUNA)

Sudan'da ülkenin eski lideri Ömer el-Beşir başkanlığındaki İslamcı rejimin tasfiyesi için kurulan komite, söz konusu dönemde kurulan ve Halk Güvenlik Güçleri olarak bilinen bir dizi unsurun hizmetine son veren karar paketleri yayınladı. Beşir rejimi karşıtlarını takip etmek, tutuklamak ve işkence etmek konusunda geniş yetkilere sahip olan Halkın Güvenlik Güçleri, aynı zamanda birçok kişiye karşı cinayet de dahil olmak üzere çeşitli ihlallerde bulunmakla suçlanıyor.
Komite ayrıca devrik rejim liderlerinin sahip olduğu şirketleri ve hisseleri, söz konusu dönem iktidardaki nüfuzlarını kullanarak yasa dışı yollardan elde ettiklerini kanıtladıktan sonra geri aldı. Komite, Beşir'in takipçileri tarafından ele geçirilen ve Sudan'daki en büyük tarım projesi olan El-Cezire Projesi’ne ait ağır makinelere de el koydu.
30 Haziran 1989 Rejiminin Kaldırılması ve Kamu Fonlarının Geri Kazanılması Komitesi düzenlediği basın toplantısında, devrik rejimin Halk Güvenlik Güçleri’nde yasa dışı yollarla göreve gelen 474 kişinin hizmetine son veren bir dizi karar aldığını bildirdi. Söz konusu kişilerin Beşir rejiminin düşmesinin ardından geçiş hükümetini engellemek ve halk devrimi ile 11 Nisan 2019’da devrilen İslamcı rejimin gündemlerini devam ettirmek amacıyla kamu hizmetinin işleyişini istikrarsızlaştırma yönünde çalışmaya devam ettiği ifade edildi. 
Komite Üyesi Avukat Vecdi Salih, Sudan Serbest Bölgeler ve Serbest Piyasalar Kurumu'nda çalışan bir iş insanından yaklaşık 46 milyon hisseyi Sudan hükümeti yararına geri alındığını açıkladı. Söz konusu hisselerin kurumun 1997'de özelleştirilmesinin ardından elde edildiğini  belirten Salih, buna göre kurumun değerinin 104 milyon dolardan 85 milyon dolara düşürüldüğünü ve bu miktarı aşan varlıkların hesaba katılmadığını ifade etti. Ayrıca kurumun Green Village Oteli, El-Emiri Lokantası, Uluslararası Hartum Fuarı ve Serbest Piyasası ve bazı arsalara sahip olduğunu belirtti.
Salih açıklamasında, her ikisi de Dongola şehrini Mısır sınırına yakın Ergin bölgesine bağlayan yolun yapımını ve işletmesini üstlenmeye hak kazanan Dongola-Ergin Road Company ve Ukerkit Company'nin de geri alındığını bildirdi. Söz konusu yolun yapımı, kısa bir süre sonra görevi Ergin Şirketi’ne devreden iş insanı Abdulbasit Hamza'nın sahibi olduğu Zawaya Şirketi aracılığıyla gerçekleşti.
Salih açıklamasının devamında komitenin ayrıca devrik lider Ömer el-Beşir rejiminin yönetimi altındaki kurumlar tarafından kullanılan, gizli toplu hesabın yönetiminden sorumlu Muhammed Şerif Ali'nin paralarını ve mal varlıklarını geri aldığını söyledi. Söz konusu hesabın, çeşitli kurum ve bakanlıklardan kamu parası toplamak ve İslami hareketi, iktidar partisini ve üyelerini finanse etmek için tahsis edildiği biliniyor. Komite, ekonomiyi kontrol etmelerini sağlamak için kullanılan hesapta bulunan milyonlarca doların tamamının Beşir'in emrinde olduğu bilgisini paylaştı.
Salih'e göre komite, hükümete ait tarım bankası aracılığıyla 55 milyon dolarlık finansmanla ücretsiz olarak temin edilen ve El-Cezire Tarım Projesi'nde kanal kazmada çalışan 27 şirkete ait 312 iş makinesinin kiralanarak hükümet projelerine ödenmek kaydıyla geri aldığını bildirdi. Salih, projenin çalışmalarının, en yüksek kârı elde etmek için gerekenden daha derin kazılması nedeniyle kanalların tahribatına yol açtığını, bunun da akış sulamaya bağlı projeyi pompa kullanmaya zorladığını vurguladı.
Komitesinin kamu görevlilerinin hizmetlerine feshedilen Ulusal Kongre Partisi'ne mensup oldukları için son verdiği yönündeki iddiaları yalanlayan Salih, komitenin mevcut demokratik geçişin hedeflerine ulaşılmasına karşı olan çalışanları ve siyasi, idari ve mali işleri engelleyenleri görevden aldığını belirtti.
Salih’in açıklaması, Beşir'in takipçilerinin komitenin misilleme yöntemleri uyguladığı, vatandaşların siyasi ve entelektüel geçim kaynaklarını kestiği yönündeki iddialarına cevaben geldi.  
Komite Başkanı ve Sudan Egemenlik Konseyi Üyesi Muhammed el-Fekki Süleyman başsavcılığı, komite üyeleri de dahil olmak üzere tüm devlet görevlilerini denetlemeye çağırdı. Yolsuzluğu önlemek ve kamu parasını korumak için mali koruma kararlarını imzalamalarını istedi. Süleyman, herhangi bir mali usulsüzlük yaptığı kanıtlanırsa komite üyelerinden herhangi birini  korumama sözü de verdi.
Süleyman gazetecilere yaptığı açıklamada, komitenin feshedilen Ulusal Kongre Partisi veri tabanının kontrolünü ele geçirdiğini ve Halk Güvenlik Güçleri’nden olmadıkları halde ilişkilerinden çıkar sağlayanlar da dahil olmak üzere devlet kurumlarındaki tüm Halk Güvenlik Güçleri unsurlarının görevden alındığını duyurdu. Süleyman ayrıca iktidar partisi liderleriyle ilişkileri ve yakınlıkları ile partiden ve otoritesinden yararlanan çıkar sahiplerinin yanı sıra Sudan'da iktidara hakim olan partinin üyeliğinin 500 bin kişiyi geçmediği bilgisini paylaştı.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.