ABD-İran ateşi arasında kalan kent: Deyrizor

Şarku’l Avsat Muhabiri Irak sınırı yakınında halkın ekonomi ve hayat şartlarını gözlemledi.

Deyrizor’un sokaklarından birinde yıkılmış binaların arasında görülen bölge sakinleri (Şarku’l Avsat)
Deyrizor’un sokaklarından birinde yıkılmış binaların arasında görülen bölge sakinleri (Şarku’l Avsat)
TT

ABD-İran ateşi arasında kalan kent: Deyrizor

Deyrizor’un sokaklarından birinde yıkılmış binaların arasında görülen bölge sakinleri (Şarku’l Avsat)
Deyrizor’un sokaklarından birinde yıkılmış binaların arasında görülen bölge sakinleri (Şarku’l Avsat)

Deyrizor’un yıkık dökük sokaklarındaki sessizlik, ABD’ye ait bir keşif uçağının kükreyişi ve Suriye Çölü’nün eteklerindeki ‘Tatlı Kahverenginin’ (Deyrizor için kullanılan bir niteleme) sakinlerinin gürültüsüyle bozuluyor.
Suriye hükümet güçlerinin ülkenin doğu bölgesinde birçok noktayı geri almasının üzerinden 4 yıl geçti. Bölge halen çatışmalı aktörler arasında paylaşılıyor. Bölgedeki temas hatlarında süper güçler rol oynuyor. Nitekim doğudaki Deyrizor kentini Washington ve kuzeydeki müttefikleri ile Şam rejimi bölüşürken, Ruslar da hükümet güçleri ve ABD ile Kürt müttefiklerinin konuşlandığı bölgeleri birbirinden ayıran hatta devriye geziyor.

Elbukemal ve Meyadin
Coğrafyanın bir kaderi, Irak-Suriye sınırındaki bölgeler en aktif bölgeler olmaya devam ediyor. Bu bölgelerin sakinleri de sınır hareketliliğinden faydalanır. Suriye ve Irak arasındaki El-Kaim-Elbukemal Sınır Kapısı mal yüklü tırların giriş çıkışıyla oluşan hareketliliğe şahit oluyor. Sınır bölgesinde eski yıllara kıyasla çarşılar malla dolu ve alışveriş hareketliliği daha iyi durumda. Elbukemal ve El-Meyadin kentlerinin sakinleri ve göç ettikten sonra tekrar geri dönenler ve özellikle de yaşlılar kentte kalmaya devam etmekte ısrarcı. Bu kentlerin sakinlerinden biri, “Özellikle geri dönenler olarak burada doğduk ve burada öleceğiz. Bir daha asla gurbete gitmem. Ülkede burası gibi geçmişin güzelliğini muhafaza eden başka bir yer yok” ifadesini kullandı.
Bu kentlerdeki sükunet ABD’nin, Irak’taki Haşdi Şabi’ye ve İran Devrim Muhafızlarına ait olduğunu söylediği mevzilere yönelik zaman zaman düzenlediği saldırılarla bozuluyor. Bunun yanı sıra Deyrizorun kuzeyindeki Ömer petrol sahası ile Koniko doğalgaz sahası başta olmak üzere kentteki petrol ve doğalgaz sahalarında konuşlu ABD güçleri ile İranlı gruplar arasında yaşanan birtakım çatışmaların sonucunda hayatını kaybeden sivillerin olduğu bildiriliyor.
Deyrizorun güneyinde, çölün güneyindeki derinliklerde konuşlanan DEAŞ hücreleri ve kalıntılarının takibinden sorumlu askeri noktalar bulunuyor. Çölün güneyi, herhangi bir askeri veya güvenlik boşluğun oluşması halinde kentin düşmesine (ki bu herkesin endişe ettiği bir olasılık) kadar gidebilecek büyük bir tehlikeyi ifade ediyor.
Tahran’dan başlayan Deyrizor ve Humus’tan geçerek Lübnan’a ve oradan ulaşan Akdeniz karayolunun güvenliğini sağlama konusundaki İran emelleri herkesin bildiği bir gerçek. Bu da İran’ın Suriye’nin doğusundaki varlığını stratejik bir noktaya taşıyor. Yerel bir uzman, “İran’ın burada bir projesi var o da İran’ın Pars doğalgaz sahasından Akdeniz’e oradan da Avrupa’ya uzanacak doğalgaz boru hattıdır. İran’ın enerji oyununun mücadele eksenleri arasındaki en önemli çatışma noktalarından biri olduğunun farkındayız. Rusya’nın kentin doğusundaki mütevazi bir düzeyde kalan varlığı ise doğalgaz güzergahını kontrol altında tutma rolünü oynama konusundaki çıkarlarını korumak için stratejik bir öneme sahip” dedi.

Kuraklık ve ulaşım
Şehrin nehri ve köprülerini son görüşümün üzerinden on yıl geçti. Bugün nehir kurumuş görünüyor. Ancak nehir su seviyesinin düşmesi kent sakinlerine nehri yürüyerek geçme imkanı veriyor. Fırat Nehri bu kurumuş haliyle sanki iki yaka arasında köprü olmak istiyor. Nitekim nehrin kuzey ve güney yakasını birbirine bağlayan köprülerin tümü yıkılmıştı.
Nehrin iki yakası boyunca hükümetin kontrol ettiği sınır kapıları bulunuyor. Onlardan biri de ‘insani sınır kapısı’. Bu kapı son birkaç aydır kapalı durumda. Hükümet güçleri, “Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kent sakinlerinin karşı yakada hükümetin kontrolündeki bölgelere geçmesini engellediğini” söylüyor. Diğer taraftan ise karlı bir getirisi olan yasadışı sınır kapıları, ülke dışına çıkmak isteyenlerin SDG tarafından kontrol edilen topraklara sızmasına izin veriyor. Bazı göçmenler ise düşman toprağına girmek için kendini nehre atıyor. Bunun sonu ölümle de kurtuluşla da sonuçlanabiliyor. Savaş bazı tüccarlara yeni bir sömürü alanı yarattı.
Hükümetin son 4 yıldır yürüttüğü yeniden inşa çalışmalarına rağmen ulaşılan nokta, kentin ihtiyacının çok azını karşılıyor. Zira bugün rekor bir seviyeye ulaşan kent nüfusu 1 buçuk milyon civarında. Bu sayı, kuşatma dönemlerinde 70 bini geçmiyordu.
Deyrizor Valisi, “Hükümetin 2017’de kentte kontrolü ele geçirmesinden bu yana bölgedeki 71 su istasyonundan 67’sinin bakım ve onarımını yaptı. Kentteki mahallelerin sakinlerinin ihtiyacını karşılayan santrallerin ürettiği toplam enerji saatte 17 bin 80 metreküpe ulaştı. 2018’de elektriğin tekrar verilmesinden bu yana 20 kilovat çalıştırılıyor ve 660 trafonun montajı yapıldı. Eğitim alanında ise 344 okul açık durumda. Kentteki öğrenci sayısı 146 bine ulaştı” diye konuştu.
Deyrizor sakinlerinin kente dönmesindeki en büyük payın tarım sektörüne olduğunu belirten Vali, “Tarım sektörünün düzenlenmesi arazilerin yeniden ekilmesine ve halkın geri dönmesine katkı sağladı. 117 tarımsal sulama sistemi elden geçirildi. Bu da ekili arazilerin artmasıyla sonuçlandı. Zira ekili arazilerin alanı buğday mevsiminde 30 bin hektar, pamukta 4 bin 216 hektar ve sebzede 3 bin 372 hektara ulaştı. Sağlık alanında ise daha önce sadece 4 sağlık merkezi çalışıyordu. Bugün ise bu sayı 42’ye yükseldi” dedi.
Kente geri dönen sakinler, elektrikten başlayarak kentin ihtiyaç duyduğu temel hayatın en basit detaylarına varana dek tüm sektörlerde ailelerin ihtiyaç duyduğu tamir ve onarım işlerine yardım ederek şehirlerini desteklemede önemli bir rol oynuyorlar. Ancak tüm bu çabalara rağmen mahallelerin tekrardan ayağa kalkma süreci çok yavaş işliyor. Bunun birçok detay gerekiyor.

Otobüsler
Yorgun şehir, ülkenin diğer yorgun şehirlerinden farklı değil. Zor hayat şartları, iş imkanı aramak için yurtdışına seyahat etmeyi düşünen yeni genç nesli tehdit ediyor. Zira kentte iş imkanı neredeyse hiç yok. Şehrin girişinde toplanan otobüslerin oluşturduğu manzara da bunu söylüyor. Yerel kaynaklar, Fırat üzerinden göç etmek üzere İdlib, Hama ve diğer şehirlerden Deyrizor’a sivilleri taşıyan otobüslerin olduğu şeklinde bir bilginin alınmasının ardından şehirde işi veya ikamet belgesi olmayanların girişleri engellendiğini bildirdi. Kaynaklar, hükümetin, hem kent sakinlerinin hayatları için tehlike oluşturması hem de insan kaynağını kaybetmekten endişe ettiği için kentten göçleri sınırlandırmak amacıyla çalışmalar yürüttüğünü belirtti.
Ancak şehre geri dönenlerin geçmiş yıllardaki abluka yılları ile kentin şu anki hali arasında yaptıkları kıyaslamalar dikkat çekici. Kentteki bir satıcı, “Abluka günlerinde para boldu, iyilik azdı. Bugün ise para da az iyilik de nadir bulunan şeyler” dedi. Öte yandan kentte yıkılan kilise ve camiler de kentin hayatını ve hatıralarını kaybettiğine işaret ediyor. Bu hatıralara Şam-Deyrizor yolu boyunca rastlamak mümkündü. Çöl yolunun ortasında kurulu bir çadırda durur Arap kahvesinden yudumlardınız. Eskiden böyleydi. Bugün ise Şam’dan Deyrizora giden yok, Humus'tan ve ardından antik Palmira kentinden çok uzaktaydı. Bundan sonraki kısımda şehrin girişine kadar yolun iki tarafında küle dönmüş tankların kalıntıları ve insansız beldeler görülüyor. Sakinlerini ve geleneklerini kaybeden çölde sadece petrol, gıda sevkiyatları, kontrol noktaları, askeri noktalar ve onun ardında DEAŞ hücreleri var.

 


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.