Liberal alternatifin zaferi, Fas'taki siyaset sahnesini yeniden çiziyor

Milyarder iş adamı Aziz Ahannuş'un liderliğindeki Ulusal Bağımsızlar Topluluğu seçimden zaferle çıktı
Milyarder iş adamı Aziz Ahannuş'un liderliğindeki Ulusal Bağımsızlar Topluluğu seçimden zaferle çıktı
TT

Liberal alternatifin zaferi, Fas'taki siyaset sahnesini yeniden çiziyor

Milyarder iş adamı Aziz Ahannuş'un liderliğindeki Ulusal Bağımsızlar Topluluğu seçimden zaferle çıktı
Milyarder iş adamı Aziz Ahannuş'un liderliğindeki Ulusal Bağımsızlar Topluluğu seçimden zaferle çıktı

Fas’ta iş adamı Aziz Ahannuş önderliğindeki liberal Milli Bağımsızlar Birliği (RNI) partisinin birinci sırayı aldığı ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (PJD) sekizinci sıraya gerilediği 8 Eylül seçimlerinin sonuçlarına ilişkin çeşitli görüşler mevcut. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2012-2021 yılları arasında yaklaşık 20 yıl boyunca iktidardaki egemenliğinin ardından bu seçimlerin yeni bir siyasi gerçeklik yarattığı konusunda neredeyse bir oybirliği var.
RNI, toplam 395 milletvekili bulunan Temsilciler Meclisi'nde 102 sandalye alarak seçimlerde birinci olurken daha önce 125 sandalyeye sahip olan ve bu seçimlerde 13 sandalye kazanan Adalet ve kalkınma Partisi’nin yaşadığı ağır yenilginin boyutu şaşırtıcıydı. Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM) 87 sandalyeye sahip olurken üçüncü olan İstiklâl Partisi (Pİ) 81 sandalye kazandı. Dördüncü sıraya yerleşen Sosyalist Birlik Partisi (USFP) 35 sandalye elde etti.
8 Eylül seçimlerinde birinci olan Milli Bağımsızlar Partisi, daha önce başbakanlık yapan ve merhum Kral II. Hasan'ın damadı Ahmed Osman tarafından 1978 yılında kurulmuştu. Parti, liberal merkezci bir parti olarak nitelendirildi. Genellikle burjuvazi ve seçkinlerin partisi olarak biliniyordu. Ancak 2016 seçimlerinde RNI yalnızca 37 sandalye kazandı. Bu hezimet, eski parti lideri Selahaddin Mizvar’ın istifasına yol açtı. 2017 yılının başında Ahannuş’un yeni parti lideri olarak seçildiği olağanüstü bir konferans düzenlendi.
Ahannuş, liderlik pozisyonuna yükselir yükselmez, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilerlemesine karşı koymak için sağcı Anayasal Birlik Partisi ile ittifak kurdu. Sadeddin el-Osmani hükümetime güçlü bir şekilde katılım sağlayabildi. Tarım, Balıkçılık, Maliye, Ticaret ve Sanayi gibi önemli bakanlıklarda görev aldı. Fakat her halükarda, RNI tarafından elde edilen seçim sonucu, parti tarihinde eşi görülmemiş bir sonuç.

Beklentileri aşan bir yenilgi
Öte yandan, oylama günü öncesindeki göstergeler, ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sandık sonuçlarında öne çıkmayacağını, üçüncü veya dördüncü sırayı alabileceğini gösterse de, ne partinin destekçileri ne de rakipleri RNI, PAM ve İstiklâl Partisi karşısında bu şekilde bir yenilgiye uğramasını bekliyordu. Bu sadece yasama seçimleri düzeyinde değil, aynı zamanda genel (belediye) ve bölgesel seçimler düzeyinde de geçerli bir durum.
Fas’ın en doğusundaki Ucda’daki Hukuk Fakültesi’nde Araştırma Profesörü olan Binyunus Merzuki, bu konu hakkında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından elde edilen sonuç, seçmenlerin kamusal vaatlerin arkasında duranları cezalandırma ve halk gruplarının statüsüne zarar verme yeteneğini gösteren etkili bir ders oldu” şeklinde konuştu. Sonuçların, sadece üç partinin (PAM, RNI ve Pİ: 270 sandalye) ittifakıyla rahat bir çoğunluk elde etme olasılığını da ortaya koyduğuna dikkat çeken Merzuki, 65 sandalyeyi bir araya getiren bir sol kutup oluşturma imkanına işaret etti. Merzuki ayrıca “Birbirini izleyen tüm çoğunluklara katılan farklı durumlarda partiler var: 29 sandalyeye sahip Halk Hareketi Partisi, 18 sandalyesi bulunan Anayasa Birliği Partisi, hatta sandalye sayısı güçlü bir muhalefet oluşturmasına izin vermediği sürece hemen hemen her hükümet çoğunluğunu destekleyen ve 5 sandalyeye sahip olan Sosyal Demokrat Hareket Partisi bunlara örnek gösterilebilir” şeklinde konuştu. Merzuki, 8 Eylül anketinin sonuçlarını çeşitli açılardan okumayı tercih ediyor. Bunlardan biri de liberal kutbun 189 sandalye (RNI 102, PAM 87) kazanırken Demokrat Blok partiler 140 sandalye (Pİ 81, USFP 35,  İlerleme ve Sosyalizm Partisi  (PPS) 21, ‘demokratik blok’ döneminde PPS’den ayrılan  Demokratik Güçler Cephesi 3) elde etmesi da yer alıyor.

Hükümete yakın partiler 
Öte yandan Meknes'teki Moulay İsmail Üniversitesi'nde siyaset bilimci Profesör Yunus Berada, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, son seçimlerin, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin çok boyutlu yenilgisinin yanı sıra, stratejik olarak hükümete uzak durmayan partilerin kayda değer geri dönüşü olan başka bir gerçeklik yarattığına dikkat çekti. PJD’nin ‘kendini stratejik parti yapısının bir parçası olarak göstermeyi başaramadığını ve aynı zamanda, merkezi aktörler karşısında sesini duyurmayı başaramadığını ifade etti. Gerçekte ikili örgütsel yapısı olduğu gerçeğini göz ardı etmeden, acil jeopolitik etkileşimlerle uyumlu olamayacağına işarette bulundu.
Berada “Adalet ve Kalkınma Partisi'nin deneyimi, bazı ulusal hareket partilerinin deneyiminden çok farklı değil, özellikle de 1998-2002 yılları arasında uzlaşıya dayalı rotasyon hükümeti olarak adlandırılan hükümet de örgütsel ve ideolojik olarak erozyona uğramaya mahkum oldu” dedi.

İki ana neden
Yunus Berada’ya göre PJD’nin seçim listesindeki düşüşünü açıklayabilecek iki temel neden var. Berada bunun başlıca sebebinin esas olarak engelleyici olmaya devam eden ve yönelimleri ilkesel olarak sadık olsalar bile gerçek rakip aktörlerin üretimine izin vermeyen siyasetin doğası olduğunu düşünüyor. Yani, yönetişim yapılarını sorgulamadıkları ve genellikle rejimin stratejik tercihlerine aşırı derecede ilgi gösterdiklerine işarette bulundu.
İkinci sebebe gelince Berada, gerilemenin aktörlerin bağımsız bir siyasi süreç üretememesinden kaynaklandığına işaret ediyor. Bunun, örneğin, kısıtlayıcı yasama çalışmaları veya hak ve özgürlüklerin savunulması veya halkın çıkarlarıyla özdeşleşme gibi hükümet önlemlerinin ağırlığı altında bir tür kaçınılmaz çürümeye yol açtığına dikkat çekti.

Ceza ve ödül
Fez şehrindeki Sidi Mohamed Ben Abdellah Üniversitesi’nden Profesör İsmail Hammudi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, RNI’nin kazandığı ve PJD’nin büyük bir yenilgiye uğradığı 8 Eylül seçimlerinin en belirgin sonuçlarından birinin, Faslı seçmenin önceki hükümetteki iktidar partisini cezalandırıp, RNI’yi ödüllendirmesi olduğuna işaret etti. Bu seçimdeki paradoksun bu olduğunu söyledi. Ardından sonucun, muhalefet safında yer alan PAM’ın   siyasi haritada ikinci bir güç olarak konumunu korumasını ve yine muhalefette yer alan İstiklal Partisi'nin üçüncü bir güç olarak konumunu sürdürmesini sağladığına dikkat çekti. Ancak ilave sandalye sayısıyla, PPS’nin (eski adıyla Komünist Parti) 2016 seçimlerine kıyasla sandalye sayısını iki katına çıkardığını ifade etti. Hammudi ayrıca şehirlerde yüksek oranda geçersiz oy pusulaları tespit edildiğini ve yüzde olarak genellikle ilk sırada yer almasının, kendisine sunulan siyasi teklife karşı siyasallaşmış orta sınıfın öfke ve reddinin varlığını gösterdiğini düşünüyor.
Öte yandan, son birkaç gün içinde hükümet kurma istişarelerinin başlatılmasına paralel olarak Fas'taki seçim gözlemcilerinin - yeni çoğunluğun anket sonuçlarında birinci çıkan ilk üç partiden oluşacağı netleştiği için- en çok merak ettiği Aziz Ahannuş hükümetinde kimlerin bulunacağı sorusu oldu. Buna ek olarak PJD ve PPS ile birlikte muhalefet rolünü hangi siyasi organların oynayacağı da merak konusu. Bu konu da hemen hemen bilinir hale geldi. 8 Eylül seçimlerinin başarısına yardımcı olan birçok faktör var:
-Bir gün içerisinde üç seçim yapılması, bu yönteme aşina olmayan seçmenlerin oy kullanma şeklinde etkili oldu.  Hatta bu etki, kendilerini sadece ayrı adaylar olarak değil, uyumlu bir ekip olarak çalışabilecek isimleri aday göstermek zorunda bulan siyasi partilere bile ulaştı.
- Oylar sayıldıktan sonra görünen geçerli oy sayısı yerine daha önce bilinen kayıtlı seçmen sayısı bazında hesaplandığı için, ‘düzenleyici oy’ sistemine göre sandalye dağıtmak için kabul edilen seçim bölücü de dahil olmak üzere seçim sisteminde yapılan değişiklikler.

Meçhul gelecek
Bu arada birçok gözlemci ‘Adalet ve Kalkınma’ Partisi’nin yenilgisinin nedenlerini incelemeye çalıştı. Bu yenilgiye yol açana bazı faktörler tespit ettik. Bunlar arasında Abdulilah Kiran’ın 2017 yılının Mart ayında hükümeti kurma görevinden alınıp yerine Sadeddin el-Osmani’nin atanmasından bu yana parti içinde yaşanan çatışmalar gibi sübjektif faktörler de bulunuyor. Partideki seçim adaylıkları konusunda büyük anlaşmazlıkların yanı sıra istifalara da yol açtı. Öte yandan, partinin vaatlerinin bir kısmını yerine getirememesi, seçmenlerin, performansına duyduğu öfke ve değişim beklentisi ile ilgili nesnel nedenler var.
Bu birleşik faktörler, partinin genel sekreterliğinin toplu istifasına yol açan geri çekilmeye ve bugün (Cumartesi) olağanüstü bir ulusal meclisin toplanması çağrısına yol açtı. Yeni bir liderlik seçmek için olağanüstü bir ulusal konferans için bir tarih belirlenmesi bekleniyor.
Bütün bunlar göz önüne alındığında ortaya çıkan soru şu: Adalet ve Kalkınma Partisi, seçim başarısızlığının fırtınasına karşı koyabilecek ve siyaset sahnesinde varlığını garanti altına alabilecek mi? Kazablanka'daki 2. Hasan Üniversitesi'nden Profesör Muhammed Hafiz, bunun uzak bir ihtimal olduğunu düşünüyor. Yenilgiyi ‘büyük bir hezimet ve devasa bir gerileme’ olarak niteleyen Hafiz, üst üste iki dönem iktidara gelen partinin kaydettiği bu sonuçlar, onu yokmuş gibi bir hale getirdi. Hafiz’e göre siyasi hayatta varlığını ne ölçüde sürdürebileceği hakkında acil bir soruyu gündeme getiriyor. Hatta yakın gelecekte aynı ismi taşıyan bir parti olarak varlığını koruyup koruyamayacağı konusunda bir soru işareti olduğunu belirtti.  Hafiz, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarda bulunduğu iki dönem boyunca ‘Arap Baharı’ ve ‘20 Şubat Hareketi’ sırasında ve 2011 Anayasası'nın kabulünden sonra her zaman ‘ülkeyi ve devleti kurtardığını’ söylediğine işaret etti. Muhammed Hafiz, “Bu kez ‘yeni seçim sistemi onu kurtardı. O da olmasaydı parti 13 sandalyeden çok daha azını kazanırdı” şeklinde konuştu. Yeni seçim bölücünün kabul edilmesine karşı çıkan tek partinin Adalet ve Kalkınma Partisi olması ve partinin bundan en çok yararlanan tarafında yine partinin kendisi olması da bir ironi.

Seçkinler ve tüccarların egemenliği
Hammudi, seçim sonuçlarıyla ilgili olarak, son seçimlerde bir ‘siyasi gerileme’ kaydedildiğine dikkat çekti. Şimdiye kadar açıklanan sonuçların, kırsal bölgelerdeki yüksek orana kıyasla şehirlerde zayıf bir katılım oranı ortaya koyduğunu açıkladı. Hammudi, bu seçim sonuçlarının kırsal kesimin kararı olduğunu düşünüyor. Bunun yansımalarından birinin seçilmiş parlamentonun ‘siyasetçilerin yokluğunda seçkinler ve tüccarlar tarafından kontrol edilmesi olduğunu söyleyen Hammudi, bunun aynı zamanda bu seçimin paradokslarından biri olduğuna dikkat çekti.

Adalet ve Kalkınma Partisi liderliği seçim hezimetini nasıl yaşıyor?
Bugün, Adalet ve Kalkınma Partisi, 8 Eylül'deki seçim yenilgisinden bu yana siyasi ve örgütsel bir çıkmazda. Sadece 9 Eylül'de Parti Genel Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada, seçimlerde ‘ihlaller’ gerçekleştirildiğine atıfta bulunuldu. Ancak daha sonra parti liderliğinden toplu olarak istifa ettiğini ve bugün parti Ulusal Konseyi’nin olağanüstü bir oturum gerçekleştireceğini açıkladı. Ayrıca, tarihi henüz belirlenmemiş yeni bir liderlik seçmek için olağanüstü bir ulusal konferans düzenlemeye karar verildi.
Gözlemciler, partinin seçim sonuçlarına siyasi olarak meydan okumadığına dikkat çekiyor. Genel Sekreterliğin toplu istifası da yenilginin kabul edildiğinin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Açıklama yapıldığından bu yana herhangi bir parti liderinden açıklama ve parti yetkilileriyle yaşananları açıklamak için herhangi bir görüşme yapılmadığı kaydedildi. Aksine, partinin Rabat'ın Lemon semtindeki genel merkezi, seçimler sırasında bilindik hareketlilikten yoksundu ve bazı çalışanların dışında parti liderlerinden hiçbiri orada değildi. 
Bir parti lideri Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Genel Sekreter Sadeddin Osmani de dahil olmak üzere parti genel sekreterliği üyelerinin, Ulusal Konsey toplantısı gerçekleştirilene kadar evlerinde kalıp, faaliyetleri ve toplantılarını askıya aldığını ifade etti. Oturumun gündeminin, seçim sonuçlarının ve partinin geleceğinin incelenmesi olarak belirlendiğini bildirdi. Öte yandan Osmani, dün hükümeti kurmakla görevlendirilen Aziz Ahannuş’un hükümet kurma istişarelerinde bulunmak için onu Riyad mahallesindeki parti merkezinde görüşme davetini katılamayacağını ifade etti.
Partiden bir kaynağa göre Osmani, görüşmeye, partisinin elde ettiği olumsuz sonuçlar nedeniyle katılmadı.  Ayrıca Osmani’nin partinin elde ettiği yetersiz sonuçlardan sorumlu tutulduktan sonra, parti liderliğinden uzaklaşmaya hazırlanmaya başladığını ifade etti.
‘Adalet ve Kalkınma’ Partisi deneyiminin yansımaları bu noktada durmayacak. Siyasi eylemde mali ve insani yeteneklerini azaltmaya kadar uzanması muhtemeldir. Çünkü Temsilciler Meclisi'ndeki ekibini kaybetmesi, siyasi çalışmalarında önemli kabiliyetlerini kaybetmesine neden oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sadece 13 üyesi var. Öte yandan ve burada dikkate değer bir paradoks söz konusu. Adalet ve Kalkınma partisinin müttefiki olan solcu İlerleme ve Sosyalizm Partisi, Abdulilah bin Kiran’ın her iki hükümeti ve Osmani hükümeti döneminde 21 sandalyeye sahipti. Bu durum onu bir meclis grubuna sahip olmasına olanak sağladı.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, İlerleme ve Sosyalizm Partisi’nin 12 sandalye kazanmasından sonra, Temsilciler Meclisi'nin iç hukukunu değiştirmeyi ve parlamenter ekibin 20'den 12 sandalyeye düşürülmesi koşulunu değiştirmeyi reddetmesi dikkat çekici bir durum. Asalet ve Çağdaşlık Partisi, bunu desteklemeye çalıştı fakat Adalet ve Kalkınma Partisi bunu reddetti. İşte zaman geçti ve şimdi tam tersi oluyor. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bir başka grupla meclis grubu oluşturması, Anayasa Birliği'nin Milli Bağımsızlar Birliği, meclis grubuna girdiğinde bir meclis grubu oluşturamadığında olduğu gibi imkansız hale geldi.
Parlamento grubunun (veya parlamento bloğunun) kapasitesi, siyasi organa parlamentoda bir koltuk, bir bütçe ve personel sağlamak da dahil olmak üzere çeşitli ayrıcalıklar verir. Adalet ve Kalkınma ekibinin önceki mecliste yaklaşık 40 üyesi vardı. Ancak meclis ekibini kaybettikten sonra hepsini kaybedecek. Üstelik meclis idaresi, önemli bir bütçenin yanı sıra meclis binasında tam bir kat olan bir ofis sağlardı ve tüm bunlar seçim düşüşü nedeniyle sona erecek. Devletin siyasi partilere sağladığı mali desteklere ilişkin olarak, devlet partilere Temsilciler Meclisi'nde elde edilen her sandalye için destek verdiği için seçim sonuçları ışığında da incelemeye tabi tutacak. Geçmişte, 2011 seçimlerinden bu yana aslan payını alan Adalet ve Kalkınma Partisi, bugün bu mali kaynakların yaklaşık yüzde 80'ini kaybedecek.
Yerel topluluklar (belediyeler) ve ilçe meclisleri düzeyinde, Adalet ve Kalkınma Partisi kendisini büyük şehirleri yönetecek ittifakların çoğunun dışında buldu. 2015 yerel seçimleriyle birlikte Fas'taki büyük şehirlerin yönetimine hakim olduktan sonra belki de Krallık topraklarında herhangi bir belediye bile yönetemeyecek.
Son olarak, partinin siyasi ve seçimlerdeki düşüşü ne olursa olsun, Fas siyasi arenasında sorulan en önemli soru siyasi geleceği ile ilgili olmaya devam ediyor. Liderliğinin istifasının ardından, bir sonraki aşamayı yönetecek yeni liderliğin mahiyetini öğrenmek için dikkatler yaklaşan olağanüstü konferansa çevrilecek. Acaba partiyi kalkındırıp küllerinden diriltebilecek mi?



Beyrut güvenliğini yitiriyor... Bölge sakinleri gelecekte yaşanacaklardan duydukları korku altında şehri terk ediyor

Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Beyrut güvenliğini yitiriyor... Bölge sakinleri gelecekte yaşanacaklardan duydukları korku altında şehri terk ediyor

Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Beyrut artık sakinlerinin güvenlik arayışıyla sığındığı bir başkent olmaktan çıktı; kısa sürede korku ve endişenin hâkim olduğu bir şehre dönüştü. Dün düzenlenen ve farklı bölgeleri hedef alarak yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına yol açan İsrail saldırısı, kent sakinlerini yeni ve ağır bir gerçekle karşı karşıya bıraktı. Şehirde kalmak artık doğal bir seçenek değil, risklerle dolu bir tercih olarak görülüyor. Kentten ayrılma imkânı olanlarla kalmak zorunda olanlar arasındaki fark giderek belirginleşirken, Beyrut’un güvenliğini adım adım kaybettiği bir tablo ortaya çıkıyor. Gücü yetenler ise daha istikrarlı bir sığınak arayışıyla Beyrut’tan ayrılmaya başlıyor.

Korkunun gölgesinde göç

Beyrut’u hedef alan bombardımanın ardından çok sayıda kişi kenti terk etme kararı aldı. Özellikle hedef alınan bölgelerin büyük ölçüde varlıklı kesimlerin yaşadığı yerler olması nedeniyle, bu kişiler Beyrut dışındaki yazlık evlere veya tatil konutlarına geçebildi. Ancak herkesin şehirden ayrılma imkânı bulunmuyor. Alternatif seçenekleri olmayanlar için kriz daha ağır hissediliyor. Özellikle Beyrut’a sığınan, burada ev kiralayan ya da geçici barınma merkezlerinde yaşayan yerinden edilmiş kişiler açısından durum daha da zorlaştı. Bu kesim için artık kaderine razı olmaktan başka bir seçenek kalmadığı ifade ediliyor.

‘Önce aile güvenliği’

Bu tablo, birçok ailenin kararlarını doğrudan etkiledi. Beyrut sakinlerinden Muhammed es-Seyyid, “Savaşın başından bu yana çeşitli nedenlerle evimde kalmaya özen gösteriyordum; en önemlisi de yokluğumuzda eve yabancıların girmesinden endişe etmemdi. Ancak bugün yaşananlarla birlikte Beyrut artık bizim için güvenli değil. Önceliğim ailemin güvenliği” dedi. Kuzeye taşınma kararı aldığını belirten es-Seyyid, “Bu nedenle gelişmelerin nasıl sonuçlanacağını görmek üzere kuzeyde sahip olduğum eve geçme kararı aldım” ifadesini kullandı.

Dün yaşanan korku ve panik anlarını yeniden yaşamak istemediklerini dile getiren es-Seyyid, “Durum kontrolden çıktı, elimizden bir şey gelmiyor; hayatta kalabilmek için tek çare ayrılmak” dedi. Güvenlik durumunun geçmiş dönemlerden farklı olduğuna dikkat çeken es-Seyyid, “Beyrut’taki güvenlik durumu tüm dönemlerden farklı. 1982’deki İsrail işgali sırasında bile başkent bugünkü gibi hedef alınmamıştı” değerlendirmesinde bulundu.

fvdb
Beyrut’un Ayn el-Mureyse bölgesinde saldırıya uğrayan bölgelerden birinde çalışan sivil savunma ekipleri, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Beyrut dışında evi bulunmayan kent sakinlerinden Mahir ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Evimiz, dün bir binanın hedef alındığı Tel el-Hayyat’a yakın Verdun bölgesinde. Eşim ve üç çocuğumla birlikte unutulmaz korku anları yaşadık. Bunun üzerine, Beyrut’un doğusundaki Cuniye bölgesindeki akrabamın yanına geçtim. Buranın daha güvenli olmasını umuyoruz, ancak artık hiçbir yerin güvenli olmadığına dair kesin bir kanaat oluşmuş durumda.”

Yaşananların nedenine ilişkin değerlendirmede bulunan Mahir, “Gelinen noktada Hizbullah unsurlarının siviller arasında saklanmasının etkisi var; bunun sonuçlarını dikkate almıyorlar” ifadelerini kullandı. Güvenlik kaygılarının giderek arttığını vurgulayan Mahir, “İnsan artık kendi evinde ve şehrinde güvende hissetmiyor; çünkü aynı binada kimin yaşadığını bilmiyor… Tüm denetim çabalarına rağmen sahte kimliklerin kullanılması, durumu kontrol edilemez hale getiriyor” şeklinde konuştu.

Kırmızı çizgilerin çöküşü

Askeri uzman Riyad Kehuci, saha gözlemlerine dayanan değerlendirmesinde, “Kırmızı çizgiler ortadan kalktı; artık Beyrut’ta da başka yerlerde de güvenli hiçbir alan yok… Daha önce çeşitli kanallar aracılığıyla Lübnan yetkililerine, İsrail ordusunun Hizbullah unsurlarını ve liderlerini her yerde, bulundukları tüm Lübnan bölgelerinde takip edip hedef alacağını ilettim” ifadelerini kullandı. Dün yaşanan kanlı olayların her an tekrar edebileceği konusunda uyarıda bulunan Kehuci, “Tek kırmızı çizgiler Amerikalılar tarafından belirlenenler; yani Lübnan devletinin altyapısına yönelik saldırılardan kaçınılması” dedi.

ds
Beyrut’ta hedef alınan bir binanın enkazı altında kurbanları arama çalışmaları devam ediyor, 8 Nisan 2026. (AP)

Bu duruma yönelik açık bir tehdit ve işaret olarak, İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, dün düzenlenen 100 hava saldırısının ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Hizbullah, Dahiye’deki terör üslerini terk etti ve kuzey Beyrut ile kentin karışık bölgelerine yöneldi.” Adraee, örgüte yönelik uyarısını şöyle sürdürdü: “Sizin için güvenli bir yer yok. İsrail ordusu, nerede olursanız olun sizi takip etmeye ve büyük bir güçle karşılık vermeye devam edecek.”

Lübnan Ketaib Partisi’nden tepki

Buna karşılık, Lübnan’da yerleşim alanlarının savaş alanı olarak kullanılmasına karşı tepkiler yükseliyor. Lübnan Ketaib Partisi’nin siyasi ofisi, bazı bölgelerin yasadışı silahlı unsurların sızması için sığınak olarak kullanılmasına izin veren güvenlik önlemlerindeki gevşekliğe ‘şiddetle tepki gösterdiğini’ açıkladı. Haftalık toplantı sonrasında yayımlanan bildiride, ‘ordu ve güvenlik güçlerinin tüm bölgelerde konuşlandırılması, denetim ve kontrollerin sıkılaştırılması, yasaklı Hizbullah milislerinin siviller arasında bulunmadığının doğrulanması’ gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca, ‘Lübnanlıların, savaşla bağlantılı güvenlik olayları zincirine ilişkin soruşturmaların sonuçları konusunda bilgilendirilmesi ve açık şekilde bilgilendirilmesi gerektiği’ vurgulandı. Devletin kamuoyuna tüm gerçekleri, hiçbir şeyi gizlemeden sunması gerektiği belirtilerek, bunun güveni artıracağı ve benzer trajedilerin tekrarlanmasını önleyeceği ifade edildi.

cdf
Sivil savunma ekipleri, saldırıya uğrayan binanın enkazı altında mahalle sakinlerini arıyor, 8 Nisan 2026. (AFP)

 


Lübnan, İsrail hava saldırılarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti

İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
TT

Lübnan, İsrail hava saldırılarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti

İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşın başlamasından bu yana Lübnan'a düzenlenen ve 100'den fazla kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin de yaralanmasına yol açan eşi benzeri görülmemiş İsrail baskınlarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti.

Başbakanlık ofisi, Selam'ın bugünü "yüzlerce masum ve silahsız sivili hedef alan İsrail saldırılarında şehit düşenler ve yaralananlar için ulusal yas günü" ilan ettiğini belirten bir açıklama yayınladı. Açıklamada ayrıca, bugün hükümet dairelerinin, kamu kurumlarının ve belediyelerin kapalı olacağı ve bayrakların yarıya indirileceği duyuruldu.

Şarku'l Avsat'ın açıklamadan aktardığına göre Selam "İsrail'in ölüm makinesini durdurmak için Lübnan'ın bütün siyasi ve diplomatik kaynaklarını seferber etmek amacıyla Arap liderleri ve uluslararası yetkililerle temaslarını sürdürüyor."

İsrail'in dün Beyrut da dahil olmak üzere Lübnan'ın çeşitli bölgelerine eş zamanlı olarak düzenlediği onlarca baskın sonucunda, ilk resmi sayımlara göre en az 112 kişi öldü ve 830'dan fazla kişi yaralandı. Bu olay, Yahudi devleti ile Hizbullah arasındaki savaşın başlangıcından bu yana eşi benzeri görülmemiş bir gerilim olarak değerlendiriliyor.

İsrail, salı gecesi ile dün sabah arasında ilan edilen İran-ABD arasındaki savaşta geçerli olan ateşkes anlaşmasına Lübnan'ın dahil edilmediğini açıkladı ve ateşkes taahhüdünü teyit etti.

İsrail, Beyrut mahallelerine dün öğleden sonra eş zamanlı hava saldırılarının ardından Tallet al-Hayat bölgesindeki bir binaya saldırı düzenledi. Gece yarısından önce yapılan bir diğer saldırı ise Hizbullah'ın önemli bir kalesi olan Beyrut'un güney banliyölerini hedef aldı.

İsrail ordusu, 28 Şubat'ta başlayan İran'a karşı savaşa verilen isim olan Aslan Kükremesi Operasyonu'nun başlangıcından bu yana en büyük koordineli saldırısında yaklaşık 100 Hizbullah askeri tesisini ve altyapısını vurduğunu açıkladı.


Hizbullah, "ateşkes ihlallerine" karşılık olarak kuzey İsrail'e roket fırlatacağını duyurdu

Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
TT

Hizbullah, "ateşkes ihlallerine" karşılık olarak kuzey İsrail'e roket fırlatacağını duyurdu

Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)

Lübnan merkezli Hizbullah grubu bu sabahı yaptığı açıklamada, ABD ve İran'ın iki haftalık ateşkes konusunda anlaşmasından bu yana ilk saldırısını gerçekleştirerek kuzey İsrail'e roket fırlattığını duyurdu.

Hizbullah açıklamasında, saldırının "düşmanın ateşkes anlaşmasını ihlal etmesine karşılık" geldiğini belirtti. Bu açıklama, İsrail'in dün Lübnan'a yönelik bu savaştaki en büyük saldırısını başlatması sonrasında yapıldı.

Açıklamada, "Bugün saat 02:30'da İslami Direniş savaşçıları Manara yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldı" ifadeleri yer aldı.

"Bu karşılık, İsrail-Amerikan saldırganlığının ülkemize ve halkımıza yönelik saldırıları sona erene kadar devam edecektir" denildi.