Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian önümüzdeki hafta New York’ta ABD’li mevkidaşı ile görüşecek

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ülkesinin sırtından bıçaklandığını söyledi (AP)
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ülkesinin sırtından bıçaklandığını söyledi (AP)
TT

Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian önümüzdeki hafta New York’ta ABD’li mevkidaşı ile görüşecek

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ülkesinin sırtından bıçaklandığını söyledi (AP)
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ülkesinin sırtından bıçaklandığını söyledi (AP)

Macron’un 2017 yılında cumhurbaşkanlığa seçilmesinden bu yana Fransa, büyükelçilerini yalnızca iki kez geri çağırdı. İlkinde, Şubat 2019'da, İtalya Başbakan Yardımcısı (şu anki Dışişleri Bakanı) Luigi Di Maio’nun, Fransa’nın “provakatif bir hareket” olarak tanımladığı  “sarı yelekliler” hareketinin temsilcileri yaptığı görüşmeyi protesto etmek için Fransa, Roma Büyükelçisi Christian Masset’i geri çağırmıştı.
İkincisinde ise geçen Ekim ayında Fransa, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eylemlerini ve onun “Macron’un akıl sağlığını” sorguladığı, Fransa’nın, cumhurbaşkanına karşı “aşağılayıcı” ve “kabul edilemez” bulduğu açıklamaları kınamak için Ankara Büyükelçisi Herve Magro’yu geri çağırmıştı.
Fransa’nın büyükelçileri geri çağırması, istisnai bir durum olduğu için kışkırtıcı girişimlerin neden olduğu bir öfke durumunu, hatta diplomatik öfkeyi sembolize ediyor. 16 Eylül’de ABD, Birleşik Krallık ve Avustralya arasındaki “stratejik ortaklık” haberleri ve bunun sonucunda Avustralya’nın, Paris ile yeni nesil 12 konvansiyonel denizaltı alımı için imzaladığı 56 milyar avro değerindeki “Yüzyılın Anlaşması”nı feshederek nükleer güçle çalışan Amerikan yapımı denizaltılar alacağı bilgileri gündeme düştü. Cumhurbaşkanı Macron, Fransa’nın Hint-Pasifik bölgesindeki temel çıkarlarına aykırı, büyük diplomatik, stratejik ve ekonomik öneme sahip bu konu hakkında sessizliğini korudu.
Paris, Savunma Bakanı Florence Parly tarafından desteklenen Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian'ı ön plana çıkardı, çünkü sözleşme, onun Eski Cumhurbaşkanı François Hollande'ın birbirini izleyen hükümetlerinde beş yıl boyunca Savunma Bakanı olarak görev yaptığı sırada imzalandı. Bu nedenle sözleşmenin feshi kendisi için kişisel bir başarısızlık ve Avustralya ile yaptığı yorulmak bilmeyen çabalarının boşa gitmesi olarak kabul edilebilir. Le Drian, Avustralya’nın sürpriz kararını "arkadan bıçaklanma" olarak değerlendirerek sabahın ilk saatlerinden itibaren ne kadar kızgın olduğunu gösterdi. Başkan Biden'ın performansını, Atlantik'in her iki yakasına dayalı ittifak ve ortaklık ilişkilerinde nezaketsizlik ve küçükseme açısından selefi Donald Trump’ın performansına benzetti. Le Drian'ın Washington ve Canberra'daki büyükelçiler,  Philippe Etienne ve Jean-Pierre Thebault'un "istişare için" hemen geri çağrılmasını içeren açıklamasında, bunun Başkan Macron'un doğrudan talebi üzerine yapıldığını söylemesi dikkat çekiciydi. Açıklamada yer alan, güçleri ve titizlikleri ile öne çıkan ve Fransa'nın müttefik olduğu iki ülkeye yönelik oldukları düşünüldüğünde şaşırtıcı görünen kelime ve ifadelere dikkat etmek gerekir. Bu iki ülkeden ilki, Fransız Kraliyet güçlerinin, İngiliz sömürgecilerine karşı kendilerine yardım ettikleri ve bu sebeple henüz bir devlet olarak kurulmasından önce tarihsel bir bağının bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri.
Normandiya bölgesini (Fransa'nın kuzeybatısı), özellikle Nazi işgaline karşı yapılan çıkarma savaşlarında şehit düşen ABD askerlerinin buradaki mezarlarını ziyaret etmek, iki ülke arasında kan ile kurulan bağların önemini anlamak için yeterli. Ayrıca Paris ve Washington, NATO'nun başlıca üyeleri, siyasi ve diplomatik ortaklar ve Güvenlik Konseyi'nin kilit üyeleri.
İkinci ülke olan Avustralya ise, Güney Pasifik Okyanusu’ndaki bir ada grubu olan Yeni Kaledonya’daki Fransız topraklarına yakın olması sebebiyle kendisiyle ilişkilerini güçlendirmek için elli yıla yayılan “Yüzyılın Anlaşması”na bel bağlayan Fransa adına çok önemli bir ortak.
Son yıllarda, iki taraf arasındaki ziyaretler çoğaldı ve Avustralya, Çin’in büyümesiyle başa çıkmak için oluşturulan yeni stratejik ortaklığın ve bu bölgede olup bitenlerle doğrudan ilgilenen Paris’in benimsediği savunma diplomasisinin temel direklerinden biri haline geldi.
Le Drian, açıklamasında, “Cumhurbaşkanı'nın talebi üzerine Fransa'nın ABD ve Avustralya büyükelçilerinin istişare için geri çağrılmasına karar verildi. ABD ve Avustralya’nın 15 Eylül'deki açıklaması, bu ağır istisnai kararı haklı çıkarıyor. 2016 yılında Avustralya ve Fransa arasında imzalanan denizaltı satış sözleşmesinin feshedilmesi ve gelecekte nükleer enerjili denizaltılar edinmek için ABD ile yeni bir ortaklığın duyurulması, müttefikler ve ortaklar arasında kabul edilemez eylemlerdir. Bunun, ittifaklar ve ortaklıklar konusundaki anlayışımıza ve Hint-Pasifik bölgesinin Avrupa için önemine dokunan sonuçları olacaktır” ifadelerini kullandı. Görüldüğü gibi Paris, ABD ve Avusturya’nın gerçekten yanlış yapması sebebiyle yeni ortaklıkta üçüncü taraf olan İngiltere'ye hiç değinmedi bile. Avustralya, teknik gecikmeler yaşamasına rağmen uygulanmakta olan devasa ve büyük bir sözleşmeden vazgeçtiği ve Paris'e sözleşmeyi feshetme arzusunu bildirmediği için yanlış yaptı. Fransa’nın ticarette nezaketsiz ve eylemlerinde bencil olduğunu düşündüğü ABD ise, Fransa ve Avrupa Birliği için siyasi, güvenlik, stratejik ve ekonomik olarak son derece önemli gördüğü bir bölgede Fransa’nın büyük ve temel bir işbirliği programını sabote ettiği için yanlış yaptı. Örneğin, bu bölgedeki Avrupa yatırımları son yıllarda 12 bin milyar doları buldu. Ayrıca özellikle Çin'e karşı kurulan bu "Yeni Ortaklık", Fransa ve AB’yi denklemden çıkarmayı ve 3 Anglo-Fonya ülkesine odaklanmayı hedeflemiş görünüyor.
Resmi Fransız kaynaklarına göre, Başkan Biden'ın geçen Haziran Brüksel'de düzenlenen NATO zirvesi sırasında Çin ile olan çatışmada Avrupalıları harekete geçirmeye çalışmasına rağmen bugün Avrupa’nın çıkarlarını dikkate almaması son derece şaşırtıcı. Gerçek şu ki, Fransa ve Almanya'nın başını çektiği bir dizi Avrupa ülkesi bu Biden’ın Çin ile mücade direndi. Cumhurbaşkanı Macron, Biden’a muhalefetini ünlü bir cümleyle dile getirmişti: “NATO Çin ile ilgilenmiyor, yoksa NATO’nun dayandığı coğrafi harita bazı yanlışlar barındırır”. Tesadüfen, yeni ortaklığın duyurusu, Avrupa Birliği Çin ile ilişkilere yönelik yeni planlarını açıklama sürecindeyken gerçekleşti. Bu planın en önemli yönü, çevre ve korunması alanlarında işbirliği, siber araştırmalar ve tartışmalı dosyalar ve insan hakları konularında iş birliği konularına odaklanmak. Ancak Avrupalılar, ABD’nin sınıflandırması gibi Çin’i “küresel bir rakip” olarak tanımlamadılar.
Paris'teki gözlemciler, Washington ile yaşanan mevcut krizin, Washington ve Londra'nın, "nükleer ve kimyasal" kitle imha silahları sakladığı bahanesiyle Irak'ın işgaline karar verdikleri 2003 yılında, Paris ile Washington arasında patlak veren krizi anımsattığına inanıyorlar. O sırada, eski Gaullist Başkan Jacques Chirac'ın döneminde Paris, bu anlamda BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan herhangi bir karara karşı eleştiri (veto) hakkına başvurma tehdidinde bulunmuştu. İşgal, Birleşmiş Milletler'den yeni bir karar alınmadan gerçekleşti. Sonucunda Amerikan-Fransız ilişkileri koptu ve Fransız mallarını boykot etme çağrıları yapıldı.
Herkes, Amerikalıların patates kızartmasının adını "Fransız Patates (French Fries)" yerine "Özgürlük Patatesi (Freedom Fries)" olarak değiştirdiğini hatırlar. Bugünkü sorular ise, Paris'in Canberra ve Washington'a karşı ne tür tedbirler alacağına odaklanıyor.
Avustralya tarafında iki şey dikkat çekici; Birincisi, Paris, Avrupa İşleri Bakanı Clement Bonn'un işaret ettiği ve Avrupa Dışişleri Bakanı Josep Borrell'in desteklediği Avustralya ile Avrupa Birliği arasında bir serbest ticaret anlaşmasını engelleyerek Avustralya’yı, Avrupa desteğini kesmekle tehdit ediyor. İkincisi, Fransız şirketi Naval Group, sözleşmenin feshi nedeniyle tazminat talep ediyor. İki taraf arasında bu tazminatların değerlendirilmesi için müzakerelerin hızlı bir şekilde başlaması bekleniyor, ancak yüz milyonlarca avroluk tazminat rakamlarından bahsediliyor. Washington'a gelince, ABD yönetiminin aktif olarak arayı düzeltmeye çalışması dikkate değer. Fransa'nın Washington Büyükelçisi Philippe Etienne, iki kez Beyaz Saray'a davet edildi, Savunma Bakanı Lloyd Austin de Fransız meslektaşı Florence Parly'yi aradı. Tüm bu temaslar, iki taraf arasındaki ilişkilerin derinliğini ve sağlamlığını vurguluyor. Hiç şüphe yok ki, önümüzdeki hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun yıllık çalışmalarının başlaması vesilesiyle daha fazla temasa yaşanacak. Bakan Le Drian da New York'ta olacak. Bu çerçevede bir dizi Fransız-Amerikan ikili görüşmelerinin gerçekleşmesi bekleniyor. Bugüne kadar, Başkan Macron'un New York'a gideceğine dair bir açıklama yapılmadı. Bu adım atılırsa, mevkidaşı Biden ile görüşmesi muhtemel ve iki ülke arasındaki ilişkiler de doğal olarak tartışma konuları arasında yer alacak.
Avustralya, ABD ve İngiltere arasındaki AUKUS anlaşması
Avustralya Başbakanı Scott Morrison, ABD Başkanı Joe Biden ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson tarafından 16 Eylül’de düzenlenen sanal ortamdaki toplantıda imzalan anlaşma, Avustralya ve Fransız Naval Group tarafından 2016 yılında imzalanan ve 12 geleneksel dizel elektrikli denizaltı inşasını öngören, 90 milyar Avustralya doları (66 milyar ABD doları) tutarındaki sözleşmeyi iptal ediyor.
Anlaşmaya imza koyan üç ülkenin isimlerinin İngilizcedeki kısaltmasından oluşan “AUKUS” anlaşmasından dolayı Fransız Naval Group yapılan anlaşmanın iptaline Fransa tarafından sert tepki gösterilmişti.
Anlaşmanın iptalini "ihanet" olarak değerlendiren Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ise, "sırtımızdan vurulduk" ifadelerini kullanmıştı.
Bakan Drian, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un talimatıyla Fransa'nın Canberra ve Washington Büyükelçilerini danışmak amacıyla acilen geri çağırma kararı aldıklarını açıklamıştı.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.