Tunuslular Cumhurbaşkanının "olağanüstü önlemlerini" protesto etti

Tunus Cumhurbaşkanı, "iktidarı gasp ve anayasayı ihlal” ile suçlanıyor.

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in kararlarına karşı dün Tunus başkentinde yapılan protesto gösterisinden bir kare (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in kararlarına karşı dün Tunus başkentinde yapılan protesto gösterisinden bir kare (Reuters)
TT

Tunuslular Cumhurbaşkanının "olağanüstü önlemlerini" protesto etti

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in kararlarına karşı dün Tunus başkentinde yapılan protesto gösterisinden bir kare (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in kararlarına karşı dün Tunus başkentinde yapılan protesto gösterisinden bir kare (Reuters)

Tunuslular dün başkentte Belediye Tiyatrosu önünde bir protesto düzenleyerek, Cumhurbaşkanı Kays Said tarafından 25 Temmuz'da aldığı olağanüstü önlemleri içeren kararları kınadılar. Cumhurbaşkanının iktidar üzerindeki hakimiyetini “anayasal bir kriz” ve “darbe suçu” olarak nitelendiren göstericiler, “Anayasal meşruiyet”e geri dönüş çağrısı yaptılar.
Başkent Tunus’un merkezinde toplanan protestocular "Kahrolsun Darbe" ve "Halk Meşruiyete geri dönmek istiyor" sloganları atarken, Said destekçisi onlarca kişi de "Halk parlamentonun feshedilmesini istiyor" sloganları atarak başka bir protesto düzenledi.
Said'in, başbakanın görevden alındığını, parlamentonun çalışmalarının askıya alındığını ve yürütme yetkilerini kendi kontrolüne aldığını açıklamasından bu yana düzenlenen protestolara ilk kez yoğun bir polis gücü eşlik etti.
Protestocular ayrıca Emel ve Eylem Hareketi’nin lideri parlamenter Yasin el-Ayari'nin devam eden tutukluluğunu, Onur Koalisyonu Partisinin Genel Başkanı ve Milletvekili Seyfeddin Mahluf'un “kaçırılmasını” da protesto ettiler.
Onur Koalisyonu Başkanı Mahluf'un avukatı Enver Evlad Ali 17 Eylül’de "Mahluf, adliyeye sorgu hakimine teslim olmaya giderken sivil giyimli kişiler tarafından kaçırıldı" ifadelerini kullanmıştı.
Göstericiler, “darbe, iktidarın gaspı, anayasanın ihlali ve devletin işleyişinin bozulması” olarak kabul ettikleri Kays Said’in olağanüstü hal kararlarını eleştirdiler. Protestocular ayrıca Cumhurbaşkanı aleyhinde sloganlar attılar ve “askeri yargılamaları, siyasi muhaliflerin hedef alınmasını, tek adam yönetimine gidildiği”ni savundular.
Protesto gösterisi, 25 Temmuz öncesinde iktidarda olan siyasi partilerin ve bazı sivil toplum kuruluşlarının ortak çağrısı üzerine düzenlenen en geniş katılımlı eylem niteliğinde.
Protesto çağrısı yapanlar arasında Raşid Gannuşi liderliğindeki Nahda Hareketi, Onur Koalisyonu, bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi aktivistler, özellikle de eski Cumhurbaşkanı Munsif Merzuki bulunuyordu. Cumhurbaşkanı Said'e karşı çıkan partiler, Parlamento'nun çalışmalarının yeniden başlatılmasını ve tüm yetkilerinin dondurulması kararının kaldırılmasını istediler. Destekçilerinden, gösteri yaparak cumhurbaşkanına baskı yapmalarını ve olağanüstü tedbirlere son vermeye zorlamalarını talep ettiler.
Said yanlıları da sokaktaydı
Öte yandan 25 Temmuz kararlarına karşı protestoların yapıldığı anda, aynı cadde üzerinde Cumhurbaşkanı Said destekçisi çok sayıda kişi tarafından başka bir gösteri düzenlendi.
Cumhurbaşkanı Said'in genç destekçilerinden oluşan bir kalabalığın arasında bir gösterici bağırarak şunları söylüyordu: "İşte Kays Said kararını verdi. Gannuşi’ye de Abir’e de hayır! Kaderimizi biz belirledik!" Said yanlıları Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi aleyhine de sloganlar attı.
İçişleri Bakanlığı, başkentin ana caddesinde iki protesto grubu arasında çıkabilecek arbedeyi öngörerek büyük güvenlik takviyeleri görevlendirdi.
Buna paralel olarak dün sabah Fransa'daki Tunus Büyükelçiliği önünde de düzenlenen protesto gösterisinde bazı Tunuslular Said'in açıkladığı olağanüstü önlemleri reddettiklerini ifade ettiler. Protestoya eski Bakan Siham Badi ve eski Cumhurbaşkanı Danışmanı Muhammed Huneyd de dahil olmak üzere birçok siyasi aktivist katıldı.
Tunuslu bir siyasi analist olan Sarhan Şeyhavi, Cumhurbaşkanı Said'in muhaliflerinin “doğrudan muhalifler ve perde arkasındaki isimler” olmak üzere ikiye ayrıldığını söyledi. “Cumhurbaşkanlığına karşı isyana öncülük eden birkaç siyasi figür var. Ancak tüm bu hamleler, perde arkasında Nahda’nın liderleri tarafından yönetiliyor” dedi.
Bu bağlamda Şeyhavi, Nahda'nın “paravan bir muhalefete” güvendiğini, geçen 25 Temmuz’da alınan kararlara karşı kışkırtmak için sadece birkaç düzine kişi bulabildiğini ve bu insanları sokak protestolarına çağırarak ve popüler talepleri yineleyip durarak yeni hükümetin kurulmasında çok ufak bir ilerleme elde edebildiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Said'in kararlarına karşı çıkanlar listesinde Cumhuriyet Halk Birlik Partisi Genel Başkanı ve eski Cumhurbaşkanı adayı Lütfi Lamraihi'nin yanı sıra eski Cumhurbaşkanı Munsif Merzuki, Bin Ali rejiminin en önemli muhaliflerinden Ahmed Nacib Şabi ve sosyalist çizgideki Tunus Halk Cephesi bileşeni Tunus İşçi Partisi Genel Başkanı Hamma Hammami de yer alıyor.
Bu bağlamda, Merzuki bir televizyon röportajında, mevcut Cumhurbaşkanının "ülke için bir tehlike haline geldiğini, ülkeyi felakete ve iflasa götürdüğünü" söyleyerek Said’i istifaya çağırdı. Bu arada Cumhurbaşkanı Said, İçişleri Bakanına, celp, hapis veya bir suçtan dolayı aranma durumu olmadıkça kimsenin seyahat etmesine engel olmama talimatı vererek siyasi partiler ve örgütler için bir gösteri daveti hazırladı. Yasalara tam riayet gösterilerek herkesin haysiyetinin korunacağını ve yurtdışına seyahat edeceklerin yükümlülüklerin yerine getirileceğini vurguladı. Said, maruz kaldığı kötü muamelenin, “dünyada iftiraların kendisini yıldıramayacağı kimselere atılmış iftiralardan ibaret olduğunu” söyledi.
Cumhurbaşkanı Said'in yaklaşık iki ay önce başbakanın görevden alınması, tüm Meclis faaliyetlerinin dondurulması ve tüm milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması yönünde dikkat çekici bir karara imza attı. Ayrıca yürütme yetkisini ve Cumhuriyet Savcılığı başkanlığı görevini üstlendi. Bu tedbirlerin anayasayı ve halkın çıkarlarını korumak için gerekli olduğunu ifade ederek, yolsuzluk dosyalarını ifşa etme sözü verdi.



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.