Otokar zırhlı araçları yeni görevler için hazır

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Otokar zırhlı araçları yeni görevler için hazır

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Türkiye'nin zırhlı araç üreticilerinden Otokar, geliştirdiği askeri araçlarla yurt içinde ve dışında yeni görevler bekliyor.
Otokar Genel Müdürü Serdar Görgüç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, savunma sanayisindeki ihtiyaçları karşılamak için 5 tondan 40 tona kadar çeşitlilik gösteren paletli ve tekerlekli araçlar ürettiklerini söyledi.
Uzun bir aradan sonra savunma sanayisini kapsamlı şekilde buluşturan 15'inci Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF 2021) fiziksel alanın el verdiği ölçüde ürünlerini tanıttıklarını ifade eden Görgüç, Cobra 2'nin mayına dayanıklı tipi MRAP'ı Türkiye'de ilk kez sergilediklerini belirtti. Görgüç, "Cobra'nın farklı versiyonu. Mayın ve yan patlayıcılara karşı daha korumalı, bağımsız süspansiyonlu, oldukça düşük siluetli bir araç. Özellikle Türkiye'deki kullanıcıların görmesini istedik" dedi.
Zırhlı keşif ve silah platformu olarak tasarladıkları Akrep II 4x4 Yeni Nesil Zırhlı Araç ailesini ilk olarak elektrikli versiyonla tanıttıklarını, geçen sürede Akrep II'in dizel versiyonunu geliştirdiklerini bildiren Görgüç, "Arkada bir güç grubu paketi var. Arka aksı direksiyonlanabilir, yengeç hareketi yapabilir tipte bir direksiyon sistemi var. Üzerinde de 90 milimetrelik cebri keşifte kullanılabilecek bir silah sistemi var. Bu dünyanın birçok yerinde aranan, kullanılan, konseptleri ona göre oturtulmuş bir konfigürasyon. Uluslararası pazarlarda tanıtımına başladık. Aracımıza güveniyoruz. Birçok coğrafyada başarılı olacağına inanıyoruz" diye konuştu.
Görgüç, Akrep II'ye ilişkin balistik testlerinin geçen yıl tamamlandığını anlatarak, dizel versiyonun kalifikasyon testlerinin sürdüğünü ve yıl sonunda imalata hazır olacağını kaydetti.
Akrep II'yi cebri keşif, elektro-optik keşif ve ileri hava savunma aracı olarak öngördüklerini dile getiren Görgüç, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bu konularda çalışabilecek bir silah platformu olarak öngörmüştük. 2-3 varyasyonu üzerinde çalışıyoruz. İlgi çok, bizim beklediğimiz ve düşündüğümüz 90 milimetre kalibreye kadar bir konsept olduğu için birçok kullanıcının ilgisini çekti. Hiç düşünmediğimiz başka bir yerde de çok ilgi çıktı. Akrep'in siluetinin düşük, direksiyon ve dönüş yarı çapının çok az olması, yan hareket etmesi dolayısıyla özellikle yurt dışındaki bazı kullanıcılar meskun mahal, dar alanda kullanım için çok uygun olduğunu söylediler. Bizden birkaç çalışma daha istediler. Klasik bir konsept üzerinden belirli bir kullanıcı için tasarladığımız aracın meskun mahalde kullanılabileceğini onların dikkat etmesiyle bulduk."

Tulpar bataklık ve tankodrom testlerini geçti
Serdar Görgüç, paletli zırhlı araç Tulpar'ın 40 tonluk versiyonunu IDEF 2021'de farklı bir güç grubu ile sergilediklerini söyledi.
Tulpar'ın Kazakistan gibi zorlu bir coğrafyada 6 ay boyunca başarıyla test edildiğini belirten Görgüç, "Tulpar'ın önümüzdeki yıl içinde bir sürü test programı var değişik ülkelerde. Birçok ülkede benzer araçlara ihtiyaç var. Yeni programlar yayınlanıyor, hepsinde yer alıp başarılı olmak için çalışacağız." dedi.
Tulpar'ın Kazakistan'da kilometrelerce uzunlukta derin bataklıklarda, Rus konseptine göre yapılmış tankodromlarda test edildiğini ve başarılı olduğunu vurgulayan Görgüç, "Şu anda takip ettiğimiz, başarılı olacağımızı düşündüğümüz, Tulpar sınıfı araca ihtiyacı olan 4 farklı ülke var. Onlarla ilgili çalışıyoruz. Askeri programlar biraz uzun zaman alıyor. Uğraşmanız, değerlendirme, test yapmanız, kendinizi kabul ettirmeniz süreç alıyor. Başarılı olacağımıza kesin inanıyorum" diye konuştu.

Arma 8x8 TSK'dan görev bekliyor
Serdar Görgüç, 8x8 zırhlı araç Arma 2'nin ise Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığının yayınladığı Yeni Nesil Zırhlı Araçlar Projesi kapsamındaki isterlere göre revize edildiğini söyledi.
Arma 2'nin 4 yıldır üretimde olduğunu ve 2 ülkenin envanterine girdiğini anlatan Görgüç, "Bu araç 30 tonluktu Kara Kuvvetlerinin isterleri doğrultusunda farklılaştırılması gerekti. Şartnameye uygun olan ve teste hazır hale gelen aracımızı IDEF 2021'de sergiledik. 35 tonluk, isterleri karşılayan bir araç. Üzerinde 35 milimetrelik uzaktan kumandalı bir kule var. Kullanıcılara gösterip, teste hazır olduğumuzu ifade ediyoruz" dedi.

Yeni ürünlerle yeni pazarlarda başarı
Envanterde olan ürünler yanında yeni ürünlerle büyümeye çalıştıklarını vurgulayan Görgüç, şunları kaydetti:
"İhracatımız giderek artıyor. Bu yılın ilk yarısında 152 milyon dolarlık ihracatımız oldu. Geçen yılın ilk 6 ayına göre yüzde 37 ciro büyümesi var. Otokar ihraç pazarlarla büyüyor. Birçok ülkede büyümeyle ilgili özellikle bakım ve sahra idamesi konusunda yatırımlar yapıyoruz. Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nde dünyanın teknolojik olarak geri ama araçlarımızın olduğu yerleri var, oralara bakım ve teknik destek noktaları kuruyoruz. Bu sene başladık, önümüzdeki sene devam edecek dünyanın birçok yerinde. Bizim için önemli olan araçların performansının sürekliliği, kullanıcı memnuniyeti. Bu yönde faaliyetlerimiz var. Ciromuzun yüzde 5'ini sürekli yeni ürünlere, Ar-Ge'ye yatırıyoruz. 500'e yakın mühendisimiz var. Bunlar aktif yeni teknolojiler konusunda çalışıyorlar. Yeni ürünlerle yeni pazarlarda başarılı olmaya çalışıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri için her zaman görev almaya hazırız. Yeni ürünlerimizle Türkiye'deki programları da takip etmeye çalışıyoruz. Otokar yeni ürünleriyle hem askeri hem ticari ürünlerle büyüyor."



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times