Astroloji gerçekten gelecekten haber veriyor mu?

Fotoğraf: PixaBay
Fotoğraf: PixaBay
TT

Astroloji gerçekten gelecekten haber veriyor mu?

Fotoğraf: PixaBay
Fotoğraf: PixaBay

Salgınların habercisi, gökyüzündeki yıldızların ve gezegenlerin konumu mu? Ay tutulmasında insanların hayatlarında bir şeyler değişiyor mu? Astroloji bilim mi sahte bilim mi?
Bilimsel olduğu iddia edilen ancak, bilimsel yöntem ve çalışmaların gerektirdiği deney veya gözlem standartlarını içermeyen bilgi Sözdebilim olarak ele alınıyor.
Sözde bilimin kabul edilmesi için farklı iletişim teknikleri uygulanabiliyor. Bunlardan birisi de Barnum Etkisi.  Bu Etki, insanların belirsiz ve genel ifadeleri kendilerine özel olarak kabul etme eğilimi göstermeleriyle oluşuyor.
Bilimin özellikleriyle çelişen ve kanıtlanmayan ancak insanları etkileyen durumlara karşı dikkatli olunması konusunda bilim insanları uyarıyor.
Bilim insanları, astrolojiyle ilgili merak edilenleri Independent Türkçe için yanıtladı.

“Gök cisimlerinin insanların kişiliğine ve geleceğini tahmin etmekte kullanabileceğine dair hiçbir bilimsel bir veri yok”
Lisans ve yüksek lisans derecelerini ODTÜ’de tamamladıktan sonra NASA Marshall Uzay Üssü ikinci kez yüksek lisans yaparak aynı üniversitede doktorasını tamamlayan Dr. Esra Bülbül, Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi, MIT ve  NASA Goddard Space Flight Merkezinde  doktora sonrası araştırmacı olarak çalıştı.  NASA Goddard Space Flight Center’da misafir araştırmacı olarak da çalışan Bülbül, şu anda Max Planck Dünya Dışı Fiziği Enstitüsü’nde eROSITA galaksi kümeleri ve kozmoloji grubunu yönetiyor. 
 Astroloji denildiğinde gökyüzündeki gezegenlerin ve yıldızların hareketlerinin dünya üzerindeki insanların gelecekleri ve kişilikleri üzerine etkilerinin olduğuna inanıldığını söyleyen Bülbül, “Gök cisimlerinin hareketlerini ve fiziğini astronomi adını verdiğimiz bilim dalı inceler.  Astroloji bir bilim dalı olmadığı gibi, gök cisimlerinin insanların kişiliğine ve geleceğini tahmin etmekte kullanabileceğine dair hiçbir bilimsel bir veri yok” uyarısında bulunuyor.

Dr. Esra Bülbül
“Astrolojinin sözdebilimden öteye gitmesi mümkün değil”
Gökcisimlerinin konumunun salgınların haberini ve zamanını vermeyeceğini dile getiren Bülbül, “Ay tutulmasının da insanların hayatlarını etkilediğine dair herhangi kanıtlanmış bir bilimsel veri yok. Şu ana kadar bilimsel olarak kabul olmuş gökcisimlerinin insanların geleceğini ve kişiliğini etkilediğine dair, herhangi bir bilimsel olarak kabul görmüş tutarlı bir kanıt öne sürülemedi. Bu yüzden astrolojinin sözdebilimden öteye gitmesi mümkün değil” diyor.

“Astrologların aslında insanların kişiliklerini tahmini olarak şanstan daha iyi belirleyemediklerini gösterdi”
“Bugün baktığımızda ne yazık ki birkaç astroloji eğitimi ve dersi veren yerlerin olduğunu görüyoruz” diyen Bülbül, “Bu astrolojinin bilim olduğunu göstermez, üstelik de günümüz modern bilim insanlarının ortak görüşleri de astrolojinin bir bilim dalı olmadığı yönünde. Shawn Carlson’ın 1985 yılında Nature Dergisi[1]’nde yayınlanan ve çok ses getiren makalesinde, tanınmış 28 astrolog ile yaptığı deneyde[2]:  Bu astrologların aslında insanların kişiliklerini tahmini olarak belirlediklerini gösterdi. Bu deney ile astrolojinin bir sözdebilim olduğunu kanıtladı. Daha sonra Dean & Kelly (2003) gibi bilim insanlarının yaptığı birçok araştırma da aynı sonuca vardı” şeklinde bilgi veriyor.  

“Astroloji bir bilim değil, bilimsel yöntemi kullanıyormuş gibi gözükmeye çalışan bir sözdebilimdir”
ODTÜ'de Elektrik-Elektronik Mühendisliği ve Fizik üzerine çift ana dal yaptıktan sonra Harvard Üniversitesi'nden fizik doktorasını alan Dr. Tansu Daylan, Kavli ödülü ile Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde astrofizik alanında doktora sonrası araştırmacı olarak çalıştı. NASA’nın TESS isimli teleskobunun doktora sonrası araştırmacısı olan Daylan, şu anda Princeton Üniversitesi’nde araştırmalarını sürdürüyor.
“Astrolojide sıkça mekanı veya zamanı belirsiz ve bu nedenle yanlışlanabilir olmayan tahminlerde bulunulur” diyen Daylan, “Nadir de olsa yanlışlanabilir yargılarda bulunduğunda da yanlışlanır. Bu nedenle doğa olaylarını açıklama gücü yok. Astrolojinin ürettiği bilgilerle henüz bir doğa olayı tekrarlanabilir bir şekilde açıklanamadı. Ayrıca astrolojik çıkarımlar fiziksel süreçlere dayanmadığı için, tahminlerin yorumu kişinin öznel duygu ve deneyimlerine göre değişebilir. Bu nedenlerden ötürü astroloji bir bilim değil, bilimsel yöntemi kullanıyormuş gibi gözükmeye çalışan bir sözdebilimdir. Astrolojik bilginin kullanıcısı için ise, bu yanlışlanamazlık ve değişkenlik ideal bir ikili oluşturur ve doğrulama yanlılığı nedeniyle kişilerin astrolojiye güvenmesine neden olur” şeklinde konuşuyor.

Dr. Tansu Daylan
Herhangi bir bilgi üretme yönteminin başarısının nerede veya nasıl öğretildiği ile olmadığını, işe yarayan tahminlerde bulunup bulunmadığı ile ölçüldüğüne dikkat çeken Daylan, “Bu nedenle astrolojinin bir üniversitede sahtebilim olarak değil de bir bilimmiş gibi öğretilmesi astrolojiye herhangi bir statü kazandırmaz. Ne yazık ki toplumda ve akademideki bilim okuryazarlığının zayıflığına işaret eder” diyor.

“Bilim insanları astrolojiyi geçersiz görmekte”
“Bilimsel yöntem işlerken belirli bir model için aksi kanıt edildiğinde o modeli ya günceller ya da terk ederiz” diyen Daylan, “Astroloji için bu gerçekleşmediğinden astroloji hala günümüzde yanlış olduğunu bildiğimiz Aristoteles fiziğinden bazı fikirleri benimser. Örneğin tutulum düzlemindeki takımyıldızları hava, su, ateş ve toprak elementleriyle ilişkilendirir. Gezegenlerin göreceli konumlarının insan hayatını doğrudan etkilediğini öngörür. Böyle bir etkinin mümkün olup olmamasını bir kenara koyarsak, kontrollü ve yanlı yanılgıların ortaya çıkmasını deneylerle astrologların istatistiksel olarak anlamlı bir tahmin gücü olup olmadığını test edebiliriz. Son 50 yıl içinde bu tür çalışmalar zaman zaman yapılıyor. Örnek vermek gerekirse Shawn Carlson’ın 1985 makalesinde[3], astrologların doğum haritalarını kişilik özelliklerine eşleme performansı çift-bilmez bir deney ile ölçüldü. Bu amaçla astrologlar tarafından desteklenen ve Ulusal Jeokozmik Araştırmalar Konseyi (NCGR) tarafından önerilen deneyimli astrologların, katılımcıların doğum haritalarını Kaliforniya Psikolojik Envanteri (PCI) test sonuçlarına eşlemesi istendi. Sonuçlar incelendiğinde de astrologların eşleme başarı yüzdesinin, rastgele seçimden daha iyi olmadığı gösterildi. Bu noktada şunu eklemek gerekir ki, astrolojinin geçerliliği konusunda hem bilim insanları hem de astrologlar tarafından yazılan onlarca makaleye rağmen, iki toplum arasında fikir birliği sağlanamamış durumda. Bilim insanları belirttiğim sebeplerden ötürü astrolojiyi geçersiz görmekte[4][5], astrologlar da astrolojik etkilerin istatistiksel yöntemlerle test edilemeyeceğini düşünmekte” şeklinde konuşuyor.

“Kontrollü deneyler yapılamıyor”
Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun olduktan sonra Koç Üniversitesi’nde master yapan Dr. Şeyda İpek, Washington Üniversitesi’nde teorik parçacık fiziği üzerine doktora çalışmalarını yaptı. Oxford Üniversitesinde misafir araştırmacı, Fermi Ulusal Laboratuvarı ve Kaliforniya Üniversitesi Irvine kampüsünde doktora sonrası araştırmacı olarak çalıştı. Şu anda Carleton Üniversitesi’nde asistan profesör olarak çalışıyor.
Şu andaki bilimsel düşünce kapsamında astrolojinin bir bilim olmadığını söyleyen İpek, “Bunun en temel nedeni kontrollü deneylerin yapılamıyor olması. Bilim olduğunu iddia edenler olabilir ve ‘bilim’ sıfatını tartışanlar da olabilir. Böyle tartışmaların bilime bir zararı olduğunu düşünmüyorum” diyor.

Dr. Şeyda İpek
“Gökyüzündeki cisimler Dünya’daki deprem gibi fiziksel olayları etkileyecek kadar kuvvetli değil”
Ay’ın Dünya etrafındaki hareketinin gelgitlerin olmasını sağladığını belirten İpek, “Bir de kadınların adet süreçleri ayın döngüsü ile uyuşuyor deneyimlediğimiz gibi, bu yüzden aybaşı denmiş. Birçok kültürde ay takvimi kullanımı yaygın. Böyle bir durumda Ay ya da gezegenlerin hayatımızı etkileyeceği düşüncesi çok da şaşırtıcı değil aslında. Bir fizikçi olarak gökyüzündeki cisimlerin Dünya’daki deprem gibi fiziksel olayları etkileyecek kadar kuvvetli olmadığını biliyorum. Bunu hesaplamamız zor değil. Fiziğe göre, gezegenlerin yerçekimi etkisinden başka hayatımızda hiçbir etkisi yok” şeklinde bilgi veriyor.

“Kendisine okul, üniversite diyen yerler olabilir ama bunlar akredite olmuş yerler değil”
“Astrolog yetiştiren bildiğim geleneksel bir üniversite yok” diyen İpek, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kendisine okul, üniversite diyen yerler olabilir ama bunlar akredite olmuş yerler değil. Bunun yanında astrolojinin insanlık kültüründeki yerini araştıran tezler, bölümler vardır eminim. Mesela tarihçimiz Sevim Tekeli, Osmanlı’da saray astroloğu olarak bilinen Takiyüddin’in aslında şu anda ‘astronomi’ diyeceğimiz çalışmalar yaptığını gösterdi. Bu tabii ki üniversitede yıldızlara bakarak gelecek okuma öğretilebilir demek değil. Ama astrolojinin antropolojik olarak çok ilginç olduğunu düşünüyorum ve üniversitede buna dair bir ders almayı isterdim.”

“Umarım astroloji meraklısı insanlar böyle kişilerden uzak dururlar”
Kendi gücümüz dışında olan olayları bir şekilde kontrol altına almanın, en azından bunlar için hazırlıklı olmanın anlaşılabilir bir durum olduğunu söyleyen İpek, “Üzücü olan olay bu duyguları suistimal eden insanların olması. Umarım astroloji meraklısı insanlar böyle kişilerden uzak dururlar ve geleceklerini kontrol altına almak için daha sağlıklı, mesela bir terapistle görüşmek gibi yollar izlerler” önerisinde bulunuyor.

“Bilimsel metodun en önemli özelliklerinden biri, test edilebilir ve deneysel sonuçların tekrarlanabilir olması”
Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun olduktan sonra Harvard Üniversitesi’nde teorik parçacık fiziği üzerine doktora yapan Doç. Dr. Can Kılıç, doktoradan sonra Johns Hopkins Üniversitesi’nde ve Rutgers Üniversitesi’nde çalıştı. Kılıç, Texas Üniversitesi Austin’de araştırmalarını sürdürüyor.
Bilimsel metodun en önemli özelliklerinden birinin, test edilebilir ve deneysel sonuçların tekrarlanabilir olması olduğunu hatırlatan Kılıç, “Bu kriterleri sağlamayan inanışlar bilim olarak tanımlanamaz. Astrolojiyi deneysel olarak test etmek kolay. Örneğin aynı burçta doğan insanları uzun yıllar takip edip karakterleri arasındaki korelasyonlar ölçülebilir. Bilimsel olarak benimsenmiş deneysel yöntemler kullanılarak yapılan bu tür deneyler, astrolojinin çıkarımlarının doğruluk oranının rastlantısal söylemlerden farklı olmadığını açıkça ortaya koyacaktır” diyor.

Doç. Dr. Can Kılıç
“Astroloji bir bilim değil ve evrensel olarak kabul edilen yasaları yok”
“Her astrolog, astrolojiyi kendi kafasına uyan şekilde başkalarına anlatabilir” diyen Kılıç, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ama bunun adına eğitim demek için, tüm astrologların birbiriyle çelişmeyen şeyler öğretmesi gerekir. Astroloji bir bilim değil ve evrensel olarak kabul edilen yasaları yok. Örneğin her gazetedeki günlük fallar birbirinden farklı. Farklı astrologlar aynı konuda ayrı tahminlerde bulunuyor. Hal böyleyken, bu konunun evrensel bir eğitimi olması da mümkün değil.”
“Bilim, istediğimiz şeylere inanmamıza karşı en iyi savunmadır” Iain Stewart’ın  bir sözünü hatırlatan Kılıç, “İnsanlara, astrolojik bir çıkarım duyduklarında, kendilerine ‘buna objektif ve kanıtlanabilir bir sebepten mi, yoksa sadece bana duymak istediğim şeyleri söylediği için mi inanmak istiyorum’ diye sormalarını tavsiye ediyorum” uyarısında bulunuyor.

“Ay tutulması sırasında doğa kanunlarının işleyişi, diğer herhangi bir zamandan farklı değil”
İnsanlığın geçmişinde, salgınlara ve doğal afetlere neyin sebep olduğunun bilinmediğini kaydeden Kılıç, “Sürekli sebep sonuç ilişkisi arayışında olan ve geleceği tahmin etmeye çalışan insan zihni, bunları görebildiği ya da hayal edebildiği başka olaylara bağlamayı duyguları yatıştırıcı buldu, bu açıklamalardan biri de gökyüzündeki gezegen ve yıldızların konumları ve hareketleri oldu. Geçtiğimiz yüzyıllarda bilimsel metot sayesinde bilgi dağarcığımız çok gelişti. Örneğin, salgınlara mikroskobik canlıların sebep olduğunu biliyoruz. Bunu, bir mikroskoba bakan her insan kendi gözüyle teyit edebilir. Artık sebebini anladığımız olayları, gerçek sebebiyle alakasız ikinci bir sebebe, örneğin gezegen ve yıldızların konumuna bağlamak artık ancak absürt bir uğraş olabilir. Ay tutulması, Ay ve Güneş gökyüzünde aynı yönde bulunduğunda, Ay’ın gölgesinin dünyanın üzerine düşmesi ile gerçekleşir. Ay ve Güneş gibi cisimlerin dünyaya tek etkisi yerçekimseldir ve bu etkiler her zaman vardır. Ay ve Güneş gökyüzünde aynı yönde bulunduğunda bu etkiler diğer zamanlardan farklı değil. Bu yüzden ay tutulması sırasında doğa kanunlarının işleyişi, diğer herhangi bir zamandan farklı değil.”



Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space


Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
TT

Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)

Paris Savcılığı dün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sosyal medya platformunu terk ettiğini duyurdu. Açıklamada, Fransa’daki X ofislerinde çeşitli ihlaller şüphesiyle gerçekleştirilen bir aramaya atıfta bulunuldu.

Savcılık, ilave ayrıntı vermeden, “Bizi LinkedIn ve Instagram’dan takip edin” ifadelerini kullandı. Mesajda ayrıca, Ocak 2025’te başlatılan bir soruşturma kapsamında, Fransa’daki X ofislerinde Ulusal Siber Suçlarla Mücadele Birimi’nin, Avrupa polis teşkilatı Europol ile  iş birliği içinde bir arama gerçekleştirdiği belirtildi.

Paris Savcılığı daha önce, X platformunun sahibi Elon Musk’ın 20 Nisan’da ifade vermek üzere çağrıldığını açıklamıştı. Fransa Başsavcısı Laure Beccuau, Musk ile X’in eski CEO’su Linda Yaccarino’nun, “iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği dönemde X platformunun fiili ve hukuki yöneticileri sıfatıyla” 20 Nisan’da ifade vermeye çağrıldıklarını bildirdi.

2025 yılının başlarında milletvekillerinin yaptığı şikâyetler üzerine başlatılan bir soruşturma kapsamında bu gelişmeler yaşandı. Şikâyetlerde, Musk’a ait X platformunun algoritmalarının taraflı olduğu ve bunun platformun işleyişini olumsuz etkilediği öne sürüldü.

Soruşturma daha sonra genişletilerek, çocuk pornografisi görüntülerinin bulundurulması ve yayılması ya da sistematik biçimde erişime sunulmasına iştirak, cinsel içerikli deepfake üretimi ve Holokost inkârı gibi başka iddialarla da genişleyerek kapsamlı hale geldi. X platformu ise dün yayımladığı bir açıklamada, Fransız makamlarını, siyasi adımlar atmakla nitelendirdi.

Platformun “uluslararası hükümet ilişkileri” ekibi, “Paris Savcılığı, bugünkü baskını geniş biçimde duyurarak, bunun siyasi amaçlar doğrultusunda tasarlanmış, istismarcı ve gösterişli bir kolluk kuvveti eylemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Bugünkü baskına dayanak oluşturan iddiaların hiçbir temeli yoktur ve X platformu herhangi bir ihlal gerçekleştirdiği iddiasını kesin bir dille reddetmektedir” ifadeleri yer aldı.

Beccuau’nun açıklamasına göre Musk ve Yaccarino’nun yanı sıra X’te çalışan bazı personel de 20-24 Nisan 2026 tarihleri arasında ifade vermeye çağrıldı. Başsavcı, “Yöneticilerle yapılacak bu gönüllü ifadeler, kendilerine olaylara ilişkin görüşlerini sunma ve gerekirse kurallara uyum için önerilen tedbirleri açıklama imkânı tanıyacaktır” dedi.

Öte yandan, Birleşik Krallık Veri Koruma Düzenleme Kurumu da dün, Elon Musk’ın platformu ve yapay zekâ şirketi xAI hakkında, sohbet botu Grok tarafından oluşturulan cinsel içerikli açık görüntüler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu. Söz konusu görüntüler dünya genelinde tepkilere yol açmıştı.


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.