Komplo mu rekabet mi?

“Komploları herhangi bir taviz vermeden veya abartmadan ele almalı, açık bir kararlılık ve yaratıcı bir ruhla meşru rekabete hazırlanmalıyız”

Rusya, Çin’in İpek Yolu girişimine ve Mısır’ın Süveyş Kanalı'na alternatif olarak ‘Sedir Yolu’ girişimini destekliyor (AFP)
Rusya, Çin’in İpek Yolu girişimine ve Mısır’ın Süveyş Kanalı'na alternatif olarak ‘Sedir Yolu’ girişimini destekliyor (AFP)
TT

Komplo mu rekabet mi?

Rusya, Çin’in İpek Yolu girişimine ve Mısır’ın Süveyş Kanalı'na alternatif olarak ‘Sedir Yolu’ girişimini destekliyor (AFP)
Rusya, Çin’in İpek Yolu girişimine ve Mısır’ın Süveyş Kanalı'na alternatif olarak ‘Sedir Yolu’ girişimini destekliyor (AFP)

Nebil Fehmi (Mısır’ın eski Dışişleri Bakanı)
Ortadoğu ve Arap ülkelerinde, özellikle bölgedeki Arap olmayanların veya dünyadaki büyük ülkelerin çıkarı karşısında bize zarar vermek amacıyla bizi hedef alan komplolardan sık sık bahsediyoruz.
Arap dünyası, hassas coğrafi konumu ve sahip olduğu birçok doğal kaynak nedeniyle modern çağda uzun yıllar Avrupa sömürgeciliğine maruz kalmış ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında büyük güçlerin hedefi olmuştur. Bölge, buradaki Arap olmayanların yanı sıra Levant bölgesi ülkelerinin, İngiltere’nin ve Fransa'nın çıkarlarına göre bölündü. Mısır, 1956 yılında İngiltere, Fransa ve İsrail’in saldırılarına maruz kaldı. ABD’li General Wesley Clark’a göre ABD, Kuveyt’i Saddam Hüseyin'in işgalinden kurtarmak için yıllarca süren meşru uluslararası çabasının ardından 2003 yılında ‘Ortadoğu'da istikrarsızlık yaratmak için’ Irak'ı işgal etti.
Bundan önce 2000 yılında dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile Ortadoğu turuna çıkmadan önce yaptığım bir görüşmeyi hatırlıyorum. O zaman, Irak'taki durumun konuşma listesinin başında gelmesi konusundaki ısrarı ve Arap-İsrail çatışmasına atıfta bulunma konusundaki kayıtsızlığı beni şaşırtmıştı. İsrail’in eski başbakanlarından Ariel Şaron, anılarında, Araplarla büyük çaplı savaşlara girmeye gerek olmadığı, bunun yerine aralarındaki sorunlar ve kötü iç koşullar çerçevesinde onları birbirine düşman etmenin tercih edildiğini söylüyordu.
Yani komplolar gerçektir, ama sık sık kendime şu soruları soruyorum: Araplar olarak diğerlerinden daha fazla hedef alınmış olabilir miyiz? Eğer bu doğruysa, bunun nedeni ne? Öte yandan, tüm bu komploların gerçek olup olmadığını sorguluyor ve biz Arapların meseleleri değerlendirirken, ‘zorluklarla ve risklerle yüzleşmedeki başarısızlığımızı haklı çıkarmak için konuları abartıyor olabilir miyiz?’ diye kendime soruyorum.
Avrupa sömürgeciliği dönemi sona erdikten sonra dahi, Arapları hedef alan stratejik güdüler ve Arap ülkelerindeki zenginliklere karşı açgözlülük yapıldığını düşünüyorum. Bu zenginliklerin başında daha önce söylediğim gibi, coğrafi konumumuz ve doğal kaynaklarımız geliyor. Bu zenginlikler, mesafelerin önemini değiştiren, zenginlik ve enerji kaynaklarını çeşitlendiren teknolojik gelişmelere rağmen hala çekiciliğini koruyor.
Tarihi deneyimlerin, güçlü tarafların, bölge dışından veya içinden, sıfır toplamlı başarılar için daha zayıf ve açgözlü gördükleri kişilere karşı komplo kurmayı kolay bulduklarını ispatladığına inanıyorum. Öyle ki Araplara karşı komplonun önemli bir özelliğinin, komplonun çoğunlukla bir Arap veya Ortadoğu ülkesinin katılımıyla gerçekleştirilmesi olduğu bilinen bir gerçek.
Ancak dürüst olmak gerekirse Arap dünyasının, gelecekteki stratejik planlamanın zayıflığı, gelişmelere ayak uydurma konusundaki isteksizliği, gelişmeleri ve bunları ele alma planlarını açıklamadaki zayıf yönleri ve özellikle kendi kontrolü dışındaki baskılara maruz bırakan ve bölgedeki stratejik dengeyi bozan ulusal güvenlik araçlarında kendi yeteneklerini zayıflatan başkalarına aşırı bağımlı hali nedeniyle şaşırtıcı gelen her sorun ve gelişmeye ilişkin komplo teorileri üretmeyi abarttığını açıkça söylemeliyim. Arap dünyası, yanlışlıkla veya kasıtlı olarak, yasadışı bir komployu başkalarıyla ve kardeş Arap halklarının kendi aralarındaki doğal ve açık rekabetle karıştırıyor.
Belki de Russia Today’in (RT) RBC kanalından alıntı yaptığı ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun ülkesinin Sibirya'yı kapsayan ve Çin’in Büyük İpek Yolu girişimi ile Mısır’ın Süveyş Kanalı'na bir alternatif olması planlanan ‘Sedir Yolu’ girişimini desteklediğini açıkladığı haberi değerlendirirken bu soruları akılda tutmak uygun olur. Şoygu, özellikle Süveyş Kanalı'nın bir tanker arızası nedeniyle tıkanması, son korsan saldırıları ve Afganistan'daki mevcut durum göz önüne alındığında uzun zamandır güvenli bir ulaşım koridorunun oluşturulmasının gerektiğini söyledi.

Şoygu konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Sedir Yolu projesi, Avrupa ve Asya-Pasifik bölgesi arasındaki uluslararası üretim ağlarına entegre olma fırsatı olarak Rusya için büyük önem taşıyor. Sibirya'da Sedir Yolu’na erişimi olacak üretim merkezleri, üretim ağlarının uçları arasında malların taşınmasına olanak sağlayacak. Bu da Sibirya'nın gelişmesine yardımcı olacak.”
Bu girişimin, Rus milyarder Oleg Deripaska tarafından, Mısır’ın Süveyş Kanalı'na alternatif olarak nitelendirdiği Sibirya'da yeni bir ulaşım rotası oluşturmak amacıyla sunulduğu bildirildi.
Rusya-Mısır ilişkilerinin gücü ve herhangi bir komplo için hiçbir gerekçe bulunmaması çerçevesinde, bu girişimin Mısır'da ve çeşitli düzeylerde derin ve isabetli bir araştırma konusu olması bekleniyor. Fikrin içeriği ve Rusya Savunma Bakanı tarafından duyurulması, konunun ciddiyetinin ve hassasiyetinin göstergeleri olmakla birlikte Mısırlı yetkililer, henüz bu konuda kamuoyuna bir açıklama yapmadılar.
Mısır ve diğer ülkeler bu fikri ve diğerlerini objektif olarak değerlendirmeliler. Bir de Çin'in Kuşak-Yol projesi var. ABD Başkanı Biden da Çin’in bu projesiyle rekabet edecek küresel bir ekonomik proje ortaya koymak için Batılı bir ittifaktan bahsetti. Tüm bu projeler, malların ve enerji ürünlerinin taşındığı su ve kara geçişlerini etkileyecektir. Arap ve Ortadoğu ülkeleri arasında da çok sayıda ekonomik proje var. Bunların da bölge ülkelerinin tarihi ve geleneksel uygulamaları üzerinde etkileri olabilir. Akdeniz'de veya Basra Körfezi'nde özellikle limanlar, havaalanları ve havacılık gibi altyapı ve ulaşım açısından enerji alanında tanık olduğumuz ekonomik gelişme ve modernleşme, ekonomik denklemi değiştirdi. Bu denklem, bölgedeki bazı kardeş Arap ülkelerinin ve hatta Arap Körfezi devletlerinin kendi aralarında çıkarlarını etkileyecektir. Peki bu, birbirimize komplo kurduğumuz anlamına mı geliyor, yoksa mesele dost ve kardeş ülkeler arasında dahi yaşanan meşru bir rekabet mi?
Bu nedenle komploları herhangi bir taviz vermeden veya abartmadan ele almalı ve bir takım tedbirler almamızı gerektiren açık bir kararlılık ve yaratıcı bir ruhla meşru ve çetin bir rekabete hazırlanmalıyız. Bu tedbirlerden en önemlisi, geleceğimizin farkında olan karar vericiler olarak, kısa vadeli anlaşmaları bu genel strateji çerçevesinde değerlendirmek ve çıkarlarımızın ve haklarımızın pahasına, özellikle çoğu uluslararası ve bölgesel olarak daha güçlü tarafların yararına hızlı geri dönüş alma hırsıyla tuzağa düşmemek için geleceğe yönelik stratejik siyasi planlama yapmaktır. Arap hükümetleri ve halkları arasındaki diyalogu ve açık sözlülüğü yoğunlaştırmanın yanı sıra stratejik ulusal çıkarları ve halkların acil ihtiyaç ve isteklerini korumanın formülü ve fiyatı konusunda özellikle geleceğin sahipleri olan ve bugünün kararlarından olumlu veya olumsuz etkilenen, maddi ve fikri olarak benliğini inşa etme sürecinde olan gençlerle ortak anlayışa varmalı ve fikir birliği sağlamalıyız. Çünkü gençler, devletin belkemiğini oluşturuyorlar. Ayrıca bölgesel değerlendirmeye daha fazla önem verilerek ulusal güvenlik alanında güvenlik ve siyasi yetenekleri de güçlendirilmeli. Çatışmaların bölgeselleşmesi ve pazarlarımızın küreselleşmesi, Soğuk Savaş sonrası dönemin özelliklerinden biridir.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmişitir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.