Hartum’un ‘yatırımlarına’ el koyduğu Hamas: Sudan’da yatırımımız yok

El konulan mal varlığı içinde bir gayrimenkul, bir otel, bir döviz şirketi ve bir de TV istasyonu bulunuyor.

Hamas hareketinin siyasi büro başkanı İsmail Haniye ile eski Sudan cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir arasındaki görüşme (Hamas’ın web sitesi)
Hamas hareketinin siyasi büro başkanı İsmail Haniye ile eski Sudan cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir arasındaki görüşme (Hamas’ın web sitesi)
TT

Hartum’un ‘yatırımlarına’ el koyduğu Hamas: Sudan’da yatırımımız yok

Hamas hareketinin siyasi büro başkanı İsmail Haniye ile eski Sudan cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir arasındaki görüşme (Hamas’ın web sitesi)
Hamas hareketinin siyasi büro başkanı İsmail Haniye ile eski Sudan cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir arasındaki görüşme (Hamas’ın web sitesi)

Hamas, Sudanlı yetkililerin Hamas’ın Sudan topraklarındaki yatırımlarına el koyduğuna dair haberler hakkında Sudan'da herhangi bir yatırımları olmadığını açıkladı. Hamas'ın yurtdışındaki genel başkan yardımcısı Musa Ebu Merzuk, "Haberlerin bir kısmı eski ve çoğunun bizimle ilgisi yok. Bu konuda yeni bir şey yok. Kısacası tüm bunlar asılsız haberler" açıklamasında bulundu.
Reuters haber ajansı Sudanlı kaynaklara dayandırdığı dünkü (perşembe) haberinde, Sudanlı yetkililerin yıllardır Hamas'a destek sağlayan kâr amaçlı birçok kuruluşa el koyduğunu belirtti. Ajans, Sudan’da bulunan bu kuruluşların, Eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetiminde Sudan’ı Hamas için ne kadar büyük bir sığınağa çevirdiğine dikkat çekti.
Yetkililerin Hamas'la bağlantılı olduğunu söylediği en az bir düzine şirkete el konulması, Ömer el-Beşir'in 2019'da devrilmesinden bu yana Sudan'ın Batı ile uyum sürecini hızlandırmaya yardımcı oldu. Geçen yıl Sudan, ABD'nin, teröre destek veren devletler listesinden çıkarıldı ve 50 milyar doları aşan borç indirimi elde etmeye yaklaştı.
Sudanlı ve Filistinli analistler, Hamas'ın, üyelerinin ve destekçilerinin yaşayabileceği, para toplayabileceği ve İran silahlarını ve finansmanını Gazze Şeridi'ne sızdırabileceği bir dış üssü kaybettiğini söylediler. Sudanlı resmi kaynaklar ve Batılı bir istihbarat servisinden bir kaynak tarafından operasyonla ilgili açıklanan ayrıntılar, ele geçirilen servetin büyüklüğünü ve bu şebekelerin çalışmalarının kapsamını gözler önüne seriyor.  
Beşir rejimini dağıtmak için oluşturulan bir çalışma grubundan yetkililer, bu servetin şirket hisseleri ve gayrimenkullerini, Hartum'da mükemmel bir konumdaki bir oteli, bir döviz şirketini, bir televizyon istasyonunu ve bir milyon dönümden fazla tarım arazisini içerdiğini söylüyor.  30 Haziran 1989 Rejimini Tasfiye ve Yetkilendirmeyi Kaldırma adlı çalışma grubunun önde gelen üyelerinden Vecdi Salih, Sudan'ın kara para aklama ve terörün finansmanı için bir merkez haline geldiğini söyleyerek, sistemin "içerde ve dışarıda kara para aklamak ve terörü finanse etmek için büyük bir kılıf ve paravana" dönüştüğünü de sözlerine ekledi.
Batılı bir istihbarat servisinden olan bir kaynak ise Reuters’a şu açıklamalarda bulundu: "Sudan'da kullanılan yöntemler organize suçlar arasında yaygın. Şirketlere, yetki devri yapılmış hissedarlar başkanlık etti, kiralar nakit olarak tahsil edildi ve döviz büroları aracılığıyla transferler yapıldı.”
El-Beşir, Hamas'ı açıkça destekliyordu ve liderleriyle dostane ilişkiler içindeydi. İsminin açıklanmasını istemeyen bir komite üyesi, "İhalelerde ayrıcalıklı muamele gördüler ve vergilerden muaf tutuldular. Hamas ve Gazze'ye kısıtlama olmaksızın para transfer etmelerine izin verildi" dedi.

Sudan’ın kademeli dönüşümü
Sudan'ın önemsenmeyen bir devlet olmaktan çıkıp Amerikan müttefikine dönüşümü kademeli oldu. Beşir'in 1989 yılında iktidarı ele geçirmesinden sonraki 10 yıl içinde Sudan, İslamcı aşırılık yanlıları için bir merkez haline geldi, birkaç yıl boyunca Usame bin Ladin'e sığınak sağladı ve Filistinli militanlarla bağlantıları nedeniyle ABD tarafından yaptırıma maruz kaldı. Bundan sonra Beşir, Washington ile güvenlik iş birliğini güçlendirerek İslami aşırıcılıktan uzaklaşmaya çalıştı. 2016 yılında Sudan, İran'la bağlarını kesti ve ertesi yıl, Washington'un talebiyle Hamas'a verdiği desteği de kesmeyi kabul etmesinin ardından ABD'nin Hartum'a yönelik ticari yaptırımları kaldırıldı. Ancak Hamas'ı destekleyen şebekeler varlığını El-Beşir'in düşüşüne kadar sürdürdü.
30 Haziran Rejimini Tasfiye Komitesinden bir yetkili, Hamas'ın Sudan'daki yatırımlarının, gayrimenkul ve inşaat sektörüne yayılmadan önce fast food restoranları gibi küçük projelerle başladığını söyledi. Bunun örneklerinden birinin, bir çimento şirketi kuran ve büyük gayrimenkul geliştirme projelerinde faaliyet gösteren Hasan ve el-Abid Şirketi olduğunu belirtti. Komite, bu şirketlerin, birbirlerinde hisseleri olan on büyük şirketten oluşan bir şebekenin parçası olduklarını, El Beşir'in müttefiki Abdulbasıt Hamza ile bağlantılı olduklarını ve banka aracılığıyla yurtdışındaki hesaplara büyük miktarlarda para transfer ettiklerini belirtiyor.
Bu şirketlerin en büyüğü, 2007 yılında kurulan, Hartum Menkul Kıymetler Borsası'na katılan ve yan kuruluşları da bulunan El-Ruvad Gayrimenkul Geliştirme Şirketi idi. Batılı istihbarat kaynakları, bu şirketin, Hamas'ı finanse etmek için kara para akladığını ve döviz ticareti yaptığını söylüyor. Hamza, Nisan ayında yolsuzluk suçlamasıyla on yıl hapis cezasına çarptırıldı ve El-Beşir'in Hartum'da tutulduğu hapishaneye nakledildi. Komisyon Hamza’nın servetinin 1,2 milyar dolar olduğunu belirtiyor. Beşir'i de temsil eden Hamza'nın avukatına ise ulaşılamıyor.
20 milyon dolar değerindeki ikinci şebeke, Taiba TV kanalı ve El-Mişkat adlı bağlı bir yardım kuruluşu etrafında dönüyordu. Taiba'yı yönetmekle görevlendirilen muhafız Mahir Ebu’l-Cuh, kanalın vatandaşlık almış, iş ve emlak hisselerine sahip iki Hamas üyesi tarafından yönetildiğini söyledi. Ebu’l-Cuh, "TV kanalı Körfez'den kaçakçılık yapıyor ve milyonlarca doları aklıyordu" diye ekledi.
Reuters ile temasa geçen Hamas yetkilisi Sami Ebu Zuhri, hareketin Sudan'da yatırımları olduğunu yalanladı, ancak Sudan'daki siyasi dönüşümün yansımaları olduğunu kabul ederek, "Ne yazık ki, hareketin bölgedeki varlığını zayıflatan ve onunla ilişkilerini sınırlayan birçok önlem var” dedi.

Hamas: Sudan'da herhangi bir yatırımımız yok
Öte yandan "Hamas" hareketi, Perşembe günü yaptığı açıklamada Sudan'da herhangi bir yatırımları olmadığını belirtti. Bu açıklama, Hamas sözcüsü Hazım Kasım'ın Anadolu Ajansı’ndan bir muhabir ile yaptığı röportajda yer aldı. Röportajda Kasım ayrıca, "Hiçbir Sudanlı herhangi bir grup ile sorunumuz olmadığını teyit ediyoruz" dedi.
Sudan geçen yıl umutsuzca borçların hafifletilmesi ve uluslararası borç verenlerin desteği için ön koşul olan “teröre destek veren devletler listesinden çıkmak” için çalışıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nin baskısı altında Sudan, İsrail ile ilişkileri normalleştirmek için yapılan anlaşmayı uygulamakta yavaş hareket etmesine rağmen Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas'a katılarak İsrail ile ilişkileri normalleştirme sürecine girdi.
Trump yönetiminden Sudan meselelerinde uzmanlaşmış eski bir ABD diplomatı, Hartum ile müzakerelerin odak noktasının Hamas şebekesinin kapatılması olduğunu söyledi.
Sudanlı bir kaynağa ve Batılı bir istihbarat kaynağına göre, ABD Sudan'a kapatılacak şirketlerin bir listesini verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı bu konuda yorum yapmaktan kaçındı. 30 Haziran Rejimini Tasfiye Komitesi’ndeki bir yetkili, Hamas'la bağlantılı birçok kişinin bir miktar likit fonla Türkiye'ye gittiğini, ancak yatırımlarının yaklaşık yüzde 80'ini geride bıraktıklarını söyledi.
Filistinli analist Adnan Ebu Amir, "El-Beşir'e yönelik darbe, Hamas ve İran için gerçek bir sorun yarattı. El-Beşir'e yapılan darbe ansızın geliştiği için var olmayan alternatifleri düşünmek zorunda kaldılar” değerlendirmesinde bulundu.

 


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.