Sudan'da geçiş döneminde askeri ve sivil unsurlar arasında çatışmalar sürüyor

Özellikle son darbe girişiminden sonra farklı akımlar arasında gerilimlerle dolu bir siyasi bir atmosfer oluştu.

Sudanlılar, 2019'da Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'i deviren ayaklanmanın başlamasının birinci yıl dönümünde Hartum’daki Özgürlük Meydanı'na akın ettiler. (Reuters)
Sudanlılar, 2019'da Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'i deviren ayaklanmanın başlamasının birinci yıl dönümünde Hartum’daki Özgürlük Meydanı'na akın ettiler. (Reuters)
TT

Sudan'da geçiş döneminde askeri ve sivil unsurlar arasında çatışmalar sürüyor

Sudanlılar, 2019'da Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'i deviren ayaklanmanın başlamasının birinci yıl dönümünde Hartum’daki Özgürlük Meydanı'na akın ettiler. (Reuters)
Sudanlılar, 2019'da Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'i deviren ayaklanmanın başlamasının birinci yıl dönümünde Hartum’daki Özgürlük Meydanı'na akın ettiler. (Reuters)

İsmail Muhammed Ali-Sudanlı gazeteci
Sudan'daki siyasi atmosfer, 21 Eylül Salı günü bir grup asker ve bazı siviller tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminin önlenmesinin ardından çeşitli kesimler arasında gittikçe artan bir gerilime sahne oldu. Durum daha da kasvetli bir hal alıyor. Söz konusu girişim öncesinde Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Muhammed el-Faki tarafından düzenlenen ve “kurumsuzlaştırma alanında uluslararası arenada yürütülen başlıca çalışmalar” konulu bir çalıştayda açıklanan hamleler yerine getirilse de bu, darbe girişimine engel olamadı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre çalıştay, Birleşmiş Milletler Hartum Uyum Heyeti tarafından 19 Eylül Pazar günü, Sudan Bakanlar Konseyi ile iş birliği içinde Hartum’da düzenlendi. Gündemde ülkedeki demokratik geçiş sürecine yönelik tehditler vardı. Söz konusu tehditlerin ülkeyi siyasi düzlemde diyalogsuz bir hale getirmeyi hedeflediği ve son iki yılda harcanan tüm çabanın boşa gitmesine yol açabilecek riskler barındırdığı vurgulandı.
Peki, Sudan sahnesindeki zorluklar ışığında ülkedeki siyasi denklemin gerçeğini değiştirmeyi amaçlayan bu hareketin başarılı olma olasılığı nedir?
                  
Geçiş Döneminin Yansımaları
Sudan Ulusal Ümmet Partisi Siyasi Bürosu Politikalar Komitesi başkanı İmam el-Hulv konuya dair şu açıklamada bulundu:
“Sudan toplumunun bileşenleri arasındaki bakış açısı farklılığı konusunda yaşananlar, askeri sistemin yanı sıra siyaset, spor, kültür ve medya alanlarını da kapsayan geçiş döneminin yansımalarıdır. Sudan, otuz yıldır devam eden, diğer görüşü kabul etmeyen ve tek taraflı düşünen bir dönemden çıkıyor. Dolayısıyla tek taraflı rejim ve onun topal politikacıları yıkılınca karşı görüşe kapı açılıyor. Herkes ülkenin yönetiminde fikir birliği sağlayana kadar bu süreç zaman alacaktır. Ayrıca sivil ve askeri bileşenler arasındaki mevcut ortaklığın, geçiş döneminde edindiğimiz yeni bir deneyim olduğunu, iki tarafından acil bir durum sebebiyle buna başvurmasından dolayı bu birlikteliğin yanında suç ve güvensizliği getirdiğini görüyoruz.”
El-Hulv, sivil ve askeri taraflar arasındaki gerginliğin, aralarındaki ortaklığın düzgün bir şekilde kurulamamasından kaynaklandığını ve her bir ortağın rolünün tanımlanması gerektiğini belirttiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Biz Ümmet Partisi olarak erken dönemden itibaren bu konunun farkındayız. Temmuz 2018’de askeri kurumun rolünü açıklayan bir tüzük yapılmasını talep ettik. Ağustos 2019’da anayasa belgesini imzalarken aynı talebi tekrar dile getirdik. Sadık el-Mehdi partisinin başkanı da sivil ve askeri bileşenler arasında, geçiş döneminin görevlerini herhangi bir çekişme olmaksızın yerine getirmeyi sağlayacak bir çözüm çağrısında bulundu. Ancak anayasal belgelerde yer alan bu ortaklık, ortalığın detaylarını belirleyecek bir tüzük olmadan gerçekleşti. Bu tüzük, iki taraf arasındaki ilişkiyi kontrol etmesi açısından çok önemli.”

Ulusal uzlaşı
Sudan Ulusal Ümmet Partisi Siyasi Bürosu Politika Komitesi başkanı El-Hulv açıklamasında, geçiş hükümetinin siyasi dayanağı olan Özgürlük ve Değişim Merkez Konseyi’nin hükümetin bileşenleri arasında farklılıklara yol açan yapısal bir kusuru bulunduğunu itiraf etti. Yönetim organlarının kotalarında bu kusurun ortaya çıktığını belirten el-Hulv konuya dair şunları söyledi:
“Birçok bileşen kendilerini yönetim sisteminin dışında buldu. Ancak şimdi bu siyasi dayanağı tekrar bir araya getirmek için girişimler var. Biz Ümmet Partisi olarak, toplumsal sözleşme projesi aracılığıyla devrimci harekete katılan tüm siyasi güçlerin bu komiteye katılmasını talep ettik. Teklifimizin kabul edilmemesi, Özgürlük ve Değişim Merkez Konseyi’ndeki üyeliğimizi askıya almamıza neden oldu. Bu siyasi dayanağın ve yaklaşımlarının yeniden gözden geçirilmesini içeren derin bir diyalog sürecinin ardından üyeliğimizi askıya alma kararımızı geri çektik ve geçiş dönemi hükümetine katılmayı kabul ettik. Devrimci hareketin güçlerini birleştirme çabaları ışığında, bu ayın başlarında, yaklaşık 40 bileşenin katılımıyla yeni bir Merkez Konseyi oluşumunun dikkate alınmasını sağlayacak ve daha önce temsil edilmeyen güçlere kapı açacak yeni bir siyasi bildirge imzalandı. Kanaatimce darbe girişimi engellendikten sonra, yeni bir gerçeklik üreten yeni bir siyasi denklem yerine tüm siyasi güçlerin birleştirilmesi acil bir ihtiyaç haline geldi. Çünkü bu iktidar Sudan halkının iradesi ve mücadelesiyle ayakta kaldı. Yeni bir siyasi denklemden bahsetmek kabul edilemez. Devrimci güçlerden hiçbiri bunu istemiyor. Şimdi tüm siyasi güçlere, ulusal bir uzlaşı sağlamak, demokratik dönemi engellemek isteyenlere fırsat vermemek ve demokratikleşme sürecini tamamlamak için yeni bir siyasi deklarasyon sunulacak.”
El-Hulv, partisinin, Sudan toplumunun tüm çeşitli bileşenlerini içeren bir Merkez Komitesi kurulması da dahil olmak üzere geçiş döneminin vizyonunu açıklayan bir konferans düzenleme çağrısında bulunduğu bilgisini verdi. Yönetim organının ve kurumlarının, yani başta Yasama Meclisi’nin, komisyonlarının ve Anayasa Mahkemesi’nin oluşturulması ile bir baş yargıç ve bir cumhuriyet savcısının atanmasının tamamlanması olmak üzere zaman zaman ortaya çıkan uyuşmazlıkların oluşmasını sağlayan boşlukların kapatılması gerektiğini vurguladı. Tüm bunların, durumu normale dönmesine yol açacak tam bir mutabakat içinde yapılmasını gerektiğini, dolayısıyla siyasi denklemi değiştirmeye gerek kalmayacağını belirtti. İktidardaki gerçek siyasi denklemin, siyasi ve sivil her bir ortağının kendi rolünü bildiği bir geçiş aşamasına dayanması gerektiğinin altını çizdi.

İhlaller ve takipler
Diğer yandan Sudan’daki Halk Kongresi Partisi Lideri Kemal Ömer şu açıklamalarda bulundu:
“Sivil ve askeri unsurlar arasındaki ortaklıkta bir eksiklik olduğu açık. Bunun nedeni iki tarafın da diğerini takip etmesi. Sivil bileşenlerin zaman zaman ordu karşısında salladıkları belgeler oluyor. Ordu da buna karşı başarısızlık nedenleri sağlamak için yetkileri sivil bileşenlere bırakırken Sudan sokaklarını da onlara düşman etmeye çalışıyor. Bu gerçek, bazı sivil yetkililerin son darbe girişimiyle yüzleşmek için insanları sokağa davet etmesinde ortaya çıktı. Kimse bu daveti önemsemedi. Hatta sosyal medyada bazı kimseler tarafından alaya alındı.”
Ömer, siviller ve ordu arasındaki birlikteliğin bir ‘uyuşmazlar ortaklığı’ olduğunu ve demokratik bir dönüşüme götürmeyeceğini belirttiği açıklamasını öyle sürdürdü:
“Halk Kongresi Partisi olarak biz sivil tarafın tüm sefaletine rağmen geçiş döneminde askeri tarafın güçlendirilmesine karşıyız. Çünkü bu eski sistemi geri getirir. Bu sistem, ilk iktidar testinde parçalanarak ve bölünerek hiç kimseyi dışlamadan gerçek bir siyasi uzlaşma bulmayı acil bir ihtiyaç haline getirdi. Aksi takdirde ordu iktidara gelecektir. Zaten Özgürlük ve Düşünce Konseyi, ordunun devrime saldırması için her gün nedenler sağlıyor. Durum gerçekten çok kasvetli görünüyor. Darbe girişiminin ardından iki bileşenin de birbirini suçlamasını bekliyorum. önümüzdeki bir ay içinnde hükümet biçiminde Hürriyet ve Değişim Güçleri’nin iktidardan çıkarılıp siyaset sahnesinden indirilmesi ve ordu için başka bir ortak bulunması gibi çok büyük değişiklikler yaşanabilir.”

Bölgesel İstihbarat
Halk Kongresi Partisi lideri Kemal Ömer açıklamasında siyasi denklemin uyumsuz olduğuna ve değiştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Siyasi güçlerin geçiş sürecinde düşüncelerinde sorunlar yaşamaları ve yetersiz kalmaları nedeniyle daha ilk iktidar testinde başarısız olduklarını ifade etti. Bu başarısızlığın nedeninin ulusal bir irade eksiği olduğunu vurgulayan Ömer sözlerini şöyle sürdürdü:
“Siyasi güçlerin iradesi bölgesel istihbarat tarafından yönlendiriliyor. Partiler sarhoşluklarından uyanmaz ve ellerindeki kartları uyum sağlayacak şekilde yeniden düzenlemezlerse, bu nedenle devrimi hüsrana uğratmalarından endişe ediyorum. İslami bir parti olarak siyasi güçlerle ilişkilerimizde herhangi bir çekincemiz yok. Daha önce ordu tarafından zarara uğratıldık ve bu deneyimi bir daha tekrarlamayacağız. Geçiş döneminin zayıflığı ve başarısızlığı bizim çıkarımıza değil. Biz onun başarısını istiyor, askeri darbelere karşı çıkıyoruz. Demokratik geçişten yanayız. Devrim birikimine ve değişim savaşına katılmamıza rağmen Halk Kongresi gibi ivmesi olan bir parti yenilmiş ve dağılmış olarak kabul edilerek kaybediliyor. Biz, herhangi bir kesimin olmadığı kadar önemli bir partiyiz. Ayrıca eski iktidardaki Ulusal Kongre Partisi modelinin dönüşüne karşıyız. Kapatılan Ulusal Kongre Partisi ile herhangi bir ilgimizin olmadığına dair kurumsal karalarımız var.”

Kötü yönetilen tiyatrolar
Diğer yandan Siyaset Bilimi Profesörü Profesör Selahaddin el-Duma ise şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hartum'un Soba banliyösünde son haftalarda yaşanan çatışmaların, mühimmatların kullanıldığı dört saatlik bir savaş olduğuna inanmıyorum. Orada kimse yaralanmadı. Bu olayın ardından başkent vatandaşlarını tehdit eden ve yıldıran ‘Zenciler’ olayı ve ülkenin doğusundaki Sudan Limanı-Hartum yolunun kesilmesine neden olan durumlar meydana geldi. Tesadüf eseri ırkçı videolar yayınlanıyor. Bütün bu eylemler, eski rejimin kalıntılarının, atmosferi bozmak ve sivil ve askeri bileşenler arasında gerilim oluşturmak için sahneledikleri kötü yönetilmiş ve istihbarattan yoksun basit tiyatro girişimleridir. Bunlar, devletin işleyişi tamamen bozulduktan sonra siyasi denklemde bir değişiklik olmasını bekliyorlar. Şu an işleri yoluna koymak için yapılması gereken şey, sanki devrim yeniden başlıyormuş gibi Sudan sokaklarının düşmanı olan askeri bileşene karşı gösteriler ve seminerler yoluyla tüm iletişim araçlarını ve medyayı kullanarak seferberlik oluşturmaktır. Ömer el-Beşir’in gittiği doğru, ama ondan daha kötüsü geldi. Aralık Devrimi’nin meyvelerini toplamak için bu seferberliğe ihtiyacımız var.”



İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.


Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.