Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor

Politikacıların hırsları bir kez daha anlaşmazlıklara neden oluyor.

Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor
TT

Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor

Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor

Libyalı taraflar, ülkeyi Birleşmiş Milletler (BM) yol haritasına uygun olarak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine hazırlamaya yönelik ‘tatmin edici bir fikir birliğine’ ulaşamadılar. Kalan zamanlarının çoğunu tükettiler. Üstelik seçim tarihine 90 günden az bir süre kala aralarında yeni anlaşmazlıklar baş gösterdi. Krizde bir yol ayrımına girilirken her kamp artık çözümü ya seçim sandığında ya da mühimmat kutusunda arıyor.
Nitekim Cenevre’deki ‘Libya Siyasi Diyalog Forumu’ geçen şubat ayı başlarında, Başkanlık Konseyi ve Ulusal Birlik Hükümeti’nden oluşan yürütme organının seçimini tamamladığından bu yana forumda temsil edilen siyasi partiler, beklenen kazanımlara yönelik gerekli anayasal temeli oluşturmayı başaramadılar. Aksine her biri bölgesel kazanımlarını sürdürmeye ve kamusal alanı ‘siyasi ve askeri olarak’ ait olduğu kampa açmaya hevesliydi. Temsilciler Meclisi (TM), krizi daha da karmaşık hale getirmek için Cenevre Anlaşması’nı baltalama tehdidi doğrultusunda Abdulhamid Dibeybe hükümetinden güvenoyunu geri çekti.
Libyalı tarafların birçok kez Cenevre’ye gittiler. Seçimler için ‘anayasal bir temele’ ulaşılamaması nedeniyle oluşan anlaşmazlık, Libya’nın bir sonraki cumhurbaşkanının seçilmesine izin verecek yasanın tamamlanması için TM’ye taşındı.
Seçim mevzuatına yönelik ‘son dokunuşların’ hızlandırılması hususundaki ABD ısrarı sürerken süreç, sivil ve askeri isimlerin seçilmesiyle ilgili yasanın bazı maddeler hakkındaki yapılan oturumlar sırasında milletvekilleri arasında çıkan kavgalara ve yumruklaşmalara sahne oldu. Gerilim TM Başkanı Akile Salih’in yasayı onaylamasıyla sona erdi. Ancak bu durum, oylama yapmak üzere milletvekillerine başvurulmadan ve Yüksek Seçim Komisyonu’na sevk edilmeden gerçekleşti. Nihayetinde bu da Libya’nın batısındaki ‘Devlet Yüksek Konseyi’ liderliğindeki kampta hoşnutsuzluğa yol açtı.
Anlaşmazlık, yasanın 12’inci maddesinde kilitlenmiş durumda. Maddede, askeri veya sivil her ismin ‘seçim tarihinden üç ay önce görevini bırakması’ şartıyla aday olabileceği şartı bulunuyor.
Gözlemciler, yaklaşık sekiz ay önce yürütme organının seçilmesini sevinçle karşılamış olsalar da şu an krizin artmasıyla durum değişti. Parlamentonun hükümetten güvenoyunu geri çekme kararının ardından şu an herkes, (eğer düzenlenirse) 24 Aralık’ta yapılacak seçimleri bekliyor.
Bununla birlikte Başkanlık Konseyi, Siyasi Diyalog Forumu tarafından onaylanan yol haritasına uygun olarak, siyasi sürecin bütünlüğünü sağlamak amacıyla yasama otoritesine ‘seçim sürecinin tamamlanması için gerekli mevzuatın zamanında tamamlanmasına dair ulusal ve yasal sorumluluklarını üstlenme’ çağrısı yaptı. Konsey, parlamentonun hükümete olan güvenoyunu geri çekme kararının yansımalarını yakından takip ettiğini bildirdi. Konsey ayrıca hükümete çalışmalarını sürdürmesi çağrısı yaparken seçim sürecinin olumlu bir ortamda yürütülmesi için tüm tarafların halk arasındaki gerginliği artıracak her türlü gerilime neden olabilecek adımdan kaçınması gerektiğini vurguladı. 

Hafter ve cumhurbaşkanlığı
Başlangıçta Libya’nın doğu ve batısındaki bazı siyasetçiler, seçim yasasıyla ilgili bir oturum düzenlenmesini bekliyordu. Ulusal Mutabakat Hükümeti’nde (UMH) eski İçişleri Bakanı ve Libya’nın batısındaki en güçlü ismi olan Fethi Başağa ve Libya İleri Araştırmalar Enstitüsü (İhya Libya) Başkanı Dr. Arif Ali Nayed de dahil olmak üzere bazı aktörler cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylıklarını açıkladılar. Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Nayed, “Ülkenin Libyalılar tarafından doğrudan seçilen cumhurbaşkanı ve beraberinde yeni parlamento, bölünmeyi sona erdirmek ve ülkenin güvenlik altyapısını inşa etmek için birlikte çalışacak” dedi.
Ancak 77 maddeden oluşan, planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesiyle ilgili yasanın, ‘Libya Ulusal Ordusu’ (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter’in kriterlerine göre hazırlandığı düşünülüyor. Hafter, görevinden geçici olarak istifa etmesine ihtimal olmadığını söylerken askeri personellerin seçim sürecine katılma hakkını da savundu. Mareşal Hafter açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Barışçıl bir süreçten geçiyoruz. Barışı asla reddetmedik. Silahlı kuvvetler mensupları ve subayları, hakları olduğu için ilk kez seçim sürecine katılıyor.”
Söz konusu tartışmalı yasa, Hafter’in cumhurbaşkanlığı maratonuna katılması için askeri görevlerini yaklaşan seçimlere kadar üç ay süreyle resmi olarak askıya almasını öngörüyor. Bu bağlamda Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdurezzah en-Naduri başkomutanlık görevine atandı.
Siyasi Diyalog Forumu üyesi olan Zehra Langi şu açıklamada bulundu:
“Seçim maratonu, adayların kampanyalarının başladığının duyurulduğu 24 Aralık'ta  başlasa ve oylama da 17 Şubat’ta yapılsa ne olur? Bu durum, izinli olduğunu açıklayan kişinin gelecek yıla kadar çalışmayı bırakacağı anlamına mı geliyor? Peki, ya cumhurbaşkanlığı seçimleri, birincisi belirlenen tarihinde, ikincisi ise ABD önerisinde belirtildiği üzere 17 Şubat, 19 Mart veya Eylül’de olmak üzere iki turda yapılırsa? Bu durum söz konusu iznin en az yarım yıl veya en fazla bir yıl süreceği anlamına mı geliyor?”
Yapılan açıklamalar Salih’in cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlık için üç aylık bir tatile çıkacağı yönünde. Ancak medya danışmanı Fethi el-Merimi konuya dair şunları söyledi:
“Kendisi halen TM Başkanı olarak görev yapıyor ve cumhurbaşkanlığına başvurmak için izin istemedi veya istifasını sunmadı. Belki yarın, öbür gün ya da ilerleyen günlerde yeni bir duruma şahit olunabilir.”
Libya’nın doğu kampına yakın olanlar, Hafter ve Salih’in adaylığında bir kesişme noktası olduğu inancındalar. Ancak seçim yasasının, görevine geri dönmeyi güvence altına alarak herhangi bir ismin aday olmasının önünü açtığını savunanlar da var.
ABD’li yetkililer daha önce cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin 24 Aralık’ta başlayıp 22 Eylül 2022’de sona erecek şekilde iki aşamada yapılması olasılığını gündeme getirmişti.

Dibeybe ve arena
Libya’nın doğusundaki seçimlere yönelik adımların hızlandırılmasıyla eş zamanlı olarak ülkenin batısındaki durumda ise son derece katı bir tutum mevcut. Başbakan Abdulhamid Dibeybe’nin seçimlere aday olma hakkı bulunmuyor. Yürütme makamının Cenevre’deki ‘Diyalog Forumu’ karşısında verdiği taahhüde göre hiçbirinin yaklaşan seçimlerde aday olmasına izin verilmiyor. Ancak bazıları, son üç ay dolmadan istifa etmek şartıyla herkesin önünü açtığı için Salih’in imzaladığı yasaya güveniyor.
Kötüleşen durum ve hükümetle Temsilciler Meclisi arasındaki ‘hassas dengelerin’ dağılması karşısında bazı taraflar, ortalığı sakinleştirmeye çalıştılar. Ancak Dibeybe, hükümetinin ‘Libya halkının gerçek iradesini yansıtan özgür ve adil seçimler yapılmasına’ destek verdiğini dile getirdi. Hükümet Sözcüsü Muhammed Hammuda, Hafter’in cumhurbaşkanlığına aday olma olasılığına ilişkin şunları söyledi:
“Her vatandaşın aday olma ve projesini sunma hakkı vardır. Seçim güç ve tehdit kullanarak değil, iktidara ulaşmak için en iyi seçenektir. Anayasal ve yasal kurallara uyduğu sürece her türlü adaylığı memnuniyetle karşılıyoruz.”
Hammuda, yalnızca Dibeybe’nin aday olup olmayacağı konusun verdiği yanıtta “Seçimlere katılacağını açıklamadı ve aklında ne var bilmiyoruz” ifadesini kullandı.
Ancak Libya krizinin seçim fonuna yansıması bazı siyasetçiler tarafından ‘feci bir durum’ olarak görüldü. Ayrıca seçim fonuna yapılan aktarımların mevcut yürütme otoritesinin ortadan kaldırmaya çalıştığı ve ‘daha ​​fazla siyasi bölünmeye kapı açacağı’ belirtildi. Uzlaşı İçin Libyalı İleri Gelenler Konseyi Başkanı Şeyh Muhammed el-Mubaşşer, Libya toplumunda akademisyenler, toplumsal figürler ve gençlerden oluşan ‘tüm aktörleri’ içeren bir toplantının düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
Mubaşşer, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Ülkede yaşanan kargaşa, Libyalıların çoğunluğunu, sorunlara neden olan organların şimdiye kadar çözümün bir parçası olamadığına inandırdı” dedi. Mubaşşer ayrıca herkesin bir tüzüğü kabul etmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Seyfülislam Kaddafi’nin konumu
Diğer yandan Libya’nın doğusundaki ve batısındaki kamplar arasında yaşanan anlaşmazlıklar, merhum Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’ın adaylığına izin verme olasılığına dair görüşlere de yansıdı. Öyle ki Dibeybe, Seyfülislam’ın ‘önemli bir kabilenin oğlu’ olarak adaylık için belgeler sunabileceğini söyledi. Ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ‘teslim olması ve yargılanması’ taleplerine atıfta bulunan Dibeybe öncelikle yasal sorunların ele alınması gerektiğinin altını çizdi.  Salih ise Seyfülislam’a üstü kapalı şekilde atıfta bulunduğu açıklamasında “Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından insanlığa karşı suç işlemekten hüküm giyen birinin Libya devletinin cumhurbaşkanlığına aday olma hakkı yoktur” dedi. Açıklama, eski rejimin yandaşlarında öfkeye yol açtı.
Söz konusu anlaşmazlığa rağmen parlamentonun Dibeybe hükümetinden güvenoyunu geri çekme kararında hata yaptığına inananlar olduğu gibi karar öncesinde Meclis Başkanı’nın medyadaki görüntüsünü eleştirenler de var. Libyalı akademisyen Muhtar el-Cadal “Meclis Başkanı’nın verdiği kararı gerekçelendirmek için ortaya çıkması yanlıştır. Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı’ndan hiçbir farkı yoktur” değerlendirmesinde bulundu. Potansiyel adayların, rakiplerinin bölgelerinde ne ölçüde dolaşabileceğine değinen Cadal sözlerini şu soruları yöneltti:
“Milislerin arkasında yer alan diğer taraf ve Türkiye, Halife Hafter’in batıda seçim kampanyası başlatmasına razı olacak mı? Ayrıca doğu ve güney vatanlarında ordu, Müslüman Kardeşler adayının kampanyasını başlatmasına izin verecek mi?”

ABD ve Avrupa
ABD ve Avrupa, Libya’da gerilimin artmasına ve Cenevre Anlaşması’nın şartlarının korunmasına yanıt olarak Libya’daki siyasi sürecin başarılı olması ve yaklaşan seçimlerin gerçekleşmesi için  çıkan engelleri dikkate almadan ağırlıklarını ortaya koydular. Fransız ve Alman mevkidaşları Jean-Yves Le Drian ve Heiko Maas ile New York’ta Libya konusunda bakanlar düzeyinde bir görüşme yapan İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio, bu durumun ‘bölgenin istikrarını tehlikeye attığı’ uyarısında bulundu. Di Maio uyarısında şu ifadeleri kullandı:
“Uluslararası toplumun özgür, adil ve kapsayıcı seçimler de dahil olmak üzere Libya siyasi sürecini desteklemesini sağlamak için çalışmaya devam edelim. Seçimler, normal bir yaşam talep eden Libya halkı tarafından isteniyor. Seçimlerin yapılmaması, tüm bölgenin istikrarını tehlikeye atacaktır ve yeni bir şiddet aşaması başlatabilecektir. Yansımaları ise ülkemizi ve tüm AB’yi etkileyebilir.”
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD’nin cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasını programa uygun olarak desteklediğini bildirdi.
-Bölünmeyi sona erdirmek için 8 aydır süren girişimler
Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Stephanie Williams yaklaşık sekiz ay önce Cenevre’de, Libya’daki yeni yürütme otoritesi üyelerinin Muhammed Yunus el-Menfi’yi Başkanlık Konseyi Başkanı ve Abdulhamid Dibeybe’yi de Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı olarak seçtiğini duyurdu. Söz konusu tarihten bu yana otorite, ülkedeki tüm tarafları tatmin etmese de çeşitli yollardan, iki kolu ile faaliyetlerini uygulamaya ve Libyalıları bir araya getirmeye başladı. Bu bağlamda takip edilen yöntemler ie şöyle oldu:
- Menfi başkent Trablus’a ilk ziyaretini 16 Şubat’ta gerçekleştirdi. Doğu bölgesini ziyareti sonrasında Bingazi şehrinden Tobruk ve el-Beyda’ya yöneldi. Bu bağlamda LUO Komutanı Meraşel Halife Hafter ve Tobruk’taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akila Salih’in yanı sıra bazı Temsilciler Meclisi üye ve kabilelerin ileri gelenleriyle görüştü.
- Libya Temsilciler Meclisi 10 Mart’ta, Dibeybe hükümetine ezici bir çoğunlukla güvenoyu verdi. Dibeybe, ulusal uzlaşının başarısı ve Seçim Komisyonu’na destek için çalışmayı taahhüt etti.
-Hükümet 16 Mart’ta görevlerini Trablus’taki UMH’den ve Libya’nın doğusundaki geçici hükümetten sorunsuz bir şekilde devraldı. Eski Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, görev devri sırasında Dibeybe’yi kucakladı. Tören sırasında “Bugün demokrasinin ilkelerini pekiştirmek için buradayım” dedi.
-Menfi 25 Şubat’ta ateşkesi güçlendirme, tüm Libya topraklarındaki düşmanlıkları sona erdirme, askeri kurumu birleştirme ve Ulusal Uzlaşı Komisyonu’nun kurulması için çalışmaya her türlü desteği sağlayarak 5+5 Ortak Askeri Komitesi’ne yer açma taahhüdünde bulundu.
- Menfi 19 Nisan’da Libya ordusunun tüm birimlerine, yüksek komutadan veya Askeri İstihbarat Dairesi’nden önceden izin almadan yurt dışına seyahat etmelerini yasaklamanın yanı sıra askeri personelin medyada yer almasının ve siyasi nitelikte açıklamalar yapmasının da önlenmesine ilişkin bir talimat yayınladı.
- Menfi 27 Nisan’da 5+5 Ortak Askeri Komitesi’nin dördüncü toplantısına katılmak için Sirte şehrine gitti.
- Menfi ve meclis üyesi Musa el-Koni 10 Mayıs’ta, Trablus’ta Misrata ve Zliten şehirlerinden bir grup ileri geleniyle bir araya geldiler. Toplantıda ‘ulusal uzlaşı ve Libyalıların yeniden birleşmesi’ meseleleri ele alındı.
- Dibeybe 21 Mayıs’ta bir dizi bakanla birlikte Beni Velid şehrine yaptığı ziyarette, savaşın tahrip ettiği şeyleri onararak, bir sonraki aşamada şehri bir savaş ve kavga arenası değil, bir yeniden inşa arenasına dönüştürme sözü verdi.
-Hafter 3 Temmuz’da, Libya halkına sahil yolunun açıldığı müjdesi verdi. Dibeybe de bu adımı memnuniyetle karşılayarak inşa ve birleşmede yeni bir adım olarak nitelendirdi.
- Dibeybe 4 Temmuz’da, ülkede barışçıl bir iktidar devri konusundaki arzusunu dile getirerek bu yıl sonundan önce seçimlerin yapılması için ‘tüm desteğin’ sağlanacağını vurguladı.
-Dibeybe 17 Temmuz’da her türkü yabancı gücü ve ‘paralı askeri’ Libya’dan sınır dışı etme taahhüdünde bulundu. 24 Aralık’ta yapılması planlanan seçimlerin gerçekleştirileceğini kaydetti.
- Dibeybe 21 Ağustos’ta, kendisini ‘başbakan ve savunma bakanı’ olarak tanıması halinde Hafter ile görüşmeye karşı olmadığını söyledi.
- Dibeybe 23 Ağustos’ta şehitlerin, kayıpların ve gazilerin ailelerine 100 milyon dinar tahsis etme kararı aldı.
-Dibeybe 14 Eylül’de evlilik desteğine ilişkin ilk yardım belgelerini hak edenlere teslim etti.
-Dibeybe hükümeti 16 Eylül’de Mısır ile 14 mutabakat zaptı ve 6 yürütme sözleşmesi imzaladı.
- Libya Temsilciler Meclisi 21 Eylül’de Dibeybe hükümetinden geçici bir hükümet olarak günlük çalışmalarını sürdürmesi yolunda güvenoyunu geri çekti.
- Dibeybe 22 Eylül’de parlamentonun hükümetten güvenoyunu geri çekme kararına yanıt olarak vatandaşları, başkent Trablus’taki Şehitler Meydanı’nda gösteri düzenlemeye çağırdı. “Parlamento, Allah’ın yardımıyla düşecek ve bu şekilde Libyalıların temsilcisi olmayacak” dedi.



İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.


Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.