Sudan ordusunu yeniden yapılandırmanın sonuçları nelerdir?

Projenin, ‘devrimcilerin’ taleplerini karşılayabileceği ve bazı unsurlarının eski rejime bağlılığına son verebileceği konusunda ihtiyatlı bir memnuniyet var.

Sudan ordu üyeleri (AFP)
Sudan ordu üyeleri (AFP)
TT

Sudan ordusunu yeniden yapılandırmanın sonuçları nelerdir?

Sudan ordu üyeleri (AFP)
Sudan ordu üyeleri (AFP)

Mona Abdulfettah
Sudan ordusunun yeniden yapılandırılması talebi, son darbe girişiminin ardından kurumun şartlara ve mağduriyetlere maruz kalması sonucunda yeniden gündeme geldi. Bu çağrı, geçici Egemenlik Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Abdulfettah el-Burhan’ın orduyu ve ona bağlı (yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu tarafından yönetilen) ‘Hızlı Destek Güçleri’ni yeniden yapılandırma projesini kabul ettiğini açıklaması sonrasında yinelendi. Bu durumun yanı sıra Ekim 2020 tarihli Cuba Barış Anlaşması’nda belirtildiği üzere, etnik, kültürel, dini ve coğrafi çeşitliliğin gereksinimlerini karşılamak için silahlı hareketlerin ‘Güvenlik Düzenlemeleri Protokolü’ne entegrasyonu da gündemde. Orduyu yeniden yapılandırmaya yönelik bu talepler çeşitli askeri ve sivil kanallardan doğarken, devrimci harekete mensup güçlerin özlemleriyle besleniyor.

İki ideoloji arasında
1925’te kuruluşundan bu yana Sudan ordusu, çok etnikli bir ülkedeki kökeni nedeniyle milliyetçiliğini terk etmedi ve çeşitli etnik kökenleri de dahil ederek bir aşiret dengesi oluşturmayı başardı. 1955’teki modern Sudan ordusunun çekirdeğini oluşturmaya devam etti. İngiliz ordusu komutasındaki bir dizi Sudanlı askerden oluşmuş Sudan Savunma Gücü olarak biliniyordu. Sudan’ın 1956’da İngiltere- Mısır ikili yönetimi rejiminden bağımsızlığının ardından, yeni bir ulusal orduya dönüşüm devam etti.
Birçok darbeye rağmen ordu, 25 Mayıs 1969’da askeri darbeyle iktidara gelen Cafer en-Numeyri döneminde ilk kez olmak üzere iki kez, ideolojik veya partizan şekilde takip edildi. Öyle ki Komünist Parti’ye bağlı liderlik konseyinden subaylar, 1971’de partiyi devirmeye çalıştılar ve bu girişim ‘Temmuz Düzeltme Hareketi’ olarak biliniyordu. Darbeciler, 3 günlüğüne iktidarı ele geçirmeyi başarsa da Numeyri tekrar iktidara geldi, tüm liderler idam edildi ve ordu milliyetçiliğini sürdürdü. Ancak siyasi partizanlığın ideolojiyle karıştırıldığı ikinci sefer, Güney Sudan’daki iç savaşa katılan ordu kuvvetleri, İslami hareketin milislerine yani ‘Halk Savunma Kuvvetleri’ bünyesinde eski rejim gölgesindeydi. Ardından rejim, aşiret milisleri ve taburları ile bölge halkının silahlı hareketlerine karşı Darfur savaşına girdi. Bu durum, siyasi bağlantılar olmaksızın rejime bağlı askerlerin diğer subaylar üzerindeki ayrıcalıklarını korurken, ordunun ulusal bir kurum olarak zayıflamasına katkıda bulundu. Ömer el-Beşir’in şahsında somutlaşan askeri kuruluş tarafından siyasi karar alındı. Ordunun otoriter ayrıcalıklarının sağlamlaştırılmasının temellerini atan bir darbe rejiminde bu alışılmadık bir durum değildi.

İttifakın başlangıcı
Sudan ordusunun yeniden yapılandırılması talebini tetikleyen ve her felaket ve olayda talep edilen şey, Aralık 2018 protestoları sırasında ve Beşir’in devrilmesinden sonra güvenlik organının kalıntılarının, çalışanların ve eski rejimin kalıntılarının suçlamaya karşı şiddet uygulamaya devam etmesi oldu. Ordunun eylemcilerin yanında durmasına ve oturma eylemi alanında onları Sudan güvenlik teşkilatının uygulamalarından ve onlara karşı uyguladığı şiddetten korumasına rağmen Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı’nın 3 Haziran 2019’da oturma eylemini dağıtması olaylarından silahlı kuvvetler sorumlu tutuldu. Oturma eylemi alanına ağır ve hafif silahlar ve göz yaşartıcı gaz kullanarak baskın düzenleyen güçlerin soruşturması devam ediyor.
Bu müdahalenin büyüklüğü, 100’den fazla eylemcinin ölümü, yüzlerce kişinin yaralanması ve cesetleri Nil Nehri’ne atılan onlarca kurbanın ölümü ise aşikardı. Bunun sonucunda talepler tırmandı ve ardından Ekim 2020’de Cuba Barış Anlaşması’na göre güvenlik koşullarının düzenlenmesini bekleyen silahlı hareketler Hartum’a geldi. Çağrı, başlangıçta çeşitli vesilelerle ve alan Batılı heyetlerin bir toplantısı sırasında Başbakan Abdullah Hamduk tarafından ilan edilen geçici Egemenlik Konseyi’ndeki sivil bileşen tarafından gündeme geldi. Çağrı, askeri bir yön de benimserken, Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu’nun açıklamalarında da yer aldı. Bununla birlikte Burhan, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla, profesyonel yapıyı silahlı kuvvetlerin askeri ilke ve sistemlere göre planlanması, örgütlenmesi ve oluşturulmasıyla sınırlayan stratejik bir askeri ilkeden hareket etti. Öyle ki herhangi bir siyasi bileşeni hedef almaktan bahsetmedi ve amacının silahlı kuvvetleri geliştirmek olduğunu söyledi. Ekim 2019 sonunda Burhan, Ömer el-Beşir yönetiminin ardından gelen Genelkurmay Başkanlığı sistemini ortadan kaldırmaya ve ‘genelkurmayın’ eski sistemiyle faaliyete dönmeye karar veren Sudan ordusunu yeniden yapılandırma kararları adlı.

Anlaşmazlık noktaları
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, ilk anlaşmazlık noktası, Egemenlik Konseyi bileşenlerinin gerekçeleri ve orduyu yeniden yapılandırmaya yönelik taleplerle ilgili. Konseydeki sivil güçler, askeri kurumu eski rejimin unsurlarını korumakla suçluyor. Bu suçlama ve masumiyet arasında ise ince bir çizgi bulunuyor. Eski rejim çalışanlarının net bir şekilde sınıflandırılmasına ve ‘30 Haziran 1989 Rejiminin Kaldırılması ve Kamu Fonlarının Geri Kazanılması Komitesi’ aracılığıyla kamu yararına yönlendirilmesine ek olarak ordu gibi bir kurumda, otuz yıl askerlik yapmış subayların aidiyetini tespit etmek zor görünüyor. ‘Kurtuluş’ rejiminin 1989’da ortaya çıkmasıyla birlikte rejimin, Sudan İslami Hareketi’ne mensup olmadıklarını iddia ederek büyük bir subay grubunu kamu yararına yönlendirdiğini belirtmekte fayda var.
Askeri bileşen ise ordunun genel çerçevesi ile ilgili dürtülerden, ordu kurumlarının mallarına 1989 Rejiminin Kaldırılması Komitesi tarafından el konulmasından sonra kurumun zayıflığından, subayların ekonomik durumlarından ve ‘askerlerin ekonomik durumlarından açığa çıktı. Bu da huzursuzluklara ve rejimi devirme girişimlerine yol açtı. Nihayetinde son darbe girişimi, bu mağduriyetlerin kaçınılmaz bir sonucuydu.
İkinci anlaşmazlık noktası ise yeniden yapılandırmanın uygulanması etrafında dönüyor. Öyle ki sivil güçler, Malik Akkar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi de dahil, barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketlerin dahil edilmesinin yanı sıra orduyu, eski rejim unsurlarından tasfiye etmek zorunda olduklarına inanıyor. Ayrıca Abdulaziz el-Hilu kanadının güçleri nihai bir anlaşmaya varmayı beklerken, Sudan Kurtuluş Hareketi’nin Mini Arko Minnavi kanadı da dahil olmak üzere Abdulvahid Muhammed Nur kanadı güçleri de liderinin bir anlaşma imzalamasını bekliyor.

Demokratik hizmet
Burhan’ın son darbe girişiminin ardından yaptığı açıklamaya göre silahlı kuvvetlere zarar veren şey, yeniden yapılanmadaki gecikmeydi. Ayrıca silahlı kuvvetleri, geçiş sonrası örgütsel bir yapıya ve demokrasi çerçevesine yerleştirmek de kurumu askeri darbelere bağışık hale getirdi. Belki de başlangıçtan itibaren bu durum, 17 Ağustos 2019’da imzalanan geçiş aşamasının yükünü (39 ay sürmesi kaydıyla) taşıyacak bir tür sivil- askeri ittifak oluşturma çağrısı yaptı. Hızlı Destek Güçleri’nin entegrasyonunun, özellikle projenin sivil bileşeninin siyasallaşması ile yeniden yapılanmanın tamamlanmasının önünde bir engel oluşturması muhtemel.
Burhan, ordunun yeniden yapılandırıldığını duyurduktan sonra ‘siyasi güçlerin ülkede demokrasiyi korumak için bir şeref sözleşmesi imzalaması gerektiğini’ söylerken bu, ‘ordunun demokrasinin hizmetinde olduğu’ fikrinin bir yansıması oldu. Bu nedenle siviller, korunmalarıyla ilgili sebepler dolayısıyla Burhan’ı geri çevirmezken, seçim sürecini hızlandırma ihtiyacı için birden fazla kez çağrıda bulunduklarını da inkar etmediler.

Temkinli bir memnuniyet
Sudan halkı, ordunun yeniden yapılandırılması kararını temkinli bir memnuniyetle karşılarken, projenin devrimcilerin taleplerini karşılayacağına ve bazı unsurlarının eski rejime olan bağlılığını ortadan kaldıracağına dair şüphe duyduğunu dile getirdi. Ayrıca şüphelerinin, bu sürecin eski rejim gibi partizan bir etkiye değil de ulusal yetkiye dayalı olup olmayacağını da içerdiği belirtildi. Halkın temkinli memnuniyeti ve askeri bileşenin coşkusu arasında sivil güçler, ordunun tüm askeri ve güvenlik unsurlarıyla yeniden yapılanmasının hızlanması gerektiğini vurguladı.



İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.


Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.