Sudan ordusunu yeniden yapılandırmanın sonuçları nelerdir?

Projenin, ‘devrimcilerin’ taleplerini karşılayabileceği ve bazı unsurlarının eski rejime bağlılığına son verebileceği konusunda ihtiyatlı bir memnuniyet var.

Sudan ordu üyeleri (AFP)
Sudan ordu üyeleri (AFP)
TT

Sudan ordusunu yeniden yapılandırmanın sonuçları nelerdir?

Sudan ordu üyeleri (AFP)
Sudan ordu üyeleri (AFP)

Mona Abdulfettah
Sudan ordusunun yeniden yapılandırılması talebi, son darbe girişiminin ardından kurumun şartlara ve mağduriyetlere maruz kalması sonucunda yeniden gündeme geldi. Bu çağrı, geçici Egemenlik Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Abdulfettah el-Burhan’ın orduyu ve ona bağlı (yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu tarafından yönetilen) ‘Hızlı Destek Güçleri’ni yeniden yapılandırma projesini kabul ettiğini açıklaması sonrasında yinelendi. Bu durumun yanı sıra Ekim 2020 tarihli Cuba Barış Anlaşması’nda belirtildiği üzere, etnik, kültürel, dini ve coğrafi çeşitliliğin gereksinimlerini karşılamak için silahlı hareketlerin ‘Güvenlik Düzenlemeleri Protokolü’ne entegrasyonu da gündemde. Orduyu yeniden yapılandırmaya yönelik bu talepler çeşitli askeri ve sivil kanallardan doğarken, devrimci harekete mensup güçlerin özlemleriyle besleniyor.

İki ideoloji arasında
1925’te kuruluşundan bu yana Sudan ordusu, çok etnikli bir ülkedeki kökeni nedeniyle milliyetçiliğini terk etmedi ve çeşitli etnik kökenleri de dahil ederek bir aşiret dengesi oluşturmayı başardı. 1955’teki modern Sudan ordusunun çekirdeğini oluşturmaya devam etti. İngiliz ordusu komutasındaki bir dizi Sudanlı askerden oluşmuş Sudan Savunma Gücü olarak biliniyordu. Sudan’ın 1956’da İngiltere- Mısır ikili yönetimi rejiminden bağımsızlığının ardından, yeni bir ulusal orduya dönüşüm devam etti.
Birçok darbeye rağmen ordu, 25 Mayıs 1969’da askeri darbeyle iktidara gelen Cafer en-Numeyri döneminde ilk kez olmak üzere iki kez, ideolojik veya partizan şekilde takip edildi. Öyle ki Komünist Parti’ye bağlı liderlik konseyinden subaylar, 1971’de partiyi devirmeye çalıştılar ve bu girişim ‘Temmuz Düzeltme Hareketi’ olarak biliniyordu. Darbeciler, 3 günlüğüne iktidarı ele geçirmeyi başarsa da Numeyri tekrar iktidara geldi, tüm liderler idam edildi ve ordu milliyetçiliğini sürdürdü. Ancak siyasi partizanlığın ideolojiyle karıştırıldığı ikinci sefer, Güney Sudan’daki iç savaşa katılan ordu kuvvetleri, İslami hareketin milislerine yani ‘Halk Savunma Kuvvetleri’ bünyesinde eski rejim gölgesindeydi. Ardından rejim, aşiret milisleri ve taburları ile bölge halkının silahlı hareketlerine karşı Darfur savaşına girdi. Bu durum, siyasi bağlantılar olmaksızın rejime bağlı askerlerin diğer subaylar üzerindeki ayrıcalıklarını korurken, ordunun ulusal bir kurum olarak zayıflamasına katkıda bulundu. Ömer el-Beşir’in şahsında somutlaşan askeri kuruluş tarafından siyasi karar alındı. Ordunun otoriter ayrıcalıklarının sağlamlaştırılmasının temellerini atan bir darbe rejiminde bu alışılmadık bir durum değildi.

İttifakın başlangıcı
Sudan ordusunun yeniden yapılandırılması talebini tetikleyen ve her felaket ve olayda talep edilen şey, Aralık 2018 protestoları sırasında ve Beşir’in devrilmesinden sonra güvenlik organının kalıntılarının, çalışanların ve eski rejimin kalıntılarının suçlamaya karşı şiddet uygulamaya devam etmesi oldu. Ordunun eylemcilerin yanında durmasına ve oturma eylemi alanında onları Sudan güvenlik teşkilatının uygulamalarından ve onlara karşı uyguladığı şiddetten korumasına rağmen Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı’nın 3 Haziran 2019’da oturma eylemini dağıtması olaylarından silahlı kuvvetler sorumlu tutuldu. Oturma eylemi alanına ağır ve hafif silahlar ve göz yaşartıcı gaz kullanarak baskın düzenleyen güçlerin soruşturması devam ediyor.
Bu müdahalenin büyüklüğü, 100’den fazla eylemcinin ölümü, yüzlerce kişinin yaralanması ve cesetleri Nil Nehri’ne atılan onlarca kurbanın ölümü ise aşikardı. Bunun sonucunda talepler tırmandı ve ardından Ekim 2020’de Cuba Barış Anlaşması’na göre güvenlik koşullarının düzenlenmesini bekleyen silahlı hareketler Hartum’a geldi. Çağrı, başlangıçta çeşitli vesilelerle ve alan Batılı heyetlerin bir toplantısı sırasında Başbakan Abdullah Hamduk tarafından ilan edilen geçici Egemenlik Konseyi’ndeki sivil bileşen tarafından gündeme geldi. Çağrı, askeri bir yön de benimserken, Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu’nun açıklamalarında da yer aldı. Bununla birlikte Burhan, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla, profesyonel yapıyı silahlı kuvvetlerin askeri ilke ve sistemlere göre planlanması, örgütlenmesi ve oluşturulmasıyla sınırlayan stratejik bir askeri ilkeden hareket etti. Öyle ki herhangi bir siyasi bileşeni hedef almaktan bahsetmedi ve amacının silahlı kuvvetleri geliştirmek olduğunu söyledi. Ekim 2019 sonunda Burhan, Ömer el-Beşir yönetiminin ardından gelen Genelkurmay Başkanlığı sistemini ortadan kaldırmaya ve ‘genelkurmayın’ eski sistemiyle faaliyete dönmeye karar veren Sudan ordusunu yeniden yapılandırma kararları adlı.

Anlaşmazlık noktaları
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, ilk anlaşmazlık noktası, Egemenlik Konseyi bileşenlerinin gerekçeleri ve orduyu yeniden yapılandırmaya yönelik taleplerle ilgili. Konseydeki sivil güçler, askeri kurumu eski rejimin unsurlarını korumakla suçluyor. Bu suçlama ve masumiyet arasında ise ince bir çizgi bulunuyor. Eski rejim çalışanlarının net bir şekilde sınıflandırılmasına ve ‘30 Haziran 1989 Rejiminin Kaldırılması ve Kamu Fonlarının Geri Kazanılması Komitesi’ aracılığıyla kamu yararına yönlendirilmesine ek olarak ordu gibi bir kurumda, otuz yıl askerlik yapmış subayların aidiyetini tespit etmek zor görünüyor. ‘Kurtuluş’ rejiminin 1989’da ortaya çıkmasıyla birlikte rejimin, Sudan İslami Hareketi’ne mensup olmadıklarını iddia ederek büyük bir subay grubunu kamu yararına yönlendirdiğini belirtmekte fayda var.
Askeri bileşen ise ordunun genel çerçevesi ile ilgili dürtülerden, ordu kurumlarının mallarına 1989 Rejiminin Kaldırılması Komitesi tarafından el konulmasından sonra kurumun zayıflığından, subayların ekonomik durumlarından ve ‘askerlerin ekonomik durumlarından açığa çıktı. Bu da huzursuzluklara ve rejimi devirme girişimlerine yol açtı. Nihayetinde son darbe girişimi, bu mağduriyetlerin kaçınılmaz bir sonucuydu.
İkinci anlaşmazlık noktası ise yeniden yapılandırmanın uygulanması etrafında dönüyor. Öyle ki sivil güçler, Malik Akkar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi de dahil, barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketlerin dahil edilmesinin yanı sıra orduyu, eski rejim unsurlarından tasfiye etmek zorunda olduklarına inanıyor. Ayrıca Abdulaziz el-Hilu kanadının güçleri nihai bir anlaşmaya varmayı beklerken, Sudan Kurtuluş Hareketi’nin Mini Arko Minnavi kanadı da dahil olmak üzere Abdulvahid Muhammed Nur kanadı güçleri de liderinin bir anlaşma imzalamasını bekliyor.

Demokratik hizmet
Burhan’ın son darbe girişiminin ardından yaptığı açıklamaya göre silahlı kuvvetlere zarar veren şey, yeniden yapılanmadaki gecikmeydi. Ayrıca silahlı kuvvetleri, geçiş sonrası örgütsel bir yapıya ve demokrasi çerçevesine yerleştirmek de kurumu askeri darbelere bağışık hale getirdi. Belki de başlangıçtan itibaren bu durum, 17 Ağustos 2019’da imzalanan geçiş aşamasının yükünü (39 ay sürmesi kaydıyla) taşıyacak bir tür sivil- askeri ittifak oluşturma çağrısı yaptı. Hızlı Destek Güçleri’nin entegrasyonunun, özellikle projenin sivil bileşeninin siyasallaşması ile yeniden yapılanmanın tamamlanmasının önünde bir engel oluşturması muhtemel.
Burhan, ordunun yeniden yapılandırıldığını duyurduktan sonra ‘siyasi güçlerin ülkede demokrasiyi korumak için bir şeref sözleşmesi imzalaması gerektiğini’ söylerken bu, ‘ordunun demokrasinin hizmetinde olduğu’ fikrinin bir yansıması oldu. Bu nedenle siviller, korunmalarıyla ilgili sebepler dolayısıyla Burhan’ı geri çevirmezken, seçim sürecini hızlandırma ihtiyacı için birden fazla kez çağrıda bulunduklarını da inkar etmediler.

Temkinli bir memnuniyet
Sudan halkı, ordunun yeniden yapılandırılması kararını temkinli bir memnuniyetle karşılarken, projenin devrimcilerin taleplerini karşılayacağına ve bazı unsurlarının eski rejime olan bağlılığını ortadan kaldıracağına dair şüphe duyduğunu dile getirdi. Ayrıca şüphelerinin, bu sürecin eski rejim gibi partizan bir etkiye değil de ulusal yetkiye dayalı olup olmayacağını da içerdiği belirtildi. Halkın temkinli memnuniyeti ve askeri bileşenin coşkusu arasında sivil güçler, ordunun tüm askeri ve güvenlik unsurlarıyla yeniden yapılanmasının hızlanması gerektiğini vurguladı.



Haseke'de normal hayata dönüş hazırlıkları kapsamında toprak bariyerler kaldırıldı, mayınlar temizlendi

Bir grup SDG’li, Haseke'deki cepheden çekilirken (Reuters)
Bir grup SDG’li, Haseke'deki cepheden çekilirken (Reuters)
TT

Haseke'de normal hayata dönüş hazırlıkları kapsamında toprak bariyerler kaldırıldı, mayınlar temizlendi

Bir grup SDG’li, Haseke'deki cepheden çekilirken (Reuters)
Bir grup SDG’li, Haseke'deki cepheden çekilirken (Reuters)

Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) salı günü kışlalarına çekilmesinin ardından şehrin silahsızlandırıldığı teyit edildikten sonra, yolların açılması ve trafik akışının kolaylaştırılması için şehrin güney girişindeki toprak bariyerler kaldırıldı. Yerel basında, Suriye hükümeti ile SDG arasında Haseke'de bir esir takası yapıldığı bildirildi.

Haseke'deki kaynaklar, Suriye ordusu ve güvenlik güçlerinden 10 kişinin serbest bırakılması karşılığında üç SDF esirinin serbest bırakıldığını bildirdi.

Bölgedeki sosyal medya siteleri de anlaşmanın uygulanması adımları kapsamında yeniden açılmaya hazırlık olarak Şeddadi ve Haseke arasındaki yolda mayınların infilak ettirilerek temizlendiği görüntülerini yaygın bir şekilde paylaştı.

Haseke Medya Merkezi, Suriye telekomünikasyon ağı Syriatel'in, ağın yeniden başlatılması için gerekli teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından, yaklaşık bir buçuk yıl süren kesintinin ardından Haseke kırsalındaki el-Hol ve Tel Barak beldelerinde yeniden faaliyete geçtiğini bildirdi.

SDG salı günü Haseke’nin güneyindeki cepheden çekilmeye başlarken, Suriye ordusu da iki taraf arasındaki anlaşma çerçevesinde şehrin çevresinden çekildi. Ordunun operasyon komutanlığından yapılan açıklamada ordunun çekildiği bölgelere iç güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığı belirtildi. Açıklamada ayrıca SDG’nin anlaşmayı uygulamaya kararlı olduğu ve olumlu adımlar attığı ifade edildi.

Operasyon Komutanlığı, bir sonraki adımı belirlemek için durumu izleyip değerlendirdiğini belirtirken, ABD merkezli internet sitesi Al-Monitor, üç kaynaktan sahada önemli hareketlilikler olduğunu, yani (Suriyeli olmayan) en az 100 PKK üyesinin Suriye topraklarından Irak-İran sınırındaki Kandil Dağları'ndaki PKK’nın ana üslerine geri döndüklerini aktardı.

Aynı habere göre   bu kişiler Suriye hükümeti ile SDG arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin kolaylaştırmasıyla nakledildiler. PKK üyelerinin Irak'a nakli, 22 Ocak’ta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ile SDG Başkomutanı Mazlum Abdi arasında yapılan üst düzey toplantının ardından gerçekleşti.

bgrtfb
Mesud Barzani ve Mazlum Abdi, Erbil'de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşürken (KDP)

Haberde Barzani’nin iki tarafı birbirine yaklaştırmada önemli bir rol oynadığı ve Abdi'yi bu adımın ‘güven inşa etmek’ için gerekli olduğuna ikna ettiği, Abdi’nin de bunu kabul ettiği belirtildi. Haseke'deki aktivistler, Suriye'deki PKK şubesinin fiili lideri olarak tanımlanan Bahoz Erdal’ın birkaç saat önce IKBY’ye gittiği bilgisini yaydı. Haberlere göre Bahoz Erdal, Suriye'de kalmaya devam ederlerse veya varılan anlaşmaları bozmaya çalışırlarsa uluslararası tarafların kendilerini hedef alacağına dair yapılan tehditler sonucunda bazı alt düzey liderlerle birlikte Suriye topraklarından ayrıldı. Bazı bilgilere göre güvenli geçiş garantisi söylemlerine rağmen, ilgili makamlardan operasyonun ayrıntıları veya koşulları hakkında herhangi bir resmi onay gelmemesine rağmen, ayrılışın tünellerden biri üzerinden gerçekleştiğini gösteriyor.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün yaptığı açıklamada, ülkesinin Suriye'nin birliğini desteklediğini ve Suriye'nin yanında olacağını, onu yalnız bırakmayacağını söyledi.

Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) milletvekilleriyle gerçekleşen toplantıda yaptığı konuşmada, Suriye'ye bakan herkesin vicdanlı bir şekilde baktığında tek bir gerçeği kabul edeceğini, onun da Suriye halkının en iyisini ve en güzelini hak ettiği olduğunu söyledi.

Suriye’ye vicdanlı bir şekilde bakan herkesin, Suriye halkının en iyisini ve en güzeli hak ettiği gerçeğini kabul edeceğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘tek ordu, tek devlet, tek Suriye’ temelinde 18 ve 30 Ocak anlaşmalarının tam olarak uygulanmasının önemini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kendimiz için barış, güvenlik, istikrar, kalkınma ve refah dilediğimiz gibi, komşularımız ve tüm kardeş ülkelerimiz için de aynısını diliyoruz. En büyük dileğimiz, komşumuz Suriye'nin yaklaşık 14 yıldır özlemini çektiği istikrar, barış ve huzura bir an önce kavuşmasıdır. Aynı inancı paylaşan Suriyeli kardeşlerimizin birlik ve kardeşlik içinde omuz omuza parlak bir gelecek inşa etmelerini içtenlikle diliyoruz.”

Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün'ün Suriye konusunda Türkiye'nin endişelerini paylaşmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, Ankara'nın Suriye'de barış için bu üç ülkeyle işbirliği yapacağını söyledi.

Türkiye'nin Suriye konusundaki tutumunun ilk günden beri net olduğunun altını çizen Erdoğan, “Arap, Türkmen, Kürt veya Alevi olsun, dökülen her damla kan ve akıtılan her gözyaşı kalbimizi parçalıyor. Suriye'de kaybedilen her can, bizim ruhumuzun bir parçasını kaybetmemiz anlamına geliyor” diye sözlerini sürdürdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'ye vicdanlı bir şekilde bakan herkesin, Suriye halkının en iyisini ve en güzelini hak ettiği gerçeğini kabul edeceğini belirtti.

Suriye'de kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için yol haritasının netleştiğini belirten Cumhurbaşkanı, tarafların hatalarını tekrarlamamaları ve aşırı taleplerle süreci zehirlememeleri gerektiğini vurgulayarak, şiddetin daha fazla şiddet doğurduğunun unutulmaması gerektiğini kaydetti.

Suriye'nin kaynaklarını ve yer altı ve yer üstü zenginliklerini şehirlerin altında tüneller kazmak için harcamak yerine, tüm kesimlerin refahı için kullanma zamanının geldiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın ülkesini bir an önce ilerletmek için gösterdiği samimi çabaların en yakın tanığı olduğunu açıkladı. Çiçek açan umutların yeniden sert bir kışa dönüşmeyeceğine olan güvenini dile getiren Erdoğan, “Her şeyden önce Türkiye bunun olmasına izin vermeyecek ve Suriye hükümetinin en geniş siyasi katılım ve temsiliyetini sağlayacağına ve etkili bir kalkınma planını hızla uygulayacağına inanıyorum” dedi.

Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu ve hakimiyetini genişletmeye çalışmadığını, diğer ülkeleri yeniden yapılandırma arzusunda olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aksine, biz içtenlikle kardeşlik istiyoruz ve barış diyoruz, birlikte gelişelim ve ortak geleceğimizi birlikte inşa edelim. Halep, Şam, Rakka, Haseke ve Kamışlı sevinçle dolana ve Kobani (Ayn el-Arab) çocuklarının yüzlerinde Deralı çocukların yüzlerinde olduğu gibi gülümsemeler parlayana kadar Suriyeli kardeşlerimizi bir an olsun terk etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de son dönemde yürütülen operasyonlar sırasında, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kızılay ve insani yardım kuruluşlarını harekete geçirmek için acil talimatlar verdiğini de sözlerine ekledi.


Somali’deki Mısır barış gücü… Beklenen konuşlandırma zorluklarla karşı karşıya

Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)
Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)
TT

Somali’deki Mısır barış gücü… Beklenen konuşlandırma zorluklarla karşı karşıya

Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)
Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)

Mısır barış gücü birlikleri, Somali’de görev almaya hazırlık sürecinde yeni bir aşamaya geçti. Kahire’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un katılımıyla düzenlenen askerî tören, bu sürecin son adımı olarak değerlendirildi.

Mısır’ın Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılması, uzmanlara göre çeşitli zorluklar barındırıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, başta radikal Eş-Şebab örgütünün olası tepkisi olmak üzere, Kahire ile Addis Ababa arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle Mısır’ın Somali’deki varlığına açık itirazlarda bulunan Etiyopya’nın tutumuna dikkat çekti.

Mısır ordusundan dün yapılan açıklamada, Somali Cumhurbaşkanı’nın Afrika Birliği’nin (AfB) Somali’nin birliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü destekleme misyonu kapsamında görev alacak Mısır birliklerinin askerî geçit törenine katıldığı bildirildi. Açıklamada bunun, Mısır’ın uluslararası barışı koruma çabalarına ve Afrika kıtasında güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesine verdiği öncü desteğin bir parçası olduğu vurgulandı.

Açıklamaya göre göreve katılacak birlikler, kendilerine tevdi edilen görevleri farklı koşullar altında etkin ve yetkin biçimde yerine getirebilecek düzeyde, üst seviyede profesyonel eğitimle tam hazırlık durumuna ulaştı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, pazar günü Kahire’de Somali Cumhurbaşkanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında şu ifadeleri kullanmıştı: “Görüşmelerimizde Mısır’ın AUSSOM’a katılımını ele aldık. Mısır’ın, Afrika kıtasına yönelik taahhütleri çerçevesinde ve Somali’nin tüm bölgelerinde güvenlik ve istikrarın sağlanması yönündeki kararlılığı doğrultusunda, birliklerini misyon kapsamında konuşlandırmayı sürdüreceğini teyit ettim.”

Mısır Yüksek Stratejik ve Askerî Araştırmalar Akademisi danışmanı Tümgeneral Adil el-Umde ise Mısır’ın yaklaşan katılımının Somali’nin talebi ve AfB ile Birleşmiş Milletler’in (BM) onayıyla gerçekleştiğini belirtti. El-Umde, Mısır kuvvetlerinin kendilerine verilen görevi yerine getirmeye hazır olduğunu ifade etti.

scdfrthyg
Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan Mısırlı güçler, 11 Şubat 2026 (Mısır Ordu Sözcüsü’nün paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü)

Afrika işleri uzmanı Ali Mahmud Kelni’ye göre, Mısır birliklerinin Somali’de görevlendirilmesine ilişkin veriler uzun süredir gündemdeydi ve bu adım ‘ani bir fikir’ olarak doğmadı. Kelni, bu seçeneğin ciddi şekilde tartışıldığını, ancak Kahire ile Mogadişu yönetimlerinin onayını beklediğini belirterek birliklerin yakında konuşlandırılmasının beklendiğini söyledi.

Söz konusu adım, İsrail’in 26 Aralık’ta Somaliland bölgesini ‘bağımsız ve egemen bir devlet’ olarak tanıdığını açıklamasının ardından yaklaşık iki ay sonra gerçekleşti. Bu dönemde Somali’de çatışmalar ve Eş-Şebab’ın saldırıları yaşandı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de Aralık 2024’te, ülkesinin AUSSOM’da görev alacağını duyurmuştu.

Mısır’ın katılımı ilan edildikten sonra bazı zorluklarla karşılaşıldı. 2025 Temmuz’unda Mısır Cumhurbaşkanlığı, barış gücünün sürdürülebilirliğini sağlamak ve görevini etkin şekilde yerine getirmesine yardımcı olmak için uluslararası toplumdan ‘yeterli finansman’ sağlanması çağrısında bulundu.

Bu çağrı, 2025 Nisan ayında Uganda’da düzenlenen bir barış gücü toplantısında AfB Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf’un, Somali’deki AfB misyonuna ‘190 milyon dolarlık finansman sağlanması’ gerektiğine vurgu yapmasının ardından geldi.

xscdfrgt
Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan Mısırlı güçler, 11 Şubat 2026 (Mısır Ordu Sözcüsü’nün paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü)

El-Umde’ye göre en önemli zorluk, birliğe verilen görevin niteliğinden kaynaklanıyor. Bu görevin, başta Eş-Şebab olmak üzere terör unsurları ve yasa dışı silahlı gruplarla mücadeleyi kapsadığını belirten el-Umde, Etiyopya’dan Mısır güçlerine yönelik doğrudan bir meydan okuma beklemediğini ifade etti. El-Umde, “Mısır güçlü bir devlettir ve belirlenen prosedürler ile görev çerçevesine bağlıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Kelni ise Mısır güçlerinin Somali’ye ulaşma ihtimalinin, bölgedeki hassas güç dengelerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi. Kelni, bu adımın başta Etiyopya olmak üzere bazı komşu ülkelerde kaygı yaratabileceğini; zira Kahire ile Addis Ababa arasında, başta Rönesans Barajı krizi olmak üzere, çözüme kavuşmamış dosyalar bulunduğunu hatırlattı.

Kelni, söz konusu gelişmenin Mısır’ın Eritre, Sudan ve Somali ile olan güvenlik düzenlemeleri ve çok katmanlı ilişkileriyle kesiştiğine işaret ederek, Etiyopya’nın bilgi sahibi olduğu ve bazı süreçlerin kolaylaştırılmasına katkı sunmuş olabileceği öne sürülen dolaylı İsrail rolleriyle ilgili iddiaların da gündemde olduğunu kaydetti.

Askerî ve siyasi hareketliliğin işaretleri net olmakla birlikte, Mısır güçlerinin Somali’ye konuşlandırılmasının etkisinin boyutunu değerlendirmek için henüz erken olduğunu belirten Kelni, Afrika Boynuzu’ndaki bazı ülkelerin tepkilerinin farklı senaryolara açık olduğunu ifade etti. Kelni, özellikle Somali ordusunun eğitim ve silahlanma kapasitesinin artmasına yönelik açık kaygıların sürdüğüne dikkat çekti.


Gazzeli gruplar “işbirlikçileri” peşine düşerek suikastlara hazırlanıyor

Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)
Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)
TT

Gazzeli gruplar “işbirlikçileri” peşine düşerek suikastlara hazırlanıyor

Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)
Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)

Gazze'deki silahlı Filistinli gruplar, Hamas ve İslami Cihat'ın saha komutanlarını ve üyelerini hedef alan İsrail'in suikast kampanyasının devam edeceği öngörüsüyle alarm durumuna geçti.

Şarku’l Avsat’a konuşan saha kaynakları, söz konusu grupların ‘işgalci İsrail ile iş birliği yapanlar’ olarak tanımlanan kişilerin peşine düşülmesi de dahil bazı önlemlerin son günlerde ve haftalarda bir dizi suikastı engellediğini doğruladı.

Saha kaynakları, talimatların, yerin tespit edilmesinden kaçınmak için cep telefonu veya teknolojik cihaz taşımadan bir yerden başka bir yere güvenli bir şekilde hareket etmeyi içerdiğini belirttiler. Başka bir saha kaynağı, bazı önlemlerin Hamas güvenlik güçleri ile İzzettin el-Kassam Tugayları ve Saraya el-Kudüs’ün saha unsurları tarafından kontrol noktalarının kurulmasını içerdiğini ve bunun İsrail ile iletişim kuranların ve silahlı çetelerle çalışan unsurların hareketlerini azaltmaya katkıda bulunduğunu söyledi. Kaynak, bunlardan birçoğunun yakalanıp sorgulandığını ve takip edilen kişiler hakkında bilgi elde edildiğini belirtti. Bu bilgiler daha sonra hedef kişilere iletilerek yerlerini değiştirmeleri sağlandı.