Mukteda es-Sadr yeni Irak Meclisi’nde ‘en büyük bloğu’ oluşturursa neler olur?

Mukteda es-Sadr yeni Irak Meclisi’nde ‘en büyük bloğu’ oluşturursa neler olur?
TT

Mukteda es-Sadr yeni Irak Meclisi’nde ‘en büyük bloğu’ oluşturursa neler olur?

Mukteda es-Sadr yeni Irak Meclisi’nde ‘en büyük bloğu’ oluşturursa neler olur?

Irak’ta Şii parti ve gruplar, 10 Ekim’de yapılacak seçimlerden sonra yeni hükümetin anahtarını almak için faaliyetlerine başladı. Bu süreçte İran destekli silahlı grupların işi oldukça zor görünüyor.
Irak’ta halkın seçimleri boykot etme adeti dikkate alındığında seçimlere yönelik katılımın zayıf kalacağı, dolayısıyla da büyük ve sürpriz değişikliklerin olması çok uzak bir ihtimal. Seçime iki haftadan daha kısa bir süre kalırken, Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi, Ammar el-Hakim’in liderliğindeki Ulusal Hikmet Akımı ile Irak’ın eski Başbakanı Haydar el-İbadi’nin liderliğindeki Nasr Koalisyonu’nun seçim sonuçlarında üst sıralarda yer alacağı yönünde çok sayıda değerlendirme mevcut.
Seçimlerden sonra Meclis’te “en büyük bloğun” oluşturulması, seçim sonuçlarına bağlı olduğu kadar, bölgesel koşullar ve bir sonraki Irak hükümetinin kurulması amacıyla yapılacak müzakerelerde özellikle İran’ın rolü de etkili olacak.
Hükümeti kurma denklemini etkileyecek bir senaryo ön plana çıkıyor o da Mukteda es-Sadr’ın Meclis’te en fazla sandalyeyi almasıdır. Analistler bu varsayımdan hareketle seçim sonrası “yol haritasını” çiziyorlar. Sadr Hareketi, kendi seçmeni için oluşturduğu mobil uygulamanın algoritmasını kullanarak Meclis’te alacağı sandalye sayısını daha az hatayla tahmin etmeye çalışıyor. Sadr Hareketi seçim kampanyasında görevli bir kaynak, “Geçtiğimiz aylarda mobil uygulamalar üzerinden güncellenen veri altyapısı, ülke genelindeki sandalye sayısıyla ilgili ön değerlendirmeler ortaya koydu (…) birinci sırada olacağız” dedi.
Sadr’ın seçim taktiklerinin başarılı olması halinde ona yakın müttefiklerinin Meclis’te en büyük bloğu oluşturma şansı daha yüksek olacak. Şu dakikaya kadar Ammar el-Hakim ve Haydar el-İbadi’nin geniş kapsamlı bir hükümet kurmak için Sadr’a katılacağı bilinen bir durum. Diğer Şii partiler ise seçimi önde götürecek Kürt ve Sünni partilerin belli olmasını bekliyorlar.
Sadr-Hakim-İbadi ittifakı, İran’ın Irak’taki temsilcisi konumunda bulunan siyasi grupların 2018 seçimlerinde olduğu gibi yeni bir ilerleme kaydetmesine muhalefet eden birçok kesim için daha az sıkıntılı bir denklem oluşturacak. Fakat aynı zamanda bu grupların ülke yönetiminin dışında kalması tehlikeyi daha da artıracak.
İran destekli silahlı grupların siyasi şemsiyesi olan Fetih Koalisyonu’ndaki yöneticiler, Sadr ve müttefiklerinin yönetime geçmesi durumunda oyunun kurallarını değiştireceğini, Haşdi Şabi’de köklü değişiklikler yapılacağını ve bunların başında da İran’ın Haşdi Şabi üzerindeki etkisini sınırlandırmak olacağını belirtiyor. Siyasi bir kaynak, Fetih Kolisyonu lideri Hadi el-Amiri, Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ve Asayib Ehlil Hak Kays el-Hazeli gibi isimlerin seçimleri açık ara farkla kazanan isimle (Sadr) siyasi çatışmaya girmemeye özen gösterdiğini belirtti.
Sadr Hareketi mensupları da kağıt üzerinde Haşdi Şabi yapılanmasında değişikliğe gidilmesinin kolay olduğunu ancak bunu uygulamak için İran ile bizzat özel müzakere etmek gerektiğini söylüyor. Sadr’ın seçim zaferi haberi İran tarafından sevinçle karşılanmayacak. İran’ın bu senaryoya kendini hazırlaması gerekiyor. Sadr seçimden zaferle ayrılırsa bölgesel ve uluslararası aktörlerin kendisi hakkındaki düşüncesi de değişecektir. Zira böyle bir durumda söz konusu aktörlerin gözünde Sadr artık şiddet eylemlerinde parmağı bulunan radikal bir din adamı olmayacak. Sadr sahip olduğu siyasi birikimle siyaset sahnesinde taktik ve manevra yapma konusunda iyice ustalaştı.
Sadr eğer Tahran’ın siyasi tetikçisi değil de halkın taleplerinin sözcüsü olursa İran ile müzakereler hiç de kolay geçmeyecek. Nitekim İran, silahlı gruplardan bağımsız olarak Irak’taki yeni yönetimde nüfuzunu korumaya çalışacaktır. Fakat İran’ın silahlı gruplardan bağımsız olarak böyle bir tepki vereceği yönündeki varsayımı doğru kabul etmek, İran destekli Iraklı silahlı grupların emellerini göz ardı etmek anlamına geleceğinden gerçekle bağdaşmaz. Zira bu gruplar büyük olasılıkla devlet kurumlarındaki siyasi ve ekonomik kazanımlarını kaybetmemek için mücadele edecek.
Iraklı politikacılar, Sadr ve müttefiklerinin kazanacağı muhtemel bir zaferin seçimlerden sonra aylarca sürecek çatışmalara dönmesinden endişe ediyor. Söz konusu politikacılar buna bir de Şii gruplar arasındaki çatışmaları da dahil ediyorlar. Dolayısıyla böyle bir senaryo, tüm tarafları, İran ile olan dengeleri kontrol edebilecek bir ismin başkanlığında koalisyon hükümeti kurmaya zorlayabilir. Bununla birlikte Sadr’ın seçim zaferi ihtimali Tahran’ın Irak’taki nüfuzunun sonu anlamına gelmez sadece bu nüfuzu sınırlandırır.
Bunun için de Şii partilerin kulislerinde, halihazırda başbakanlık görevini icra eden Mustafa el-Kazımi’nin ikinci dönem başbakanlık yapması konuşuluyor. Ancak bu sefer Sadr koalisyonunun desteklediği güçlü bir siyasi figür olarak göreve gelir. Fakar Şarku’l Avsat muhabirinin konuştuğu bazı Şii siyasi parti yöneticileri, Kazımi isminin şimdiden gündeme getirilmesinin erkenden bu ismi yıpratma girişimi olabileceğine işaret etti.
Konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, Sadr’ın elinde başbakanlık koltuğu için 3 veya 4 adayın bulunduğunu belirterek, bunlar arasında daha fazla tecrübeye ihtiyacı olduğundan en az şansa sahip kişinin Meclis Başkan Yardımcısı Hasan el-Kabi olduğunu aktardı. Ancak Kaynaklar Kabi’nin bir sonraki yasama döneminde Meclis çalışmaları için uygun olabileceğine işaret etti.



İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.


Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.