Cezayir, Fransa’nın sömürge dönemi suçlarını uluslararası arenaya taşıyabilir

İki ülke arasındaki ortak geçmiş, aralarındaki ilişkileri bozan ve diplomatik gerilimleri tetikleyen bir çıkmaz haline geldi

Başbakan Eymen bin Abdurrahman, hükümetin çalışma programında Fransa'nın sömürge döneminde işlediği suçlarla ilgili hafıza dosyasına geniş yer verdi (Radio Algeria)
Başbakan Eymen bin Abdurrahman, hükümetin çalışma programında Fransa'nın sömürge döneminde işlediği suçlarla ilgili hafıza dosyasına geniş yer verdi (Radio Algeria)
TT

Cezayir, Fransa’nın sömürge dönemi suçlarını uluslararası arenaya taşıyabilir

Başbakan Eymen bin Abdurrahman, hükümetin çalışma programında Fransa'nın sömürge döneminde işlediği suçlarla ilgili hafıza dosyasına geniş yer verdi (Radio Algeria)
Başbakan Eymen bin Abdurrahman, hükümetin çalışma programında Fransa'nın sömürge döneminde işlediği suçlarla ilgili hafıza dosyasına geniş yer verdi (Radio Algeria)

Ali Yahi
Fransa'nın Cezayir çölündeki nükleer bomba denemeleri dosyası, Cezayir'in meseleyi uluslararası arenaya taşıma niyetini açıklamasının ardından iki ülke arasındaki gerginliğin fitilini ateşleyebilir. Cezayir, bu adımın dosyanın kapatılmasına katkıda bulunacağını düşünürken Fransa, kendi çıkarlarına zarar vermesinden endişe ediyor.

Fransa’nın tutumu ve Cezayir’in adımı
Cezayir ve Fransa arasındaki ortak geçmiş, aralarındaki ilişkileri bozan ve özgürlükleri, özellikle de insanların hareket özgürlüğünü etkileyen ‘gizli’ ekonomik, politik, ticari ve hatta insan hakları savaşlarına dönüşebilecek diplomatik gerilimleri tetikleyen bir çıkmaz haline gelmiş gibi görünüyor. Fransa'nın Cezayir’deki sömürge döneminde işlediği suçlarla ilgili hafıza dosyasına ilişkin ne varsa bölgesel ve uluslararası meselelerde çıkar sağlamak ve destek almak için şantaj yapmak, tehdit etmek ve kışkırtmak için kullanan taraflardan hiç biri, tarihi fırsatı kaçırmıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ülkesi adına Fransa-Cezayir savaşı sırasında Fransa için savaşan, ancak daha sonra devlet tarafından terk edilen Harkiler'den af dilemesinin ardından Cezayirli çevreler, Fransa’nın Cezayir’deki sömürge döneminde işlediği suçlara ilişkin dosyaları uluslararası arenaya taşımayı planladıklarını açıkladılar. Cezayir Atom Enerji Komisyonu (COMENA) Başkanı Merzak Ramki’ye göre özellikle Fransa'nın Cezayir çölündeki nükleer bomba denemeleri dosyası, Cezayir’in elindeki en güçlü dosyalardan biri. Ramki, Cezayir'in imzaladığı Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması'nın, Fransa tarafından Cezayir çölünde inşa edilen nükleer test sahalarının temizlenmesi için faydalı taahhütler içerdiğini vurguladı.

Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nın oluşturduğu ‘koruma kalkanı’
Her yıl 26 Eylül'de kutlanan Uluslararası Nükleer Silahların Tamamen Ortadan Kaldırılması Günü münasebetiyle bir açıklamada bulunan Ramki, Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması'nın ‘Taraf devletler, özellikle nükleer testler gerçekleştirmiş olanlar, nükleer silahların kullanılmasından ve denenmesinden zarar görenlere yeterli yardımı sağlamakla ve nükleer silahların kullanımı ve testinden etkilenen bölgelerin çevresini yeniden düzenlemekle yükümlüdür’ diyen 6. Maddesi’ne ve ‘Taraf devletler, antlaşmanın uygulanmasını desteklemek için iş birliği yapmak ve uluslararası yardım sağlamakla yükümlüdür’ diyen 7. Maddesi’ne işaret etti. Ramki, yukarıdaki maddeler uyarınca Cezayir'in, 1990’lı yılların sonlarında test alanlarının ön radyolojik değerlendirmesi çalışmalarına teknik iş birliği çerçevesinde daha önce katkıda bulunan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gibi yetkili kuruluşlardan uluslararası yardım talep ettiğini belirtti.

Güçlü bir dosya oluşturulmalı
Konuyu yakından takip eden Cezayirli insan hakları savunucusu Fatıma Zehra bin Brahim, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Uluslararası mahkemelere gitmek için sağlam bir dosya oluşturulmalı. Çünkü Fransa, Cezayir'deki nükleer denemeleriyle ilgili suçlamaların gerçeklerini gizlemeye çalıştı ve bu yüzden mağdurlar haklarını alamadı” dedi. Siyasi bir aktivist olan Muhammed Mahmudi ise “Cezayir, insana ve çevreye karşı bir suçun işlendiğini belgeleyen bu dosyada güçlü bir konum sahip” şeklinde konuştu. Mahmudi, Mücahitler ve Hak Sahipleri Bakanlığı’nın Fransız makamlarına, Fransa'nın, Cezayir çölündeki nükleer bomba denemelerinin kurbanlarını dışarıda tutan ‘Morin Yasası’nı yeniden gözden geçirmeleri konusunda resmi bir talepte bulunmada gecikmesini eleştirdi.

Hükümet kararlı
Cezayir Başbakanı Eymen bin Abdurrahman, hükümetin çalışma programını Meclis’e sunduğu sırada hükümetin, sömürge dönemine kadar uzanan önemli sorunları önceliği haline getirirken önceki yıllarda olduğu gibi hafıza dosyasına odaklanmaya devam ettiğini söyledi. Başbakan Abdurrahman, bağımsızlık savaşında hayatını kaybedenlerin kalıntılarının ve Ulusal Arşivler’in kurtarılmasının yanı sıra Cezayir çölündeki nükleer bomba denemeleriyle ilgili hafıza dosyalarının tamamlanması gerektiğini belirtti. Bağımsızlık savaşı sırasında kaybolan kişilerle birlikte sürgün ve yerinden edilenlerin durumuna ilişkin diğer dosyaların da öncelikli olduğunu kaydeden Başbakan, ‘sömürge döneminde Fransa tarafından Cezayir halkına karşı işlenen her türlü suçun’ ele alınacağını vurguladı.
Fransa’nın yardımları
Öte yandan Fransa, 2010 yılında nükleer bomba denemelerinin neden olduğu radyasyondan etkilenenlere tazminat ödenmesi sürecini düzenleyen Morin Yasası’nı çıkarmasına rağmen, Fransız hükümeti henüz tek bir Cezayirliye tazminat ödemedi. Oysa Cezayirlilerin yakalandıkları hastalıkların, patlamaların bıraktığı toksin kalıntıların yerde biriken ve havada hareket eden kumlar aracılığıyla taşınan nükleer radyasyondan kaynaklandığına dair kanıtlar var.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Fransa Savunma Bakanlığı, Paris’in Cezayir'de 6 yıl boyunca gerçekleştirdiği nükleer denemeler sırasında Cezayir çölündeki bazı bölgelere nükleer denemeler yapılırken kullanılan kamyonların ve askeri teçhizatın gömüldüğünü kabul etmişti. Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Fransa, ellerindeki haritaları Cezayirli yetkililere teslim etti. Bu bölgelerdeki çeşitli deneme sahalarının radyolojik teşhisi yapıldı ve Cezayirli makamlara bildirildi” denildi.
Nükleer uzmanları, Fransa'nın Cezayir çölünde 17 nükleer deneme gerçekleştirdiğini söylüyorlar. Bu denemeler sonucunda Fransa Atom Enerjisi Komisyonu teknisyenleri ve askerler, Fransız yapımı birinci nesil Mirage 4 savaş uçakları tarafından kullanılan plütonyum bombasını geliştirdiler.

Dosyanın uluslararası arenaya taşınmasının iki yolu
Cezayirli hukuk uzmanı Hac Hanefi, hafıza dosyasıyla ilgili bir konunun uluslararası arenaya taşınmasının iki yolu olduğunu düşünüyor. Bunlardan birincisi hukuki yani, nükleer denemeler dosyasının hükümetler arası örgütler aracılığıyla insan haklarıyla ilişkilendirilmesi yolu. Örneğin dosya insan hakları kuruluşlarına, özellikle Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'ne (UNHRC) götürülebilir. Ardından Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) ve diğer uluslararası sivil toplum kuruluşlarına taşınabilir. Hanefi’ye göre bunu yapmanın ikinci yolu ise diplomasi. Böyle bir suçun kurbanı olan tüm Afrika ülkelerinden seslerin yükselmesi ve Fransa'nın uluslararası hukuk karşısında yaptıklarının hesabını vermesi gereken yasadışı bir eylemde bulunduğuna dair bir tür uluslararası fikir birliği yaratılması için diplomasi harekete geçirilebilir. Morin Yasası’nın Fransa'nın bu suçu tanıdığının bir göstergesi olduğunu vurgulayan Hanefi, bu yüzden dosyanın doğrudan tanınma meselesi olmaktan çıkıp uluslararası arenaya taşınmasının önemine dikkati çekti.
Cezayirli hukuk profesörü Muhammed Adnan el-Ahdar bin Mir, Fransa'nın Cezayir çölündeki nükleer bomba denemelerinin, tümüyle bir suç olması sebebiyle bu tür durumlarda uluslararası hukukta bilinen yasal prosedürlerin uygulanmasını beklemiyor. Prof. Bin Mir’e göre Cezayir, konunun uluslararası arenaya taşınmasını savunmak için gerekli diplomatik kapasiteye sahip.



El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, bugün yaptığı açıklamada, hükümetinin özellikle iki ülke arasındaki tarihsel ortaklıklar doğrultusunda Rusya ile bütün alan ve sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Zeydi, Rusya Federasyonu Askeri-Teknik İşbirliği Federal Servisi Başkanı Dmitriy Şugayev ve beraberindeki heyeti, Rusya’nın Bağdat Büyükelçisi’nin de katılımıyla kabul etti. Görüşmede Zeydi, Irak’ın Rusya ile ikili ilişkilerine verdiği önemi ve bu ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus yetkili ise ülkesinin Irak ile ikili ilişkileri geliştirme konusundaki kararlılığını vurguladı. Moskova’nın terörle mücadele, bölgesel ve uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla Irak’la ortak koordinasyonu sürdürme isteğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Irak hükümetinden yapılan açıklamada, görüşmede iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin geliştirilmesi ve çeşitli anlaşmalar ile mutabakat zabıtlarının hayata geçirilmesi yoluyla ikili ilişkilerin ve ortak çalışmaların güçlendirilmesinin ele alındığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Irak güvenlik güçlerinin farklı birimlerinin kapasitesinin desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik iş birliği olanakları da değerlendirildi.


Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
TT

Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)

Rabia Abdusselam

Sosyal medya son zamanlarda, dini ve laik akımlar arasında edep ve ahlak, kamusal alanda görünüm ve giyim kuşam konusunda tekrarlanan tartışmaları yeniden canlandıran, hararetli bir fikri çatışma alanına dönüştü. Bu dijital tartışma artık basit görüş ayrılığı değil; keskin bir şekilde çatışmacı boyutlar kazandı. Bunlar, geçmişte ülkeyi Kara On Yıl'ın (yaklaşık 1992 ile 2002 yılları arasında on yıl süren kanlı ve şiddetli silahlı çatışma dönemi) labirentine sürükleyen başlangıç ​​noktasını ve ilk kıvılcımı oluşturan aynı şiddet yüklü tonu taşıyor.

Bu keskin kutuplaşmanın özellikleri, bugün dijital alanı bölen şiddetli sanal çatışma ile somutlaşıyor. Muhafazakâr akım, kamu ahlakını ve toplumun değer sistemini koruma bahanesiyle, edep standartlarının ve kamusal alanlarda kılık kıyafete, davranışlara daha sıkı kontrollerin getirilmesini talep eden geniş çaplı dijital kampanyalar yürütüyor. Öte yandan, “ahlaki vesayet” ve bireysel özgürlükleri boğma olarak tanımladıkları girişimleri kategorik olarak reddeden kadınlardan ve aktivistlerden oluşan bir cephe bulunuyor. Bu iki akım arasında bazıları, arşivdeki videoları paylaşarak ve o karanlık dönemde ihanete kurban gidenlerin isimlerini anarak “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatıyor.

Bu sert söylem bizi temel sorularla yüzleştiriyor: Sadece kamusal görünümle ilgili geçici bir tartışma ile mi karşı karşıyayız, yoksa toplum on yıllardır ertelenmiş olan kimlik ve birlikte yaşama sorularıyla yeniden mi yüzleşiyor? Ve sanal tartışmalar kolektif istikrarı tehdit eden bölünmelere dönüşmeden önce bu endişe verici kutuplaşma döngüsünü nasıl kırabiliriz?

Dağlardan kutuplaşmış ekranlara

Dijital kutuplaşmanın giderek artmasına ilişkin endişeleri yansıtan dikkat çekici bir siyasi değerlendirmede, Yeni Nesil Partisi Genel Başkanı Dr. Lakhdar Amokrane yaptığı açıklamaya devletin dayanıklılığına ve ülkenin kolektif bilincine vurgu yaparak başladı. Amokrane, “2026 Cezayir’i hiçbir şekilde 1990’ların Cezayir’i değil. Bugün devletimiz daha güçlü, toplumumuz derin bir dönüşüm geçirdi ve halkımız o dönemde çok ağır bir bedel ödedi” dedi.Ancak Amokrane, sözlerini sürdürürken mevcut duruma ilişkin bazı göstergeler konusunda endişe ve kaygı taşıdığını da dile getirdi.

Amokrane “Ülke 1990'ların bataklığına düşme tehlikesini aşmış olsa da bölünmeye yol açan mekanizmalar, aşırılıkçı söylemler, ötekini düşman olarak gösterme girişimleri, farklı olma hakkının reddi ve nihayetinde ihanet suçlamaları ve temelsiz kimlik çatışmalarıyla beslenerek yeni biçimlerde tekrar ortaya çıkmaya başlıyor” uyarısında bulundu.

Parti lideri şuna da dikkat çekti “Bu çatışmanın dağlardan telefon ekranlarına ve sanal platformlara kayması tehlikesi bulunuyor. Zira artık yorumlar, paylaşımlar ve sistematik dijital kampanyalar etrafında dönüyor. Bu kampanyalar, Cezayirlileri eşi benzeri görülmemiş bir sözlü şiddetle birbirine düşürüyor.” Bu şiddetin, ‘silahsız, ancak toplumsal dokunun bütünlüğü için asla sonuçsuz kalmayacak bir savaş’ olarak tanımladığı durumun sonuçlarını hafifletmek için kolektif bir durup düşünme anını gerektirdiğini de söyledi.

Dijital alanda, ahlakı korumak için edebin dayatılmasını talep eden muhafazakâr bir akım ile “ahlaki vesayeti” reddeden kadınlar ve aktivistler ve “Kara On Yıl” boyunca yaşanan “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatanlar arasında keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı

Bu uyarının boyutlarını anlamak için Cezayir bilincinde acının büyüklüğünü özetleyen çeşitli adlarla bilinen bu trajik döneme geri dönülmeli. Bu adların en bilinenleri “Kara On Yıl”, “Kan ve Gözyaşı Yılları” ile “Ulusal Trajedi”dir. O dönemde özellikle de 1990'larda, sosyal medya platformları henüz doğmamıştı. Dahası o dönemde büyük krizin kanlı ayrıntıları, dağların zirvelerinde ve mağaralarında, derin ormanlarda ve silahlı çatışmaların kaleleri ve sahneleri haline gelen izole köylerde ve mezralarda yaşanmıştı.

O yıllar ardında korkunç insani, psikolojik ve sosyal kayıplar bıraktı; bu kayıpların derin yaraları, birçok Cezayirlinin bilincinde ve hayal gücünde canlı olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki hatırlanma ve temsil edilme biçimi iki nesil arasında farklılık gösteriyor; yaşanan dehşetlere tanık olan ve kanlı olayların ayrıntılarını dakika dakika yaşayan bir nesil ile 21. yüzyılda veya krizin son anlarında doğan bir nesil. Bu yeni nesil, o dönemi ancak sözlü tarih, medya ve ebeveynlerinden duydukları bazı birinci elden anlatımlar aracılığıyla tanıyor.

Kimlik mücadelesi

 Çatışma eski savaş alanından sanal alana kayarken, mevcut tartışmanın doğasının ve derinliğinin ikincil önemde konularla ilgili olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görünüş ve giyimle ilgili mevcut anlaşmazlıklar, göründüğü kadar yüzeysel veya geçici değil.

cxhnmh
5 Eylül 2024'te yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Cezayir'in Oran kentindeki bir meydanda fotoğraf çektiren kadınlar, (AFP)

Bu bağlamda, Cezayir'deki “İyi Yönetim Cephesi”nin Başkanı İsa Belhadi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yüzeyde sosyal veya kültürel gibi görünen bu tartışmalar, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler, anlaşmazlığın sınırları ve toplum içindeki birlikte yaşamanın doğasıyla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor.”

Belhadi, tarihsel hafızanın tuzaklarına karşı uyarıda bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Cezayir, siyasi, entelektüel ve sosyal farklılıklar keskin kutuplaşmaya dönüştüğünde ağır bir bedel ödedi. Bu nedenle, 1990'ların söylemini tarihsel bağlamının dışında kullanmak topluma hizmet etmez, aksine gerilim ve korku ortamı yaratmaya katkıda bulunabilir.”

Ona göre sorun, fikir anlaşmazlıklarının özünde değil, medeni diyalog mekanizmalarının yokluğunda yatıyor; “fikir çeşitliliği toplumu zenginleştirir, ancak gerçek kriz, bu doğal farklılıkları dışlama araçlarına, ihanet ve dinden dönme suçlamalarına ve insanların görünüşlerine, inançlarına veya aidiyetlerine göre sınıflandırılmasına dönüştürüldüğünde, sosyal medya, barışçıl bir arada yaşamayı garanti eden sorumlu diyalog alanı yerine, önyargıların alanı haline geldiğinde başlar ve kötüleşir.”

Hukuki düzenleme çekici ile farkındalık örsü arasında

Bu gergin gerçeklikle karşı karşıya kalındığında, temel ve acil bir soru öne çıkıyor: Bu olgu nasıl ele alınabilir ve tehlikeli sonuçları nasıl sınırlandırılabilir?

Bu kutuplaşma etrafındaki kamuoyu tartışması iki ana seçenek arasında gidip geliyor. Birincisi, dijital kaosu dizginlemek, kışkırtma ve nefret içeren söylemleri suç saymak ve gizliliği korumak için katı ve kararlı yasalar çıkarmayı içeriyor. Bu bağlamda, İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi şunları söyledi: “Hiçbir ülke ne kadar açık olursa olsun, özellikle bu alan kışkırtma, nefret söylemi yayma veya bireylerin onurunu ve gizliliğini ihlal etme aracı haline geldiğinde, dijital alanı kullanımını düzenleyecek yasal bir çerçeve olmadan bırakamaz.” Belhadi, “Bu düzenleme özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine korunmasıdır; çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, görüşlerini özgürce ifade edenler de dahil olmak üzere herkese zarar veren bir kaosa dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi, yaptığı açıklamada, “Yüzeyde sosyal bir tartışma gibi görünen şey, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamayla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor. Bu da 1990'ların tartışmalarını bağlamından kopararak yeniden canlandırabilir, gerilim ve korku atmosferi yaratabilir” dedi

Ancak diğer yandan parti lideri, bu alandaki herhangi bir yasanın, “muhalefeti susturmak veya kamu düzenini sağlama veya koruma bahanesiyle karşıt görüşleri yargılamak için bir araç haline gelmesini önlemek için kesin kurallara tabi olması gerektiğini” belirterek, belirsiz metinlerin genellikle belirtilen amaçlarından çok uzak amaçlar için kullanıldığını gösteren tarihsel deneyime atıfta bulundu. Buradan yola çıkarak Belhadi, bağımsız yargı denetimi altında, eleştiri ile iftira ve anlaşmazlık ile hakaret arasında kesin ayrım yapan, net ilkelere dayalı bir yasal çerçeve hazırlanması çağrısında bulundu.

Hukukun gücünü toplumun olgunluğuyla birleştiren bu dengeli yaklaşıma dayanarak Belhadi, fikir, giyim veya kişisel inanç farklılıklarının asla anavatan için bir tehdit oluşturmadığını, aksine canlılığının ve çoğulculuğunun kesin kanıtı olduğunu vurguladı. Ona göre gerçek tehlike çeşitliliğin kendisinde değil, bazılarının bu çeşitliliği açık bir çatışma alanına dönüştürme çabasında ve başkalarının koşullarını ve geçmişlerini gerçekten bilmeden ön yargılı hükümlerde bulunma kolaylığında yatmaktadır. Ayrıca gençlere doğrudan seslenerek, dijital dünyanın gürültüsünün yurttaşlarından hayali bir düşman yaratmasına izin vermemeleri konusunda da onları uyardı.

fvbgnt
Cezayir'de, 20. yüzyılın başlarından itibaren geleneksel şarkılarıyla ünlü merhum Cezayirli şarkıcı el-Hac Muhammed el-Anka'nın bir duvar resminin önünden geçen insanlar, 15 Eylül 2024 (AFP)

Sözlerini, “Çeşitliliği ve çok yönlü karakteriyle Cezayir, atılması gereken bir yük değil, aksine akıllıca yönetilmesi ve yatırım yapılması gereken büyük bir ulusal varlıktır” diyerek sarsılmaz bir inançla sonlandırdı. Tarihi boyunca en zorlu sınavlardan geçme kudretini ve direncini kanıtlamış olan Cezayir halkının, “bugün de bu hararetli dijital tartışmayı yeni bir krizin başlangıcı değil, kolektif tarihsel büyüme için fırsata dönüştürebileceğine” olan tam güvenini dile getirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.