Irak Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı Hasan Nazım, Şarku'l Avsat'a konuştu: ‘Suudi Arabistan ile gerçek anlamda ortaklıklarda bulunmayı planlıyoruz’

Nazım, kültürün Arap ülkelerini birleştiren büyük bir şemsiye olduğunu vurguladı

Irak Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı Hasan Nazım
Irak Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı Hasan Nazım
TT

Irak Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı Hasan Nazım, Şarku'l Avsat'a konuştu: ‘Suudi Arabistan ile gerçek anlamda ortaklıklarda bulunmayı planlıyoruz’

Irak Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı Hasan Nazım
Irak Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı Hasan Nazım

Irak Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı Hasan Nazım, ülkesinin 2021 Riyad Uluslararası Kitap Fuarı'na onur konuğu olarak katılımına ilişkin açıklamalarda bulundu. Nazım,söz konusu katılımın, Irak ile Suudi Arabistan’ın gelişen ilişkiler ve çeşitli düzeylerde gerçek ortaklıklar kurma yolunda atılan diplomatik adımlar ve yürütülen sıkı çalışmalar kapsamında gerçekleştiğini vugruladı. Böylece iki ülke arasındaki ortaklığın güçlendiği ve iki kültür arasındaki bağların daha da kuvvetli hale geldiği özel bir durumu yansıttığını kaydetti.
Şarku’l Avsat’a özel açıklamlarda bulunan Nazım, Irak ile Arap dünyası arasındaki diplomatik ilişkilerin yeni bir aşamada olduğunu vurguladı. Bakan Nazım sözlerini şöyle sürdürdü:
“Irak kültürü, özellikle Arap kültürü ile bağların yeniden kurulduğu, niteliksel özelliklere sahip koşullar ile karşı karşıya. Zira kültür, Arap ülkelerini bir araya getiren büyük bir şemsiyedir. Yüzyılı aşkın süredir bu kültürün aktörü olan Irak, şimdi Arap dünyası ve özellikle Suudi Arabistan ile ilişkilerine yeni bir statü ile geri dönüyor.”
Suudi Arabistan Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan’ın Nisan 2019'da Irak'ın başkenti Bağdat'a yaptığı ziyaretin ülkesinde olumlu yankılar uyandırdığını vurgulayan Bakan Nazım, kendi deyimiyle bu ‘alışılmadık’ ziyareti iki ülke arasındaki gerçek kültürel iş birliğinin başlangıcı olarak nitelendirdi.
Irak'tan kaçırılan arkeolojik hazine Gılgamış Destanı tableti teslim almak için Riyad Uluslararası Kitap Fuarı açılışı öncesinde gittiği Washington’da Şarku’l Avsat ile röportaj gerçekleştiren Bakan Nazım kültür alanında Irak’tan Arap coğrafyasına, uluslararası alanda yankılanan son gelişmelere kadar birçok merak edilen soruyu cevapladı:

Irak'ın 2021 Riyad Uluslararası Kitap Fuarı'na katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Irak'ın bu yıl Riyad Uluslararası Kitap Fuarı'na hayati önemdekikatılımı, istisnai koşullar altında gerçekleşti. Zira Suudi Arabistan Krallığı ile hem kültürel hem de ekonomik açıdan ilişkilerimiz yoğunlaşıyor. Bu katılım, Krallık’ın ve Irak'ın iki ülke arasındaki bu çok önemli ve temel bağları yeniden kurmak için gösterdiği tüm çabaların zirve noktası sayılır. Kültürel bağların toplumlar arasındaki ilişkilerin oluşumu için gerekli olduğunu biliyoruz. Aslında kültürel bağların hiç kopmadığını düşünüyorum. Zira her iki ülkeden aydınlar, sanatçılar ve üniversite hocaları süreçte kültür sanat alanlarında çalışmalarını sürdürdüler ve sürekli temas halinde bulundular. Suudi akademik ve kültürel çevrelerle de kişisel ilişkilerim de var. Hatta bu fuara katılım öncesinde de ziyaretlerimiz oldu. Nitekim iki ülke arasındaki ortaklıkları artıran, kültürleri arasındaki bağları güçlendiren ve sanatsal faaliyetleri artıran özel bir süreçte gelen bu katılım, iki ülke arasında kısa süre önce imzalanan mutabakat zaptı ile daha fazla ortaklığa imkan sağlıyor.

Hem iki ülke hem de kültürel ve edebi mirasları arasındaki bu kültürel iletişim sizin için ne ifade ediyor?
İki ülke arasındaki kültürel iletişim değişmez bir durum. Zira bu iki ülke, ortak bir kültürü paylaşıyor. Bu mirası, tarihi ve kültürel bağlantıları ispat için kanıta ihtiyacımız yok. En nihayetinde Suudi Arabistan ve Irak iki komşu ülke. Aralarında kültürel, ailevi ve aşiret uzantıları gibi birçok kültürel fenomen var. Bu nedenle iki ülke arasında ortak özellikler bulmak şaşırtıcı değil. Suudi Arabistan'daki kültürün Irak'ta edebiyat, şiir, hatta düşünce düzeyinde kökleri mevcut. Irak, Arap kültürünün temel direği sayılıyor. 1970’lerden bu yana Krallık’ta çalışmış büyük profesörlerimiz var. Krallık'taki deneyimleri, Arap kültürünü zenginleştirip Irak kültüründe etki bırakan Suudi aydınların kültürel etkisinin yanı sıra dikkate değer bir yankı buldu. Bu alışveriş, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişimi için kapsamlı bir temel oluşturuyor.

Irak edebiyatı, düşüncesi ve sanatının sembollerinin kutlandığı 2021 Riyad Uluslararası Kitap Fuarı’nda meşhur şairler Muhammed Mehdi el-Cevahiri, Bedir Şakir es-Seyyab, Ali Cevad et-Tahir’in şiirleri, Nasir Şemme’nin müziğinin ritmi, Sadun Cabir’in şarkıları, Ur, Babil, Babil ve Nemrud şehirleri kalıntıları ile buluşacak. Irak'ın bu köklü varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Riyad Uluslararası Kitap Fuarı'nın onur konuğu konumundaki Irak Cumhuriyeti için hazırladığı program, şiir akşamları, entelektüel seminerler ve konferanslardan oluşan kapsamlı, cömert ve organize bir etkinlik. Eşlik ettiğimiz büyük heyette Iraklı aydınlar, sanatçılar ve şairler var. Dediğiniz gibi fuarda meşhur Arap şairi Muhammed Mehdi el-Cevahiri, modern Arap şairi Bedir Şakir es-Seyyab ve Suudi üniversitelerinde eğitim görmüş Ali Cevad et-Tahir anılacak. Nasir Şemme ve Sadun Cabir’in parçaları eşliğinde sanat dolu zengin bir program düzenlenecek. Irak arkeolojisi üzerine konuşulacak. Bu katılımı sağlayıp organize etmede büyük çaba sarf eden Suudi ekibine tüm bu program için teşekkür ederiz.

Kültür ve miras, Suudi Arabistan Krallığı ile Irak arasındaki bağları nasıl canlandırabilir?
Bazı siyasi koşulların bir kopuşa yol açtığı yıllarda bile kültürel bağlar kopmadı. Her iki ülkedeki aydınlar ve üniversite profesörleri birbirleriyle temas halindeydi. Entelektüel ve kritik alanlar, felsefe, çeviri ve dilbilimde bir süreklilik mevcut. Bu konuda tüm Arap ülkelerindeki aydınlar arasında bir etkileşim var. Gerçek şu ki sınırları aşan kültür, siyasi koşullardan ve ülkeler arası ilişkilerdeki kopuşlardan fazla etkilenmiyor.

Bu durum, kültüre ve aydınlara ek bir sorumluluk mu getiriyor?
Elbette. Suudi Arabistan ile Irak kültürü arasındaki temel bağları yeniden kurma yönündeki uygun koşulların ışığında kültür şimdi daha büyük bir görevle karşı karşıya. Suudi-Irak Koordinasyon Konseyi aracılığıyla geçmişin geride bırakıldığı, birçok düzeyde yeni ilişkilerin başlatıldığı temellerin atıldığı bir çağdayız. İki ülke arasında kültür de dahil olmak üzere birçok alanda bir işbirliği çerçevesi kuruldu, anlaşmalar yapıldı. Önümüzdeki dönemde, kültürel bağların daha fazla kaynaştığına tanık olacağız.

Suudi Arabistan Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan ile aranızda karşılıklı ziyaretler oldu. İki ülke arasındaki kültürel iş birliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir süre önce Irak'ı ziyaret eden Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Irak kültürünü soludu. Irak kültürünün simgesi Mutanabbi Sokağı’nı ziyaret etti. Kendisiyle Zoom üzerinden yaptığım görüşmede, olumlu ve harika bir atmosfer eşliğinde rahatça fikir alışverişinde bulunduk. Bu fuara katılımımızı, Bağdat ve Riyad'da kültür ve sanat haftaları düzenlemeyi planladık. Bu süreç ve  şartlarda elimizden gelen her şeye açık olan Suudi Bakan Ferhan aynı zamanda Irak’ın 2021 Riyad Uluslararası Kitap Fuarı'nda onur konuğu olması için oldukça büyük özen gösterdi. Suudi Arabistan Kültür Bakanlığı’nın fuara dair bu tutumu, iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği ve gelişimi için bir sevinç ve iyimserlik kaynağı. Nitekim temeller atıldı ve çarklar döndü. Geriye bakmak gerekmeyecek. Irak Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı olarak Arap kardeşlerimiz ve tüm Arap ülkeleriyle çalışmak konusunda kararlıyız. Bu yönde Suudi Arabistan’ın ülkemiz için büyük bir anlamı var.

İki ülke arasında su an uygulanmakta olan kültürel, edebi ve sanatsal projeler var mı? Önümüzdeki yıllar için planlanan projelere dair görüşleriniz neler?
Irak-Suudi Koordinasyon Konseyi kapsamında ortak çalışmalar bulunuyor. Antik hac yolu Derbi Zübeyde’nin Dünya Mirası Listesi'ne kaydedilmesi yönünde ortak bir çaba mevcut. İki ülke arasındaki bu coğrafi ve kültürel etkileşim için arkeolojik açıdan ortak noktalar da var. Teknik projelerin tamamlanması için planlar geliştirilmesi hedefleniyor. Kültürel düzeyde de Bağdat ve Riyad'da kültür sanat haftaları düzenlenmesi için ön anlaşma yapıldı.

Irak, Riyad Kitap Fuarı'na kaç yayınevi ve kitap ile katılıyor?
Riyad Uluslararası Kitap Fuarı'ndaki Irak yayınevleri sayısı; kitap basımından sorumlu genel kültür işleri dairesi olan Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı, Dar Mamoon Çeviri ve Yayıncılık, Kürt ve Arap kültürleri arasında köprü kurmakla sorumlu Kürt Yayınevi, meşhur Sümer dergisi gibi kitap ve dergi yayınına katkıda bulunan Tarihi Eserler ve Miras Genel Müdürlüğü de dahil olmak üzere 20'yi buluyor. Riyad’daki fuarda 500'e yakın başlık sunacaklar.

Irak'tan kaçırılan arkeolojik hazine Gılgamış Destanı tabletini teslim almak için Washington'dasınız. Bu eserlerin ve mekanlarının bir kaydı var mı?
Irak’tan çalınan çok sayıda eski eser mevcut. Burada sadece Irak Müzesi'nden çalınanlardan bahsetmiyoruz. Bunlar kayıt altına alınıyor. İstatistikler ve belgeler var. Biz de onları takip ediyoruz. Bazılarını geri aldık, diğerlerini de almak için çalışıyoruz. Tarihi Eserler ve Miras Genel Müdürlüğü ve Irak Dışişleri Bakanlığı da bağlantıları ve elçilikleri aracılığıyla bu konuda bize yardımcı oluyorlar. Eski eser kaçakçılığını önleyen, bunu suç sayan dost ülkelerin yasaları da bu konuda yardımcı konumunda. Bazı eserler, Irak topraklarında yapılan gelişigüzel kazılarda çalındı. Geniş bir coğrafyaya sahip Irak'ın tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptığı malum. Nereye giderseniz gidin, Asur, Babil, Sümer, Akad, Kiş ve diğer uygarlıklara ait izlerle karşılaşacaksınız. Irak’ın tamamı tarihi eserlerle dolu. Bu nedenle arkeoloji polisiyle, hatta teknolojiyle bile toprakları kontrol etmek çok zor. Bu konuda birçok saldırıya maruz kalıyoruz. Ancak durum şimdi daha sakin. 2003 sonrasında olduğu gibi pek şiddetli değil. Kontrol daha iyi.

Bu coğrafyadaki eski eserleri korumaya yönelik yürütülen bölgesel çabalar neler?
Yerel düzeyde, tarihi kalıntıların anlamı ve özen verilmesi gerektiği konusundaki farkındalık artıyor. Tarihi eserlere rastlayanlar, bunları Kültür ve Tarihi Eserler Bakanlığı'na iade ediyorlar. Bu bilincin komşu ülkelere de yayılması gerekiyor. Komşu ülkeler, Irak'taki eski eser kaçakçılığı için istasyonlar kurdu. ABD ve Avrupa'ya ulaşan bu eski eserler doğrudan Irak’tan değil, komşu ülkelerden geçti. Bu nedenle komşu ülkeleri tarihi eser kaçakçılığını önlemeye, bunu suç sayan kanunlar çıkarmaya çağırıyoruz. Böylece büyük bir mirasa ev sahipliği yapan Irak da dahil bölgenin mirasına sahip çıkılabilir. Zira Irak, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye ve İran gibi ülkeler tarihi eser açısından oldukça zenginler. Kaçakçılıktan korunacak yasalar çıkarmak herkesin yararına olacaktır.

Irak’taki arkeolojik alanları dünyanın her yerinden ziyaretçilere ne zaman açılacak?
Irak'ta arkeoloji turizminin hiçbir zaman canlanamadığı gerçeğini kabul etmeliyiz! 2003 öncesi diktatörlüklerin politikalarına bakarsak, otoriter rejimlerin genellikle turizmi teşvik etmediğini görürüz. Bu alandaki çalışmalar, hükümetle anlaşmaya vararak araştırma yapan arkeologlar, madenciler ve yabancı kazı misyonları ile sınırlıydı. Irak değişimin ve ülkedeki açılımın ardından güvenlik sorunları ve büyük bir terör dalgası ile karşı karşıya kaldı. Tüm bunlar, sadece arkeoloji turizmi için değil, genel olarak tüm turizm için de güvensiz bir ortam oluşturdu. Ancak şimdi terörün ortadan kaldırılmasının ve nispeten güvenli bir ortamın sağlanmasının ardından arkeoloji turizmini canlandırma yönünde yoğun bir çalışma programları ve planlar hazırlandı. Özellikle Papa’nın Nasiriye’deki Zi Kar Valiliği’ni ve Hazreti İbrahim'in doğduğu Ur antik kentini ziyareti ardından bu yönde bir teşvik mevcut. Irak'ta arkeoloji turizmini, bazı dinlerin kutsallığını temsil eden yerleri, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne giren Babil ve Asur'daki antik eserleri canlandırmayı planlıyoruz. Ancak ekonomik açıdan biraz toparlanmaya ihtiyacımız var. Zirâ turistik alanların yeniden hayata geçirilmesi, ziyaretçilerin ve turistlerin hizmetine girecek arkeolojik alanların bakımını ve bu alanlarda altyapının kurulmasını gerektiriyor. Bu yönde planlarımız var. İnşallah ekonomimiz düzelecek, arkeoloji turizmi de toparlanacak.

Bir profesör, araştırmacı, eleştirmen ve yazar olarak Irak'taki kültürel ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Irak'taki kültürün halen üretken ve etkili olduğunu, kültürlerin siyasi sistemler ile birlikte çökmeyeceğini düşünüyorum. Evet bazı sorunlar ve ikilemler yaşadık, zor şartlardan geçtik. 2003 yılından sonra ülke, diktatörlük rejiminin bıraktığı zorlukların ve meydan okumaların yanı sıra işgale de maruz kaldı. Tüm bunlar Irak kültürü ve üretimi üzerinde iz bırakmış olabilir. Ancak bence devletler çöker, kültür ve medeniyetler ayakta kalır!
Bu topraklarda halen aydınlar ve profesörler doğuyor. Entelektüel alanda girişimler mevcut. İhtiyacımız olan tek şey, çalışmalarına devam etmeleri yönünde entelektüelleri ve sanatçıları destekleyecek daha fazla altyapı sağlamak.

Hükümetin çevre ile iletişimde yeni yaklaşımından bahsediyorsunuz. Bu amaca ulaşmak için ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?
Komşu ülkeler ve tüm dünya ile yeni bir iletişim aşamasındayız. 2021’i diplomasi yılı ilan eden Irak hükümeti, bu yönde son iki yıldır çabalıyor. Hükümet öncülüğündeki bu açılım, bölgesel komşularla ilişkiler konusunda yeni bir bakış açısını, Irak’ın bölgedeki aktif rolüne geri dönüşünü temsil ediyor. Bu yönde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelere ziyaret turları düzenleyen Başbakan Mustafa el-Kazımi, Ürdün ve Mısır ile üçlü zirve düzenliyor. Bu yöndeki çabalar yalnızca Irak kültürünü canlandırmayı ve dünya ile bağını yeniden kurmayı değil, aynı zamanda ülkemizi genel olarak ekonomik ve sosyal düzeyde desteklemeyi sağlıyor. Nitekim Irak kültürü, özellikle Arap kültürüyle bağlarının yeniden tesis edileceği niteliksel koşulların eşiğinde. En az bir asırdır bu kültürün bir aktörü olan Irak, şimdi başta Suudi Arabistan gibi komşu Arap ülkeleri olmak üzere tüm Arap dünyası ile ilişkilerinde yeni bir aşamaya giriyor.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Rusya Suriye sahilinde kalıyor ancak misyon değişiyor

Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
TT

Rusya Suriye sahilinde kalıyor ancak misyon değişiyor

Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

Rusya’ya ait bir gemi konvoyunun Suriye’nin batısındaki Tartus’a ulaşmasıyla birlikte, Rusya’nın Akdeniz kıyısındaki iki üssünden birinin bulunduğu bu limana Moskova-Şam mutabakatının ardından gelen ilk gemilerin ne taşıdığı gündeme geldi. Söz konusu mutabakat, Rusya’nın Suriye topraklarındaki varlığının geleceğine ilişkin düzenlemeleri içeriyor.

Rus konvoyunda yer alan dört gemi, bu ayın 7’sinde Akdeniz’e ulaştı. Rus çarlarının, 2024’ün sonlarında başlıca müttefikleri olan Suriye eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in devrilerek Moskova’ya kaçmasının ardından da Akdeniz’deki varlığını korumaya çalıştığı biliniyor.

Askeri-teknik iş birliği

Deniz istihbarat şirketi Sea Max’in uydu görüntüleri üzerinden yaptığı ilk incelemeye göre Rusya’ya ait Sparta ve ikmal gemisi Akademik Paşin konvoyda yer aldı. Reuters ise konvoydaki iki gemiyi görüntülerken, Rus petrol tankeri General Skobelev’in Suriye açıklarında demirlediğini ve boşaltma operasyonu sırasında limanın üzerinde bir gözetleme balonunun uçtuğunu bildirdi.

Bu sırada Sparta gemisi, Hmeymim ve Tartus üslerine gönderilen mühimmatın da bulunduğu malzemeleri boşalttı. Konvoydaki dördüncü gemi ise Rusya’ya ait Amiral Levçenko destroyeri. Konvoyun Cebelitarık Boğazı’nı geçerek Akdeniz’e yönelmesi ve gemilerin sinyal yayınlarını kesmesinin ardından, uydu takibiyle Suriye kıyılarına ulaştıkları doğrulandı.

Rus siyasi işler uzmanı Dr. Roland Bijamov yaptığı değerlendirmede, Rus gemilerinin faaliyetlerinin iki ülke arasındaki yeni ilişkiler ve ikili iş birliği çerçevesinde, askeri-teknik iş birliğinin yeni bir modeli kapsamında yürütüldüğünü söyledi. Bijamov, Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Hmeymim Üssü’ne gerçekleştirdiği ilk ziyaretin, tarafların son dönemde vardıkları anlaşmaları fiilen uygulama aşamasına geçtiğini gösterdiğini belirtti.

 Rusya Akdeniz'den çekilmeyecek, Akdeniz'e kıyısı bulunan iki Suriye üssünde varlığını sürdürecek (Independent Arabia)
Rusya Akdeniz'den çekilmeyecek, Akdeniz'e kıyısı bulunan iki Suriye üssünde varlığını sürdürecek (Independent Arabia)

Bijamov’a göre Rusya Akdeniz’den çekilmeyecek; Tartus ve Hmeymim’deki varlığını sürdürecek, ancak buradaki faaliyetlerini ortak eğitim merkezleri ve lojistik merkezler şeklinde yeniden yapılandıracak.

Rusya’nın yeni Suriye ordusuna silah tedariki konusunda ise Bijamov, bunun mümkün olduğunu ancak sürecin kademeli ve pratik şekilde ilerleyeceğini, ilk aşamada Şam yönetimine yeni ordunun ihtiyaç duyduğu yedek parçalar ile askeri teçhizat bileşenlerinin sağlanmasıyla sınırlı kalacağını ifade etti.

Rus gemilerinin gelişinin, Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Rus üssüne gerçekleştirdiği askeri heyet ziyarete paralel olarak gerçekleştiğine dikkat çeken Bijamov, iki gelişmenin aynı sürecin birbirine bağlı parçaları olduğunu belirtti. Bijamov’a göre Moskova, yeni koşullar altında varlığını sürdürürken, Şam da diğer uluslararası aktörlere karşı elini güçlendiren bir konum elde ediyor. Sürecin temelinde ise pragmatizm ve ortak çıkarlar bulunuyor.

Mutabakat ve Rusya’nın varlığı

Suriye-Rusya ilişkilerini takip eden uzmanlara göre, gerçekleşen gelişmeler Şam’ın dış politikasında, Suriyelilerin hafızasında önemli yer tutan en karmaşık meselelerden birinin çözümü açısından yeni bir adım oluşturuyor. Böylece iki taraf arasındaki eski düşmanlık, barış ve karşılıklı çıkar ilişkisine dönüştürülürken, uzun süre Rusya’nın mutlak nüfuzu altında bulunan bir bölgede Suriye egemenliğinin yeniden tesis edilmesi hedefleniyor.

Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Rus üslerine yaptığı ziyaretin ardından Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani de cuma günü Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nı ziyaret etti. Şeybani’ye Genelkurmay Başkanı, deniz ve hava kuvvetleri komutanları ile askeri istihbarat başkanı eşlik etti. Heyet, mutabakatın uygulanmasına ilişkin süreci takip etmek ve üzerinde anlaşmaya varılan uygulama adımlarının ne aşamada olduğunu değerlendirmek üzere bazı Rus yetkililerle bir toplantı gerçekleştirdi.

Moskova ile Şam arasında Rusya’nın iki üssünün geleceğine ilişkin müzakereler bir buçuk yılı aşkın süre devam etti. Taraflar, sivil nitelikteki tesislerin yönetiminde Suriye egemenliğini güvence altına alan bir anlaşmaya vardı. Buna göre Hmeymim Havalimanı ve Tartus Limanı’ndaki dördüncü ticari rıhtım gibi tesislerin kademeli olarak yeniden işletmeye alınması ve sivil yatırımlara açılması öngörülüyor.

Buna karşılık mutabakat, askeri nitelikteki tesislerde Rusya’nın varlığını yeniden düzenlerken, Akdeniz kıyısındaki bu bölgede Suriye’nin ulusal egemenliğini de güvence altına alıyor. Suriye Dışişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin açıklamasına göre yeni düzenlemelerin uygulanması için üç ayı aşmayacak net bir takvim belirlendi.

Eğitim ve silahlandırma

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre taraflar, 9 Ağustos’ta imzalanan mutabakat kapsamında askeri üs ve tesislerin işlevlerini yeniden düzenleyerek bunları ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürme konusunda anlaşmaya vardı.

Askeri analist Ahmed Kabalan yaptığı açıklamada, anlaşmanın yeni Suriye ordusuna teknik destek sağlanmasının yanı sıra eğitim ve yetiştirme faaliyetlerine katkıda bulunmasının önünü açtığını söyledi. Kabalan, özellikle Şam’ın kurtarılmasının ilk günlerinde İsrail hava saldırılarında imha edilen ağır araçların ve hava savunma sistemlerinin onarımı konusunda iş birliği yapılabileceğini ifade etti.

Kabalan’a göre bunun karşılığında Moskova Akdeniz’deki iki üssünü koruyacak. Tartus Üssü’nün, Rusya’ya Akdeniz’in güney kesimindeki NATO faaliyetlerini izleme imkânı sağlaması nedeniyle önemli olduğunu belirten Kabalan, üssün kaybedilmesinin bölgedeki güç dengesini etkileyebileceğini, ayrıca farklı ülkelerde yürütülecek operasyonlar için bir ikmal ve hareket noktası niteliği taşıdığını ifade etti.

Suriye Gelecek Hareketi ise yayımladığı açıklamada, mutabakat hükümlerinin uygulanmasının hızlandırılması çağrısında bulundu. Açıklamada, açık bir uygulama planı, kesin takvimler ve askeri tesislerin sivil ve eğitim merkezlerine fiilen dönüştürülmesini denetleyecek mekanizmalar oluşturulması istendi. Ayrıca Lazkiye Havalimanı ve Tartus Limanı’nın geliştirilmesine yönelik kapsamlı bir plan hazırlanması ve geri alınan tesislerin yönetiminde şeffaflığın artırılması, işletme faaliyetleri ve gelirler konusunda düzenli raporlar yayımlanması talep edildi.

Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı

Moskova, 2011’de Suriye’de halk hareketinin başlamasının ardından ülkenin içişlerine doğrudan müdahil oldu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Rusya, Çin’le birlikte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisini kullanarak Esed yönetimi ile muhalifler arasındaki çatışmaları sona erdirecek uluslararası kararların önünü kesti.

Askerî açıdan Rusya’nın Suriye’deki varlığı 2015’te önemli ölçüde arttı. Moskova, önceki Suriye yönetimine silah ve teknoloji desteği sağlarken, Hmeymim ve Tartus’taki faaliyetlerini genişletti; ayrıca ülkenin farklı bölgelerinde çok sayıda askeri üs ve nokta kurdu.

Esed’in devrilmesine kadar devam eden bu varlığın ardından, muhaliflerin 27 Kasım 2024’te Halep’e yönelik operasyon başlatmasıyla Rusya, kentteki son askeri noktası olan Esed Askeri Akademisi’nden personelini çekti. Rusya ayrıca ağır araçlarını ve gelişmiş savunma sistemlerini batıdaki Hmeymim ve Tartus üslerine taşıdı ve varlığını korumak amacıyla diplomatik çözüm arayışlarına yöneldi.